Arkaik Kuran

Ra's Al Ghul

☆☆☆
Üye
Mesajlar
1,338
Tepki puanı
118
Düşünce
Sünni
Sektumend, Ehumend, Gonshidur, Menohim, Fuego, Urizmut, Kramen, Lorbist, Ruaz, Dialme, Vuntima, Adorvik, Narvin...

Milyarlarca galaksideki sonsuz sayıda meleklerden bazıları bunlar. Meleklerin her biri farklı bir dil konuşur. Fakat ayrıca Enokça (İdris peygamberin diliyle) konuşmayı bilenler Mele-i Âlâ'da toplanır. Mele-i Âlâ Hz. İdris'in yükseltildiği makamdır. Yukardaki 13 melek mele-i âlâ'dandır.
Kambriyen öncesi dönemde yeryüzünde cinler hüküm sürüyordu. Fakat büyük bir felaket yeryüzündeki yaşamı bitirdi. Cinler uzaya yayılıp yaşanabilecek gezegenlere sığındılar.

Bunların bazıları kovulmuş melek İblis'e biat etti. Bunlara ifrit denir. Öğretilmesi yasak ilimleri insanlara öğrettiler. Bunun üzerine Mele-i Âlâ Harut ve Marut isimli iki meleği görevlendirdi. Bu melekler insanlara ifritleri bağlamayı öğretti. Böylece bizim sonradan büyü adını verdiğimiz ilim doğdu. İfritleri bağlayıp hizmetkarı yapan bazı insanlar, onları kötü emelleri için kullandılar.

Harut ve Marut bir daha Mele-i Âlâ'ya alınmadı. Akıbetleri meçhuldür. Kimilerine göre onlar hala dünyada insan kılığında yaşamaya devam ederler. Böylece meleklerle ifritler arasında savaş başladı. Diablo Ay'daki habis ruhların komutanı bir ifrittir. Kambriyen öncesi zamanda Namor'un (en büyük cin krallığı) imparatorlar sülalesinden gelir. Bunlar Ay'ın gelgit gücünü kullanarak yeryüzünde mucizevi teknolojiler geliştirmişti. Namor bu teknoloji sayesinde yeryüzünde süper güç olmayı başarmıştı. Büyük felaketten sonra imparatorluktan bir çok cin aya kaçmıştır. Bunlar bir süre sonra İblis'e tabi oldular. Karabasan gibi habis/gölge ruhlar yaratmayı öğrendiler. Şizofreni, paranoya bu habis ruhlardan kaynaklanır.

KÖ (kambriyen öncesi) dönemde yeryüzündeki başka bir cin krallığı Agatur'dur. Bunlar uzaya değil yeraltına sığınan iki cin topluluğundan biridir. Agatur cinleri son derece dindar ve mistik bir hayat sürer. Tibet efsanelerinde Agarta olarak bilinir. Yer altına sığınan diğer cin topluluğu cüce krallığının halkı yecüc-mecüc'dür. Bunlar cüce cinlerdir. Boyları bir karışı geçmez. Bunlar ilk başta agatur cinleri gibi dindarken sonradan İblis'e biat etmiştir. Bu cinler melek Menohim'e yeryüzüne çıkmama sözü verdiği için Menohim onlara yeraltı şehirlerini göstermiştir. Yeraltı şehirlerini ilkel cinler yapmıştı. İlkel cinler yeryüzündeki ilk cin topluluğudur.

Bu cinler yıldırımdan yaratıldığı için azot bazlı yaşam sürerdi. Başyüce Urizmut topraktan yeni bir cin nesli üretti. Böylece silisyum bazlı yeni bir cin topluluğu dünyaya yayılmaya başladı. Urizmut bunu Allah'ın emriyle yaptı. Fakat toprak cinleri o kadar hızlı ürüyorduki kısa zamanda hava cinlerinin (ilkel cinlerin) yaşam alanlarını ele geçirdiler. Bunun üzerine hava cinleri yeraltına inmeye karar verdiler. Toprak cinleri zekiydi, bilgeliklerini Urizmut'tan alıyordu. Hava cinleri ise Lorbist'e bağlıydı. Bunlar düşünemez ama sezgileri kuvvetli varlıklardı. Büyük felaketten sonra yeraltına inen cüce cinler hava cinlerini yok etmiştir.
 

Ra's Al Ghul

☆☆☆
Üye
Mesajlar
1,338
Tepki puanı
118
Düşünce
Sünni
Büyük felaketten önce yaşamış başka bir cin halkı da Zilmun'dur. Bunlar daha yeryüzündeyken kovulmuş melek İblis'e biat etti. Halbuki İblis'e biat etmiş öteki cin toplulukları bunu büyük felaketten sonra yapmıştı. Zilmunlar dağ cinleri olarak bilinirdi. Yeryüzündeki dört büyük sıradağda kurulmuş dört zilmun krallığı vardı. Kuzeyde Malyer dağında Malyer krallığı, kuzeydoğuda Hapunagast dağında Hapunagast krallığı, kuzeybatıda Orfid dağında Orfid krallığı, ve ortada melez dağ cinlerinin krallığı olan Sifentminu Krallığı bulunyordu. Diğer üç dağ krallığı Sifentminu'ya bağlıydı. Toprak cinleri hızla yeryüzüne yayılırken zilmunlara yeryüzünün en fakir toprakları olan kuzeyin dağlık arazileri kalmıştı. Zilmunlar zayıf ve çelimsiz cinlerdi. Diğerleriyle verimli araziler için savaşamayacak kadar güçsüz oldukları için kuzeyin dağlık ve verimsiz arazilerine razı olmuşlardı. Fakat bu durum onları Tanrı'ya isyankar bir topluluk haline getirmişti. Bütün cin kavimleri Ehumend'in (mele-i ala'dan bir melek) indirdiği ilahi yasalara sımsıkı bağlıyken Zilmunlar buna muhalif bir hayat sürmeye başlamıştı. Tabiri caizse Zilmun'da ilahi kanunlar değil, dağ kanunları hüküm sürüyordu. Zilmunlular kuzeyin verimsiz topraklarında yaşamak için her tür mübaha (Hile, eşkiyalık, gasp) girmek zorunda kalıyordu. Bir de kendilerine dağ cinleri lakabı takılmış, herkesin alay konusu olmuşlardı. İblis Zilmunlar'ın içine düştüğü bu durumu kısa zamanda fırsata çevirmeyi başardı. İblis melek kılığına girerek, Sifentminu kralı Yordin'e bir asa hediye etti. Ona bu asayı kullanırsa hiç bir savaşı kaybetmeyeceğini ve güneydeki bereketli toprakları ele geçirebileceğini söyledi. O güne kadar cinler arasında savaş yaşanmamıştı. Savaşmak ilahi yasaya da aykırıydı. Yordin, kendisini melek Judal olarak tanıtan iblise bu yaptığının doğru olmadığını söyledi. İblis hiç bozuntuya vermeden; peki Yordin asa sende kalsın, onunla ne istiyorsan yap, onu geri istemeye hakkım yok. Çünkü bu sana Tanrı'nın hediyesidir dedi ve gitti. Yordin hiç düşünmeden asayı paramparça ettirdi. Fakat asanın üzerindeki elmastan sert, mor renkli taş parçalanamazdı. Bu taş o kadar güzeldi ki bakan herkese mutluluk veriyordu. Yordin bu mor taşı tacına taktırdı. Ama onu iblisin telkin ettiği gibi kötü bir şey için kullanmadı. Yordin öldükten sonra tac oğlu Nablus'a miras kaldı. Sifentminulular dağlarda yaşamayan tek Zilmun topluluğuydu. Onların sınır komşusu Biserok Krallığıydı. Nablus'un annesi de Biseroklu'ydu. Biserok ülkesi toprak cinlerinin çok sevdiği aşeron bitkisinin menbaıydı. Biserok takas karşılığı isteyen herkese yetiştirdikleri bu bitkiyi seve seve veriyordu. Fakat Zilmunlular'ın aşeron alacak bir zenginliği yoktu. Aşeron halisilojen bir bitkiydi. Toprak cinleri sadece onu yiyerek veya suyunu çıkarıp içerek derin uykuya dalabiliyordu. Zilmunlular bu bitkiyi alabilmek için Biseroklular'a gönüllü kölelik yapıyordu. Biseroklular bir avuç aşeron için Zilmunluları en ağır işlerinde çalıştırıyordu. Bu durum Sifentminu kralı Nablus'u derinden yaralıyordu. Tüm bunlar yetmezmiş gibi Nablus'un annesi Penogil'in Biserok ülkesindeki mezarı Guryat lordu Lurikan tarafından talan edilmişti. Lurikan Penogil'e gençlik yıllarında aşık olmuş fakat aşkına karşılık bulamamıştı. Lord Lurikan Penogil'in kendisini değilde bir Zilmunlu'yu seçmesini gururuna yedirememişti. Penogil son vasiyeti olarak doğduğu şehir olan Guryat'a gömülmek istedi. Lurikan bu şehrin beyiydi. Penogil'e duyduğu kin yüzünden onun mezarını talan etti. Bunun üzerine Sifentminu kralı Nablus annesinin intikamını almak ve mezarını yeniden yapmak için Guryat'ın üzerine yürüme kararı aldı. İşte bu savaş yeryüzündeki ilk savaş olacaktı. Belki de iyi-kötü savaşının doğuşu...
 

Ra's Al Ghul

☆☆☆
Üye
Mesajlar
1,338
Tepki puanı
118
Düşünce
Sünni
Not: Büyük felaketten önce (kambriyenden önce) yaşamış hava (azot bazlı yaşam süren) ve toprak (silisyum bazlı yaşam süren) cinler ölümlüydü. Fakat büyük felaketten sonra yaratılan ateş cinleri ölümsüzdür. Ateş cinlerini Tanrı'nın buyruğuyla büyük melek Gons-hidur yaratmıştı. İblis'e biat etmiş cinleri (ifritleri ve reptilyanları) durdurmak için yaratılmıştı ateş cinleri. Fakat İblis bir süre sonra ateş cinlerini de kendi himayesine almayı başardı. Tanrı insan denen yeni türü yeryüzüne hakim kılacağı için büyük bir felaketle cinleri dünyadan sürmüştür. Cinler bunu öğrenince tek tek İblis'e biat etti. Fakat içlerinde hala biat etmeyen iyi cinler de vardır. Cinlerin cinlerle, cinlerin meleklerle ve cinlerin insanlarla verdiği bu savaşın detaylarını tek tek anlatmaya devam edeceğim. Enok'un (Hz İdris'in) kayıp kitabının bilgeliğiyle...
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

Ra's Al Ghul

☆☆☆
Üye
Mesajlar
1,338
Tepki puanı
118
Düşünce
Sünni
Kral Nablus meclisini topladı ve Guryat'a saldırma kararından bahsetti. Sifentminu halkı Zilmun ve Biseroklar'ın karışımından oluşan melez bir cin topluluğuydu. Onlar da diğer Zilmunlular gibi zayıf ve çelimsizdi. Biserok'a karşı savaşamayacaklarını biliyorlardı. Dolaysıyla meclis Nablus'un bu fikrini onaylamamıştı. Bunun üzerine Nablus mor taşın sırrından bahsetti. Bu taş sayesinde savaşı kazanabileceklerini söyledi. Kaybedecek hiç bir şeyi olmayan Sifentminulular denemeye değer dediler. Ve kral Nablus bekçilerini silah kuşandırıp asker yaptı. 3500 kişilik bir orduyla Biserok'un uç şehri Guryat'a yürüdü. Bunu haber alan Guryat lordu Lurikan durumu Biserok kralı Marduk'a iletti. Kral marduk Zilmunlular'ın cesaretine şaşmış kalmıştı. Kimse onlardan böyle bir şey beklemiyordu. Cinlerin birbiri arasında savaşmasını önleyen tek şey ilahi yasalar değildi. Hemen her cin topluluğunun doğa yasalarını değiştirmeye muktedir bilge cinleri vardı. Bunlara melekleşmiş cin anlamına gelen Peri deniyordu. Bu cinler o kadar çok Allah'a ibadet etmiştir ki sonunda büyük meleklerin bilgeliklerine ermişlerdir. Periler cinler arasında savaş çıkmasına izin vermezdi. Kral Marduk ülkesindeki beş büyük periden yardım istedi. Periler yardım teklifini kabul ettiler ve içlerinden ikisini Guryat'a gönderdiler. Periler Guryat'a vardıklarında Sifentminu ordusu çoktan şehri kuşatmış bulunuyordu. Sarmen ve Magiddu adındaki bu iki peri Nablus'un huzuruna vardılar ve savaşı durdurmasını rica ettiler. Fakat kral Nablus kararlı bir şekilde tekliflerini redetti. Magiddu ve Sarmen olacaklar konusunda kralı uyardıktan sonra huzurundan ayrıldılar. Bunun üzerine Nablus fazla beklemeden ordusuna saldırı emri verdi. Nablus ordusunu kendi kumanda ediyordu. Nablus tacındaki mor taşı sıkıca tutup: "yardım et judal!" diye üç kez nida etti. Derken ordudaki herkese müthiş bir cesaret geldi. Ve Guryat'a saldırı başladı. Lord Lurikan kendi birliklerini kumanda ediyordu ama Sifentminu'yu durdurmak imkansızdı. Daha da vahimi perilerin yaptığı hiç bir büyü işe yaramıyordu. Sifentminulilar kısa zamanda Guryat'ı işgal etmişti. Periler ise bu durumu üstlerine haber vermek için gizli mabetlerine döndü. Durumu haber alan Biserok kralı Marduk büyük bir şok yaşamıştı. Bu çelimsiz cinler nasıl olup da bunu başarmıştı. Kimse yaşananlara bir anlam veremiyordu. Magiddu ve Sarmen durumu üstlerine haber verince tüm dünyadaki 40 büyük peri Biserok perilerinin gizli mabedi Tais'te toplanma kararı aldı. Bu cinler arasındaki ilk savaştı ve periler bunu durduramamıştı. Savaşın ne anlama geldiğini periler gayet iyi biliyordu. Eğer savaşlar durdurulamazsa Tanrı tüm cinleri yok edebilirdi. En bilge iki periyi bu gücü Sifentminu'ya neyin verdiğini öğrenmek için görevlendirdiler. Diğer bilge iki periyi de kral Nablus'a gönderip savaşın tekrarlanmaması konusunda onu uyarmak istediler. Öte yandan Guryat'ı fetheden Nablus zafer sarhoşluğu içindeydi. Diğer Zilmunlular (dağ cinleri) de durumu haber almış hepsi akın akın Guryat'a gelmişti. Acaba kral Nablus makus talihlerini değiştirebilir miydi? Kendilerini sıkıştıkları bu dağlardan kurtarıp yeşilovalarda yurt verebilir miydi? Kaybedecek hiç bir şeyleri olmayan dağ cinleri Nablus'a biat etmeye geldiler. Onlarda kendilerine Guryat gibi yeni yurtlar istiyordu. İşte durum bu haldeyken iki bilge ve kardeş peri Anisomel ve Nitromel kral Nablus'un huzuruna girdiler. Nablus'a Guryat'la yetinmesini başka yerlere göz dikmemesini öğütlediler. Çünkü cinler arasında savaş başladı mı bu bütün cinlerin sonu olabilirdi. Bu konuda Nablus'u açıkça uyardılar. Fakat zafer sarhoşluğu yaşayan ve kibri artan Nablus'un gözü hiç bir şey görmüyordu. Tüm dağ cinleri ona biat etmişti. Bu daha önce Zilmun'da görülmüş bir şey değildi. Nablus Anisomel ve Nitromel kardeşleri huzurundan kovdu.
 
Üst