Dünyanın dört bir yanından yaratılış mitleri

kavak

☆☆☆
Üye
Mesajlar
452
Tepki puanı
301
Düşünce
Ateist
Hindistan´dan bir yaratılıș miti:

En bașında yeryüzü su ile kaplıydı. Bundan bașka hiç birșey yoktu; sadece bu uçsuz bucaksız deniz vardı.

Yeryüzünün çok üstünde, gökyüzü diyarında, Güneș Baba tanrı olarak hüküm sürüyordu. Yanında, kendisinden bir makam așağıda diğer tanrılar da vardı. Bunlrın bir meșguliyetleri de yoktu ve bu yüzden canları çok sıkılıyordu. Gökyüzündeki bir pencereyi açıp așağıya baktıklarında, sadece kocaman denizi görüyorlardı. Fırtına olduğunda, bazen tepeleri köpüklü yüksek dalgaları görüyorlardı, ama bazen de sadece denizin üstünü örten bulutları görüyorlardı.

Bir gün tanrılardan biri, Güneș tanrısının karșısına çıktı. Önünde eğilip "Ben bugün, kendilerine insan diyen ve yeryüzünde yașayan, garip varlıkların rüyasını gördüm. Neden onları yaratmıyoruz?. Baba, bunun için bize izin ver.", dedi.

En yüce tanrı, bu fikir üzerinde uzunca düșündü. Bir kaç gün sonra dedi ki: "Bana yașlı Malin´i getirin. Siz onu denizin altındaki bir mağarada bulursunuz."

Yașlı Malin hizmetkar ruhlardan biriydi. Çok becerikli elleri vardı. Bu yüzden insanları biçimlendirme görevi ona verildi. Çalımlı bir șekilde "Ben bu varlıkları denizin köpüklerinden yapacağım." dedi ve Güneș tanrısı da onu tasdikledi. "İșin bitince, senin yaratıklarına yașam nefesini üfleyeceğim." diye ciddiyetle beyan etti. Yașlı Malin, bütün bir gün boyunca insanı biçimlendirmek için çalıștı. Büyük bir çaba sarfediyordu. Bir erkek ve bir kadın figürunu akșama doğru biçimlendirmiști. Kurumaları için güneșin yakıcı ıșınlarına bırakmıștı.

O arada oraya susuzluğunu gidermek isteyen bir at uğramıștı ve bu güzelim figürleri ezmiști. Malin öfkeli bir șekilde Güneș tanrısına koștu. "Senin atın beni kıskanıyor. İnsanların benim elimden yaratılmasını istemiyor.", diyerek ona yakındı. Ancak yüce tanrı onu sakinleștirdi ve "İșini tekrar yap, bir daha kesinlikle yıkılıp bozulmayacaklar" dedi. Böyle de oldu. At ertesi akșam figürlerin etrafından dolanıp geçti. Tanrılar onun eserini beğenmișlerdi.
 

kavak

☆☆☆
Üye
Mesajlar
452
Tepki puanı
301
Düşünce
Ateist
Devamı...

Ama en önemlisi ise henüz eksikti. Bu yüzden Güneș tanrısı Malin´e seslendi: "Şimdi vakti geldi. Bize iki insan hayatı getir. Ben onları evimin çatısının altındaki bir kirișe koymuștum." Ama Malin küçüktü, kendisi sadece evin kapısının üst tarafına kadar yetișebiliyordu. Orada ise iki kuș hayatı bulunuyordu. Onları Güneș tanrısına getirdi.

Güneș tanrısı, Malin´in yaratıklarına yașam nefesini üfler üflemez, bunlar ördeklere dönüștüler ve uçup gittiler. Tüyleri deniz köpüğü gibi parlıyordu.

Ördekler bir sene sonra neșeli bir șekilde geri geldiler ve anlattılar: "Deniz bize hem masa hem de yatak oldu, ama șimdi bir yuva yapmak istiyoruz. Çocuklarımızı büyütmek için nerede bir yer var?". Güneș tanrısı buna bir cevap bulamadı ve diğer tanrılara sordu. Onlar da çaresizdi.

Nihayet Prens Yengeç öne çıktı ve "Ben bunu bașarırım. Bir ada yapmaya yetecek kadar toprağı makaslarımla denizin dibinden getiririm. " diye söz verdi. Ancak Prens, denizin müthiș gücünü küçümsemiști. Ne zaman yukarı çıksa, o zaman kocaman bir dalga makaslarındaki toprağı alıp denizin dibine götürüyordu.

Daha sonra Prens Solucan hizmetini sunmak istedi. Hiç kimsenin yapamadığı bir șekilde denizin dibine indi, toprağı yiyerek karnını doldurdu ve suyun üzerinde hepsini tekrar kustu. Ama doyumsuz deniz hepsini yutup tekrar așağıya götürüyordu.

Tanrılar, "Bir parça yere ihtiyacımız var. Bir parça yer." diye bağırıyorlardı.
 

kavak

☆☆☆
Üye
Mesajlar
452
Tepki puanı
301
Düşünce
Ateist
Devamı...

Sadece Prens Kırkayak bu sızlanmalara katılmıyordu. Onun bir fikri vardı: "Denizde yașayan büyük, yașlı ve sırtı güçlü kaplumbağayı hepiniz tanıyorsunuz. Denizin dibinde onun ayaklarını dünyanın dört bir yanına bağlasak, nasıl olurdu?. Sonra onun sırtında toprağı toplayıp biriktirirdik. "Bu fikir büyük bir alkıș aldı. Prens Kırkayak hemen kaplumbağayı bağlayıp zincire vurmalıydı. Onun da hiç umrunda değildi ve bütün yükü hiç yakınmadan tașıdı. Bu șekilde hakikaten sonsuz denizde bir ada oluștu ve büyüdükçe büyüdü.
Güneș tanrısı adadaki ilk ağacı ekti ve kıyılarında kamıșların büyümesine olanak sağladı. Ördekler burada güvenli bir șekilde yuvalarını yapabilirdi. Kısa bir süre sonra da iki yumurta yuvada duruyordu.

İște yaratılıș mucizesi bu olsa gerek!
Yumurtalar kırılınca, içinden bir erkek ve bir kadın yeryüzünün ıșığına çıktılar.
Bunlar kaplumbağanın sırtında doğan ilk insanlardı.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
6,381
Tepki puanı
412
Düşünce
Sünni
En bașında yeryüzü su ile kaplıydı. Bundan bașka hiç birșey yoktu; sadece bu uçsuz bucaksız deniz vardı.
Bir çok yaratılış anlatısında bu vurgu var. Eğer ether(esir) maddesinden bahsediyorlarsa ve bu da bilimsel olarak doğruysa peygamberlerin anlatımları sonucu yaratılış anlatılarına girmiş ve zamanla değişe değişe günümüzdeki hali almış olabilir.
 

kavak

☆☆☆
Üye
Mesajlar
452
Tepki puanı
301
Düşünce
Ateist
Afrika kökenli yaradılıș mitlerinden bir tanesi de șöyle:

Yeryüzünün bașlangıcında sadece tanrıların annesi vardı.
O, Niamye ve küçük kardeși Anangama´yı doğurdu.
Gökyüzündeki insanlar, hayvanlar ve ruhlar, aynı șekilde tanrının eliyle oluștular.

Orada uzun bir süre yașadılar ve çoğaldılar; Tanrı ve eși de, gökyüzü dar gelene kadar, yığınla çocuk sahibi oldular.
İște o zaman tanrı yeryüzünü yarattı. Tozu suyla karıștırarak, onu dairesel bir biçime getirdi.
Yeryüzü kuruduğunda, tanrı, eși Assie´yi orada hükmetmesi için așağıya gönderdi.
Assie beraberinde ağaçları getirdi, diğer bitkiler kendiliğinden yeryüzünde bitip büyümeye bașladılar.
Sonra tanrı´nın kardeși Anangama uzun bir zincir yaptı. Onunla insanları ve bütün hayvanları așağıdaki yeryüzüne bıraktı.
Önce bir erkek, sonra bir kadın; bu șekilde gökyüzündeki bütün insan uluslarını așağıya gönderdi.
 

kavak

☆☆☆
Üye
Mesajlar
452
Tepki puanı
301
Düşünce
Ateist
Kuzey Amerika: Mohawk kabilesinin yaratılış miti

Bir zamanlar gökyüzünde, insanların mutlu mesut yaşadıkları, bir yer vardı. Evlerin yönü, doğan ve batan güneşin yörüngesi gibi doğudan batıya doğru düzenlenmişti. Evlerin birinde bir kadın, sihirli güçlerinden dolayı yardıma muhtaç bir erkek ile beraber yaşıyordu. Ancak adam hastalandı ve öldü - böyle bir vaka gökyüzünde hiç olmamıştı. İnsanlar defin için adamı bir kabın içine yerleştirdiler. Çok geçmeden kadının hamile olduğu gözlemlendi ancak kendisi babanın kim olduğunu kimseye söylemiyordu. Zamanı geldiğinde, Aientsik(yeryüzü) ismini verdiği bir kızı doğurdu. Kız çabucak büyüyordu. Birgün Aientsik kontrolsüz bir şekilde ağlamaya başladı. Ölen adamın(babasının) defin kabının önüne geldiğinde, ağlamayı aniden kesti. Babasının ruhuna saatlerce konuştu ve günlerden birgün evlenmesinin gerektiğini annesine anlattı.

Hazırlıklar sürerken, annesi mısır ve böğürtlen dolu bir sepeti kaptığı gibi kızına verdi. Aientsik, Tharonhaiwakon´un(gökyüzünün bekçisi) yerini bulmak için yola koyuldu ve babasının ruhu da kendisine eşlik ediyordu. Orada geldiğinde, sepeti Tharonhaiwakon´a verdi ve onun yanında üç gün üç gece kaldı. Çok geçmeden adam hastalandı. Aientsik´i özel bir ağacın -ışığın ağacı- yanına getirdi ve ona ağacı yerden havaya kaldırmasını söyledi. Kız ağacın kökünü kopardı ve bir yarık ortaya çıktı. Kız yarığa doğru eğildiğinde, Tharonhaiwakon onu deliğin içine iteledi ve kız düşmeye başladı. Deliğin içeresinde düşerken fasulyelerin, mısırların ve kabakların köklerine tutunmaya çalıştı.

Aientsik, gökyüzünün altındaki karanlıkta habire düşmeye devam ediyordu, ta ki hayvanların yüzdüğü sularla kaplı kocaman bir yeri görene kadar. Dalgıç kuşu düşen kadını gördü, ona gökyüzü kadını diyorlardı. Kaplumbağaya, sırtına düşmesine izin vermesini rica etti ve uçan hayvanlar da kadının oraya düşmesine yardımcı oldular.

Aientsik, yeryüzünü yapabilmek için hayvanların çamura ihtiyacı olduklarını biliyordu. Dolayısıyla onlara suyun dibine dalmalarını rica etti. Birçok hayvan denedi, ama hepsi başarısız oldu. Nihayet misk sıçanı bunu başardı ve kaplumbağanın sırtına azıcık çamuru koydu. Aientsik hergün kaplumbağanın sırtında dolandıkça, çamur büyüdükçe büyüdü ve düşerken yanında getirdiği kökler yeni yeryüzünde sebzelere dönüşmeye başladılar.
Bu sebzeler mısır, fasulye ve kabak idi.
Mohawk´ların temel gıda maddeleri .
 
Üst