Ahiretin Varlığına 10 Delil

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
6,381
Tepki puanı
412
Düşünce
Sünni
Birinci delil: Evet, kâinat ebedi saadeti netice vermese, akılları hayrette bırakan kâinatta görünen en apaçık görünen şu düzen, aldatıcı zayıf bir suretten ibaret kalır. Ve bütün mâneviyat ve alâkalar, bağlar ve nispetler hep hebâ olur. Öyleyse, o düzenin düzen olması, ancak ve ancak ebedi saadeti netice vermekle olur. Yani, o düzendeki mâneviyat ve ince derin manalar, ancak âhiret aleminde sümbüllenecektir. Yoksa, bütün mâneviyat söner, bağlar kesilir, nispetler darma dağınık olur, düzen de boşa gider. Halbuki o düzende bulunan kuvvet, bütün kuvvetiyle o düzenin boşa gitmeyeceğini ilân ediyor.

Kainatın her yerinde matematik var. Yani hesap kitap var. Bu da kainatın her yerinde nasıl, hangi kurallara göre işlediğini bilelim veya bilmeyelim bir düzen olduğunu gösteriyor. Zaten bütün bilim dalları kendi alanlarında bu düzenin nasıl ve hangi formül, kanunlarla işlediğini bulmaya çalışıyor. Kainatta düzen olmadığını iddia etmek, tüm formül ve kanunları, dolayısıyla bu formül ve kanunların varlığını ortaya koyan tüm bilim dallarını inkar etmek anlamına gelir.

İşte;bütün kainattak bu düzeni anlamsız olmaktan kurtaracak tek şey, ölüm ile her şeyin bitmemesi olacaktır. Düzenin bir devamı olarak, ebedi bir âlemin var edilmesidir.

Zira, her şey ancak bu şekilde anlam kazanacaktır.

Mesela; bir fabrikatör büyük bir tesis kursa, bu tesisin neticesine de bazı gayeler taksa, demek, o fabrikatörün, o gayeyi gerçekleştirmesi, onun asıl hedef ve niyetidir. Öyle ise, o gayeyi gerçekleştirmez ise, manasız ve gayesiz bir tesis olur. O tesisin esaslı düzeneği çocuk oyuncağı hükmünü alır, değersizleşir. Ahiret hayatı olmaz ise, kâinat o tesis gibi manasız ve abes şekline girer.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
6,381
Tepki puanı
412
Düşünce
Sünni
İkinci delil: Her bir türde, her bir fertte hikmetlere, faydalara riayet eden ve Allahın ezeli yardımının yansıması olan tam ve mükemmel hikmet, ebedi saadetin gelmesini müjdeliyor. Çünkü, aksi halde, açıkça ikrar ve tasdik ettiğimiz şu hikmetleri ve faydaları inkâr etmemiz gerekir. Çünkü, o faydaların, o hikmetlerin her birisi zıddına dönüşür. Bu durum ise safsatadır.

Bir ağaca dalları ve çiçekleri adedince menfaat ve faydalar takarak ve bir organa yüzlerce vazife ve hikmetler takarak Hakim isminin manasını ve gereğini şuur sahiplerine açıklıyor ve ilan ediyor.

Sonsuz hikmeti, eserleri ile sabit olan Allah’ın, ahiret yurdunu kurmayıp insanları yokluk ve hiçlik kuyusuna atması Hakim ismi ve hikmetle bağdaşmaz. Yani Hakim ismi ve hikmet manası ahiret yurdunun kurulmasını gerektirip istiyor. Ahiretsizlik hikmetsizliktir, Allah ise hikmetsiz iş yapmaktan mukaddes ve münezzehtir.

Mesela ebediyet duygusunu verip bu duyguyu tatmin edecek ahireti icat etmemek Allah’ın sonsuz hikmeti ile bağdaşmaz. Öyle ise Hakim ismi ahireti gerektirir denilebilir. Bu ölçüyü diğer bütün hikmet ve duygulara da tatbik edebiliriz. Gözü verip gözün göreceği manzaraları yaratmamak nasıl hikmetsizlik ise, gözün yokluğa mahkum olması da aynı derecede hikmetsizlik olur. Hikmete uygun olan ise, gözün cennette ebedi manzaralara ebedi bir şekilde entegre olması ile mümkündür...
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
6,381
Tepki puanı
412
Düşünce
Sünni
Üçüncü delil: İkinci delilin bir tür açıklamasıdır. Bilim dallarının da gösterdiği gibi, Her şeyi sanatlı ve hikmetli yaratan Allah, her şeyde en kısa yolu, en yakın yönü, en güzel ve en hafif sureti tercih etmiştir. Bu tercih, kâinatta abesiyetin bulunmadığına delildir. Bu ise ciddiyete delildir. Ciddiyet ise, ebedi saadetin gelmesiyle olur; yoksa bu varlık yokluk sayılır ve her şey abesiyete dönüşür.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
6,381
Tepki puanı
412
Düşünce
Sünni
Dördüncü delil: Üçüncü delili izah eder. Bütün bilimler gösteriyor ki, yaratılışta israf yoktur. Eğer büyük insan denilen âlemdeki hikmetleri idrak edemiyor isen, küçük âlem denilen insandaki ince ve derin manalara, hikmetlere dikkat et. Evet, anatomi biliminin anlattığına göre, insanın bedeninde, her birisi bir menfaat için yaklaşık iki yüz küsur kemik vardır. Ve her birisi bir fayda için altı bin damar vardır. Ve hücrelere hizmet eden yirmi dört bin gözenek ve pencere vardır. O hücrelerde çekim kuvveti, itme kuvveti gibi her birisi bir fayda için beş kuvvet çalışıyor.

Küçük alem olan insan böyle olsa, büyük insan olan alem ondan geri kalır mı? Ruha nisbeten ehemmiyetsiz olan ceset bu derece israftan uzak bulunsa, nasıl ruh cevheriyle eserlerinde, emellerinde, fikirlerinde ve maneviyatında israf olur. Çünkü, ebedi saadet olmasa, bütün maneviyat kurur. O hakikatler, israf memleketine kaçarlar. Acaba dünya kadar kıymetli olan bir cevhere sahip olmakla, hem daima onun kılıfını koruduktan sonra, o cevheri birden bire yere vurup kırmak ihtimali var mıdır? Hangi akıl kabul eder?
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
6,381
Tepki puanı
412
Düşünce
Sünni
Beşinci delil: Evet, her tür varlıklarda bir nevi kıyametin ve bir çeşit yeniden dirilişin tekrarla gerçekleşmekte olduğu, büyük kıyametin gerçekleşeceğine ve geleceğine işarettir. Buna bir örnek: Evet, haftalık saate bak. O saatte saniyeleri, dakikaları, saatleri, günleri sayan ibrelerden ve millerden saniyeleri sayan ibre, dakikaları sayan ibrenin hareketini haber veriyor. Dakikaları sayan ibre, saatleri sayan ibrenin hareketini ilân ediyor. Saatleri sayan ibre de, günleri gösteren ibrenin hareketini meydana getiriyor ve bildiriyor. İşte, birincinin hareketinin tamam olması, ikincisinin de hareketinin tamam olacağına ve ikincinin hareketin tamamlanması, üçüncünün de hareketinin tamamlanacağına işarettir.

Aynen öyle de, Her işini sanatlı ve hikmetli yapan Allahın kâinat denilen büyük bir saati vardır. Bu saatin milleri, gök cisimlerin çeşit çeşit dönüşünden ibarettir. İşte bu dönüşler günleri, seneleri, insanlık ömrünü, dünyanın kalma süresini gösteriyorlar. Bundan dolayı, her geceden sonra sabahın, her kıştan sonra baharın gelmesi gibi, yeniden dirilişin sabahı, o büyük saatten doğacağına delil ve işarettir.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
6,381
Tepki puanı
412
Düşünce
Sünni
Altıncı delil: Ebedi saadete işaret eden delillerden biri de, insandaki sonsuz potansiyel kabiliyetlerdir.

Evet, Cenâb-ı Hak tarafından şerefli kılınan insanın ruh cevherinde ekilen ve rakamlara sığmayan potansiyel kabiliyetler var. Ve bunlardan doğan, hadde gelmeyen yönelimler var. Ve bunlardan oluşan sonsuz fikirler ve tasavvurlar var. İşte bunların her birisi cismanî yeniden dirilişin arkasındaki ebedi saadeti, şehadet parmaklarını uzatarak gösteriyorlar.

Allah, insanın yaratılışına, sayısız kabiliyet ve yönelimler yerleştirmiştir. Dünya hayatı ise; bu kabiliyet ve yönelimlerin geliştirilip olgunlaştırılacağı bir meydandır. İnsan, iman ve ibadet ile, bu kabiliyetleri olgunlaştırmaz ise, ebed yurdunda bu kabiliyetler güdük ve verimsiz olacaklar. Dünya gelişme ve olgunlaşma diyarı iken, ahiret hayatı ise sefa ve cefa yeridir.

Özet olarak; insan ahirette gelişip olgunlaşmayacak, sadece orada, dünyada yaptığı hizmetin bedelini alacaktır.

Dünya hayatı, ahiret hayatından haber veren bir vitrin, bir sergi salonu olmasından dolayı, dünyada kullanılmayıp da, ahirette kullanacağımız bir duygu, bir kabiliyet söz konusu değildir. Söz konusu olan sadece niteliktir. Yani göz, dünyada şu kadar haz alırken, cennette bunun milyon kat daha fazlasını alacaktır. Dünya hayatı insanın sayısız kabiliyetlerini geliştirip olgunlaştırmaya müsait olarak düzenlenmiştir. Burada bu kabiliyetleri işlettireceğiz, orada da ürünlerini toplayacağız.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
6,381
Tepki puanı
412
Düşünce
Sünni
Yedinci delil: Evet, Rahmân ve Rahîm aynı zamanda her işini hikmetli ve sanatlı yapan Allahın rahmeti, rahmetlerin en büyüğü olan ebedi saadetin geleceğini müjdeliyor. Zira rahmet, ancak ebedi saadet ile rahmet olur. Ve nimet, ancak o saadetle nimet olur.

Evet, bütün nimetleri azaplara çeviren ebedî ayrılmaktan doğan ve umumî mâtemlerden yükselen o belâlardan kâinatı, bilhassa şuurlu olan varlıkları kurtaran şey, ebedi saadetin gelmesidir.

Çünkü bütün nimetlerin, rahatların, lezzetlerin ruhu olan ebedi saadet gelmezse, bütün kâinatın şahitliğiyle sabit olan ve güneş gibi parlayan rahmet ve İlâhi şefkatin açıklığına karşı göz göre göre inkâr lâzım gelir.

İlâhi rahmetin en incesi, en zarifi, en lezizi olan muhabbet ve şefkatine bakınız. O muhabbet ve şefkati, ebedî ayrılık ve sonu gelmez bir hicran ile karşıladığınız takdirde, vicdan, hayal ve ruh ne hale gireceklerdir? O muhabbet ve o şefkat en büyük, en tatlı bir nimet iken, en büyük bir musibete, bir belâya dönüşür.

Acaba göz önünde apaçık görünen İlâhi rahmet, ebedî ayrılığın muhabbet ve şefkat aleyhine hücum etmesine müsaade eder mi? لاَ وَاللهِ Vallahi hayır! Ancak o rahmetin özelliğindendir ki, ebedî ayrılığı sonu gelmez hicrana, sonu gelmez hicranı ebedî ayrılığa ve mutlak yokluğu da her ikisine musallat eder ki, o ayrılıkların, o hicranların kökleri ortadan kalksın.

Şu kainattaki güzel manzaraları, kuşları, çiçekleri, böcekleri, daha da önemlisi anneniz dahil olmak üzere sevdiğiniz herkesin ve her şeyinvar olması bi nimettir bizim için ve bize lezzet vermektedir. Ama onlar yok olacaksa tüm bu nimet ve lezzet, bela ve acıya dönüşür. İnsan annesi dahil bütün sevdiklerinin yok olacağını ve ebediyen bir daha göremeyeceğini düşünmek bile istemez. Bu düşünce bile insana çok acı verir. İşte Allahın rahmeti buna müsaade etmez. Bu da yeniden dirilişin delillerindendir. Allahın rahmetinin çok küçük yansımalarını kainattaki yardımlaşmadan, annelerin şefkatinden görebiliyoruz. Korkaklığı ile ünlü tavuk bile yavrusu için köpeğe saldırabiliyor. Tavuğa bu şefkat nereden geldi? Tabii ki tavuğu yaratan Allahtan geldi. Tavuk bu kadar şefkatliyse, sonsuz şefkat sahibi Allah insanı hiç yokluğa atıp, sevdiklerinden ebediyen ayırır mı?
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
6,381
Tepki puanı
412
Düşünce
Sünni
Sekizinci delil: Bütün düşmanlarınca dahi her hususta doğruluğu bilinen ve kabul edilen Hazret-i Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, parmağıyla ayı şak ettiği gibi, diliyle de ebedi saadetin kapılarını açmıştır. Ve bütün büyük peygamberlerin bu hakikat üzerine icmaları, kesin bir delildir. Medyumlar bir sürü şey atar, belki bazen bir kısmı tutar. Ama gelecekten verilen haberlerin TÜMÜNÜN doğru çıkması bir insan gücünü aşar. Alimlerin Kurana bakarak gelecekten verdikleri haberlerin TÜMÜ doğru çıkmıştır. Bu da karşımızda insanüstü bir güç olduğuna delildir. Demek ki Kuran Allah kelamıdır ve Hz Muhammed Allahın peygamberidir. Kuranın ve Hz Muhammedin ebedi saadetten bahsetmesi, tüm peygamberlerin de ahiretten bahsediyor olması yeniden dirilişin delillerinden biridir.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
6,381
Tepki puanı
412
Düşünce
Sünni
Dokuzuncu delil: On dört asırdan beri yedi yönle mucizeviliği tasdik edilen (Yirmi Beşinci Sözde daha geniş açıklanmıştır) Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyanın yeniden diriliş hakkındaki açıklamaları, ebedi saadetin geleceğine yeterli bir delil değil midir? Başka bir delile ihtiyaç var mıdır?

Mucizevi yönlerinden biri olan belagatini görmek isterseniz:
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
6,381
Tepki puanı
412
Düşünce
Sünni
Onuncu delil: Bu delil, binlerce delilleri toplamıştır. Bu delilleri, çok âyetler içermişlerdir. Evet, Kur’ân-ı Kerim, çok âyetlerinden yeniden dirilişe bakan pencereler açmıştır.

Örneğin, وَقَدْ خَلَقَكُمْ اَطْوَارًا “Oysa, sizi türlü merhalelerden geçirerek O yaratmıştır.” âyetiyle, ebedi saadete yol açan bir benzetme yoluyla karşılaştırmaya işaret etmiştir. Buna ek olarak, وَمَا رَبُّكَ بِظَلاَّمٍ لِلْعَبِيدِ “Rabbin, kullara zulmedici değildir.” âyet-i kerimesiyle, o saadeti gösteren bir adalet yoluyla karşılaştırmaya işaret etmiştir.

Birinci âyetle işaret edilen benzetme yoluyla karşılaştırma: Öncelikle insanın vücuduna bakalım. Nasıl tavırdan tavıra, yani nutfeden alakaya, alakadan mudgaya, mudgadan et ve kemiğe, et ve kemikten insan suretine bir kast, bir irade ve bir tercih altında özel kanunlarla, belirli düzenlerle, düzenli hareketlerle geçtiğini ve kalıptan kalıba girip çıktığını görelim.

Sonra insanın varlığına dikkat edelim. İnsan, bu vücut elbisesini her sene değiştirir. Bu vücut değişmesi, bedendeki hücrelerin yıkılıp yapılmasıyla olur. Bu tamirat da, bütün organların erzak mahzeni hükmünde olan Cenâb-ı Hakkın bir özel kanunla hazırladığı o ince maddeden alınan parçalar ile yapılır. Sonra o ince maddenin durumlarına bakalım. Nasıl organların ihtiyaçlarına göre belirli bir kanunla dağıtılır ve bedenin her tarafına özel bir düzenle muntazaman dağıtılır.

Yine ilginçtir ki, o ince madde, dört mutfakta pişirildikten sonra ve dört dönüşümden geçtikten sonra ve dört süzgeçten tasfiye edildikten sonra rızık olarak dağıtılır. Hem yine ilginçtir ki, o ince madde, yemeklerin ruhu ve özüdür. O yemekler atomlar dünyasında dağınık kaynaklardan düzenli bir kanun ile, özel bir düzen ile birleştirilir ve oluşturulurlar.

Nedir o dört mutfak?

1. Rızıklar ilk dönüşüme ağızda uğruyor. Burada besin maddeleri dişlerin ve tükürüğün arasında çiğneniyor, ufalanıyor, parçalanıyor, eziliyor, öğütülüyor. Sonraki basamaklarda rahatça sindirilecek hâle getiriliyor. Burada rızıklar mekanik olarak değişim geçiriyor. Tükürük bezlerinin salgıladığı tükürüklerle besin maddeleri kimyevî olarak ilk dönüşümünü burada yaşıyor. Bu safhada özellikle ekmek (nişasta) kısmen parçalanıyor.

2. Rızıklar ikinci dönüşüme midede uğruyor. Burada parçalanmış ve yumuşatılmış besin maddeleri mide tarafından salgılanan asit (hidroklorik asit) ve enzimlerle bulamaç hâline getiriliyor. Özellikle proteinler bu sırada önemli oranda sindirime maruz kalıyor.

3. Rızıklar üçüncü dönüşüme ince bağırsaklarda uğruyor. İnce bağırsakların boyu 6-6,5 metre arasında olduğundan ve irademiz karışmadığından burada proteinler, yağlar, şekerler en küçük yapı birimlerine kadar parçalanıyor. Daha sonra ince bağırsak çeperi tarafından emilip kana karışıyor ve büyük kısmı karaciğere geliyor.

4. Karaciğer vücudun annesi gibi hizmet ediyor. Yağlar suda çözünmediğinden, yağların etrafı proteinle kaplanıp lipoproteinlere çevrilerek çözünür vaziyette kana veriliyor. Toksik maddeler de karaciğerde zararsız hale çevrilerek idrarla dışarı atılıyor.

Bu dört dönüşümün her birisi aynı zamanda birer süzgeç vazifesi yapıyor. Buralarda besin maddelerinin suyu, vitamini, proteini, karbonhidratı, yağı, posası ayrıştırılıp süzülüyor, biri diğerinden tasfiye ediliyor ve her biri ilgili birimlerde sindirime uğruyor. Kana karışan rızıklar yüz bin kilometreyi bulan damarlarla bütün hücrelere ulaştırılmak suretiyle de rızık dağıtılmış oluyor...

İşte bütün bu düzenler, bu kanunlar hep bir kast, bir irade, bir hikmetten çıkıyor. Evet, meselâ insanın gözünde yerleşen bir atom, hava atomlarından veya toprak atomlarından o garip, acaip tavırlarda, dönüşümlere yaptığı düzenli hareketinden anlaşılır ki, o atom, toprakta iken insanın gözüne tayin edilmiş ve bir memur gibi görev yerine yükseltilmiştir.

Aynen örnekteki gibi, atomlar başlangıçta, cansız bir varlık bünyesinde eğitilir, sonra hayatlı bir vücuda girer, sonra ruhlu bir mertebeye çıkar. En nihaytinde, şuurlu bir mevkiye ulaşır. Yani insan vücuduna asker olur.

Özet olarak; atomların bu yükseliş serüveni, tesadüfün bir oyuncağı olarak değil, kaderin bir planı olarak devam ediyor. Kader bu atomlara bir yol ve kalıp tayin ediyor, atomlar da kaderin bu çizdiği yola ve kalıba uygun harekete ediyor.

Evet, bilimsel bir bakışla dikkat edilirse anlaşılır ki, o atomun hareketi, körü körüne, tesadüf eseri değildir. Çünkü o atom, hangi mertebeye girerse, o mertebenin düzenine tâbi olur. Ve hangi bir tavra geçmişse, onun belirli kanunuyla amel etmiştir. Ve hangi bir tabakaya misafir gitmişse, düzenli bir hareketle sevk edilmiştir.

Birinci dirilişe dikkat edenin, yeniden dirilişe hakkında tereddüdü kalmaz. Çünkü ikinci teşekkül, yani ikinci yapılış, birinci teşekkülden daha kolaydır. Bunu yapan, onu daha kolay yapar.

Meselâ, bir fırka askerin ilk teşekkülünde, fertlerin birbiriyle tanışıklıkları olmadığından ve eğitim ve öğretim görmemeleri yüzünden yontulmamış taşlar gibi olduklarından, o fertler, o fırkanın bünyesinde yerleştirilinceye kadar çok zahmetler vardır. Fakat teşekkülden sonra terhis edilip de bir daha silâh altına dâvet edildiği zaman, pek kolay toplanır ve fırkayı teşkil ederler. Bu teşekkül, evvelki teşekkülden daha kolay olur.

Aynen öyle de, birbiiyle tanışan, her birisi yerini tanıyan ve bir derece yontulmuş taşlar gibi olan bedenin atomları, ölümle dağıldıktan sonra, yeniden dirilişte, Yaratıcının izniyle, İsrafil’in borusuyla o atomlar toplanmaya dâvet edildikleri zaman, pek kolay toplanırlar ve insan bedenini yine eskisi gibi teşkil ederler. Bununla beraber, ezeli kudrete nisbeten en büyük, en küçük gibidir; hiçbir şey o kudrete ağır gelemez.

İkinci âyetle işaret edilen adalet yoluyla karşılaştırma ise: Evet, görüyoruz ki, çoğunlukla, gaddar, fâcir zâlimler lezzetler, nimetler içinde pek rahat yaşıyorlar. Yine görüyoruz ki, mâsum, mütedeyyin, fakir mazlumlar zahmetler, zilletler, tahkirler, tahakkümler altında can veriyorlar. Sonra ölüm gelir, ikisini de götürür. Bu vaziyetten bir zulüm kokusu gelir. Halbuki kâinatın şehadetiyle, adalet ve İlâhi hikmet zulümden pâk ve münezzehtirler. Öyleyse, İlâhi adaletin tam mânâsıyla tecellî etmesi için haşre ve büyük mahkemeye lüzum vardır ki, biri cezasını, diğeri mükâfatını görsün.
 
Üst