1. 1 dakikada üye olup sitede yazmaya başlayabilirsiniz
    anında üyelik için TIKLA

Ebedi Cehennemden Kork!

'İslam Genel' forumunda Ra's Al Ghul tarafından 16 Şubat 2017 tarihinde açılan konu

  1. Katip

    Katip Üye

    Mesaj:
    18
    Alınan Beğeniler:
    18
    Cinsiyet:
    Erkek
    Düşünce:
    Sünni

    Özel Mesaj
    Eğer bu, Ebu Hureyre'nin gerçekten de duyup inandığı bir şey ise; ya kendisi çok safmış, ya da uydurduğu bir şey ise; Allah ile kafa bulacak kadar çok kurnazmış. Tamam, Selef akidesi Allah nerededir sorusuna Allah her yerdedir olarak değil, Allah arşın üzerindedir yanıtını verir ve Allah'ın bir mekanı olduğunu belirtir. Ancak bir insansı varlık olduğu görüşü olduğunu pek savunan yoktur. Fakat elleri, baldırı olan insansı Allah betimlemesi eski yazılara baktığımız da bir hakikat olarak görülmekteymiş. Bir dönem buna kesinlikle inanılmış. Tabii bu tür sahih denilen hadisler, günümüz de zahiri yönden değil, batın yönden değerlendiriliyor.

    Not: Hem yalnızca Kurana inanıyorum denilip hem de hadislere ve peygamber sünnetini denilen şeylere inanıyorum diyen varsa; hem hadisleri ve peygamber sünneti denilen şeyleri reddedip hem de kendisine sünni diyenleri yadırgamayınız.
     
    Kemal bunu beğendi.
  2. Kemal

    Kemal Disiplin Kurulu Başkanı

    Mesaj:
    206
    Alınan Beğeniler:
    157
    Cinsiyet:
    Erkek
    Düşünce:
    Ateist

    Özel Mesaj
    Niye yadırgamayın diyorsun?
     
    yeniçeri ve Katip bunu beğendi.
  3. Katip

    Katip Üye

    Mesaj:
    18
    Alınan Beğeniler:
    18
    Cinsiyet:
    Erkek
    Düşünce:
    Sünni

    Özel Mesaj
    Açıkçası benimkisi bir aşk hikayesi. Kerametler ile tahrik edildim diyeyim. Bunu hem bir deney hem de bir kişisel araştırmanın devamı olarak kabul edebilirsiniz. Her bir çalışmam kayıt altında olduğu için iyi bir arşiv çıkacak. En azından projem gereği bundan böyle bir sünni gibi düşünecek ve anlamaya çalışacağım. Hem bu sefer tüm bildiklerimi tekrardan gözden geçireceğim. Şimdiden bile bilmediklerimin daha fazla olduğunu görebiliyorum veya bazı şeylere karşı ne kadar da ön yargılı davranmışım diyorum. Hadis kültürünü, peygamber sünneti denilen şeyleri her daim reddettim. Küçüklüğümden beri hadisleri okuyarak, inceleyerek büyüdüm, büyütüldüm. Öyle ya, tüm hadis külliyatını bitirmiş, hatta üzerine kısa dersler veriyordum.

    Amma velakin, hadisleri sadece cumadan cumaya duyanlardan değil de bizzat kendisinden okuyabilmiş birisi olarak, Kur'aniyyun fikrinin savunucularından birisi olarak çıkageldim. Evet, bir deisttim. Ama eğer ki konu İslam olsa, Kur'ancılığı hala daha bir sünniye karşı savunabilirdim. Ancak bugün ki algımı değiştiren şeyler oldu. Hem de tüm bakış açımı değiştiren şeyler. Ampülün şıp diye yanması meselesi benimkisi.

    Bundan ötürü çalışmam da ilkin diğer taraftan baktım yani Şii hadis literatürü üzerinde çalışabilme fırsatım oldu. Usul-i Kafi'den başlayan Şii hadis ve tefsirleri inceleme serüvenim, Şii fıkhının esas aldığı kaynaklarının Sünni kaynaklara göre daha kabul edilebilir sonucuna varıyordu.

    Tarihsel olaylar işin bir başka boyutu. Mesela bütün Müslümanların biat ettiği ama Mekkeye düzenlenen bir darbe ile öldürülecek olan Halife Abdullah bin Zübeyr'i tekrardan gözden geçirebilme fırsatım oldu. Açıkçası herkes Yezit'i bilir ama Yezitten sonra gelen halifeyi bilmez. Öyle ki kendisi Yezit'e isyan edip, tüm Müslümanları kendisine bağlayabilmiş bir kişiydi. Hüseyin'in yapamadığını yapmıştı, Halifelik iddiasındaki Muhammed'in torunu Hüseyin'i öldürebilen Yezit, yine de Ebu Bekir'in torunu Abdullah'ın Halife olmasını engelleyememişti. Ama bu sefer kendisinin hikayesine Şii kaynaklardan kendisine baktım. Hakikaten ilginç şeyler yakalıyorsunuz.

    Yine de her şey, Ehl-i Sünneti anlamam da birer çakıl taşı olmaktadır. Bunca zaman Müslümanları iyi ki azarlamışım, İslamı iyi ki eleştirmişim diyorum. Eğer olur da savunan duruma gelirsem de, ne dediğimi daha iyi biliyor olacağım. Tabii her şeyin başında bir aşk var. Ancak aşık olan taraf ben değilim, ama bu öylesine bir aşk ki, seni de kendisine çekiyor. Daha öncesinde hiç böylesini görmemiştim. Böyle kapalı konuşmamın bir başka sebebi, ben de kalsın.

    Gelgelelim şu yargılama hikayesine, yalnızca bir alıntı yapacağım:

    ''Benim hayatımı yargılamadan önce, benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan, sokaklardan, dağ ve ovalardan geç. Hüznü, acıyı ve neşeyi tat. Benim geçtiğim senelerden geç, benim takıldığım taşlara takıl. Yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git, benim gittiğim gibi. Ancak ondan sonra, beni yargılayabilirsin.''

    Hani; tanımadığımız, hesaplayamadığımız bir kişiyi yargılayamayız da, ama olur da görünür de herhangi bir yargılama olur; bilene ki o yalnızca bir kulağımdan girer ve öteki kulağımdan çıkar, normalde de dikkate almam; ama ilk olarak sözümü sona bırakmamış olayım dedim.

    Selametle.

    Biraz, derdimi açayım istedim. Uzattıysam, kusuruma bakmayasın.
     

Bu Sayfayı Paylaş