Etir ve Sicim/Membran Teorisi

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
6,533
Tepki puanı
418
Düşünce
Sünni
11-Kemaleddin el-Farisi (1267-1318) İranlı fizik ve matematik âlimi.
İbnü’l-Havvâm el-Bağdâdî’nin yanında uzun süre matematik öğrenimi gördü. İlm-i menâzır (optik) konusuyla da ilgilendi. İbnü’l-Heysem’in optik ilmine dair Kitâbü’l-Menâẓır’ını okuyup inceledi. Ardından bu esere Tenḳīḥu’l-menâẓır adıyla bir şerh yazarak sonuna bir küre yüzeyinde ışığın yansıması ve kırılması, gök kuşağı, hâle ve karanlık oda konularına dair yeni tesbitlerini ekledi; böylece İbnü’l-Heysem’in orijinal çalışmalarının düzeltilerek günümüze ulaşmasına yardımcı oldu.
Kemâleddin el-Fârisî gök kuşağı teorisini çağdaşı Freiburglu Theodoricus’tan daha iyi açıklamıştır. Her ikisi de teorilerini İslâm dünyasındaki üstün optik çalışmalarından elde edilen sonuçlara, esas itibariyle de İbnü’l-Heysem’in çalışmaları üzerine kurmuştur; ancak öncelik Fârisî’ye aittir. Gök kuşağı olayının doğru olarak açıklamasını yapan Fârisî, İbn Sînâ’nın bir su damlası ile içi su dolu bir cam küre arasında kurduğu benzetmeden hareket ederek ve İbnü’l-Heysem’in “yakan küre” deneylerini de dikkate alarak teoriye küresel ortamda, aralarında bir veya birkaç yansımanın meydana geldiği iki kırılma açıklamasını dahil etti. Bu iki kırılma arasındaki yansımaları ayrı ayrı tanımlayarak ışın konileri konusu içinde ayrıntılı bir tarzda ortaya koydu
Fârisî küresel sapmadan kaçınmak için hiperbolik mercekler kullanmayı önerdi. Kuvvetlerin birleşimi prensibini uyguladı ve İbnü’l-Heysem’in karanlık oda tatbikatını geliştirdi. Ona göre karanlık bir yerde elde edilen resimler (görüntüler) ışığın girdiği deliğin şeklinden bağımsızdır ve delik ne kadar küçükse görüntüler o kadar keskin hatlı ve nettir. Geliştirdiği aletlerle tutulmaları, bulutların ve kuşların hareketlerini inceledi. İslâm bilim tarihinin en parlak ve en orijinal ürünlerinden birini teşkil eden Tenḳīḥu’l-menâẓır’da ışığın yayılması hakkında şu bilgilere yer verilmektedir: Sonsuz olduğu düşünülen ışığın hızı sonludur; fakat çok büyüktür. Farklı ortamlarda ışığın hızı optik yoğunlukla ters orantılıdır (madde yoğunluğu gibi değildir). Onun ulaştığı bu sonuç gerçekte ışığın tanecik teorisine karşı geliştirilen dalga teorisinin bir özeti sayılır.
Eserleri
1. Tenḳīḥu’l-menâẓır li-ḍavʾi’l-baṣar ve’l-beṣâʾir. Fizik ve fizyolojik optikten başka meteoroloji, perspektif ve renk etkileri hakkında önemli açıklamalar içeren eserde ayrıca müellifin ilim âleminde tanınmasını sağlayan 212 optik şekil yer almaktadır. Kitabın sonuna İbnü’l-Heysem’in Maḳāle fi’l-hâle ve ḳavsi ḳuzaḥ, Maḳāle fi’l-küreti’l-muḥriḳa, Maḳāle fî keyfiyyeti’l-aẓlâl, Ṣûretü’l-küsûf ve Maḳāle fi’ḍ-ḍavʾ adlı risâlelerinin şerhleri de eklenmiştir; bu risâlelerin ilk üçünü Eilhard Wiedemann Almanca’ya, diğer ikisini Rüşdî Râşid İngilizce’ye tercüme ederek yayımlamışlardır (DSB, VIII, 219).
2. el-Beṣâʾir fî ʿilmi’l-menâẓır. Kısaca optik hakkında ulaşılan sonuçları ihtiva eder (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 2451, Esad Efendi, nr. 2006; Tahran Sipehsâlâr Medresesi Ktp., nr. 554; Meşhed Âsitâne-i Kuds-i Radavî Ktp., nr. 5434)
3. Esâsü’l-ḳavâʿid fî uṣûli’l-fevâʾid. Hocası İbnü’l-Havvâm’ın ferâiz, aritmetik ve geometri konusunda kaleme aldığı el-Fevâʾidü’l-Bahâʾiyye fi’l-ḳavâʿidi’l-ḥisâbiyye’sinin şerhidir.
4. Risâle fî keyfiyyeti ḍavʾi’ş-şems fi’l-hevâ (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 4855, vr. 178-199, hicrî 721)
5. Teẕkiretü’l-aḥbâb fî beyâni’t-teḥâb. “Dost sayılar” (amicable numbers) hakkındadır.
6. Hâşiye ʿalâ ẕikri’l-aṣli’r-rücûʿ ve’l-istiḳāme (Süleymaniye Ktp., Damad İbrâhim Paşa, nr. 848, vr. 154-158)
7. Risâle-i baḥs̱ der zâviye (Tahran Meclis-i Şûrâ-yı Millî Ktp., Mecmua, nr. 6584)
8. Taḥrîru Ṣûreti’l-küsûf. İbnü’l-Heysem’in Fî ṣûreti’l-küsûf’u üzerine yapılan bir çalışmadır (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 2598)
9. Maḳāle. Nasîrüddîn-i Tûsî’nin geometrik orantılar üzerine yazdığı on üçüncü makale hakkındadır (Leiden Üniversitesi Ktp., nr. 1031). Köprülü Kütüphanesi’nde Kemâleddin el-Fârisî’nin adına kayıtlı, ancak Sâbit b. Kurre’ye ait olabileceği tahmin edilen Mesʾele fi’d-dâʾire adında küçük bir risâle daha bulunmaktadır (Ahmed Paşa, nr. 941, vr. 138-139).
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
6,533
Tepki puanı
418
Düşünce
Sünni
12-İBNÜ’l-HAVVÂM (ö. 1324) Matematik âlimi.
Nasîrüddîn-i Tûsî’den aklî ilimler okuduğu bilinmektedir. Çok yönlü bir tahsil gördüğü “feylesûf, hakîm, hâsib, tabîb, edîb ve mütekellim” gibi unvanlarından anlaşılmaktadır. Tahsilini tamamladıktan sonra Bağdat’ta Dârü’z-zeheb Medresesi’nde Şâfiî fıkhı okuttu; ayrıca bu müessesenin tıp bölümünü yönetti ve ribât şeyhliğini yaptı. Öğretim faaliyetleri sırasında Kemâleddin el-Fârisî ve tabip İzzeddin el-Erbilî gibi birçok öğrenci yetiştirdi.
Kaynaklarda güzel ahlâk sahibi, hoşgörülü, âdil ve bilgili bir kimse olarak tanıtılan İbnü’l-Havvâm, İlhanlı Devleti’nin ileri gelenleriyle kurduğu özel ilişkiler sonucunda varlıklı bir insan olmuş ve elindeki imkânları hayır işlerinde kullanmıştır.
Dârü’z-zeheb Vakfı Mütevelli Heyeti’nin başkanlığını yürüttüğü, medrese binasının imarı, gelirlerinin düzenlenmesi ve yönetiminin ıslahı için çaba harcadığı bilinmektedir; ayrıca buraya birçok kitap bağışlamış ve öğrencilerine burs sağlamıştır. Öte yandan bir külliye yaptırarak bütün personelini tayin etmiş ve masrafların karşılanması için vakıf gelirleri bağlamıştır.
İbnü’l-Havvâm’ın İslâm ilimler tarihinde en çok iz bıraktığı alan matematiktir. Nitekim onun el-Fevâʾidü’l-Bahâʾiyye adlı matematiğe dair eseri, kendisinden sonra öğrencisi Kemâleddin el-Fârisî ve daha sonra İmâdüddin el-Kâşî gibi matematik âlimlerince şerhedilmiş ve etkisi Osmanlı matematiği üzerinde de devam etmiştir. İbnü’l-Havvâm bu eserinde, Gerasalı Nicomachos’tan İslâm dünyasına intikal eden Pisagorcu sayı kavramını esas almış ve hesap türleri içinde “hesâb-ı hevâî” üzerinde yoğunlaşmıştır. Ancak onun, eserini daha ziyade dönemindeki matematik birikimini, “hesâb-ı Hindî” hariç olmak üzere orta seviye ve hacimde yansıtan bir ders kitabı olarak tasarladığı kitabına yazdığı önsözden anlaşılmaktadır. Yine bu önsözde, eserde hesap kurallarına dair hem analitik hem geometrik ispatlara yer verileceği belirtilmiştir.
İbnü’l-Havvâm’ın orijinal yönü, bu eserinin son bölümündeki otuz üç adet çözümsüz cebir problemini ele alırken ortaya çıkmaktadır. Bir matematikçinin çözemediği, fakat çözümsüz olduğunu da ispatlayamadığı problemlere öteki meslektaşlarına havale etmek üzere eserinde yer vermesi tesbit edilebildiği kadarıyla ilk defa İbnü’l-Havvâm’da görülmektedir. Benzeri bir yaklaşıma çok daha sonra Bahâeddin Âmilî’nin (ö. 1031/1622) Ḫulâṣatü’l-ḥisâb adlı eserinde rastlanmaktadır.
İbnü’l-Havvâm’ın eserine öğrencisi Kemâleddin el-Fârisî ve İmâdüddin el-Kâşî tarafından yazılan şerhler onun matematik alanındaki etkisini XVIII. yüzyıla kadar taşımıştır. Meselâ Semerkant matematik-astronomi okulunun kurucusu ve en önemli temsilcisi olan Gıyâseddin Cemşîd el-Kâşî’nin hem İbnü’l-Havvâm’ın eserini hem de iki şerhini incelediği bilinmektedir.
İbnü’l-Havvâm’ın matematikteki etkisinin XVIII-XIX. yüzyıllarda Türkiye’de sürdüğüne dair işaretler mevcuttur.
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
6,533
Tepki puanı
418
Düşünce
Sünni
Listeyi uzatabilirim ama Gazalinin İslam dünyasında bilimsel çalışmaları engellediği iddiasının işkembeden atılan bir iftira olduğunu görmek için bu kadarının yeterli olacağını düşünüyorum. :)
 

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
2,587
Tepki puanı
1,254
Düşünce
Ateist
Aslında doğanın özünde ölçülemezlik ve belirsizlik olmasıyla bizim ölçüm araçlarımız ne kadar gelişse de ölçemeyeceğimiz şeylerin yine olacağı çıkarımları aynı sonucu veriyor.

Feynman büyük bir fizikçi mutlaka ama o doğanın özünde belirsizlik olduğunu söylüyor. Yani belirsizlik bizim ölçüm araçlarımızın yetersizliğinden kaynaklı değil diyor. Peki ama bundan nasıl emin oluyor? İki durum da aynı sonucu verdiğine göre böyle bir iddiada bulunulamaz.

Ayrıca mikroskop yokken belirlilik alanı çok daha dardı. Elektron mikroskopu yapıldı belirlilik adası iyice genişledi. Demek ki hiç bir zaman belirlilik buraya kadar demek gerekmiyor.

Dolayısıyla modern determinizm klasiği gibi bir gün her şeyi bileceğiz iddiasında bulunmuyor ama elindekine de razı olmuyor. Gidebileceğimiz yere kadar gideceğiz ve bu işin sonunda ne olacak kestiremiyoruz ve bilmiyoruz. Tanrı biz mi olacağız? Yeni bir evrende kendimizi tekrar mı yaratacağız?

Bunu kestirmek zor. Elimizden geleni yapacağız. Yapacağımızı bildiğimiz iş bu.
 

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
2,587
Tepki puanı
1,254
Düşünce
Ateist
Aslında Feynman'ın Heisenbergci olduğu ve belirsizliğin doğanın özündeki bir özellik olduğu, bizim ölçüm araçlarımızın yetersizliği ile alakasının olmadığı, kendi dekleresi ile kitabi bir bilgi değil.

Feynman'ın Kayıp Dersi adıyla onun konuşmalarını derleyen bir kitapta böyle dediği naklediliyor. Benim bu kitaptan anladığım, Feynman klasik determinizmin evrenin dişli çarklardan oluştuğu ve mekanik yasaları ile tümüyle açıklanabileceği fikrini çürütüyor. Fakat buradan nereye geleceğimiz hakkında bir fikir verdiğini göremedim. Dolayısıyla bence Feynman'ın kayıp dersi eksik!

Bu işe birisinin eğilmesi gerekiyor. Feigenbaum öldü. Bu sene Haziranda onu kaybettik. 74 yaşındaydı. Kaos teorisini kurdu ama buradan nereye geleceğimiz ya da nereye gideceğimiz hâlâ net değil.

Peki Heisenberg belirsizliğin mutlak olduğunu iddia etmiş miydi? Sanmıyorum.

Bu determinizm işi üzerinde birinin veya birilerinin net sözler söylemesi lazım. Modern determinizmin tanrının olamayacağı için olmadığı görüşü artık yüksek sesle ve kararlılıkla net olarak ortaya konmalı. Bu topa girecek bilimci pek bulamayız. Bir Richard Dawkins var o da agnostik söylemi tercih ediyor. Asıl topa girmesi gereken fizikçiler bu topa girmiyorlar. Hele bir CERN'den daha büyük çarpıştırıcı yapalım, kaynak ayrılsın bu işe, bakacağız diye temkinli gidiyorlar.

Yani yeni ve daha güçlü çarpıştırıcı demek dünya para demek. Dünyanın en büyük makinesinden bahsediyoruz yani! Öyle kolay değil bu işler. Bence mevcut dünya düzeni tıkandı. Yeni büyük atılımlar için yeni bir dünya gerekiyor. Bu mevcut hantal yoz dünya işi daha fazla götüremeyecek. Bir sürü safra var, dinler, aşırı nüfuslar, çarpık yapılaşmalar...

Dünya bir devrim bekliyor. Ateistler bu devrimin şafağının belki de biraz erken öten horozlarıyız. Belki de geç bile kaldık. Biz ya da insanlık... Hangimiz geç kaldıysa artık... Her neyse, gelecekte tanrı olmayacak. Onu gömeceğiz.
 

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
2,587
Tepki puanı
1,254
Düşünce
Ateist
Bu topa girecek bilimci pek bulamayız.
Şimdi her zaman söylediğim gibi tanrı bilimin konusu değildir. Bilim tanrı iddiası ile ilgilenmez. Çünkü ilgilenmesi için tanrı hakkında ölçülebilir veri olması gerekir. Bilim bu bakımdan tanrı sorununu felsefeye havale eder, bakmaz. Alanı değil.

Peki o zaman bilimcilerin bu topa girmesi nasıl olacak? Şöyle:

Bilim tanrı sorununu ele almaz ama bilimcinin laboratuvarından çıkınca felsefe yapması yasak değil! Bilimciler popüler bilim kitapları yazarak felsefe yaparlar. Laboratuvar önlüğünü çıkarıp felsefe yapmakta sakınca yok. Zaten bilim ve felsefe sürekli bilgi alışverişi içindedirler. Bilimdeki gelişmeler felsefeyi de geliştirir.

Din felsefe ve bilim ortaklığı tarafından dışlansa da etkinliğini kırmak tamamen gerçekleşmedi. Teizme en büyük darbeyi deizm vurdu. Klasik determinizm felsefesini kullanarak deist tanrı inancını geliştirdi ve böylece tanrıyı dışladı. İlk başlangıca mahkum etti. Bu gelişme laisizmi ve bilimin, felsefenin özgürleşmesini sağladı.

Fakat gel zaman git zaman tanrı ilk başlangıç hapishanesinden kaçtı. Modern determinizm gelişti ve ateizm tanrının ölüm emrini imzaladı. Yakalandığında tekrar hapse konmayacak infazı gerçekleştirilecektir. Eksik olan, bu konudaki kararlılık. Henüz insanlık ateizm bilincine yeterli oranda ulaşamadı. Gezegende açlık, yokluk, aşırı nüfus, cahillik, yobazlık, terör, kol geziyor. Dünya tarihin en büyük teknolojik ve ateizm devrimini bekliyor. Bu devrimden sonra dünyada, tarihte hiç görülmemiş bir dünya kurulacak.
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
2,587
Tepki puanı
1,254
Düşünce
Ateist
Elektronun bir dalgadan başka bir şey olmadığı iddia edilmişti. Fakat deneyler bunu doğrulamadı. Son yörüngesinde tek elektron bulunan gümüş atomları manyetik alandan geçirilince ikiye ayrıldılar. Bu demek oluyordu ki elektronlar özdeş değillerdi. Çünkü iki ayrı yöne sapan iki gümüş atomunun birbirinden farkı ancak son yörünge elektronlarından kaynaklı olabilirdi.

Elektrik yüklü bir küre ekseni etrafında döndüğü zaman bir manyetik alan yaratır. Sağ spinli döndüğündeki alan yönü, sol spinli döndüğündekinin tersidir. Böylece elektron spini kavramı doğdu. Fakat yine de elektron minik bir kürecik kabul edilmiyor. Nasıl bir şekil olduğunu bilmiyoruz ama buruşuk membran iyi bir açıklama oluyor bu durumda!

Spin kuramı manyetizmayı çok iyi açıklıyor. Eşit sayıda zıt spinli elektron barındıran atomlar diamanyetik maddeleri oluşturuyor. Çok az fark olursa paramanyetik maddeler ortaya çıkıyor. Büyük fark varsa ise manyetik maddeler oluşuyor. Bu açıklama başarısı membran kuramının hanesine yazılıyor. Sicimlerin karmaşık kıvrılmalarla membranları oluşturduğu ve membranların kuantum tanecikleri oluşturduğu fikri temelleniyor. Fakat bu tanecikler katı kabul edilmiyor. Boncuk gibi değiller. Bunlar dinamik, titreşen zar yapılar.

Üstelik bu, neden fotonların özdeş olmadıklarını da açıklıyor. Çeşitli ışıma türlerinde foton düzeyindeki enerji ve frekans farkları membran teorisi ile iyi açıklanıyor. Membran teorisinin en büyük zorluğu çok boyutluluk içermesi. Bunu kavramak ve anlatmanın çok zor olduğu söyleniyor. Çünkü çok boyutluluk matematiksel olarak öngörülüyor, bunun somut ve benzetimli bir anlatımı bulunmuyor. Sicimlerin nasıl boyutlarda düğümlenerek membranları oluşturduğunun bir modellemesi şu an için olanaksız.
 

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
2,587
Tepki puanı
1,254
Düşünce
Ateist
Bir de kesirli spinler konusu ve elektron yörüngelerinin de alt yörüngelere ayrılması konusu ile elektronlar için Pauli dışlama ilkesi var. Bunları somut benzetimlerle örneklemekte zorlanıyorum. Atomun içine seyahat hiç kolay değil. Daha kuantum parçacıklara çeşni, renk, gariplik gibi atamalar da yapılıyor ve bunların neler olduklarını açıklamak çok fazla zorlayıcı.

"Ben bunun böyle olduğunu bilseydim botanik okurdum" Enrico Fermi. :ggsy:
 
Üst