Kanatsız Kuş

☆☆☆☆
Deneyimli
Mesajlar
1,135
Çözümler
1
Tepki puanı
961
Düşünce
Agnostik
Çevrem beni bir dine yönlendirmese nasıl bir hayatım olurdu hep merak ettim.
 

Mete Turan

antidogmatik.com
Kurucu
Mesajlar
2,532
Tepki puanı
2,668
Düşünce
Agnostik
sanırım bir hususu atladınız yazıyı kaleme alırken,

düne kadar tv, internet gibi mesafeleri kısaltan, zamanı daraltan araçlar yoktu.
öğretide: zaten din ya seve seve, ya seve seve tüme yayılıp hakim olmak zorundaydı. elçi yollar tebliğle tabi olmaya çağrılırsınız. severek kabul etmezseniz, kılıçla boyun eğip gene tabi olurdunuz. müslümanlık esasında en az iki-üç asırdır çıkmazdadır.kendi ile çelişmekte, bocalamaktadır...
Doğru o faktör de var.
 

Efe

ll ☆
Ayrıldı
Mesajlar
1,604
Tepki puanı
1,223
Düşünce
Ateist
kesinlikle doğru. bence buradaki müslüman arkadaşlar, hristiyanların çoğunlukta olduğu bir ülkede doğsalardı büyük ihtimalle hristiyanlığı savunacaklar ve kanıt arayacaklardı.
 

Wittgenstein

Çaylak
Mesajlar
23
Tepki puanı
20
Düşünce
Ateist
İnsanların neden dinlerini seçemediği ve çevrenin rolü hakkında, insanın nörolojik ilişkisinden de bahsetmek isterim.

İnsan doğduğu andan itibaren, biyolojik yapısı itibariyle karşılaştığı deneyimlerle birlikte sürekli değişir. İlk önce doğarken aynı hayvanlar gibi belli bir içgüdü ve davranışlarla birlikte doğarız; nefes alıp vermemiz, ağlamamız, meme emmemiz yada göz kırpmamız gibi içgüdüsel davranışlarımız öğrenmeye gerek kalmadan doğuştan sahip olduğumuz bir takım davranışlarımızdır. Fakat hayvanlara kıyasla insan beyni sürekli deneyimlerle birlikte değişen, uyum sağlayan ve gerektiğinde onları biçimlendiren bir yapıya sahiptir. Belli bir coğrafyada doğup büyüyen bir hayvanı o bölgeden çıkardığımızda yaşama ve gelişme şansı düşük olur, çünkü çevreye uyum gösterebilme becerisi düşüktür. Ama insan bunun aksine, buzlu tundralardan yüksek dağlara ya da vızır vızır işleyen kentlere kadar birçok farklı ortamda yaşama becerisine sahiptir. İnsan beyninin kendisini Dünya’ya uygun biçimde düzenleyebilmesi, insanın gezegen üzerindeki bütün ekosistem üzerinde hakimiyet ve uyum sağlamasını sağlamıştır. Çünkü insan beyni, zamanla çevresine uyum gösterecek biçimde yavaş yavaş değişir. Dolayısıyla çevreden inanılmaz derece etkilenebilen bir varlığız.

Özellikle beynimiz çocukken daha çok değişim geçirir, kurumamış bir hamur gibi, hangi yönde değişim geçirirse öyle bir şey çıkar ortaya. Çocukluğumuz boyunca içinde yaşadığımız ortam ve buna bağlı olarak o ortamda yaşadığımız deneyimler, düşünceler, eğilimler ve inançlar beynimizi inceden inceye işler ve kim olduğumuz büyük ölçüde nerelerden geçtiğimize bağlıdır. İçinde doğduğumuz ailemizin, kültürün, arkadaşların kısaca çevremizin sunduğu düşünceleri, inançları ve davranış kalıplarını benimsemeye eğilimliyizdir. Buna paralel olarak da düşüncelerimiz, inançlarımız ve gerçeklik algımız o derece değişir, aynı yaşama karşı oluşmuş dini inançlarımız gibi.

Dolayısıyla çocukluk dönemlerinde bize sunulan şeyler bizi değiştirir ve o yöne doğru değişiriz. İnsan çocukluk yıllarında öğrendiği şeyin ne kadar doğru ve mantıklı olup olmadığı hakkında fazla bilinç sahibi değildir. Çocuğun yaramazlıklarını önlemek için söylenen hayalet, cin ve peri gibi hayali varlıklara belli bir dönem inanması, Dünya'ya karşı gerçeklik algısında bu yönde olmasına sebep olur, aynı dini eğitimlerin gerçeklik algısını değiştirdiği gibi.

Zamanla bu inanç, hayatın temel bir meselesi olduğu için belli duygularla sıkı sıkı tutulur.
 

Teist bir kimse

Ayrıldı
Mesajlar
461
Tepki puanı
71
Düşünce
Kur'ancı
İnsanların neden dinlerini seçemediği ve çevrenin rolü hakkında, insanın nörolojik ilişkisinden de bahsetmek isterim.

İnsan doğduğu andan itibaren, biyolojik yapısı itibariyle karşılaştığı deneyimlerle birlikte sürekli değişir. İlk önce doğarken aynı hayvanlar gibi belli bir içgüdü ve davranışlarla birlikte doğarız; nefes alıp vermemiz, ağlamamız, meme emmemiz yada göz kırpmamız gibi içgüdüsel davranışlarımız öğrenmeye gerek kalmadan doğuştan sahip olduğumuz bir takım davranışlarımızdır. Fakat hayvanlara kıyasla insan beyni sürekli deneyimlerle birlikte değişen, uyum sağlayan ve gerektiğinde onları biçimlendiren bir yapıya sahiptir. Belli bir coğrafyada doğup büyüyen bir hayvanı o bölgeden çıkardığımızda yaşama ve gelişme şansı düşük olur, çünkü çevreye uyum gösterebilme becerisi düşüktür. Ama insan bunun aksine, buzlu tundralardan yüksek dağlara ya da vızır vızır işleyen kentlere kadar birçok farklı ortamda yaşama becerisine sahiptir. İnsan beyninin kendisini Dünya’ya uygun biçimde düzenleyebilmesi, insanın gezegen üzerindeki bütün ekosistem üzerinde hakimiyet ve uyum sağlamasını sağlamıştır. Çünkü insan beyni, zamanla çevresine uyum gösterecek biçimde yavaş yavaş değişir. Dolayısıyla çevreden inanılmaz derece etkilenebilen bir varlığız.

Özellikle beynimiz çocukken daha çok değişim geçirir, kurumamış bir hamur gibi, hangi yönde değişim geçirirse öyle bir şey çıkar ortaya. Çocukluğumuz boyunca içinde yaşadığımız ortam ve buna bağlı olarak o ortamda yaşadığımız deneyimler, düşünceler, eğilimler ve inançlar beynimizi inceden inceye işler ve kim olduğumuz büyük ölçüde nerelerden geçtiğimize bağlıdır. İçinde doğduğumuz ailemizin, kültürün, arkadaşların kısaca çevremizin sunduğu düşünceleri, inançları ve davranış kalıplarını benimsemeye eğilimliyizdir. Buna paralel olarak da düşüncelerimiz, inançlarımız ve gerçeklik algımız o derece değişir, aynı yaşama karşı oluşmuş dini inançlarımız gibi.

Dolayısıyla çocukluk dönemlerinde bize sunulan şeyler bizi değiştirir ve o yöne doğru değişiriz. İnsan çocukluk yıllarında öğrendiği şeyin ne kadar doğru ve mantıklı olup olmadığı hakkında fazla bilinç sahibi değildir. Çocuğun yaramazlıklarını önlemek için söylenen hayalet, cin ve peri gibi hayali varlıklara belli bir dönem inanması, Dünya'ya karşı gerçeklik algısında bu yönde olmasına sebep olur, aynı dini eğitimlerin gerçeklik algısını değiştirdiği gibi.

Zamanla bu inanç, hayatın temel bir meselesi olduğu için belli duygularla sıkı sıkı tutulur.
Malasef metodolojik gayrihakiyecilik ile felsefi gayrihakiyeciliği karıştırıyorsunuz ve çoğu non teist gibi birinin haklı argümanı nı diğerini zorunlu temellendiyiyormuş gibi kullanıp hatalı sonuca varıyorsunuz !!!
 

Wittgenstein

Çaylak
Mesajlar
23
Tepki puanı
20
Düşünce
Ateist
Malasef metodolojik gayrihakiyecilik ile felsefi gayrihakiyeciliği karıştırıyorsunuz ve çoğu non teist gibi birinin haklı argümanı nı diğerini zorunlu temellendiyiyormuş gibi kullanıp hatalı sonuca varıyorsunuz !!!
Malesef ne dediğinizi anlayamadım. Kullandığınız "gayrihakiyecilik" kavramını internetten aramama rağmen bir anlamını bulamadım.

Benim yazdığım nörolojik bilgilerin doğru olmadığını mı söylüyorsunuz yoksa bu bilgilerin bu durum ile bir ilgisi olmadığını mı söylüyorsunuz? Açık olursanız sevinirim.
 

Teist bir kimse

Ayrıldı
Mesajlar
461
Tepki puanı
71
Düşünce
Kur'ancı
Malesef ne dediğinizi anlayamadım. Kullandığınız "gayrihakiyecilik" kavramını internetten aramama rağmen bir anlamını bulamadım.

Benim yazdığım nörolojik bilgilerin doğru olmadığını mı söylüyorsunuz yoksa bu bilgilerin bu durum ile bir ilgisi olmadığını mı söylüyorsunuz? Açık olursanız sevinirim.
Öncelikle kesinlikle saygı çerçevesinde sizi konu hakkında en temel terimleri dahi bilmeden üstün ķörü yorum yaptığınız için kınıyorum .

Konuya gelecek olursak ,din felsefesinde dinin insan üzerindeki etkisi (maksadi )üzerine (kaba bir tarif yapıyorum termilojiden tabiki uzak bu söylemler ) 3 tür yaklaşım var .

1-)gayri hakiyecilik
2-)hakiyecilik
3-)Wittgenstein'cı yaklaşım

Tabi burda belirtmek gerekir ki birde gayri hakiyecilige kimi düşünürler göre indirgenemicek Budist gayri hakiyecilik var ama konumuzun dışında olduğu için bundan şimdilik bahsetmeyecegim.

Gayri hakiyecilik (diğer bi adı ile anti realist yaklaşım olarak da geçer .) Kendi içinde temel olarak ikiye ayrılır .

A-)metodolojik gayri hakiyecilik
B-)felsefi gayri hakiyecilik

İmdi yüzeysel bir bakışla gayri hakiyecilik yaklaşımı dinin maksadı ve insan üzerindeki etkisini inceler diyebiliriz .

Mesela insan bir dine inanır ve bir siyasi partiye belli gerekçeler ile (dini gerekçeler yani )bağlanır .ve yahut insan dine inanir ve kendisine ile mezkur konuda konsensuse varamadıgi arkadaşı ile iletişimini keser ve yahut sizin de iddia ettiğiniz gibi bir dine inanır ,sorgulama melekesinden uzak bir hayat yaşar vb .

Bakıldığı zaman bunlar doğru husulardir .bunları reddetmek hiçe aklı selim bir yaklaşım olmaz .peki ya metodolojik ve felsefi gayri hakiyeciligin arasında fark ne ?

Aslında çok basit ilki yani ,metodolojik gayri hakiyecilik , Sadece bu durumlarının varlığını kabul eder ve hicbir metafiziksel önermede bulunmaz kısaca tanrı ve ya dinlerde ki diğer cin,melek gibi fizik ötesini kavramlara bu sebepler sonucu ile var veya yok demez .

Ancak felsefi gayri hakiyecilik bu durumların varlığı konusunda metodolojik gayri hakiyecilik ile aynı fikirde olup metafiziksel önerme husunda ayrılmaktadır .ve o ek bir iddia ile tanrı yoktur der .

Şimdi benim itiraz noktam tamda burası siz metodolojik gayri hakiyeciligin doğru önermeleri sonucunda sanki zorunlulukmus gibi felsefi gayri hakiyecili temellendirme girisiminde bulunuyorsunuz ve hataya düşüyorsunuz .

İyi günler ...
 

Wittgenstein

Çaylak
Mesajlar
23
Tepki puanı
20
Düşünce
Ateist
Öncelikle kesinlikle saygı çerçevesinde sizi konu hakkında en temel terimleri dahi bilmeden üstün ķörü yorum yaptığınız için kınıyorum .

Konuya gelecek olursak ,din felsefesinde dinin insan üzerindeki etkisi (maksadi )üzerine (kaba bir tarif yapıyorum termilojiden tabiki uzak bu söylemler ) 3 tür yaklaşım var .

1-)gayri hakiyecilik
2-)hakiyecilik
3-)Wittgenstein'cı yaklaşım

Tabi burda belirtmek gerekir ki birde gayri hakiyecilige kimi düşünürler göre indirgenemicek Budist gayri hakiyecilik var ama konumuzun dışında olduğu için bundan şimdilik bahsetmeyecegim.

Gayri hakiyecilik (diğer bi adı ile anti realist yaklaşım olarak da geçer .) Kendi içinde temel olarak ikiye ayrılır .

A-)metodolojik gayri hakiyecilik
B-)felsefi gayri hakiyecilik

İmdi yüzeysel bir bakışla gayri hakiyecilik yaklaşımı dinin maksadı ve insan üzerindeki etkisini inceler diyebiliriz .

Mesela insan bir dine inanır ve bir siyasi partiye belli gerekçeler ile (dini gerekçeler yani )bağlanır .ve yahut insan dine inanir ve kendisine ile mezkur konuda konsensuse varamadıgi arkadaşı ile iletişimini keser ve yahut sizin de iddia ettiğiniz gibi bir dine inanır ,sorgulama melekesinden uzak bir hayat yaşar vb .

Bakıldığı zaman bunlar doğru husulardir .bunları reddetmek hiçe aklı selim bir yaklaşım olmaz .peki ya metodolojik ve felsefi gayri hakiyeciligin arasında fark ne ?

Aslında çok basit ilki yani ,metodolojik gayri hakiyecilik , Sadece bu durumlarının varlığını kabul eder ve hicbir metafiziksel önermede bulunmaz kısaca tanrı ve ya dinlerde ki diğer cin,melek gibi fizik ötesini kavramlara bu sebepler sonucu ile var veya yok demez .

Ancak felsefi gayri hakiyecilik bu durumların varlığı konusunda metodolojik gayri hakiyecilik ile aynı fikirde olup metafiziksel önerme husunda ayrılmaktadır .ve o ek bir iddia ile tanrı yoktur der .

Şimdi benim itiraz noktam tamda burası siz metodolojik gayri hakiyeciligin doğru önermeleri sonucunda sanki zorunlulukmus gibi felsefi gayri hakiyecili temellendirme girisiminde bulunuyorsunuz ve hataya düşüyorsunuz .

İyi günler ...
Verdiğim bilgiler, bir gözlemin nasıl olduğunu açıklar. Ben sadece bu bilgilerin tanrının yokluğu hakkında birşey söylediğini iddia etmiyorum zaten. Bu iddianın, tanrının bu konudaki tavrına bağlı olabileceğini düşünüyorum, nasıl bir tanrı olduğuna bağlı olarak değişebilir.

Eğer tanrı sadece kendi dinine mensup insanları ödüllendirecek ise, bu durum tanrının adalet olgusu ile çelişir, çelişen şey de güven vermez. Çünkü tanrı bizi yarattığına göre, bizim donanımımızdan da haberdardır haliyle, yarattığı varlığa çevresel faktörlerin ne kadar önemli olduğunu bilen birşeyin aksi yönde tavırlanması çelişki olurdu. Tabi eğer tanrı kendi problemleri ve takıntısı olan birşey ise birşey diyemem.
 
Yazan tarafından düzenlendi:

Teist bir kimse

Ayrıldı
Mesajlar
461
Tepki puanı
71
Düşünce
Kur'ancı
Verdiğim bilgiler, bir gözlemin nasıl olduğunu açıklar. Ben sadece bu bilgilerin tanrının yokluğu hakkında birşey söylediğini iddia etmiyorum zaten. Bu iddianın, tanrının bu konudaki tavrına bağlı olabileceğini düşünüyorum, nasıl bir tanrı olduğuna bağlı olarak değişebilir.

Eğer tanrı sadece kendi dinine mensup insanları ödüllendirecek ise, bu durum tanrının adalet olgusu ile çelişir, çelişen şey de güven vermez. Çünkü tanrı bizi yarattığına göre, bizim donanımımızdan da haberdardır haliyle, yarattığı varlığa çevresel faktörlerin ne kadar önemli olduğunu bilen birşeyin aksi yönde tavırlanması çelişki olurdu. Tabi eğer tanrı kendi problemleri ve takıntısı olan birşey ise birşey diyemem.
Neden dini çoğulculuk sorununa sadece ekslusivizm yaklaşımı varmış veya zorunluymus gibi yaklasiyorsunuz anlayabilmiş değilim .nitekim kapsayıcı görüşte bir alternatif .
 

Wittgenstein

Çaylak
Mesajlar
23
Tepki puanı
20
Düşünce
Ateist
Neden dini çoğulculuk sorununa sadece ekslusivizm yaklaşımı varmış veya zorunluymus gibi yaklasiyorsunuz anlayabilmiş değilim .nitekim kapsayıcı görüşte bir alternatif .
Neden hasta olduğunda doktora görünme ihtiyacı hissediyorsan o yüzden.

Buradaki kapsayıcı görüşe dahil olanlar, belli bir yaşa geldiklerinde önüne dinler katoloğu koyulup özgürce, sorup soruşturarak, "anne bak şu din çok mantıklı, ben bunu seçiyorum " gibi bir durumla o görüşe dahil olmazlar.
 

Knightwalker

Deneyimli
Mesajlar
3,148
Tepki puanı
750
Düşünce
Tarihselci
Müslüman, çocuğunu Müslüman olarak; Hristiyan, çocuğunu Hristiyan olarak; Budist, çocuğunu Budist olarak ve Hindu da, çocuğunu Hindu olarak yetiştiriyor. Peki bunların hangisi doğru yolda, hangisi yanlış yolda ve neden?
Hepsi kendine göre doğru yolda.
Bir örnekle açıklayacak olursak; mesela İslamı bir an için hak din kabul edelim. Mekke'de doğan bir insan Müslüman olurken, Arjantin'de doğan bir insanın Müslüman olma ihtimali çok zayıftır. Sonuç itibariyle Mekke'de doğan insan avantajlı, Arjantin'de doğan insan dezavantajlıdır ve bu durumda Tanrının adaletinden bahsedilemez.
Verdiğiniz örnek yanlış din algısından kaynaklanıyor. Eğer tek tanrı varsa gönderilmiş tüm dinleri her yere o göndermiştir zaten. Dolayısı ile Arjantin'e din göndermedi ise kendi göndermediği için Arjantin'deki çocuğun dezavantajı söz konusu değil.
Yani Arjantin'de doğan çocuk kendi isteğiyle orada doğmuyor ve ahirette neden Müslüman olmadın diye sorgulanıyor. Bu mudur İlahi adalet?
Siz tüm dinleri farklı tanrıların yolladığına inanıyorsunuz herhalde.
Bazılarının, insan hak dine mensup olmayan bir coğrafyada doğsa da araştırarak hak dine ulaşabilir dediğini duyar gibiyim.
Hocam hak din diye bir şey yok. İslami doktrine göre zaten tüm dinler aynı Allah'tan geldiği için hepsi hak din.
Bu kadar din içinden hangisinin hak din olduğu sorusu istisnasız bütün insanların aklına gelir. eğer bir dininiz varsa örneğin Müslümansanız bu yazımı okuduktan sonra kendi dininizin bilginlerine, neden İslama inanıyoruz sorusunu sorun
Bu soru bir müslüman için sorun teşkil etmiyor ki.
eğer bir dininiz varsa örneğin Müslümansanız bu yazımı okuduktan sonra kendi dininizin bilginlerine, neden İslama inanıyoruz sorusunu sorun.
Bilginlerine niye sorsunlar ki ?
 

DemoKratos

Vl ☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
8,384
Çözümler
1
Tepki puanı
5,527
Düşünce
Ateist
Ben sana dinde zorlama var mı yok mu sormadım. Hükmü ne? Cennete mi gidecek?
 

DemoKratos

Vl ☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
8,384
Çözümler
1
Tepki puanı
5,527
Düşünce
Ateist
Bu soruyu yanıtlamak sıkar, çünkü Kuran'da kim İslam'dan başka bir din ile gelirse kabul olmayacak ve hüsrana düşenlerden olacaktır yazıyor.
 

ÖmerHayyamaDiss

Ayrıldı
Mesajlar
9
Tepki puanı
11
Düşünce
Sünni
Ben coğrafyanın kader olduğuna pek inanmıyorum .Hadi şimdi diyelim X dini veya dinsizliği doğru olan.
Elimizdeki seçenekler;
X eğer dinsizlik ise zaten sorun yok çünkü öbür taraf yok.
X eğer bir din ise;
1)Bu inanca inanan bir coğrafyada doğarsın ve kurtulursun.(Eğer yinede inanmamayı seçersen,kaybedersin.)
2)Bu inanca inanmayan bir coğrafyada doğarsın.
2.1)X dinine(yani bu hikayedeki doğru olan inanca) dair herhangi bir bilgin olmaz .Kurtulursun.
2.2)X dininden haberin olur ancak yeterli bilgiye sahip olamazsın/yanlış empoze edilir .Kurtulursun.
2.3X dininden haberin olur ve kendi dininle/dinsizliğinle kritik yapıp doğru yolu bulabilecek kadar bilgi sahibisindir .Burada insan aklını rasyonel kullanırsa doğruyu bulurmu? Bence bulur.Ama bu biraz karmaşık bir konu.Eğer bulamazsa cehenneme gider(yada artık o dindeki ceza yeri neresi ise) ya da cennete gider.

Ben bu konuda böyle düşünüyorum.
Kabalaşmadan cevap verirseniz sevinirim.
 
Yazan tarafından düzenlendi:

bilgelikyolunda

ll ☆
Yazar
Mesajlar
16,258
Tepki puanı
1,325
Düşünce
Sünni
Bir Budiste muslim olmasını önersen, o da ben İslam'dan nefret ediyorum ne muslim olması hadi işine dese bu kişinin hükmü nedir?
Bu soruyu yanıtlamak sıkar, çünkü Kuran'da kim İslam'dan başka bir din ile gelirse kabul olmayacak ve hüsrana düşenlerden olacaktır yazıyor.
Küçük beyinleri sıkabilir ama az buçuk kafası çalışanları sıkmaz.

Delilleri gördüğü halde kuru inatla inkar eden ona göre muamele görür, delilleri görmediği için/yanlış tanıdığı için reddeden ona göre muamele görür.

İslamın delillerini gördüğü halde kuru inatla inkar edip başka din üzere ölenlerin doğru kabul edilmemesi gayet makul.

Aksi zaten saçma olurdu. :)
 

Son konular

Son mesajlar

Üst