5 Aralık Kadınların Seçme ve Seçilme Hakkı Yıldönümü

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
6,584
Tepki puanı
421
Düşünce
Sünni
5 Aralık 1934 Türkiye Cumhuriyetinin ehemmiyetli bir dönüm noktasıdır. İkinci Meşrutiyet döneminde aktif olarak öne çıkan Türk kadın hareketi yıllarca siyasal hak talep etmiş ve 1930’da tanınan yerel seçimlere katılma hakkından sonra 5 Aralık 1934’te “milletvekili seçme ve milletvekili seçimlerine katılma” hakkına kavuşmuştu.

Kadınların siyasal haklarını elde etmesi çoğunlukla Mustafa Kemalin bir jesti gibi görülse de bu sürecin önemli bir geçmişi bulunuyor. 1920’lerden itibaren konu gündeme gelmiş ancak iktidarın tepkisiyle sürekli ertelenmiş hatta bu talepleri dillendiren Nezihe Muhiddin gibi kadın hareketi öncüleri iktidarın hışmından kurtulamayarak tasfiye edilmişlerdi.

Osmanlı devletinde kadınlar, kadın öğretmen yetiştirme amacıyla Darülmuallimat’ın kurulması ve Abdülhamit devrinde yeni kurulan mekteplerle sosyal yaşamda daha görünür hale geldiler. Kadın öğretmenler ilk mekteplerde ve kız rüştiyelerinde görev yapmaya başladıkları gibi kadın yazarların yazıları gazete ve dergilerde yayınlanmaya başladı.

Bu yazılarda öncelerde “İslam kadını” vurgusu olsa da zamanla farklı talepler dile getirildiği gibi bir süre sonra “Türk kadını” vurgusu öne çıktı.

İlk dönemlerde kendi adları ile yazmayan kadın yazarlar, sonraları kendi adlarıyla yazılar kaleme aldılar. Ancak bu çevre, devlet adamlarının kızları ve akrabalarıyla sınırlı kaldığı gibi kadın hareketi de İstanbul ve Selanik’e hapsolmuş gibiydi.

Bu devrin öne çıkan yazarları arasında Ahmet Cevdet Paşa’nın kızları Fatma Aliye ve Emine Semiye (Yularkıran) hanımlarla Osman Paşa’nın kızı Şair Nigâr Hanım gösterilebilir.

İkinci Meşrutiyet devrinde kadınlar cemiyet kurarak sosyal hayatta etkili olma çabası içine girdiler. Kadınlara yönelik yayınlanan dergilerin sayısı da sürekli arttı. Özellikle İttihat ve Terakki’ye destek veren kadın yazarlar öne çıktılar. Kadınlar 1914’de İnas Darülfünunun açılmasıyla da yükseköğretim imkânı elde ettiler.

Meşrutiyet devri kadın yazarları, kadınların toplum hayatına dahil olmaları, çalışma hayatında var olmaları, kadın erkek eşitsizliğinin ortadan kaldırılması gibi talepleri gündeme getirdiler.

Savaş yıllarında da Kadın İşçi Taburlarıyla başlayan süreç, yurdun işgale uğraması üzerine Halide Edip gibi kadın yazarların çalışmaları ve cepheye silah taşıyan veya düşmana karşı mücadele eden Satı Kadın, Kara Fatma gibi kadın kahramanlarla devam etti. Ayrıca kadın dernekleri de Millî Mücadeleye önemli katkılar yaptılar.

Cumhuriyet devrinin ilk senelerinin önemli bir aktörü ise Nezihe Muhiddin ve O'nun liderliğiyle kurulan Türk Kadınlar Birliği oldu.

Nezihe Muhiddin dayısının kızı Nakiye Hanım ve O'nun aracılığıyla tanıştığı Fatma Aliye Hanım’dan etkilenmiş ve gittiği okuldaki eğitimi beğenmediğinden kendi kendini yetiştirmeyi tercih etmişti. Bu gayretlerinin semeresini de Maarif Nezareti’nin açtığı öğretmenlik sınavını kazanarak almış ve kız idadisinde öğretmenliğe başlamıştı.

Mekteplerde müdürlük yapan, müfettiş olarak denetlemelerde bulunan Nezihe Muhiddin, Eğitim Bakanlığı'na raporlar düzenleyerek eğitimin iyileştirilmesi için önerilerde bulunmuş özellikle yerli malı kullanımını teşvik eden konferanslarıyla İstanbul’da büyük bir üne kavuşmuştu.

Vefatına dek 17 roman ve 300 kadar hikâye yazan Nezihe Hanım memleketin kurtuluşunun kadınların yükselmesiyle olacağını ileri sürüyor, bunun için de kadınların sosyal hayatla beraber siyasi hayatta da yer alması gerektiğini savunuyordu.

Bu fikirden hareketle henüz CHP’nin “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adını taşıdığı bir dönemde 16 Haziran 1923’de Şukufe Nihal, Nimet Remide ve Latife Bekir’le birlikte Kadınlar Halk Fırkasını kurdu.

Fırkanın programında kadınların siyasi ve toplumsal haklarının savunulacağı ve konumunun yükselmesi için çaba sarf edileceği belirtiliyor, “Anadolu’daki hemşirelerin” aydınlatılması için çalışmalar yapılarak cehalet ve taassupla mücadele edileceği vurgulanıyordu. Nihai hedef fırkanın kadın temsilcilerinin mecliste temsil edilmesiydi.

İçişleri Bakanlığı, bu çağdaş yaklaşımlarına rağmen fırkanın kuruluş talebini sekiz ay sonra “bazı esbab-ı mülahazat” gerekçesiyle onaylamadı. Gerekçenin içeriği ise hiçbir zaman öğrenilemedi. Ankara kendi inisiyatifi dışında gelişen bu teşebbüse sıcak bakmamış özellikle “fırka” isminin kullanılmasından rahatsız olmuş ve Kadınlar Halk Fırkası’nı yok etmeyi uygun görmüştü.

Nezihe Muhiddin ve arkadaşları buna rağmen çabalarından vazgeçmediler ve bir yıl sonra bir dernek çatısı altında örgütlenerek Türk Kadınlar Birliği’ni kurdular. Dernek önceki teşebbüsten ders aldığından programına “siyasetle ilgisi olmadığını” belirten bir madde koymuş ve kimsesiz kadınlara yardım etmek, yerli malını teşvik etmek gibi sosyal faaliyetleri öne çıkarmıştı.

Buna rağmen yöneticilere yine de yaranamamış olacak ki dönemin gazetelerinde memleketin çok önemli işleri varken kadınların siyasi haklarının gündeme getirilmesinin gereksiz olduğuna dair yazılar yayınlandı. Derneğin CHF’ye üye olmak için yaptığı başvuru da reddedildi.

Türk Kadınlar Birliği 1925’de İstanbul’da tekrarlanan milletvekili seçiminde Nezihe Muhiddin ve Halide Edib’i aday göstermek için harekete geçtiyse de yine başarılı olamadı.

Devrin yandaş basınının temsilcisi Yunus Nadi Cumhuriyet’teki yazılarında bu isteklerle alay ederek “cins-i lâtifin Himaye-i Etfal gibi cemiyetlerde çalışmasını” savunurken Milli Savunma Bakanı Recep Bey (Peker) de “mademki Türk vatanı ile ve mukadderatı ile fiili olarak meşgul olmak dileğindesiniz, o halde bu fiili meşguliyetin başka bir şerefli cephesi vardır ki, sizi oraya davet ederim” sözleriyle kadınlara askerlik yapmaları önerisinde bulundu.

1927 seçimlerinde de “kadın haklarını savunan erkek milletvekili aday gösterilmesi” için çabalandıysa da bu teşebbüsler rejimin Nezihe Muhiddin’e tavır almasıyla sonuçlandı. İdare heyetinin seçiminde usulsüzlük yapıldığı ve dernek yönetiminde “yolsuzluklar” olduğu gerekçeleriyle soruşturmalar başlatıldı.

Soruşturmalar takipsizlikle neticelense de “durumdan vazife çıkaran yargı” harekete geçti. Nezihe Hanım kurucusu olduğu dernekten “emniyetin müdahalesiyle” uzaklaştırıldı ve yargı sürecinden ancak 1929 affıyla kurtulabildi.

Tek parti iktidarı Şirin Tekeli’nin ifadesiyle kadınları “araçsallaştırmış” ve “kontrol edemeyeceği” bu sembol kadına tahammül edememiş ve onu tasfiye ederek unutulmaya terk etmişti. Nezihe Muhiddin’in editörlük yaptığı dergide yazı kaleme alanlar bile yıllarca kendisinden bahsetmediler.

5 Aralık 1934’de Başbakan İsmet İnönü ve 131 milletvekilinin teklifiyle gerçekleşen anayasa değişikliğiyle Nezihe Muhiddin ve Türk Kadınlar Birliği’nin yıllardır arzu ettiği kadınların milletvekili seçme ve seçilmelerine imkân veren düzenleme TBMM’de kabul edilerek yürürlüğe girdi.

1935 seçimlerinde de devrin tek siyasi partisi olan CHP listelerinden on sekiz kadın milletvekili TBMM’ye girdi.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
6,584
Tepki puanı
421
Düşünce
Sünni
Türk Kadınlar Birliği, seçimlerden bir ay sonra İstanbul’da 12. Uluslararası Kadınlar Birliği Kongresine ev sahipliği yaptı. Bu büyük organizasyona dünyanın 32 ülkesinden temsilciler katıldılar.

Kongrede öne çıkan tema dünyadaki savaş rüzgârlarının tesiriyle “barış ve silahsızlanma” oldu. Fakat gerek kongrenin teması gerekse derneğin tam kontrol edilemeyeceği paranoyası Türk Kadınlar Birliği’nin yeniden hedef alınmasına yol açtı. Bu dönem artık Türkiye’nin tamamen bir “Tek Parti rejimine dönüştüğü” yıllardı.

Bu tür yönetimlerde en ufak bağımsız hareketlere bile tahammül olmadığından Türk Kadınlar Birliği kendi kendini feshetti. Fesih sebebi olarak kadınların siyasi haklarına kavuşmuş olmasını gösterdi.

Tek parti rejimi rol model olarak bütün modern fikir ve mücadelelerine rağmen Halide Edip ve Nezihe Muhiddin gibi başörtülü kadınlar yerine Sabiha Gökçen ve Afet İnan’ı tercih etti. Gökçen ve İnan’ın ortak özelliği Mustafa Kemalin manevi kızları olarak devrim ideolojisine uygun bir şekilde yetiştirilmeleri yani “cumhuriyet çocuğu” olmalarıydı.

“Askerî” bir kahraman olarak öne çıkarılan Gökçen, henüz kadınların askeri okullara kabul edilmediği bir devirde ilk kadın pilot olarak “askerî rol model” oldu. Ancak içinde yer aldığı tek askerî operasyon Dersim Harekatı’nda köylerin bombalanmasıydı. Bu yönüyle Sabiha Gökçen “iç düşmanlara korku salan bir figürdü”.

Dersim olayı ile ilgili ilgisini çekenler bakabilir:


Afet İnan ise “bilim insanı” olarak daha farklı bir rol modeldi. İnan, Mustafa Kemalin ve Türk Tarih Kurumu’nun desteğiyle İsviçre’de tarih alanında lisans ve doktora eğitimi yaptı. Kendisini Mustafa Kemalin ortaya koyduğu Türk Tarih Tezi’ne adayarak Anadolu’da kafatası ölçümleri yapılmasına öncülük etti.

Ülkemizde kadınların bakan olabilmeleri için epey süre beklemeleri gerekti. İlk kadın bakan 12 Mart darbesi döneminde 1. Nihat Erim Hükümeti’nde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’na dışarıdan atanan Prof. Türkan Akyol (1971) olurken milletvekilliyken bakan olarak atanan ilk kadın ise 2. Özal Hükümeti’nde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığını üstlenen İmren Aykut (1987) oldu.

1980’lerde ülkemizde kadın hareketleri iki farklı kategoride öne çıktı. Bir yanda “feminist akım” kitap ve dergiler aracılığıyla gelişirken diğer taraftan başörtülü genç kızların üniversitelerde öğrenim görmesi kamuoyunu yıllarca meşgul etti.

“Başörtüsü tartışmaları” seküler kesimin ölçüsüz tepkileriyle büyük bir rejim krizine evrilirken “irticaya karşı yapıldığı iddia edilen” 28 Şubat postmodern darbesinin en önemli gerekçelerinden birisi oldu.

1999’da dönemin başbakanı Bülent Ecevit gibi oldukça dengeli bir liderin bile aynı rüzgârın etkisiyle meclise başörtüsüyle gelen Fazilet Partisi milletvekili Merve Kavakçı’ya “haddinin bildirilmesini” istemesi, seküler kesimin psikolojisini yansıtması yönüyle önemli bir örnekti.

Türkiye on yıllarca süren gereksiz tartışmalardan sonra “başörtüsü krizlerini” geride bıraktı. 1934’de siyasi haklarını elde eden Türk kadınları artık “başörtüsüyle” memur, polis, subay hatta milletvekili ve bakan olabiliyorlar. Ne kendini dindar görenlerin başı göğe erdi ve dindarların bütün problemleri çözüldü, ne de bu yüzden seküler kesimin iddia ettiği gibi cumhuriyet yıkıldı. Ülkedeki gereksiz bir gündem son buldu.
 
Yazarı tarafından düzenlendi:
Üst