• AntiDogmatik
    Sorgulamaktan korkmayanlar için özgür düşünce platformu.
  • Din toplumun afyonudur.
    Karl Marx
  • Din; sıradan insanlar için gerçek, aydınlar için yalan, iktidarlar içinse kullanışlıdır.
    Lucius Annaeus Seneca
  • Din, sıradan insanları pasif ve sessiz tutmak için bulunmaz bir kaynaktır.
    Napoléon Bonaparte
  • Sorgulamayan insan cahildir, sorgulatmayansa zalim!
    Mustafa Kemal Atatürk
  • Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir.
    Carl Sagan
  • Aptal bir şeyi 50 milyon kişi de söylese, o hala aptal bir şeydir.
    Anatole France
  • Aydınlanma; kişinin kendi aklını kullanmaya cüret etmesidir.
    Immanuel Kant
  • Dünyada iki çeşit insan var: Aklı olan ve dini olmayanlar, dini olan ve aklı olmayanlar.
    Ebu Ala el Maarri
  • İnsanı yaratmak mı tanrının büyük hatası, tanrıyı yaratmak mı insanın büyük hatası?
    Friedrich Nietzsche
  • İmana sarılmak, aklı terk etmektir.
    George Smith
  • İnsanlar gerçek olmasını diledikleri şeylere inanırlar.
    Julius Caesar
  • En tehlikeli insan tipi az anlayan, çok inanandır.
    Anton Chekhov

Doğadaki Canlılar Birbiriyle Savaşmıyor

bilgelikyolunda

☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
5,170
Tepki puanı
348
Düşünce
Sünni
Alanında otorite isimlerden olan hayvan duyguları uzmanlarından Prof. Marc Bekoff, “Yabani Adalet” adlı kitabında çeşitli hayvan türlerindeki adalet hissine işaret eden ve hayvanların diğer hayvanlara nasıl yardım ettiklerini gösteren örneklere yer veriyor.

Bekoff, “yabani hayvanların acımasız ve vahşi olduklarına dair görüşler yüzde yüz yanlış” diyor. Sözlerinin devamında, memelilere ilişkin yeni araştırmaların davranışlarının yüzde 90–95 olumlu olduğunu gösterdiğini ifade ediyor. Bekoff’un verdiği örnekler arasında kurtlar da var. Oyun sırasında, gruptaki baskın kurtların bilerek zayıflara yenildiğini, çok sert olmadıkça ısırmalarına izin verdiklerini belirtiyor.

Newscientist dergisinde yayınlanan hayvan duygularına ilişkin yazısında da şöyle ilginç bir örnek veriyor: “Kuzey Kenya’da bulunan Samburu Ulusal Parkı’nda filleri seyrediyordum. İçlerinden birinin çok yavaş yürüdüğünü fark ettim. Fil uzmanı Iain Douglas-Hamilton bana, Babyl adı verilen bu filin yıllardır sakat olduğunu, fakat sürünün diğer üyelerinin onu hiçbir zaman arkada bırakmadığını söyledi. Biraz yürüdükten sonra dönüp nerede olduğuna bakar, duruma göre ya bekler, ya da devam ederlerdi. Hatta bazen sürü lideri, Babyl’i beslerdi. Fillerin ona yardım etmekle elde edeceği hiçbir şey yoktu.” Bekoff’a göre bu fillerin ilgi ve şefkatlerinin koşulsuz olduğu açık. Samburu Ulusal Parkı’ndaki filleri inceleyen Oxford ve California üniversitelerinden bilim insanları da fillerde merhamet duygusu olduğu sonucuna vardı. Applied Animal Behaviour Science adlı akademik dergide yayımlanan araştırmalarına göre, filler aralarında genetik bir bağ olmasa da hasta, ya da ölmek üzere olan fillere ilgi gösteriyor.

1958 yılında yapılan bir araştırmada, aç farelere kardeşlerinin elektrik şokuna maruz kalmalarına sebep olan çubuğu çekmeleri durumunda yemek verildi. Fareler bunu yapmaktansa aç kalmayı tercih etti! 2006 yılında akademik dergi Science’da yayımlanan bir araştırma, tanıdıkları fareleri acı çekerken gören farelerin yüzlerini buruşturduğunu gösterdi. Sonuçları, 2011 yılında Science dergisinde yayımlanan deneylerde ise, fareler çok sevdikleri çikolatayı yemektense kapana kısılmış arkadaşlarını kurtarmayı tercih ettiler!

Yaban köpekleri, zürafalar, aslanlar, kuşlar, böcekler, hatta karidesler bile başka hayvanların “çocuk yetiştirmesine” yardımcı oluyor. Yaklaşan kurdu gören küçük bir geyiğin çıkardığı sesleri duyan geyikler, yardıma koşuyor ve kendi hayatlarını tehlikeye atarak yavruyu koruyor. Kanadalı bilim insanlarının Nature dergisinde yayımlanan çalışmalarına göre, sincaplar bazen annesiz kalmış yavru sincapları evlat ediniyor…

Güney Amerika’nın tropik ormanlarında hayat süren Allobates femoralis türü kurbağaların dişileri yumurtalarını erkek kurbağalarca korunan alanlarda, yere düşmüş yaprakların arasına bırakıyor. Üç haftalık gelişimden sonra erkek kurbağalar yumurtadan çıkan yavruları sırtlarında taşıyarak ormandaki su birikintilerine götürüyor. Ancak doğru zamanda suya taşınırlarsa yavruların hayatta kalacakları belirtiliyor. Viyana Veterinerlik Üniversitesi’nden Dr Eva Ringler ve ekibinin deneyleri, erkeklerin çoğunun kendi yavruları olmasalar bile kendi bölgelerinde yumurtadan çıkan yavruları suya taşıdığını gösterdi. Aralarında Harvard Üniversitesi ve Max Planck Enstitüsü’nden bilim insanlarının da bulunduğu başka bir araştırma ekibinin Journal of Experimental Biology’de yayımlanan deneyleri de şaşırtıcı sonuçlar ortaya koydu. Bilim insanları, dişi ve erkek kurbağaların sırtlarına başkalarının yavrularını yerleştirdi. Sadece erkekler değil, dişi kurbağalar bile sırtlarına konulan yavruları ormandaki su birikintilerine götürdü.

Meşhur hayvan davranışı mütehassısı, biyolog Dr. Jonathan Balcombe, hayvanların çoğunlukla huzurlu, sakin ve zevkli bir yaşam sürdüğünü dile getiriyor ve şöyle diyor: “Hayvanların duyarlılığına ilişkin bilgi ve anlayışımızın gelişmesi, önyargılarımızı tekrar düşünmeye bizi zorluyor. Bu önyargılardan biri yaban hayatının bitmek bilmeyen, ciddi bir mücadele olduğu görüşü.” Devamında, “hayatta kalma mücadelesi” gibi çok kullanılan bazı sözlerin, yabani hayvanlar için yaşamın haşin ve amansız olduğu izlenimini pekiştirdiğini belirtiyor; bunun önyargılı ve hatalı bir bakış açısı olduğunu söylüyor.

Besin bulmak, bir canlının yaşamındaki en önemli işler arasında. Dr. Balcombe, hayvanların bu işten zevk aldığını düşünüyor. “Kafeste tutulan fareler, yemeklerine kolayca ulaşmak yerine, bir kolu çekerek ulaşmayı tercih ederken, Skinner kutusundaki (hayvan davranışı deneylerinde kullanılan özel bir kutu) güvercinler de, diskleri gagalayarak yemlerini elde etmeyi tercih ediyor.” diyen Balcombe, hayvanların oyunlarına da değiniyor: “Oynamak daha çok genç hayvanların yaptığı bir şey ama, birçok yetişkin hayvan da oynar.” diyor. Alaska’da kargalar sırt üstü yatıp karla kaplı çatılardan kayıyor. Kuzey Amerika’da bizonlar otların donmuş kısımlarında kayıyor ve bir yandan da yüksek sesle bağrıyor. Japonya’nın Honshu adasındaki şebekler kartopu oynuyor.

Balıklar, ahtapotlar, kaplumbağalar hatta timsahlar da oynuyor. ABD’deki Tennessee Üniversitesi’nden zoolog Dr Vladimir Dinets’in Animal Behaviour and Cognition isimli akademik mecmuada yayımlanan araştırmasına göre, nesnelerle oynama davranışı timsahlar arasında çok sık görülüyor. Dr Dinets, artık çok sayıda hayvanat bahçesi bakıcısının oynamaları için timsahlara çeşitli nesneler verdiğini söylüyor. Yamaçlardan suya doğru kayan ve bunu tekrar tekrar yapan genç timsahlardan da söz ediyor. Dinets’in, Tennessee Üniversitesi’nden Prof. Gordon Burghardt ile yayımladığı bir araştırma balıkların da oynadığını gösterdi. Burghardt ve ekibi, beyaz benekli çiklitgilleri ( Tropheus duboisi), yaklaşık iki yıllık bir süre içinde belirli zamanlarda filme çekti ve yüzlerce kez tekralanan ilginç bir davranışlarını tespit etti. Balıklar, altında bulunan ağırlıktan dolayı akvaryumun dibinde dikey olarak duran termometreye tekrar tekrar vuruyor, vurdukça eğilip kalkan termometreyle oynuyorlardı! Prof. Burghardt, kertenkele ve kaplumbağaların da oynadıklarını gösteren ikna edici deliller bulunduğunu belirtiyor. Harvard Üniversitesi’nden tanınmış karınca uzmanı Prof. Edward Wilson’a göre karıcalar da oynuyor. Uzun yıllar ahtapotları inceleyen Kanada’nın Lethbridge Üniversitesi’nden psikolog Prof. Jennifer Mather, araştırmasına konu olan Seattle Akvaryumu’ndaki iki ahtapotun suda yüzen küçük plastik kutulara su fışkırtıp bir yandan diğer yana fırlattıklarını söylüyor. “Bir iki kere yapsalar buna oyun diyemezsiniz. Fakat bu ‘top zıplatma’ aşağı yukarı 20 defa oldu.” diyor.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
5,170
Tepki puanı
348
Düşünce
Sünni
Washington Eyalet Üniversitesi’nden Prof. Jaak Panksepp ve ekibinin araştırmaları, farelerin oynarken ve gıdıklanınca insan kulağının duyamadığı ultrasonik sesler çıkararak güldüklerini ortaya çıkardı. Ekibiyle birlikte, özel bir cihazla bu sesleri inceleyen Panksepp’e göre fareler, oynamayı ve gıdıklanmayı kesinlikle seviyor. Gıdıklamayı bıraktığında eline koşuyor, tekrar gıdıklanmak istiyorlardı. Sonunda gıdıklanma ödülü varsa karmaşık bir labirenti koşarak geçiyorlardı.

“Molekülleri hayat sahiplerinin yardımına, özellikle bulutları bitkilerin mededine ve bitkileri dahi hayvanların yardımına ve hayvanları ise insanların muavenetine ve memelerin kevser gibi sütleri, yavruların beslenmelerine ve hayat sahiplerinin güçleri dışındaki pek çok ihtiyaçları ve erzakları, umulmadık yerlerden onların ellerine verilmesi, hattâ yiyecekleri oluşturan atomlar dahi bedenin hücrelerinin tamirine koşmaları gibi Rabbanî itaat ettirme ile ve Rahmanî istihdam ile, yardımlaşma hakikatinin pek çok örnekleri doğrudan doğruya, bütün kâinatı bir saray gibi idare eden bir Rabb-ül Âlemîn’in umumî ve rahîmane rububiyetini gösteriyorlar.” (Risale-i Nur Külliyatı, 7. Şua kısmen sadeleştirerek)
 
Üst