Bir mezhebe tabi olmayı emreden ayetler

Rütbesiz

Süresiz Yasaklı
Mesajlar
2,059
Tepki puanı
173
Düşünce
Sünni
A- Ya sen bu sözleri bırak, bana Kur’an’dan haber ver. Kur’an’da mezhep diye bir şey var mı?

B- Zaten her zaman böyle yaparsınız. Sıkıştınız mı hemen, “Kur’an’da var mı?” demeye başlarsınız. Sana bir şey soracağım: Her şeyin Kur’an’da olması mı lazım? Kur’an’da olmayan bir şey kabul edilemez mi? Eğer böyleyse ben sana soruyorum: Kur’an’da namazların rekât sayısı var mı? Mesela sabah namazının farzı kaç rekât ve nasıl kılınacak, bunu bana Kur’an’da gösterebilir misin?

Ya da Kur’an zekât verin diyor. Hangi maldan ve ne oranda zekât vereceğimizi sen bana Kur’an’da gösterebilir misin? Mesela balın zekâtı nedir? Hububatın zekâtı nedir? Develerin zekâtı kaçta kaçtır? Bunları ve zekâtın diğer meselelerini bana Kur’an’da gösterebilir misin? Hayır, gösteremezsin; çünkü zekât ile ilgili bu meseleler Kur’an’da geçmemektedir. Şimdi Kur’an’da zekâtın nisabı geçmiyor diye biz kafamızdan bir ölçü mü belirleyeceğiz yoksa sünnet-i seniyyeye bakarak ölçüyü ondan mı öğreneceğiz?

Misalleri çoğaltabilir, hatta sana binden fazla misal verebilirim. Sana demek istediğim şey şu: İslam’ın tek kaynağı Kur’an değildir. Kur’an ile birlikte sünnet, icma ve kıyas da birer şer’i delildir.

Hem sen, “Kur’an’da mezhep var mı?” derken Kur’an’da neyi bulmak istiyorsun? Yani Cenab-ı Hak kullarına dört mezhepten birini mi emredecek? Ya da İmam-ı Âzam’ın, İmam Şafi’nin ve diğerlerinin ismini zikrederek mesela, “Ey kullarım İmam-ı Âzam’a uyun ya da İmam Şafi’ye uyun.” gibi bir emir mi verecek? Bunu mu bekliyorsun?

Yahu sen Kur’an’ın ruhundan ve indiriliş gayesinden ne kadar gafilsin! Eğer Kur’an’ın indiriliş hikmetini bir parça anlasaydın, “Kur’an’da mezhep var mı?” diye bir soru sormazdın.

A- Kur’an’da mezhebi gösteremeyince böyle mi oldu? Ben bir daha aynı şeyi diyorum: Bana Kur’an’da mezhebi göster. Yoksa ben mezhep falan tanımam!

B- Bak kardeşim, Kur’an’da aşikâr bir şekilde elbette mezhep ve mezhep imamlarından bahsedilmez. Ancak Kur’an bize kendisiyle amel edeceğimiz ve hayatımızın her anını kuşatacak düsturları öğretir. Anladım ki, sen bu düsturların cahilisin. Hem beni de Kur’an’ı bilmez biri zannediyor ve Kur’an’la beni sıkıştıracağını zannediyorsun. Öyleyse ben de sana Kur’an’ın lisanıyla ve onun düsturlarıyla konuşayım. Bakalım Kur’an’ın bu düsturlarından ne kadar haberdarsın!

Nisa suresi 58. ayet-i kerimede, “Allah size emanetleri ehline vermenizi emrediyor.” buyrulmuştur. Bu ayet-i kerimede emanetleri ehline vermemiz emredilmiştir. Bu bir hayat düsturu olup bütün işlerimiz için geçerlidir. Madem Allah-u Teâlâ bizlere her emaneti ehline vermemizi emretmiş, o hâlde cevabını aramak ve bulmak zorunda olduğumuz soru şudur: Kitap ve sünnetten hüküm çıkarmak ve bir mesele hakkında fetva vermek -yani ictihad yapmak- bir emanettir. Acaba bu emanetin ehli kimdir? Ve bu emanet kime verilecektir?

Şimdi sana soruyorum:

Yüz bin hadisi senetleriyle birlikte ezberleyene hadis hafızı denir. Acaba hadis hafızlarının dahi fıkhi meselelerde kendilerine uydukları mezhep imamları mı ictihatta emanet ehlidir yoksa senin gibi yüz bin değil, yüz hadis bile ezberinde olmayan cahiller mi?
Fıkıh âlimlerinin ilk üç tabakası olan müctehid-i fi-ş şer, müctehid-i fi-l mezheb ve müctehid-i fi-l mesele mertebesinde olan âlimler mi delillerden hüküm çıkarmada emanet ehlidir yoksa senin gibi fıkıh âlimlerinin tabakalarından bile haberdar olmayan cahil cesurlar mı?
İmam-ı Gazali’den tut İmam-ı Rabbanilere kadar, El- Cessas’tan tut İmam-ı Suyutilere kadar her asırda gelmiş ve asrını ilmi ve takvasıyla aydınlatmış âlimlerin kendilerine tabi olduğu dört mezhep imamı mı fetvada emanet ehildir yoksa senin gibi takva ve ilim fakirleri mi?
İmamı Malik ki, sünnete son derece bağlı biriydi. Hz. Peygamber (s.a.v.)’e de ileri derecede saygılıydı. Yaşlandığı zamanlarda bile Medine’de herhangi bir hayvana binmez ve: “Allah’ın Peygamberinin medfun olduğu bu şehirde ben hayvana binemem. Resulullah’ın bedeninin gömülü olduğu bir toprağa hayvan üzerinde basmaktan hayâ ederim.” derdi. Hadis rivayet edeceği zaman önce abdest alır, temiz ve yeni elbiseler giyer, güzel kokular sürünür; sonra büyük bir saygı ve vakar içinde hadisi naklederdi. Acaba böyle bir edep abidesi mi fetvada ehildir yoksa senin gibi bu zamanın edepsizleri mi?
İmam-ı Malik kendilerinden hadis naklettiği kişilerin güvenilir, zühd ve takva sahibi olmalarına son derece dikkat ettiği gibi, aynı zamanda hadis ehlinden olmalarına da dikkat ederdi. Bu konudaki hassasiyetini şu sözleriyle dile getirmiştir: “(Mescid-i Nebevi’nin sütunlarını göstererek) Şu sütunların dibinde, ‘Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi.’ diyen yetmiş kişiye rastladım. Bunların hiçbirinden bir şey almadım. Bunlar belki beytülmal kendilerine emanet edilecek kadar güvenilir kişilerdi. Fakat onların hiçbiri hadis nakletmeye ehil değillerdi.” Acaba hadis kabul etmekte ve nakletmede bu kadar titiz olan İmam Malik mi ictihatta emanet ehlidir yoksa hadis ilminden haberi olmayan sen ve emsalin mi?

Söyle bana, Kur’an bize her işte emaneti ehline vermemizi emrediyor. İctihad emanetini vereceğimiz ehil kimdir?

A- Ya ben senden apaçık bir ayet istiyorum. Sen bana emaneti ehline verme ayetini gösteriyorsun. Emanetleri ehline verme ayeti mezhep hakkında mıdır?

B- Ben direk mezhep hakkında olmadığını başta söyledim. Ama bu bir düsturdur ve bütün emanetler için geçerlidir. Hatta gözün, dilin ve aklın gibi cihazlar bile birer emanettir. Bunları ehline vermek de onları asıl vazifelerinde çalıştırmaktır.

A- Sen bana başka ayet göster. Bununla tatmin olmadım. Başka göstereceğin ayet var mı?

B- Gösteririm göstermesine, ama göstermeden önce yine aynı şeyi söyleyeceğim. Ayet-i kerimenin direk bir mezhebe tabi olmaktan bahsetmesi gerekmez. Ayetlerin külli ve umumi düsturlarını hem mezhep konusunda hem de hayatımızın diğer işlerinde tatbik edebiliriz, hatta etmeliyiz de. Kur’an’ın indiriliş maksadı zaten budur.
 
Yazan tarafından düzenlendi:

Rütbesiz

Süresiz Yasaklı
Mesajlar
2,059
Tepki puanı
173
Düşünce
Sünni
Âli İmran suresi 110. ayet-i kerimede şöyle buyrulmuştur: “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten nehyedersiniz ve Allah’a inanırsınız.”

Bu ayet-i celilede bu ümmet ve bu ümmetin âlimleri Allah tarafından iyiliği emretmek ve kötülüğü nehyetmekle vasfedilmiştir. O hâlde bu ümmetin ittifakla emrettikleri şeyin iyilik, ittifakla nehyettikleri şeyin de kötülük olması gerekmektedir. Aksi olamaz. Yani iyiliği men edip kötülüğü emredemezler. Zira bu Kur’an’ın mezkûr ayetinin beyanına zıt olur ki, bu da mümkün değildir.

Madem bu ümmetin ve bilhassa âlimlerinin emrettiği şey hayır ve nehyettiği şey de şerdir. O hâlde elbette mezhepsizlik haram ve bir mezhebe bağlanmak da vacip olmalıdır. Zira bu ümmetin âlimleri 14 asır boyunca mezhepsizliğin kötü bir şey olduğunu söyleyerek mezhepsizliği nehyetmiş ve bir mezhebe bağlanmayı emretmiştir. Şimdi bu beyanlardan bir kaçını nakledelim:

İmam-ı Gazali (r.a.) şöyle diyor: Müctehid olmayanın bir mezhep imamına tabi olması gerekmektedir. Mukallidin yani Kuran’dan ve hadislerden hüküm çıkarma gücü olmayanların, taklit ettiği ve uyduğu mezhep imamının sözü dışına çıkması caiz değildir. Çıkar diyen kimse de yoktur. Her yönden ona uyması gerekmektedir. Uyduğu mezhep imamına muhalefeti çirkin bir harekettir ve bu muhalefeti sebebiyle günahkârdır. Bu asırda yaşayanlar için de müctehid yoktur. Müctehid olmayanlar da kendilerine sorulan meseleye ancak bağlı bulundukları mezhep imamından naklederek cevap verirler. Mezhep imamının ictihadını terk etmesi caiz değildir.

Ahmed bin Muhammed Tahtavi Hazretleri şöyle diyor: Fıkıh âlimlerinden bir karış ayrılan dalalete düşer. Kurtuluş yolu Ehli Sünnet ve-l Cemaat denilen dört mezhepte toplanmıştır. Bu dört mezhep Hanefi, Maliki, Şafi ve Hanbeli’dir. Bu zamanda bu dört hak mezhepten birine tabi olmayan, ehli bid’a olup cehenneme gider.

Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri şöyle diyor: Hakikat namazında kıblen dört mezhep olsun.

Abdülgani Nablüsi Hazretleri şöyle diyor: Bugün dört mezhepten başkasına uymak caiz değildir. Zira dört mezhepten başkasına uymak icmadan ayrılmak olur ki, bu caiz olmaz.

İmam-ı Rabbanî Hazretleri şöyle diyor: Mezhepten ayrılmak ve mezhepsiz olmak ilhad yani küfürdür. Dört mezhepten birini terk eden, boynundan İslam ipini çıkarmıştır.

İbni Melek şöyle diyor: Şimdi yeryüzündeki yaşayan bütün Müslümanlar mukallittir. Yani taklit ehli olup bir mezhebe bağlanması gerekmektedir. Bir mukallid ne kadar âlim olursa olsun ictihadda bulunamaz. Ancak müctehidlerin bildirdikleri hükümleri naklederler.

İbni Abidin ve Şevâhid-ül-hak Hazretleri şöyle buyuruyor: İslâm âlimleri sözbirliği ile bildiriyorlar ki, hicretin dördüncü asrından sonra tek başına ictihad yapabilecek âlim dünyaya gelmemiştir. Şimdi bütün Müslümanların bilinen dört mezhepten birine uymaları lazımdır. Çünkü şimdi Kur’an-ı Kerim’i ve hadis-i şeriflerin tamamını anlayıp bunlardan ahkâm çıkarabilecek ilim sahibi yoktur. Zaten bir mezhebe uyulursa Kur’an-ı Kerim’e ve Resulullah’ın sünnetine uyulmuş olur.

Celâleddîn-i Süyûtî gibi büyük bir âlim müctehid olduğunu söyleyince zamanındaki âlimler Suyûtî Hazretlerine bir soru sordular ve ona, “Önceki âlimler bu mesele hakkında iki farklı cevap vermişlerdir. İctihadın en aşağı derecesinde olan bunlardan birini seçebilir. Sen müctehid isen bunlardan birini seçip bize haber ver.” dediler. Suyûtî Hazretleri Allah’tan korktuğu için isabet edememe endişesinden dolayı birini seçmeye cesaret edemedi.

İbni Hacer Hazretleri bu olay üzerine der ki: En aşağı derecedeki ictihad olan iki haberden birini tercih etme işi böyle güç olunca mutlak müctehid olmanın imkânsızlığı anlaşılmalıdır.

Şeyhülislam Zekeriyya Hazretleri şöyle der: Mezhep imamları kapalı olarak bildirilen hadis ve ayetleri izah edip açıklamasalardı, bunların hiçbirini anlayamaz ya da yanlış anlardık.

Büyük âlim Muhammed Hadimi Hazretleri Berika kitabında buyuruyor ki: Şer’i delillerin kitap, sünnet, icma ve kıyas olarak dört olması ictihad mertebesindeki müctehid âlimler içindir. Mukallidler yani müctehid olmayanlar için delil ve senet, bulunduğu mezhebin hükmüdür ve mezhep imamının görüşüdür. Çünkü mukallidler ayet ve hadisten hüküm çıkaramaz. Bunun için bir mezhebin bir hükmü ayet ve hadislere uymuyor gibi görünse de yine o mezhebe uymak gerekir. Çünkü ayet ve hadislerin tevili gerekebilir, neshedilmiş veya hükmü kalkmış olabilir. Bunu da ancak müctehid âlimler anlar.”

İmam-ı Şafi Hazretleri şöyle diyor: İmam-ı Âzam Ebu Hanife’nin görüş ve ictihadını beğenmeyene Allah-u Teâlâ lânet etsin! Çünkü bütün müctehidler İmam-ı Âzam Ebu Hanife’nin çocukları hükmündedir.

Taceddin-i Sübki Hazretleri şöyle diyor: Peygamberlerin varisi olan mezhep imamlarına karşı edepli olmalıdır. Din imamlarına dil uzatan felakete gider. Onların her sözü bir delile dayanır.

Muhammed Zahid el- Kevseri şöyle diyor: Mezhepsizlik dinsizliğe giden köprüdür.

Tahtavi Hazretleri şöyle diyor: Ehli Sünnet’in onlarca mezhebinden dört tanesi kitaplara geçmiş olup diğerleri kısmen unutulmuştur. Müctehid olmayanların bütün hareketlerinde ve ibadetlerinde bir müctehide tabi olması yani bu dört mezhepten birinde bulunması gerekmektedir.

Abdurrahman Silheti ve İmam-ı Nablusi Hazretleri şöyle diyor: Mezhep taklit etmek kitap ve sünnetten ayrılmış olmak demek değildir. Bilakis mezhep imamının kitap ve sünnetten bildiklerine uymak kitap ve sünnete uymak demektir.

Bu meselede söylenen sözlerin tamamını nakledecek olsak hususi bir kitap olabilir. Zira 14 asır boyunca her âlim bir mezhebe bağlanmanın şart olduğunu ve mezhepsizliğin caiz olmadığını beyan etmiştir. Meseleyi daha fazla uzatmamak için bu kadar nakille yetiniyor ve şimdi sana diyorum ki:

Âli İmran suresi 110. ayet-i kerime bu ümmetin hayırlı bir ümmet olarak insanlar için çıkarıldığını ve hayırlı ümmet olması altında yatan ana sebebin de iyiliği emretmek ve kötülüğü nehyetmek olduğunu bildirmiştir. Demek iyiliği emretmek ve kötülüğü nehyetmek bu ümmetin bir vasfıdır. Ve bu ümmet Efendimizin, “Ümmetim asla dalalet üzerinde birleşmez.” ifadesiyle asla batılda ittifak etmeyecektir. O hâlde şu muhakemeyi yapabiliriz:

Madem Kur’an’ın ifadesiyle bu ümmetin vasfı iyiliği emretmek ve kötülüğü nehyetmektir.
Ve madem Peygamberimizin (s.a.v.) beyanıyla bu ümmet asla batılda ittifak etmeyecektir.
O hâlde hakkında ittifak edilen bir mesele batıl olmayıp hak olacaktır.

Ve madem hakkında ittifak edilen mesele hak olacaktır, o hâlde bir mezhebe bağlanmak da hak olmalıdır. Zira İslam âlimlerinin tamamı bu meselede ittifak etmiş ve hepsi bir mezhebe bağlanmanın şart olduğunu söylemişlerdir. Hatta sadece sözle yetinmeyip yüz bin hadisi senetleriyle birlikte bilen o büyük âlimler bile dört mezhepten bir mezhebe tabi olarak fıkhi konularda o büyük mezhep imamlarını taklit etmişlerdir.
 
Yazan tarafından düzenlendi:

Rütbesiz

Süresiz Yasaklı
Mesajlar
2,059
Tepki puanı
173
Düşünce
Sünni
A- Yaptığın izahlar mantıklı, kabul ediyorum. Ancak yine ayet-i kerimeyle kurduğun alaka bana göre çok uzak. Sadece bu ümmetin iyiliği emretmesi ve kötülüğü nehyetmesi vasfıyla bir mezhebe bağlanmanın gerekliliği ispat edilemez.

B- Ben, “Bu ayet sadece mezhep hakkında inmiştir.” demiyorum ki. Şunu diyorum: Bu ayet bu ümmetin ve bilhassa bu ümmetin âlimlerinin ittifakla emrettiği şeyin hayır, ittifakla nehyettikleri şeyin de şer olduğunu bildirmektedir. Sen şimdi bunu dilediğin meselede kullanabilirsin. Neyin iyi neyin de kötü olduğunu bulmanın bir kısa yolu da ümmetin o meseledeki ittifakına bakmaktır. Yani bütün ümmet bir şeye kötü diyorsa o şey iyi olamaz. İyi diyorsa da kötü olamaz. Bu ümmetin âlimleri mezhepsizliğe kötü demiş. Onların kötülüğünde ittifak ettiği bir mesele iyi olamaz. Ben bunu diyorum.

A- Bence kurduğun alaka yine de çok uzak. Dediklerin mantıklı, ama dolaylı. Bana daha kuvvetli bir ayet göstermelisin.

B- Daha çok ayetler gösterebilirim. Ama yine hatırlatıyorum: Ben bu ayet mezhep hakkında inmiştir demiyorum. Bu ayetin bildirdiği düstur ile mezhep meselesine baktığımızda bir mezhebe bağlanmanın gereği ortaya çıkıyor diyorum. Bu meseleyi iyi anla ki, beni ayetleri yanlış teville suçlama.

Âli İmran suresi 7. ayet-i kerimede şöyle buyrulmuştur: “Hâlbuki müteşabih ayetlerin tevilini (yani izahını) Allah’tan ve ilimde râsih olanlardan başkası bilmez.”

Ayette geçen müteşabih, manası gizli olup zahiri manasından başka manaya gelen ayetlerdir.

Râsih kelimesinin lügat manası ise ilim ve fennin derinliğine vukufiyet, sağlamlık, tam manasıyla sabit olmak ve yerleşmek demektir.

Bu ayet-i kerimede Kur’an’ın müteşabih kısmının manasını sadece Allah’ın ve ilimde râsih olanların bilebileceği, Allah ve râsih âlimlerden başkasının ise Kur’an’ın müteşabih kısmını anlayamayacağı beyan buyrulmuştur. O hâlde diyebiliriz ki, Kur’an’ın müteşabih kısmını anlayabilmek için tek yol ilimde râsih olmak ya da ilimde râsih olanlara başvurmaktır.

İlimde râsih olmayı İmam-ı Rabbani Hazretleri şöyle izah eder: “Râsih âlimler nefislerini tam manasıyla mutmain etmişler ve bu sebeple Efendimiz (s.a.v.)’e uymanın hakikatinden ibaret olan şeriatın hakikatini kazanmışlardır. Bu kemal başkalarında bulunmaz. Biz burada râsih âlimlerin bir alametini açıklayalım ki, zahiri bilen herkes ilimde râsih olduğunu iddia etmesin ve nefs-i emmaresini nefs-i mutmainne zannetmesin. Râsih âlim o kişidir ki, onun için kitap ve sünnetin müteşabih kısmının tevil ve izahında büyük bir nasip vardır. Ayrıca onlar için Kur’an-ı Kerim’in surelerinin başlarında bulunan mukattaa harflerinin sırlarından da büyük bir hisse vardır.

Demek ilimde râsih olanlar ilim ve amel ayaklarıyla ilimlerin madenlerine ulaşarak, çalışarak elde ettikleri ilimlerini Allah tarafından verilen ledünni ilimlerle birleştiren kimselerdir.

İlimde râsih olmak hususunda çok sözler söylenmiş ve pek çok izahlar yapılmıştır. Ben meselenin bu cihetini daha fazla uzatmamak için bu kadarla iktifa edip ayetin mezhep imamlarına uymaya işaret eden bölümüne geçmek istiyorum.

Bu ayet-i kerimede iki hususa dikkat çekilmiştir:

1- Kur’an’da müteşabih kısmın varlığına,

2- Bu müteşabih kısmın manalarını sadece Allah’ın ve ilimde râsih olanların bildiğine.

Şimdi sana sorum şu: Madem Kur’an’ın müteşabih kısmı var. Ve madem bu müteşabih kısmı sadece Allah biliyor ve ilimde râsih olanlar anlayabiliyor. Acaba sen ilimde râsih olanlardan mısın? Eğer değilsen -ki, olmadığın her halinden bellidir- Kur’an’ın bu müteşabih kısmını anlayabilmek için ne yapacaksın?

Elbette yapabileceğin tek şey ilimde râsih olanlara başvurmaktır. Eğer ilimde râsih olanlara başvurmayıp kendi başına Kur’an’ın müteşabih kısmının manasını anlamaya çalışırsan ya anlayamaz ya da yanlış anlar ve kendine yazık edersin. Çünkü Allah-u Teâlâ bu kısmı sadece ilimde râsih olanların anlayabileceğini bildirmiştir. İlimde râsih olmanın da ne demek olduğunu izah ettik ki, sen asla onlardan değilsin.

Ayrıca Kur’an’ın müteşabih kısmı olduğu gibi, hadislerin de müteşabihi vardır. Ve Kur’an’dakinden çoktur. O hâlde hadisin müteşabihini anlamak için de Kur’an’ın müteşabihini anlamak için başvurduğumuz yola başvurmak yani onu da râsih âlimlere sormak ve işin aslını onlardan öğrenmek zorundayız.

İlimde râsih olmayan bizlerin Kur’an’ın ve hadislerin müteşabihini anlamak için ilimde râsih olanlara başvurması gerekliliği ayan beyan belli olduktan sonra şimdi sana şu soruları sormak istiyorum:

  • Acaba bir milyon hadis-i şerifi senetleriyle beraber ezbere bilen Ahmed İbni Hanbel Hazretleri mi ilimde râsihtir yoksa ezberinde yüz hadis bile olmayan sen ve emsalin mi?
  • Acaba Kur’an-ı Kerim’in şer’i ve lügat manalarını ve bunların kısımları olan hass, âmm, müşterek, sarih, kinaye, zahir, nass, hafi, müşkil, müteşabih, dall-i bi-l ibare, dall-i bi-l iktiza, dall-i bi-l işare, nasih, mensuh ve diğer aksamı kendilerinde meleke hâline gelmiş mezhep imamları mı râsih âlimdir yoksa Kuran’ı ancak yüzünden okuyabilen sizler mi?
  • Acaba sadece bir haftada Kur’an’ın tamamını ezberleyebilecek kadar zeki olan İmam Muhammed mi ilimde râsihtir yoksa kalbinde Kur’an’dan toplam on sayfa bile olmayan nasipsizler mi?
  • Acaba bir sayfayı okurken eliyle karşı sayfayı kapatan ve: “Niçin böyle yapıyorsunuz?” sorusuna, “Gözüm o sayfaya ilişince sayfanın tamamını ezberliyorum.” diyerek cevap veren ve bir sayfayı sadece bir defa görmekle ezberleyen İmam Şafi gibi bir deha mı ilimde râsihtir yoksa unutkanlık hastalığına müptela olmuş; bırak okuduğunu ezberlemeyi ve ezberlediğini unutmamayı daha bir gün önce yediği yemeği bile unutan sizler mi?
  • Acaba daha 10 yaşlarında iken 40 senede tahsil edilebilen bir ilmi sadece 3 ayda tahsil ederek 90 cilt kitabı kelime kelime ezberleyen Bediüzzaman Said-i Nursi mi ilimde râsihtir yoksa okuduğu kitabı bile anlamakta zorlanan cahiller mi?
  • Acaba İmam Şafi’nin beyanıyla bütün fıkıhçıların babası hükmünde olan İmam-ı Âzam mı ilimde râsihtir yoksa bu büyük âlimlere hakareti kemal bilen zavallılar mı?
Soruları çoğaltmak mümkün. Benim bu sorulara verdiğimiz tek cevap şu: Başta dört mezhep imamı olarak onların yolundan giden büyük âlimler ve allameler ilimde râsihtir. Ve biz hem Kur’an’ın hem de hadislerin müteşabihini onlardan öğreniriz.

“Neden bir mezhebe bağlanmak zorundayız” isimli kitabı indirmek için tıklayınız (pdf)
Kaynak(vurgu silinip eklenmiştir)
 

Rütbesiz

Süresiz Yasaklı
Mesajlar
2,059
Tepki puanı
173
Düşünce
Sünni
A- Ya, soruların aklımı biraz başıma getirdi; ama daha teslim olmama çok var. Söylediklerin mantıklı olmakla birlikte ben yine de bir mezhebe tabi olmayı daha açık emreden bir ayet-i kerime görmek istiyorum. Galiba hazinende böyle bir ayet yok. O yüzden evirip çeviriyorsun.

B- Var var, hem de birkaç tane var. Ama gördüğüm şey şu ki, sen açıkça İmam-ı Âzam’ın ve diğerlerinin ismini Kur’an’da görmek istiyorsun. Görmezsem kabul etmem diyorsun. Bunun olmayacağını sana söylemiştim. Senin amacın öğrenmek değil, inat ederek inkâr etmek. Hani aramızda bir altın kural vardı. Aklın ve vicdanın kabul ettiği şeyde inat ederek muhalefet etmeyecektik. Sana anlattığım şeyleri aklın ve mantığın kabul etmiyor mu?

A- Kabul ediyor da… Biraz daha açık olsa daha çok kabul edecek.

B- O hâlde ben de sana daha açık bir ayet-i kerime göstereyim:

Nisa suresi 115. ayet-i kerimede şöyle buyrulmuştur: “Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra Peygambere karşı çıkar ve müminlerin yolundan başkasına uyup giderse onu döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir!”

İmam Şafi Hazretleri icmanın (yani İslam âlimlerinin bir mesele hakkındaki ittifaklarının) şeriatta bir delil olduğuna ve hakkında icma olan bir hükme muhalefet etmenin haram olduğuna bu ayet-i kerimeyi delil göstermiştir. İmam Şafi Hazretleri bu ayetin icmaya nasıl delil olduğunu şöyle izah eder:

Bu ayet-i kerimenin beyanıyla “müminlerin yolundan başka bir yola uymak” yasaktır ve haramdır. O hâlde müminlerin yoluna uymak vacip olmalıdır. Müminlerin yoluna da icma denir. Ayrıca Cenab-ı Hakk bu ayet-i kerimesiyle müminleri iki şeyle tehdit etmiştir:

1- Allah’ın Rasulüne muhalefet etmek,

2- Müminlerin yolundan başka bir yola uymak.

Hâlbuki sadece Peygambere muhalefet etmenin böyle bir tehdidi tek başına gerektirdiği kati delillerle sabittir. Dolayısıyla “müminlerin yolundan başka bir yola uymak” tek başına tehdidi gerektirmemiş olsaydı o zaman bu, tehditte herhangi bir tesiri olmayan şeyin bu tehdidi tek başına gerektiren bir şeye lüzumsuz olarak ilave edilmiş olması demek olurdu ki, böyle bir şey caiz değildir ve belagat ilmine zıttır. Hâlbuki Kur’an belagat yani söz söyleme sanatının zirvesindedir. O hâlde hem Peygambere muhalefet etmenin hem de “müminlerin yolundan başka bir yola uymanın” tek başlarına tehdit sebebi olduğu meydana çıkmış olur. Bununla da hakkında ittifak edilmiş bir hükme yani icmaya muhalefet etmenin haram olduğu ve icmaya uymanın vacip olduğu sabit olur. Zira “müminlerin yoluna uymamak” ifadesi “müminlerin yolundan başka bir yola uymak” demek olur ki, müminlerin yolundan başka bir yola uymak haram olunca müminlerin yoluna yani icmaya uymak da vacip olur. Çünkü bu iki zıt tarafın dışına çıkılmaz.

Madem bu ayet-i kerime icmanın şer’i bir delil olduğuna ve İslam âlimlerinin ittifak ettiği bir meselede onlara muhalefet edilemeyeceğine aşikâr bir şekilde delildir. O hâlde mezhepsizlik haram olmalıdır. Çünkü İslam âlimleri müctehid olmayan Müslümanların bir mezhebe bağlanması gerektiği hususunda ittifak etmişlerdir. Onların sözlerinden bir kısmını daha önce beyan etmiştim. Bu meselede âlimler arasında en küçük bir ihtilaf dahi yoktur. Hiçbir Ehli Sünnet âlimi mezhepsizliği ders vermemiş; hatta İmam Gazali’den tutun İmam Rabbanilere, İmamların Güneşi lakabıyla meşhur İmam Serahsi’den tutun İmam Kurtubilere kadar asırlarını güneş gibi aydınlatan âlimler dahi fıkhi meselelerde bir mezhep imamına tabi olmuş ve onu taklit etmişlerdir.

Şimdi sen mezhebe uymanın vacipliğini inkâr edebilmek için iki şeyden birini yapmalısın:

Birincisi, icmanın delil olmadığını ispat etmelisin. Zira ispat edemezsen icmayı şer’i bir delil olarak kabul etmek zorunda kalırsın. Bir mezhebe bağlanmak hakkında da İslam âlimlerinin icması olduğunu göre, icmayı kabul etmek aynı zamanda bir mezhebe bağlanmayı kabul etmek demektir. Bu da mezhepsizliğin icmaya muhalefet olduğundan dolayı caiz olmadığı neticesini verir.

Bunu yapman yani icmanın şer’i bir delil olduğunu inkâr etmen mümkün değildir. Zira tefsirini yaptığımız ayetin ve icmanın delil olduğunu bildiren diğer ayet ve hadislerin delaletiyle icmaya uymak vaciptir. Kimse bu ayet ve hadislerin beyanını çürütemez.

Madem 1. şıkkı uygulayamıyorsun, o hâlde mezhebi inkâr edebilmek için 2. yoldan gitmelisin. O yol da şudur:

Mezhepsizlik hakkında da bir icmanın olduğunu göstermek zorundasın. Bunu yapabilirsen icmaya uyduğunu iddia ederek mezhepsizliği savunabilirsin. Aksi takdirde icmaya muhalefet ettiğini kabul etmek zorunda kalacaksın.

Bunu yapman da mümkün değildir. Zira 14 asır boyunca İslam âlimleri ve Ehli Sünnet uleması mezhepsizliğin haram olduğu konusunda ittifak ederek büyük bir icmayı oluşturmuştur. Mezhepsizliği savunan ancak senin gibi bir, iki cahildir.

“Neden bir mezhebe bağlanmak zorundayız” isimli kitabı indirmek için tıklayınız (pdf)

Kaynak(vurgu silme ve eklemesi vardır)
 

Rütbesiz

Süresiz Yasaklı
Mesajlar
2,059
Tepki puanı
173
Düşünce
Sünni
Sana başka bir ayet-i kerimeyi gösteriyim. Nisa suresi 59. ayet-i kerimede şöyle buyrulmuş: “Ey iman edenler! Allah’a, Peygambere ve sizden olan ulu-l emre itaat edin. Eğer Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah’a ve Rasulüne götürün. Bu daha iyidir ve sonuç bakımından daha güzeldir.”

Bu ayet-i kerimede Cenab-ı Hakk bizden üç itaat istemiştir. 1. itaat ona karşı yapılan itaattir. 2. itaat Rasulüne yapılan itaattir. 3. itaat de ulu-l emre yapılan itaattir. Acaba buradaki ulu-l emr ile kimler kastedilmiştir?

Kur’an’ı en iyi anlayan İbni Abbas, Cabir İbni Abdullah, İmam Mücahid, İmam Hasan, İmam Ata ve birçok âlime göre “ulu-l emr” tabirinden maksat âlimlerdir.

İmam Kurtubi tefsirinde İmam-ı Malik’in de aynı görüşte olduğunu nakletmektedir.

İmam Dahhak’a göre de ulu-l emr dini en iyi bilen fıkıh âlimleridir.

Celalettin Suyuti gibi 200.000 hadisi ezberlemiş büyük bir âlim “Itkan” adlı eserinde ulu-l emrin din ve fıkıh âlimleri olduğunu bildirmiştir.

A- Ama “ulu-l emrin” âlimler olduğuna dair ayette açık bir beyan yok ki.

B- Bak sana genel bir kaide söyleyeyim: “Bir fende veya sanatta ihtilaf edilen bir meselede o fennin ve sanatın dâhilerinin sözü geçer. O fenden ve sanattan olmayan birisi ne kadar da dâhi olsa sözü orada geçmez ve onun sözüne itibar edilmez.”

Mesela küçük bir hastalığın keşfinde büyük bir mühendisin sözüne bakılmaz. Tıp konusunda söz doktorlarındır ve basit bir doktorun sözü bu fenden olmayan büyük bir dâhinin sözüne tercih edilir.

Şimdi Kur’an’ı en iyi anlayan ismini saydığımız ve sayamadığımız yüzlerce âlim ayette “kendisine itaat emredilen” ulu-l emrin din âlimleri olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Bu konudaki söz onlara aittir. Zira bu ilmin dâhileri onlardır. Onların bu ittifakına karşı başkalarının sözü, gök gürültüsüne karşı sivrisineğin vızıltısı gibi sönük kalır.

Ayette geçen ulu-l emrin âlimler olduğuna dair başka bir delil de şudur: Allah-u Teâlâ bu ayet-i kerimede ulu-l emre itaati katiyetle emretmiştir. Allah-u Teâlâ’nın bu şekilde katiyetle itaati emrettiği kişinin mutlaka hatadan masum olması gerekmektedir. Çünkü hatasız olmazsa emir mutlak olduğu için Allah’ın ona hata hâlinde de uyulmasını emretmiş olması icap eder ki, bu mümkün değildir. Demek Allah’ın itaati emrettiği kişinin kesinlikle hatadan masum olması gerekir. Bu masum şahsiyet ise ya bu ümmetin fertleridir ya da ümmetin bir topluluğudur. Ümmetin fertleri olması mümkün değildir. Zira ümmet fertlerinin hatasız olması düşünülemeyeceği gibi, ümmetin böyle ender kimseleri bulup onlardan dini öğrenmeleri de mümkün değildir ve ümmetin bu konudaki âcziyeti aşikârdır. Dolayısıyla ayet-i celilede geçen ulu-l emrin bir topluluk olması gerekmektedir ki, bu da ümmet içerisinde fetva verme yetkisine sahip olan müctehid âlimler topluluğudur. Zira fertler hata yapsa da İslam âlimleri hata üzerinde toplanmaz. İşte bu mütalaa neticesinde de ayette geçen ulu-l emrin âlimler topluluğu olduğu sonucuna varılır.

Ayrıca âlimlere ulu-l emr denileceğine şu ayet de ispat eder: “Müminlerin hepsinin birden topluca savaşa katılmaları uygun değildir. Her kabileden bir kısım insanlar din ilimlerinde derinleşmeli ve kabileleri savaştan dönüp gelince onları uyarmalıdır ki, böylece Allah’ın azabından sakınırlar.” (Tevbe 122) İşte bu ayet-i celilede âlimlerin korkutmasıyla diğerlerinin sakınmasın gerektiği belirtilmiş ve korkutulanlara âlimlerin sözünü kabul etmeleri vacip kılınmıştır. Bu itibarla âlimlerin ulu-l emr ismini almaları çok isabetlidir.

Netice olarak diyebiliriz ki: Mezkûr ayette Allah ve Rasulü ile birlikte ulu-l emre de itaat edilmesi emredilmiştir. Burada kastedilen ulu-l emr bu ümmetin müctehid âlimleridir. Zira:
 

Rütbesiz

Süresiz Yasaklı
Mesajlar
2,059
Tepki puanı
173
Düşünce
Sünni
1- İbni Abbas gibi, “Devemin yularını kaybetsem Kur’an’da bulurum.” diyen bir âlim, Celalettin-i Suyuti gibi 200.000 hadisi ezberlemiş bir muhakkik ve bunlar gibi yüzlercesi ve binlercesi ulu-l emrin âlimler olduğunda ittifak etmişlerdir ki, bunların sözü yanında başkalarının sözünün hiçbir kıymeti yoktur.

2- Kendisine itaat emredilen ulu-l emrin mutlak manada masum olması lazımdır ki, her konuda kendisine itaat edilebilsin. Masum olmaması hâlinde günahta da itaatin olması gerekir ki, bu caiz değildir. Hâlbuki peygamberler hariç hiçbir fert mutlak manada hatadan masum değildir. O hâlde burada kendisine itaat emredilen ulu-l emr fert değil, bir cemaat olmalıdır. Zira fert hata yapsa da cemaat bir hatada ittifak etmez. Bu cemaat ise âlimlerden başkası olamaz. Zira sultan ve kumandanların böyle bir cemaati oluşturması mümkün değildir. Netice itibariyle âlimlerin ittifak ettiği bir konuda onlara itaat ayet-i kerimenin emridir ki, onlar da bir mezhebe bağlanma konusunda ittifak etmişlerdir.

Ayrıca ayetin devamına da dikkat çekmek istiyorum:

Ayetin devamında, “Herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah’a ve Rasulüne götürün.” buyrulmuş. Bu kavli şerif icmadan başka kıyasın da hak ve şer’i bir delil olduğunu ispat etmektedir. Şöyle ki: Ayet-i kerimede kendisinde ihtilafa düşülen bir meselenin Allah’a ve Rasulüne götürülmesi emredilmiştir. Bir meselede ihtilafa düşmek için o meselenin Kur’an’da ve hadislerde açıkça geçmemesi gerekmektedir. Zira kendisinde ihtilafa düşülen mesele Kur’an’da ve hadislerde açıkça beyan edilseydi zaten onun hakkında çekişmeye gerek kalmazdı. İşte böyle bir meselenin halli için takip edilecek yol, ayetin emriyle onu Allah’a ve Rasulüne götürmek yani Kur’an ve hadislerde hükmü açıkça bildirilmiş meselelere kıyas ederek hükmü çıkarmaktır.

Demek bu ayet kıyası emretmiştir ki, bu, hükmü açıkça belirtilenlerin arasından hükmü belirtilmemiş olan bir meselenin emsalinin arayıp bularak onları birbirine benzetip kıyas ederek hükmü ortaya koymaktır.

Şimdi sana sorum şu: Madem kıyas şeriatın bir delilidir ve kıyas ile hükmü bulunacak meseleler çoktur. Acaba bu kıyası kim yapacaktır?

● Bir milyon hadis-i şerifi ezberlemiş Ahmed İbni Hanbel mi yoksa ezberinde 100-200 hadis olmayan sen mi?

● Ya da bir haftada Kur’an’ın tamamını ezberleyen İmam Muhammed ve dört yaşında hafız olan Said İbni Uyeyne mi yoksa Kur’an’ı sadece mealinden okuyup kendini âlim zanneden sizler mi?

● Ya da İmam-ı Şafi’nin beyanına göre, bütün fıkıhçıların babası hükmünde olan İmam-ı Âzam mı yoksa fıkıh usulü ve kaidelerinden habersiz olarak sadece zannıyla hükmeden cahil cesurlar mı?

Hangisi kıyas edecek?

Bizler bir mezhebe bağlı olarak, “Bu işin erbabı olan mezhep imamları kıyas edecek.” derken; siz mezhepsizler, “Biz de kıyas ederiz.” demektesiniz. Hâlbuki kıyas edebilmek için kıyas edilecek Kur’an’ı ve hadisleri çok iyi bilmek gerekmektedir. Mezhep imamlarının her biri beş yüz binden fazla hadisi râvileri ile birlikte ezbere bilen dâhi zatlardı.

● Bu zamanda kendisini onlara kıyas edenlerin hıfzında acaba kaç hadis var?

● Kaç hadis râvisini tanıyorlar?

● Hadislerin cerh ve ta’dillerine, nâsih ve mensuhlarına, tarik-i vürudlarına vâkıf mıdırlar?

● Yine bunlar mezhep imamlarının son derece vâkıf olduğu Kuran’ı Kerim’in şer’i ve lugavi manaları ve bunların kısımları olan hass, âmm, müşterek, sarih, kinaye, nass, hafi, müşkil, müteşabih, dall-i bi-l ibare, dall-i bi-l iktiza, dall-i bi-l işare, nâsih, mensur vesaire aksam ve manalar bunlarda meleke hâlinde midir?

● Boş ver meleke halinde olmasını sen bu saydıklarımızın manalarını biliyor musun?

Hâl böyleyken hangi cesaretle ictihada kalkıyorsun? Allah’ın razı olmadığı bir hükmü vermekten korkmuyor musun? Çıkardığın hükmün hadislere zıt olmasından ve Peygamberimize muhalefet etmiş olmaktan endişe edip titremiyor musun? Herhâlde cesaretini cehaletinden alıyorsun.

Ne diyeyim, Allah böyle cahil olmaktan ve böyle cahillerin peşine takılmaktan bizleri muhafaza eylesin!

A- vAllahi ne diyeceğimi ve nasıl muhalefet edeceğimi bilemiyorum. Ben seninle münazaraya başlarken seni kolayca mağlup edeceğimi zannediyordum. Ama sen karşıma topla tüfekle değil, âdeta tankla uçakla çıktın. Ben senin anlattıklarını bugüne kadar hiç duymamıştım. İnadım iyicene kırıldı. Hatta daha fazla öğrenmeyi arzuluyorum. Bana başka ayetler de gösterebilir misin?

Kanynak(vurgu silinmesi ve eklenmesi olmuştur)
 

Rütbesiz

Süresiz Yasaklı
Mesajlar
2,059
Tepki puanı
173
Düşünce
Sünni
A- vAllahi ne diyeceğimi ve nasıl muhalefet edeceğimi bilemiyorum. Ben seninle münazaraya başlarken seni kolayca mağlup edeceğimi zannediyordum. Ama sen karşıma topla tüfekle değil, âdeta tankla uçakla çıktın. Ben senin anlattıklarını bugüne kadar hiç duymamıştım. İnadım iyicene kırıldı. Hatta daha fazla öğrenmeyi arzuluyorum. Bana başka ayetler de gösterebilir misin?

B- Elbette gösteririm. Nisa suresi 83. ayet-i kerimede şöyle buyrulmuştur: “Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu hemen yayıverirler. Hâlbuki onu Peygambere ve kendilerinden olan ulu-l emre götürselerdi onlardan sonuç çıkarmaya gücü yetenler elbette onu bilirlerdi…”

Bu ayet-i kerimede “sonuç çıkarmaya gücü yetenler” olarak mana verdiğimiz “istinbat” kelimesinin aslı “nebt”tir ki, nebt kuyudan ilk çıkan suyun ismidir. Bir fıkıh âliminin ictihad yaparak hadis ve ayetlerden hüküm çıkarması zorluğu ve güçlüğü bakımından kuyudan su çıkarmaya benzetildiği için “istinbat” diye isimlendirilmiştir.

İşte, “Onlardan istinbat edenler elbette onu bilirlerdi.” ayet-i celilesindeki “onlar” zamiri ulu-l emre râcidir ve ictihada delildir. Demek bu ayetin ifadesiyle istinbat ulu-l emrin sıfatıdır ve Allah-u Teâlâ istinbat yapabilen ulu-l emre müracaat edilmesini bizlere emretmiştir.

Bu ayette geçen, emrin kendilerine götürüleceği kişiler yani ulu-l emr Fahreddin-i Râzi gibi bir allameye göre de ilim ve ictihad sahibi âlimlerdir. Aynı manayı İbni Abidin Hazretleri de nakletmiş ve görüşüne Hz. Ayni’yi delil yapmıştır.

Fahreddin-i Râzi Hazretleri, “Bu ayet dört şeye delalet etmektedir.” der ve şöyle sıralar:

1- Hükmü açıkça belirtilmeyen meselelerde istinbat ve ictihad yapılması gerektiğine,

2- İstinbatın yani ictihadın şer’i bir delil olduğuna,

3- Rasulullah’ın istinbatla görevli olduğuna,

4- Müctehid olmayan avamın -yani bizlerin- fıkhi hükümlerde müctehid âlimleri taklitlerinin vacip oluşuna delalet etmektedir. Zira ayette meselelerin hükümlerine vâkıf olmayanların ehli istinbata yani müctehid âlimlere başvurmaları gereği açıkça beyan edilmektedir.

Bütün bu izahlardan sonra mezhepsizliği tercih ederek, “Ben de istinbat ehliyim.” dersen ben de derim ki:

  • Hıfzında kaç hadis var?
  • Bu hadisleri kimlerden öğrendin?
  • Senetlerindeki râvilerden kaçını tanıyorsun?
  • Hadislerin cerh ve ta’dillerine, nâsih ve mensuhlarına, tarik-i vürudlarına vâkıf mısın?
Ve en önemlisi hadis hafızı olarak 100.000 hadisi senetleriyle birlikte ezbere bilen zatların, İmam Gazalilerin, İmam Rabbanilerin, İmam Serahsilerin, Celalettin-i Suyutilerin cesaret edemediği istinbat ve ictihad işine hangi cesaretle soyunuyorsun?

Sana göstereceğim daha başka ayet-i kerimeler de var. Ancak, konuşmamıza misafir olan dinleyicileri daha fazla sıkmamak için diğer ayet-i kerimeleri nakletmiyorum. Eğer onları da görmek istersen, seyrangah.com sitemize girebilir ve bu videonun altındaki linkten bu eserin e-kitabını indirerek diğer ayetleri inceleyebilirsin.

A- O sayfaya girip diğer ayetlere de bakacağım. Ama aklımda bir şüphe kaldığından değil, bu meseledeki imanımı daha da kuvvetlendirmek için. Çünkü artık bir mezhebe bağlanmanın gereğine inanıyorum. Aslında en başta beni ikna etmiştin, ama inadım beni buraya kadar sürükledi. Kibrim sebebiyle bir türlü teslim olamadım. Ama şimdi teslim oluyor ve beni mezhepsizlikten kurtardığın için sana teşekkür ediyorum. Ancak aklımda mezheplerle ilgili çok sorular var. Bu soruları da yanıtlarsan beni bu hastalıktan iyicene kurtarırsın.

B- Sorularına geçmeden önce, Peygamber efendimizin (s.a.v.) hadis-i şeriflerinden de biraz nakil yapmak istiyorum. Bu hadisler de sana yol gösterecektir. Peygamber Efendimiz (sav) bir âlime uymamızı ısrarla tavsiye etmiş ve kötü âlimlerin şerlerinden bizleri sakındırmıştır. Bu bahisteki hadislerin birkaçı şöyledir:

  • Âlimlere tabi olun! Çünkü onlar, dünya ve ahiretin ışıklarıdır. (Deylemi)
  • Âlimler, kurtuluş yolunu gösteren birer rehber ve kılavuzdur. (İ. Neccar)
  • Âlimler olmasaydı, insanlar helak olurdu. (İ. Maverdi)
  • Bilmediklerinizi salih âlimlerden sorup öğrenin. (Taberani)
  • İnsanların en hayırlısı benim asrımdaki Müslümanlardır. Bunlardan sonra en iyileri, bunlardan sonra gelenlerdir. Onlardan sonra da en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir. Artık bunlardan sonra yalan yayılır, bunların sözlerine ve işlerine inanmayınız! (Buhari, Müslim)
  • Kimde şu iki haslet bulunursa sabreden ve şükreden kullar zümresine yazılır. Her kim dininde kendinden üstte olana bakıp ona tabi olursa ve dünyada kendinden altta olana bakıp, Allah’ın kendisine verdiğine hamdederse, işte bu kişiyi Allah şükredici ve sabredici yazar. (İbnu-l As)
Efendimiz (sav) kötü âlimlerin şerrinden de bizi birçok hadisiyle uyarmıştır. Birkaç tanesini zikredelim:

  • Allah-u Teâlâ, sizden ilmi almak için ilmi ile amil olan âlimleri kaldırır. Cahiller kalır. Dinden sual edenlere, kendi akılları ile cevap verip, insanları doğru yoldan saptırırlar. (Buhari)
  • Ahir zamanda âlimler ölür, cahiller din adamı yerine geçirilir. Onlar da bilmeden yanlış fetva verir, kendisi sapar, başkalarını da saptırır. (Buhari)
  • Ümmetim, kötü âlimler ve cahil abidler yüzünden helak olur. Kötülerin en kötüsü kötü âlimlerdir. İyilerin en iyisi de iyi âlimlerdir. (Darimi)
  • Sizin için Deccal’den daha çok, sapık imamlardan korkuyorum. (İ. Ahmed)
  • Ahir zamanda, âlim ve ilim azalır, cahillik artar. Cahil ve sapık din adamları, yanlış fetva vererek fitne çıkarır, doğru yoldan saptırırlar. (Buhari)
  • “Öyle bir zaman gelir ki İslam galip olur, hatta tüccarlar güven altında korkmadan deniz aşırı ticaret yaparlar ve süvariler Allah yolunda savaşa dalarlar. Sonra bir kavim çıkar, Kur’an’ı okur ve şöyle derler: ‘Kim bizden daha iyi okur? Kim, bizden daha iyi âlimdir? Kim, bizden daha fazla fıkıh bilgisine sahiptir?’ Sonra Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: ‘İşte bunlar, sizden, bu ümmettendir ve onlar Cehennem’in yakıtıdırlar.” (Taberani ve Bezzar)
Bu hadis-i şerifleri de kulağına küpe yap. Şimdi sıra geldi sorularının cevaplarına… Sor bakalım, inşAllah sorularına ikna edici cevapları verir ve seni tam manasıyla bu hastalıktan kurtarırım.

“Neden bir mezhebe bağlanmak zorundayız” isimli kitabı indirmek için tıklayınız (pdf)

Kaynak(inşaallah yazıyor idi ben inşaAllah olarak değiştirdim metinde farklılık yok başka diye biliyorum vurgu(ctrl+b var))
 

mad hatter

☆☆☆
Deneyimli
Mesajlar
1,046
Tepki puanı
763
Düşünce
Bağımsız
Sen git de bunu Zulu kabilesine anlat...
 

Son konular

Üst