Deizmde neden artış var.

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,313
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
Modern determinizme göre tanrı yoktur, olmadığı gibi olması da olanaksızdır. Çünkü başta daha karmaşık bir neden olamaz. Daha önceki neden, daha basittir. Nedensellik en basitten en karmaşığa doğru gelir. Bu sebeple determinizm tanrıyı çöpe atmıştır
Tren örneğinde olduğu gibi, termodinamiğin ikinci yasasına göre sebepler sonsuza kadar geri gidemez. Varlığı kendinden olan bir Yaratıcı şart
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,313
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
Başlangıçtaki neden kuantum dalgalanması ise ne oldu da kuantum tam o anda dalgalandı? Neden daha önce ve sonrasında değil? Neden kuantum tekrar dalgalanıp yeniden madde üretmiyor?
 

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
3,098
Tepki puanı
1,382
Düşünce
Ateist
Tabii şimdi nedenselliği herkes görüyor, görmek zorunda kalıyor. Öyle ya, yağmur yağmadığında ekin bitmediğini herkes görüyor. Fakat nedenselliğe herkes farklı bakıyor. Gazali ve Said gibiler nedenselliğe son derece çarpık bakarlar. Bunlara göre "esbab perdedarı desti kudret"!! imişmiş! Yani allah sebeplerin arkasına saklanıyormuşmuş!

Görüldüğü gibi tanrı uydurması her gerçeği çarpıttığı gibi nedenselliğe de çarpık bakıyor. Sıtma mikrobu taşıyan bir sivrisineğe allah diyormuş git filancayı ısır, sıtma olsun hazan yaprağı gibi titresin! Bu kafa ile hiç bir sağlıklı fikir olmaz. Bu kafa ile gidilirse duanın hastalıkları iyileştireceği gibi aptalca bir inanca tabii sahip olunur, bu kaçınılmaz. Üfürükçüler cahilleri tabii soyup soğana çevirir. Fikir sakat olduktan sonra açılmayacak olumsuzluk kapısı kalmaz. Cinler doktor olur, pireler berber, develer tellal da olur!

Tanrı diye allah diye bir şey olsaydı nedenselliğe o da boyun eğer ve dışına bir milim çıkamazdı gerçeğini anlamadan nedensellik anlaşılmaz. Determinizmin farkı işte budur. Yoksa nedenleri herkes elbette biliyor, bilmemenin bir yolu yok.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,313
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
“Maddenin özünde bu var”
-Niye kütle çekimi, uzaklığın kendi ile değil karesi ile orantılı?
-Maddenin özünde bu var.
- İyi de bu öz niye böyle farklı da olabilirdi. Bu tercihi kim yaptı?
-Saçmalama tercih yapan yok
-Siz saçma deyince soru çürümüş olmuyor, sadece gözünüzü kapatmış oluyorsunuz.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,313
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
Suyun genleşme grafiği diğer maddeler gibi olsaydı hayat olmazdı. Bu bile tek başına bilinçli tasarıma delildir
 

Entropyy22

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
1,765
Tepki puanı
873
Düşünce
Ateist
-Siz saçma deyince soru çürümüş olmuyor, sadece gözünüzü kapatmış oluyorsunuz.
Birşeylerin çürütülmesi gerekiyorsa onu siz yapacaksınız biz değil. Bilim mi konuşacağız inançmı?

Tanrının olduğuna dair bilimsel bir makale varmı? Kanıtlandı mı?
Cinin olduğuna dair bilimsel bir makale varmı? Kanıtlandı mı?
Şeytanın olduğuna dair bilimsel bir makale varmı? Kanıtlandı mı?
Ruhun olduğuna dair bilimsel bir makale varmı? Kanıtlandı mı?
Meleklerin olduğuna dair bilimsel bir makale varmı?. Kanıtlandı mı?

Gösteremiyormusun? Kanıtlanmadımı? Ne oldu çürütemiyormusun?

Halep oradaysa arşın burada.
 

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
3,098
Tepki puanı
1,382
Düşünce
Ateist
Said küfür dediği allahın olmadığını söylemeyi üç sınıfta toplamıştır.

1. Teşekkele binefsihi. Bununla egzistansiyalizmi (varoluşçuluk) kasteder.
2. İktizathüt tabiat. Bununla panteizmi kasteder.
3. Evcedethül esbab. Bununla determinizmi kasteder.

İlk ikisini istihza ile sıradan örneklerle geçiştirir. Bunlara pek kıymet vermediği ve çok da ciddi tehdit olarak görmediği anlaşılır. Fakat determinizm eleştirisine gelince agresifleşir. Bunu çok ciddi tehdit gördüğü anlaşılıyor. Doğru tespit. Bunu muhtemelen Gazali geleneğinden aldığı öğreti ile biliyor. Çünkü Gazali gibi o da deterministlere esbabperest diyor.

Doğruya doğru şimdi, adamlar ana muhalefeti görmüşler. Tehdit nereden gelirse tehlikeli, biliyorlar. Sıradan muslimler "kendiliğinden oluyormuş he he he, tabiat yapıyormuş keh keh keh" diye küçümsemekten başka iş bilmezler. Determinizme gelince bunu ancak biraz mektep medrese görmüş olanlar alt edebilmek için içeri alıp eritmek gerektiğini, yani tanrısal determinizme dönüştürmenin gerekliliğini anlarlar. Onun sebebi o, onun da sebebi şu ama bu nereye kadar gidiyor, ilk neden nedir diye sorarlar.

Oynanmış bitmiş bir satranç oyunu tahtada mat durumunda kalmış iken, hamleler geriye doğru tahmin edilebilir. Mattan bir önceki hamle zaten çok açıktır. Ondan bir öncekinde de çok fazla karmaşık olasılıklar yoktur. Hamle sayısı geriye doğru gittikçe insan beyni olasılıkları analiz edemez, ancak bilgisayar analiz edebilir.

Hiç bir süper bilgisayar ise açılışın hangi hamle ile yapıldığını bilemez. Bu olanaksızdır. Bunu analiz etmenin hiç bir yolu yoktur. Bu sadece 64 kare üzerinde 32 taşın hareket ettiği bir oyun. Evren ile kıyaslanamaz bile. Evrende sayamayacağımız ve bir kısmını bilmediğimiz nedenler var. Özellikle kuantum nedenselliği çok az biliyoruz.

Tabii ki evren satrancında nedenler satranç taşları gibi edilgen cisimler değil bir de. Onları oynayan iki oyuncu yok. Bu evren oyuncuları bizzat kendileri oyuncu ve kendileri hareket ediyorlar. Matruşka gibi oyuncu içinde oyuncu var. Evren satrancı akıl almayacak kadar karmaşık. Sayısız oyuncunun oynadığı ve oyuna bizzat katıldığı, öyle tahta üzerinde taşları filan oynatarak değil, oyuncuların bizzat sahada olduğu bir oyun.

Taşları kim oynuyor diye sorulamaz. Taşlar kendileri oyuncu.

Kıssadan hisse...
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,313
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
Birşeylerin çürütülmesi gerekiyorsa onu siz yapacaksınız biz değil. Bilim mi konuşacağız inançmı?

Tanrının olduğuna dair bilimsel bir makale varmı? Kanıtlandı mı?
Cinin olduğuna dair bilimsel bir makale varmı? Kanıtlandı mı?
Şeytanın olduğuna dair bilimsel bir makale varmı? Kanıtlandı mı?
Ruhun olduğuna dair bilimsel bir makale varmı? Kanıtlandı mı?
Meleklerin olduğuna dair bilimsel bir makale varmı?. Kanıtlandı mı?

Gösteremiyormusun? Kanıtlanmadımı? Ne oldu çürütemiyormusun?

Halep oradaysa arşın burada.
Bilim maddeyi konu alır. Madde olmayan şeyler için bilimsel makale istemenizde ciddi bir mantık hatası var. Bunlar için bilimsel makale değil, gözlemsel verilerin mantık kurallarına uygun değerlendirilmesi istenir. Bunları da defalarca yazdım.
Yaratıcının varlığına dair yazdıklarıma çürütücü cevap yazamadı kimse.
Ruhla ilgili uzun hapis çelişkisini de kimse izah edemedi.
Ruh varsa, cin, melek, şeytan niye olmasın ki
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,313
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
Bir oyuncu (Yaratıcı) kabul etmemek için, kainattaki her zerreye ilah kadar ilim, kudret, şuur ve irade vermenin gülümseten çelişkisi... :)
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,313
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
Madem Said Nursi suçlanıyor, Ona da söz hakkı doğuyor, bakalım Said Nursî bu konuda ne yazmış:
(Anlaşılması için günümüz Türkçesiyle buraya alıyorum, arzu edenler Lemalar kitabındaki Tabiat Risalesi isimli 23. Lem’a olan orijinal haline bakabilir)
Ey insan! Bil ki, ağızdan çıkan ve dinsizliği îma eden dehşetli kelimeler var. Müminler de onları bilmeden kullanıyor. Mühimlerinden üç tanesini beyan edeceğiz:
Birincisi: “Evcedethü’l-esbab”, yani “Bu şeyi sebepler yaratıyor.”
İkincisi: “Teşekkele binefsihî”, yani “Kendi kendine meydana geliyor, olup bitiyor.”
Üçüncüsü: “İktezathü’t-tabiat”, yani “Tabiatın eseridir, tabiat onu gerektiriyor ve yaratıyor.” Evet, madem mevcudat var ve inkâr edilemez. Hem her varlık, sanatlı ve hikmetli bir şekilde yaratılıyor. Hem madem hiçbir şey ezelî değil, her şey sonradan oluyor. Ey dinsiz! Herhalde, bir varlığı, mesela şu hayvanı ya âlemdeki sebepler yaratıyor diyeceksin, yani o varlığın, sebeplerin bir araya gelmesiyle ortaya çıktığını söyleyeceksin, ya kendi kendine oluyor diyeceksin, ya tabiatın gereği olarak, onun tesiriyle vücuda geliyor diyeceksin veyahut da onun bir Kadîr-i Zülcelâl’in kudretiyle yaratıldığını kabul edeceksin. Madem, aklen bu dört yoldan başka yol yoktur; ilk üç yolun akıl dışı, hükümsüz ve imkânsız olduğu açıkça ispat edilirse zorunlu olarak, apaçık bir şekilde ve şüphesiz dördüncü yol olan tevhid yolunun doğruluğu kesinleşir.
Birinci Yol
Eşyanın ve varlıkların, âlemdeki sebeplerin bir araya gelmesiyle ortaya çıktığını kabul etmektir. Bunun imkânsızlığını gösteren pek çok noktadan yalnızca üç tanesini sayacağız.
Birincisi
Mesela, bir eczanede çok çeşitli maddelerle dolu yüzlerce cam kavanoz bulunuyor. Onların içindeki maddelerden hayat sahibi bir macun hazırlanması istendi. Hayat veren, harika bir ilaç yapılması gerekti. Biz de geldik, eczanede o canlı macunun, hayat veren ilacın çok sayıdaki unsurlarını, maddelerini gördük. O macunların her birini inceledik. Anladık ki, o cam kavanozların hepsinden hususi bir ölçüyle, bir-iki damla bundan, üç dört damla ötekinden, altı-yedi damla başkasından ve bunun gibi çeşitli miktarlarda örnekler alınmış. Eğer birinden bir damla eksik veya fazla alınsa o macun canlı olmaz, hususiyetini kaybeder. O hayat veren ilacı da inceledik. Her bir kavanozdan hususi bir ölçüyle birer madde alınmış, zerre kadar eksik veya fazla olsa ilaçlık hususiyeti kalmaz. Elliden fazla kavanozun her birinden ayrı bir ölçüyle farklı miktarlarda maddeler alınmış.
Acaba o şişelerden alınan farklı miktarların, garip bir tesadüf veya fırtınalı bir havanın şişeleri devirmesi neticesinde bir araya gelmesine hiçbir şekilde imkân ve ihtimal var mı? Her birinden yalnızca alınan miktar kadar akması, o maddelerin toplanıp o macunu meydana getirmesi hiç mümkün mü? Acaba bundan daha hurafe, akıl dışı, bâtıl bir şey olabilir mi? Eşek katmerli bir eşekliğe girse, sonra insan olsa “Bu fikri kabul etmem!” deyip kaçacaktır. İşte bu misaldeki gibi her bir canlı, elbette hayat sahibi bir macundur ve her bir bitki, hayat veren bir ilaç gibidir. Onlar çok çeşitli ve gayet hassas bir ölçüyle alınan maddelerden yapılmıştır. Eğer sebeplere, toprak, hava, su gibi unsurlara dayandırılsa ve “Şu canlıyı sebepler yarattı.” dense, bu, aynen eczanedeki macunun şişelerin devrilmesiyle meydana geldiğini söylemek gibi, yüz derece akıldan uzak, imkânsız ve bâtıl bir iddia olur. Kısacası: Şu büyük âlem eczanesinde Hakîm-i Ezelî’nin kaza ve kader ölçüsüyle alınan, hayat için gerekli maddeler sonsuz bir hikmet, ilim ve her şeyi kuşatan bir irade ile meydana gelebilir. “Bunlar kör, sağır, sınırsız, sel gibi akan, her yerde bulunan unsurların, tabiatın ve sebeplerin işidir.” diyen bedbaht, “O hayret verici ilaç, şişelerin devrilmesiyle kendi kendine olmuştur.” diye akılsızca, saçma sapan konuşan sarhoş bir ahmaktan daha ahmaktır. Evet, bu küfür ahmakça, sarhoşça, divanece bir hezeyandır.
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,313
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
İkincisi
Eğer her şey, Vahid ve Ehad Kadîr-i Zülcelâl’e verilmeyip sebeplere dayandırılsa, âlemdeki pek çok unsurun ve sebebin, her bir canlının varlığına müdahalesini kabul etmek gerekir. Halbuki sinek gibi küçük bir varlığın vücudunda çeşitli ve birbirine zıt sebeplerin kusursuz bir intizam, gayet hassas bir ölçü ve tam bir ittifak ile bir araya gelmesi, o kadar açık bir şekilde imkânsızdır ki, sinek kanadı kadar şuuru bulunan, “Bu, akıl dışıdır, olamaz!” diyecektir. Evet, bir sineğin küçücük cismi, kâinattaki çoğu unsurla ve sebeple alâkalıdır, hatta onların bir özetidir. Eğer o sineğin yaratılışı Kadîr-i Ezelî’ye verilmezse maddî sebeplerin onun yaratılışında bizzat hazır bulunması, küçücük cismine girmesi gerekir. Hatta cisminin küçük bir misali olan gözündeki bir hücreciğe girmeleri lâzımdır. Çünkü sebep maddî ise neticesinin yanında ve içinde bulunması şarttır. Şu halde, iki sineğin iğne ucu gibi parmaklarının sığmadığı o hücrecikte âlemdeki temel unsurların ve tabiatın maddî olarak bulunup usta gibi çalıştığını kabul etmek gerekir.
Sofistlerin en ahmakları bile böyle bir iddiadan utanır.
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,313
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
Üçüncüsü
“Bir varlık bir bütünse, elbette bir tek elden ortaya çıkmış olabilir.” cümlesi, doğrulanmış bir kaidedir. Bilhassa o varlık, gayet mükemmel bir intizama ve hassas bir ölçüye sahipse, her şeyle irtibatı bulunan bir hayata mazhar ise bu açıkça, onun ayrılık ve karışıklık sebebi olan farklı ellerden çıkmadığını, kudret ve hikmet sahibi bir tek el tarafından yaratıldığını gösterir. Şu halde, o muntazam, ölçülü ve tek varlığı; sayısız, cansız, cahil, sınırlarını aşan, şuursuz, karmakarışıklık içinde, kör ve sağır tabiî sebeplerin karmakarışık ellerine –sayısız imkân yolları içinde bir araya gelip birbirine karıştığında o sebeplerin körlüğü, sağırlığı arttığı halde– isnat etmek, yüz imkânsızlığı birden kabul etmek kadar akıldan uzaktır.
Haydi, bu imkânsızlığı görmezden gelelim, fakat maddî sebeplerin tesiri elbette doğrudan temasla olur. Halbuki o tabiî sebepler, canlı varlıkların cismiyle, dış yüzüyle temas eder. Fakat görüyoruz ki, maddî sebeplerin elinin yetişemediği ve temas edemedikleri o canlının iç yüzü, dışından on kat daha muntazam, daha güzel, sanatça daha mükemmeldir. Maddî sebeplerin elleri ve âletleriyle hiçbir şekilde sığamayacakları, belki dış yüzüne de tam temas edemedikleri küçücük bir canlı, küçük hayvancıklar, en büyük varlıklardan sanatça daha hayret verici, yaratılış bakımından benzersiz oldukları halde, onları cansız, cahil, kaba, uzak, büyük ve birbirine zıt sağır, kör sebeplere dayandırmak ancak yüz derece kör, bin derece sağır olmakla mümkündür!
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,313
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
İkinci Yol
“Teşekkele binefsihî”, yani her şey kendi kendine meydana geliyor. Bu cümlede de birçok imkânsızlık var; her yönden bâtıldır, akıl dışıdır. Örnek olarak bunların üç tanesini göstereceğiz:
Birincisi
Ey inat eden inkârcı! Benliğin, gururun seni o kadar ahmaklaştırmış ki, yüz imkânsızlığı birden mümkün görmeyi, bir derece kabul ediyorsun. Fakat sen canlı bir varlıksın; basit, cansız ve değişmez bir madde değilsin. Daima yenilenmeye doğru giden, gayet muntazam bir makine, harika, sürekli değişen bir saray gibisin. Vücudunda her an zerreler çalışıyor. Senin bedenin kâinatla bilhassa rızkın ve türünün devamı yönünden alâkalıdır, onunla alışveriş halindedir. Bedeninde çalışan zerreler, o münasebeti ve alâkayı bozmamak için dikkat ediyorlar. Adımlarını tedbirle atıyorlar. Âdeta bütün kâinata bakıyor, senin münasebetlerini kâinatta görüp öyle vaziyet alıyorlar. Sen görünen ve görünmeyen duygularınla, dünyadan o zerrelerin şu harika vaziyetine göre istifade edersin. Eğer bedenindeki zerrelerin, Kadîr-i Ezelî’nin kanunuyla hareket eden küçücük memurlar, O’nun bir ordusu, kader kaleminin uçları (her zerre bir kalem ucu) veya kudret kaleminin noktaları (her zerre bir nokta) olduğunu kabul etmezsen; bedeninin her tarafıyla beraber senin sadece gözünde çalışan her bir zerrede, münasebetli olduğun bütün kâinatı görecek birer göz ve bütün geçmişini, geleceğini, neslini, aslını, bedenindeki maddelerin kaynaklarını ve rızkının madenlerini bilecek, tanıyacak, yüz dâhininki kadar bir akıl bulunduğunu farz etmen gerekir. Bu meselelerde zerre kadar aklı olmayan senin gibi birinin tek bir zerresine bin Eflatun kadar ilim ve şuur vermek, bin derece katmerli, akılsızca bir hurafeciliktir!
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,313
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
İkincisi
Senin vücudun bin kubbeli harika bir saraya benzer. O sarayın her kubbesinde taşlar, direksiz olarak baş başa vermiş, boşlukta durdurulmuştur. Hatta vücudun, bu saraydan bin defa daha hayret vericidir. Çünkü o beden sarayı, kusursuz bir düzenle daima yenilenmektedir. Gayet harika olan ruhu, kalbi ve manevî latifeleri görmezden gelsek bile, yalnız bedenindeki her uzuv, kubbeli birer menzil gibidir. Zerreler, o kubbedeki taşlar misali birbirleriyle kusursuz bir denge ve düzen içinde baş başa verip harika bir bina meydana getiriyor, fevkalâde bir sanat, göz ve dil gibi hayret verici birer kudret mucizesi gösteriyorlar. Eğer o zerrelerin, şu âlemin Ustasının emrine uyan birer memur olduğunu kabul etmezsen, her birinin, gayet sınırlı ve mutlak bir surette olmakla beraber, bedenin bütün zerrelerine hem mutlak hâkim, hem mutlak mahkûm, hem onların benzeri, hem hâkimiyet noktasında zıddı, hem yalnız Vâcibü’l-Vücûd’a mahsus çoğu sıfatın kaynağı olduğunu kabul etmen gerekir. Zerre kadar şuuru bulunan, birlik sırrıyla yalnız Vahid ve Ehad bir Zât’ın eseri olabilecek çok muntazam, sanatlı bir varlığı o sayısız zerrelere isnat etmenin pek açık bir şekilde imkânsız, hatta yüz derece imkânsız olduğunu anlar.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,313
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
Üçüncüsü
Eğer vücudunun, Vahid ve Ehad olan Kadîr-i Ezelî’nin kaleminden çıkmış bir mektup olduğunu kabul etmez ve onu tabiata, sebeplere bağlı matbu bir kitap farz edersen, bedenindeki tek bir hücreden başlayarak birbiri içinde daireler gibi, binlerce birleşik madde adedince tabiat kalıplarının bulunması gerekir. Çünkü mesela bu elimizdeki kitap eğer bir mektup olsa bir tek kalem, kâtibinin ilmine dayanarak onun tamamını yazar. Eğer bunun bir mektup olduğu kabul edilmez, şu kitap kâtibinin kalemine verilmez, kendi kendine olmuş denir ya da tabiata atfedilirse o zaman matbu bir kitap gibi, her bir harfi için ayrı ayrı birer demir kalem lâzımdır ki, basılabilsin.
Nasıl ki bir matbaada, alfabedeki harfler adedince demir harf bulunur ve böylece kitap basılır. İşte o vakit, bir tek kaleme bedel, o harfler sayısınca kalemler bulunması gerekir. Hatta bazen olduğu gibi, büyük bir harfin içine küçük bir kalemle, ince hatla bir sayfa yazılmışsa o bir tek harf için binlerce kalem lâzım gelir. Belki harfler birbirinin içine girip senin bedenin gibi muntazamca şekil alıyorsa o vakit her bir dairede, her bir parçası için o birleşik maddeler miktarınca kalıp gerekir. Haydi, diyelim ki içinde yüz muhal bulunan bu ihtimali mümkün kabul etsen bile bu muntazam sanatlı demir harfleri, mükemmel kalıpları ve kalemleri yapmak için yine –bir tek kâtibe verilmezse– onların sayısınca kalem, kalıp ve harf lâzımdır. Çünkü onlar da muntazam bir sanatla yapılmıştır. Ve böyle zincirleme gittikçe gider...
İşte sen de anla, bu öyle bir fikirdir ki, içinde senin zerrelerin sayısınca imkânsızlık ve hurafe bulunuyor. Ey inat eden inkârcı! Utan ve bu dalâletten vazgeç!
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,313
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
Üçüncü Yol
“İktezathü’t-tabiat”. Yani, tabiat gerektiriyor ve yapıyor. Bu hükümde de pek çok imkânsızlık var. Örnek olarak üçünü göstereceğiz.
Birincisi
Eğer varlıkların, bilhassa canlıların her şeyi gören bir kudret tarafından hikmetle ve sanatla yaratılışı Şems-i Ezelî’nin kader ve kudret kalemine verilmeyip kör, sağır, düşüncesiz olan tabiata ve kuvvete isnat edilirse; tabiatın, yaratmak için her şeye, görünmeyen sayısız makine ve matbaa yerleştirdiğini veyahut her şeyde kâinatı yaratıp idare edecek bir kudret ve hikmet bulunduğunu kabul etmek gerekir.
Nasıl ki, güneşin cilveleri ve akisleri, yeryüzündeki zerre kadar cam parçalarında ve damlalarda görünüyor. Eğer o misalî ve yansıyan güneşçikler, gökteki güneşe isnat edilmezse; bir kibrit çöpünün ucunun sığmadığı bir zerrecik cam parçasında tabiî, fıtrî ve güneşin hususiyetlerine sahip, görünüşte küçük, mânen çok derin bir güneşin bağımsız varlığını kabul etmek, camı meydana getiren zerreler adedince güneşler bulunduğunu farz etmek gerekir. Aynen bu misaldeki gibi, varlıklar ve canlılar doğrudan doğruya Ezelî Güneş olan Cenâb-ı Hakk’ınisimlerinin cilvelerine verilmezse her bir varlıkta, bilhassa her bir canlıda sınırsız bir kudret ve irade, sonsuz bir ilim ve hikmet taşıyan bir tabiat, bir kuvvet, âdeta bir ilah bulunduğunu kabul etmek lâzım gelir. Böyle bir düşünce ise kâinattaki muhallerin en bâtılı, en hurafesidir. Kâinatın Yaratıcısının sanatını farazi, önemsiz, şuursuz tabiata veren insan, elbette, hayvandan yüz kat daha hayvan, daha şuursuz olduğunu gösterir.
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,313
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
İkincisi
Eğer şu gayet düzenli, dengeli, sanatlı ve hikmetli varlıklar sonsuz kudret ve hikmet sahibi bir Zât’a verilmeyip tabiata isnat edilirse, tabiatın, her bir parça toprakta Avrupa’nın bütün matbaaları ve fabrikaları sayısınca makinelerinin, matbaalarının bulunduğunu kabul etmek gerekir. Ancak o zaman o toprak parçası, yuva ve tezgâh olduğu sayısız çiçek ve meyvenin yetişmesini ve meydana gelmesini sağlayabilir. Çünkü saksılık vazifesi gören bir kâse toprağın, içine tohumları sırayla atılan bütün çiçeklerin birbirinden çok farklı şekil ve mahiyetlerini ortaya çıkarma ve tasvir etme kabiliyetine sahip olduğu, bilfiil görülüyor. Eğer Kadîr-i Zülcelâl’e verilmezse, o saksıdaki toprakta her bir çiçek için görünmez, ayrı ayrı, tabiî birer makine bulunması gerekir, yoksa bu hal meydana gelemez.
Çünkü nutfeler ve yumurtalar gibi tohumların da maddeleri ortaktır. Yani hidrojen, oksijen, karbon ve azotun düzensiz, şekilsiz, hamur gibi karışımından ibaret olmakla beraber; hava, su, sıcaklık, ışık dahi basit ve şuursuz bir şekilde, her şeye karşı sel gibi gittiğinden, o sayısız çiçeklerin o topraktan ayrı ayrı, gayet muntazam ve sanatlı bir surette çıkması, o saksıdaki toprakta Avrupa kadar görünmez ve küçük ölçekte matbaalar ve fabrikalar bulunmasını açıkça ve zorunlu olarak gerektiriyor. Ta ki, bu kadar canlı kumaşı ve ayrı ayrı nakışlı binlerce dokumayı yapabilsinler.
İşte her şeyi tabiata bağlayanların Allah’ı inkâr düşüncesi, akıl dairesinin ne kadar dışına sapmıştır, kıyasla. Ve tabiatı yaratıcı zanneden insan suretindeki ahmak sarhoşların “ilim sahibi ve akıllıyız” diye iddia ettikleri halde akıldan ve fenden ne kadar uzak düştüklerini, hiçbir şekilde mümkün olmayan bir hurafeyi kendilerine meslek edindiklerini gör, gül ve tükür!
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,313
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
Eğer dersen ki: Varlıklar tabiata isnat edilirse böyle hayret verici derecede akıl dışı ihtimaller, gerçekleşmesi mümkün olmayan zorluklar ortaya çıkıyor. Acaba Ehad ve Samed Zât’a verildiği zaman o zorluklar nasıl ortadan kalkıyor? O imkânsızlıklar, kolay olan vücûba nasıl dönüşüyor?
Cevap: Birinci muhalde nasıl ki, güneşin aksinin cilvesi tam bir kolaylık içinde, zahmetsizce en küçük cansız zerrecikten en büyük denizin yüzüne kadar feyzini ve tesirini misalî güneşçiklerle gösterdiği halde, eğer güneşle bağı kesilse her bir zerrecikte bizzat tabiî bir güneşin imkânsızlık derecesinde zor olan varlığını kabul etmek gerektiği söylendi. Aynen öyle de, her bir varlık doğrudan doğruya Ehad ve Samed Yaratıcıya verilirse vücûb derecesinde bir kolaylıkla, bağ ve tecelliyle bir varlığa gereken her şey ona yetiştirilebilir.
Eğer o bağ kesilse, o memuriyet başıbozukluğa dönse, her bir varlık kendi başına kalsa ya da tabiata bırakılsa; o zaman imkânsızlık derecesinde yüz bin zorlukla sinek gibi bir canlının, kâinatın küçük bir fihristi olan harika vücut makinesini kendisinin yarattığını, içindeki kör tabiatın, kâinatı yaratacak ve idare edecek bir kudrete ve hikmete sahip olduğunu farz etmek gerekir. Bu ise bir değil, binlerce muhaldir.
Kısacası: Nasıl ki Vâcibü’l-Vücûd’un ortağının ve benzerinin olması imkânsızdır, akıl dışıdır. O’nun rubûbiyetine ve eşyanın yaratılışına başkalarının müdahalesi de aynı şekilde imkânsız ve akıl dışıdır.
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,313
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
İkinci muhaldeki zorluk ise şudur: Farklı risalelerde ispat edildiği gibi, eğer Vahid ve Ehad Cenâb-ı Hakk’a verilirse bütün eşyanın yaratılışını izah etmek, sadece bir şeyin yaratılışını izah etmek gibi kolay olur. Eğer sebeplere ve tabiata verilirse bir tek şeyin yaratılışını izah etmenin bütün eşya kadar zor olduğu, birçok kesin delille ispatlanmıştır. Bir delilin özeti şudur:
Nasıl ki bir adam, askerlik veya memuriyet unvanıyla bir padişaha bağlansa onun verdiği güçle şahsî kuvvetinin yüz bin kat üstündeki işleri yapabilir. Padişahı adına bazen bir şahı esir edebilir. Çünkü gördüğü işler ve yaptığı eserler için gerekli şeyleri ve kuvvetini kendisi taşımıyor, taşımaya mecbur olmuyor. O kuvveti ve teçhizatı, kendisiyle bağı sebebiyle padişahın hazineleri ve arkasındaki dayanak noktası olan ordu taşıyor. Demek ki, o askerin gördüğü işler, bir padişahın işi gibi şahane, gösterdiği eserler ise bir ordunun eseri gibi harika olabilir.
Nasıl ki karınca, o memuriyet sayesinde Fira-vun’un sarayını yıkmıştır. Sinek o bağ ile Nemrut’u öldürmüştür. Ve buğday tanesi gibi bir çam çekirdeği, o sayede koca bir çam ağacının bütün programını saklar. Eğer o bağ kesilir, o asker terhis edilirse, yapacağı işler için gerekli şeyleri ve kuvvetini, sırtında ve elinde taşımaya mecbur kalır. İşte o zaman, ancak elindeki o küçücük kuvvet ve sırtındaki cephane kadar iş görebilir. Önceki vaziyetinde gayet kolay yaptığı işler ondan istense, elbette, elinde bir ordunun kuvvetini ve sırtında bir padişahın savaş teçhizatı fabrikasını taşıması gerekir. İnsanları güldürmek için tuhaf hurafeler ve masallar anlatan maskaralar bile bu hayalden utanırlar!
Sözün Özü: Her varlığın yaratılışını Vâcibü’l-Vücûd’a atfetmenin vücûbiyet derecesinde bir kolaylığı var. Tabiata yaratıcılık vermek ise imkânsızlık derecesinde zorluğu kabul etmek ve akıl dairesinin dışına çıkmaktır.
 

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
3,098
Tepki puanı
1,382
Düşünce
Ateist
Örnek olarak dünyanın güneşin etrafında dönmesini konu alalım. Kimse güneşi dünyayı etrafında döndürmekle görevlendirmemiştir yani, bu güneşin doğal, kendiliğinden ortaya çıkan bir işlevidir. Kimse "şu hidrojen bulutlarını da çökertip güneşi yaratalııım, haaah tamaaam... Füzyon da başladı, dünyayı ısıtır aydınlatır şimdi bu, güzel oldu" filan dememiştir. Bunlar maddenin içsel dinamikleri sonucu oluşan olaylar yani, planlanmış tasarlanmış olaylar değil. Kum gibi sayılamayacak kadar güneş gibi yıldız var, hangi birinde hayat var bakalım? En yakın komşu yıldız beş ışık yılı uzaklıkta. Bunda bizimki gibi teknolojik bir uygarlık olsa televizyon yayınlarını alırdık. Yok yani öyle, hayatın ender bir olgu olduğu şimdiden, uzayı çok fazla fethetmeden anlaşılıyor.

Big Bang hiçten, tekillikten patlamadığı, muhtemelen eski evrenlerden arta kalan iki karadeliğin çarpışması sonucu oluştuğu için, çarpışmanın yaydığı şok dalgaları homojen dağılmamıştır. Kozmik arkaalan ışımasında gördüğümüz gibi dalgalar girişim yaparak desen oluşturmuştur. Bu girişim deseni, çalkalanan sütün tereyağı topakları oluşturması gibi topaklaşmalara yol açmış ve yıldızlar, galaksiler oluşmuştur.

Yok öyle, hele Kuran'da yazdığı gibi saçma sapan yok neymiş allah yer ve göğe itaat ederek veya istemeyerek gelin demişmiş de, isteyerek geldik demişlermiş de... Su saçma sapan anlatıma masal desen, olmaz. Masalın da bir namusu olur yani, böyle masal anlatılmaz. Metafor desen, bu nasıl metafor, böyle saçma metafor mu olur. Bu ne yani şimdi, nasıl yere göğe gelin bakayım buraya dedi ve buyur ne vardı bi durum mu var dediler yahu? Bu saçma sapan anlatım tarzını hangi kafayla benimsemişler bilmiyorum.

Kimse tahta suya batmasın ama taş batsın diye planlamamıştır. Sudan yoğun olan batar, sudan az yoğun olan yüzer. Bu kadar net ve açık. Şu batsın da şu yüzsün diye önceden planlamaya gerek yok. Böyle bir planlama da yapılmamıştır.

Ha, dünya evrenin merkezinde olur, güneş her gün onu ısıtmak için gelir ısıtır gider, yıldızlar da göğü süsleyen kandiller olur, tamam o zaman bu tasarlanmadan olmaz yani. Bildiğimiz tek örnek bu olsa, başka örneği olmasa bunu birisi yaratmış olurdu. Ama dünyamız öyle bir yer değil işte. Daha güneş sisteminden çıkmadan bile küçük bir noktacık.
 
Yazarı tarafından düzenlendi:
Üst