Etir ve Sicim/Membran Teorisi

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
14,370
Tepki puanı
1,090
Düşünce
Sünni
11-Kemaleddin el-Farisi (1267-1318) İranlı fizik ve matematik âlimi.
İbnü’l-Havvâm el-Bağdâdî’nin yanında uzun süre matematik öğrenimi gördü. İlm-i menâzır (optik) konusuyla da ilgilendi. İbnü’l-Heysem’in optik ilmine dair Kitâbü’l-Menâẓır’ını okuyup inceledi. Ardından bu esere Tenḳīḥu’l-menâẓır adıyla bir şerh yazarak sonuna bir küre yüzeyinde ışığın yansıması ve kırılması, gök kuşağı, hâle ve karanlık oda konularına dair yeni tesbitlerini ekledi; böylece İbnü’l-Heysem’in orijinal çalışmalarının düzeltilerek günümüze ulaşmasına yardımcı oldu.
Kemâleddin el-Fârisî gök kuşağı teorisini çağdaşı Freiburglu Theodoricus’tan daha iyi açıklamıştır. Her ikisi de teorilerini İslâm dünyasındaki üstün optik çalışmalarından elde edilen sonuçlara, esas itibariyle de İbnü’l-Heysem’in çalışmaları üzerine kurmuştur; ancak öncelik Fârisî’ye aittir. Gök kuşağı olayının doğru olarak açıklamasını yapan Fârisî, İbn Sînâ’nın bir su damlası ile içi su dolu bir cam küre arasında kurduğu benzetmeden hareket ederek ve İbnü’l-Heysem’in “yakan küre” deneylerini de dikkate alarak teoriye küresel ortamda, aralarında bir veya birkaç yansımanın meydana geldiği iki kırılma açıklamasını dahil etti. Bu iki kırılma arasındaki yansımaları ayrı ayrı tanımlayarak ışın konileri konusu içinde ayrıntılı bir tarzda ortaya koydu
Fârisî küresel sapmadan kaçınmak için hiperbolik mercekler kullanmayı önerdi. Kuvvetlerin birleşimi prensibini uyguladı ve İbnü’l-Heysem’in karanlık oda tatbikatını geliştirdi. Ona göre karanlık bir yerde elde edilen resimler (görüntüler) ışığın girdiği deliğin şeklinden bağımsızdır ve delik ne kadar küçükse görüntüler o kadar keskin hatlı ve nettir. Geliştirdiği aletlerle tutulmaları, bulutların ve kuşların hareketlerini inceledi. İslâm bilim tarihinin en parlak ve en orijinal ürünlerinden birini teşkil eden Tenḳīḥu’l-menâẓır’da ışığın yayılması hakkında şu bilgilere yer verilmektedir: Sonsuz olduğu düşünülen ışığın hızı sonludur; fakat çok büyüktür. Farklı ortamlarda ışığın hızı optik yoğunlukla ters orantılıdır (madde yoğunluğu gibi değildir). Onun ulaştığı bu sonuç gerçekte ışığın tanecik teorisine karşı geliştirilen dalga teorisinin bir özeti sayılır.
Eserleri
1. Tenḳīḥu’l-menâẓır li-ḍavʾi’l-baṣar ve’l-beṣâʾir. Fizik ve fizyolojik optikten başka meteoroloji, perspektif ve renk etkileri hakkında önemli açıklamalar içeren eserde ayrıca müellifin ilim âleminde tanınmasını sağlayan 212 optik şekil yer almaktadır. Kitabın sonuna İbnü’l-Heysem’in Maḳāle fi’l-hâle ve ḳavsi ḳuzaḥ, Maḳāle fi’l-küreti’l-muḥriḳa, Maḳāle fî keyfiyyeti’l-aẓlâl, Ṣûretü’l-küsûf ve Maḳāle fi’ḍ-ḍavʾ adlı risâlelerinin şerhleri de eklenmiştir; bu risâlelerin ilk üçünü Eilhard Wiedemann Almanca’ya, diğer ikisini Rüşdî Râşid İngilizce’ye tercüme ederek yayımlamışlardır (DSB, VIII, 219).
2. el-Beṣâʾir fî ʿilmi’l-menâẓır. Kısaca optik hakkında ulaşılan sonuçları ihtiva eder (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 2451, Esad Efendi, nr. 2006; Tahran Sipehsâlâr Medresesi Ktp., nr. 554; Meşhed Âsitâne-i Kuds-i Radavî Ktp., nr. 5434)
3. Esâsü’l-ḳavâʿid fî uṣûli’l-fevâʾid. Hocası İbnü’l-Havvâm’ın ferâiz, aritmetik ve geometri konusunda kaleme aldığı el-Fevâʾidü’l-Bahâʾiyye fi’l-ḳavâʿidi’l-ḥisâbiyye’sinin şerhidir.
4. Risâle fî keyfiyyeti ḍavʾi’ş-şems fi’l-hevâ (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 4855, vr. 178-199, hicrî 721)
5. Teẕkiretü’l-aḥbâb fî beyâni’t-teḥâb. “Dost sayılar” (amicable numbers) hakkındadır.
6. Hâşiye ʿalâ ẕikri’l-aṣli’r-rücûʿ ve’l-istiḳāme (Süleymaniye Ktp., Damad İbrâhim Paşa, nr. 848, vr. 154-158)
7. Risâle-i baḥs̱ der zâviye (Tahran Meclis-i Şûrâ-yı Millî Ktp., Mecmua, nr. 6584)
8. Taḥrîru Ṣûreti’l-küsûf. İbnü’l-Heysem’in Fî ṣûreti’l-küsûf’u üzerine yapılan bir çalışmadır (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 2598)
9. Maḳāle. Nasîrüddîn-i Tûsî’nin geometrik orantılar üzerine yazdığı on üçüncü makale hakkındadır (Leiden Üniversitesi Ktp., nr. 1031). Köprülü Kütüphanesi’nde Kemâleddin el-Fârisî’nin adına kayıtlı, ancak Sâbit b. Kurre’ye ait olabileceği tahmin edilen Mesʾele fi’d-dâʾire adında küçük bir risâle daha bulunmaktadır (Ahmed Paşa, nr. 941, vr. 138-139).
 
Yazan tarafından düzenlendi:

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
14,370
Tepki puanı
1,090
Düşünce
Sünni
12-İBNÜ’l-HAVVÂM (ö. 1324) Matematik âlimi.
Nasîrüddîn-i Tûsî’den aklî ilimler okuduğu bilinmektedir. Çok yönlü bir tahsil gördüğü “feylesûf, hakîm, hâsib, tabîb, edîb ve mütekellim” gibi unvanlarından anlaşılmaktadır. Tahsilini tamamladıktan sonra Bağdat’ta Dârü’z-zeheb Medresesi’nde Şâfiî fıkhı okuttu; ayrıca bu müessesenin tıp bölümünü yönetti ve ribât şeyhliğini yaptı. Öğretim faaliyetleri sırasında Kemâleddin el-Fârisî ve tabip İzzeddin el-Erbilî gibi birçok öğrenci yetiştirdi.
Kaynaklarda güzel ahlâk sahibi, hoşgörülü, âdil ve bilgili bir kimse olarak tanıtılan İbnü’l-Havvâm, İlhanlı Devleti’nin ileri gelenleriyle kurduğu özel ilişkiler sonucunda varlıklı bir insan olmuş ve elindeki imkânları hayır işlerinde kullanmıştır.
Dârü’z-zeheb Vakfı Mütevelli Heyeti’nin başkanlığını yürüttüğü, medrese binasının imarı, gelirlerinin düzenlenmesi ve yönetiminin ıslahı için çaba harcadığı bilinmektedir; ayrıca buraya birçok kitap bağışlamış ve öğrencilerine burs sağlamıştır. Öte yandan bir külliye yaptırarak bütün personelini tayin etmiş ve masrafların karşılanması için vakıf gelirleri bağlamıştır.
İbnü’l-Havvâm’ın İslâm ilimler tarihinde en çok iz bıraktığı alan matematiktir. Nitekim onun el-Fevâʾidü’l-Bahâʾiyye adlı matematiğe dair eseri, kendisinden sonra öğrencisi Kemâleddin el-Fârisî ve daha sonra İmâdüddin el-Kâşî gibi matematik âlimlerince şerhedilmiş ve etkisi Osmanlı matematiği üzerinde de devam etmiştir. İbnü’l-Havvâm bu eserinde, Gerasalı Nicomachos’tan İslâm dünyasına intikal eden Pisagorcu sayı kavramını esas almış ve hesap türleri içinde “hesâb-ı hevâî” üzerinde yoğunlaşmıştır. Ancak onun, eserini daha ziyade dönemindeki matematik birikimini, “hesâb-ı Hindî” hariç olmak üzere orta seviye ve hacimde yansıtan bir ders kitabı olarak tasarladığı kitabına yazdığı önsözden anlaşılmaktadır. Yine bu önsözde, eserde hesap kurallarına dair hem analitik hem geometrik ispatlara yer verileceği belirtilmiştir.
İbnü’l-Havvâm’ın orijinal yönü, bu eserinin son bölümündeki otuz üç adet çözümsüz cebir problemini ele alırken ortaya çıkmaktadır. Bir matematikçinin çözemediği, fakat çözümsüz olduğunu da ispatlayamadığı problemlere öteki meslektaşlarına havale etmek üzere eserinde yer vermesi tesbit edilebildiği kadarıyla ilk defa İbnü’l-Havvâm’da görülmektedir. Benzeri bir yaklaşıma çok daha sonra Bahâeddin Âmilî’nin (ö. 1031/1622) Ḫulâṣatü’l-ḥisâb adlı eserinde rastlanmaktadır.
İbnü’l-Havvâm’ın eserine öğrencisi Kemâleddin el-Fârisî ve İmâdüddin el-Kâşî tarafından yazılan şerhler onun matematik alanındaki etkisini XVIII. yüzyıla kadar taşımıştır. Meselâ Semerkant matematik-astronomi okulunun kurucusu ve en önemli temsilcisi olan Gıyâseddin Cemşîd el-Kâşî’nin hem İbnü’l-Havvâm’ın eserini hem de iki şerhini incelediği bilinmektedir.
İbnü’l-Havvâm’ın matematikteki etkisinin XVIII-XIX. yüzyıllarda Türkiye’de sürdüğüne dair işaretler mevcuttur.
 
Yazan tarafından düzenlendi:

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
14,370
Tepki puanı
1,090
Düşünce
Sünni
Listeyi uzatabilirim ama Gazalinin İslam dünyasında bilimsel çalışmaları engellediği iddiasının işkembeden atılan bir iftira olduğunu görmek için bu kadarının yeterli olacağını düşünüyorum. :)
 

DemoKratos

Vlll ☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
6,753
Çözümler
1
Tepki puanı
3,975
Düşünce
Ateist
Aslında doğanın özünde ölçülemezlik ve belirsizlik olmasıyla bizim ölçüm araçlarımız ne kadar gelişse de ölçemeyeceğimiz şeylerin yine olacağı çıkarımları aynı sonucu veriyor.

Feynman büyük bir fizikçi mutlaka ama o doğanın özünde belirsizlik olduğunu söylüyor. Yani belirsizlik bizim ölçüm araçlarımızın yetersizliğinden kaynaklı değil diyor. Peki ama bundan nasıl emin oluyor? İki durum da aynı sonucu verdiğine göre böyle bir iddiada bulunulamaz.

Ayrıca mikroskop yokken belirlilik alanı çok daha dardı. Elektron mikroskopu yapıldı belirlilik adası iyice genişledi. Demek ki hiç bir zaman belirlilik buraya kadar demek gerekmiyor.

Dolayısıyla modern determinizm klasiği gibi bir gün her şeyi bileceğiz iddiasında bulunmuyor ama elindekine de razı olmuyor. Gidebileceğimiz yere kadar gideceğiz ve bu işin sonunda ne olacak kestiremiyoruz ve bilmiyoruz. Tanrı biz mi olacağız? Yeni bir evrende kendimizi tekrar mı yaratacağız?

Bunu kestirmek zor. Elimizden geleni yapacağız. Yapacağımızı bildiğimiz iş bu.
 

DemoKratos

Vlll ☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
6,753
Çözümler
1
Tepki puanı
3,975
Düşünce
Ateist
Aslında Feynman'ın Heisenbergci olduğu ve belirsizliğin doğanın özündeki bir özellik olduğu, bizim ölçüm araçlarımızın yetersizliği ile alakasının olmadığı, kendi dekleresi ile kitabi bir bilgi değil.

Feynman'ın Kayıp Dersi adıyla onun konuşmalarını derleyen bir kitapta böyle dediği naklediliyor. Benim bu kitaptan anladığım, Feynman klasik determinizmin evrenin dişli çarklardan oluştuğu ve mekanik yasaları ile tümüyle açıklanabileceği fikrini çürütüyor. Fakat buradan nereye geleceğimiz hakkında bir fikir verdiğini göremedim. Dolayısıyla bence Feynman'ın kayıp dersi eksik!

Bu işe birisinin eğilmesi gerekiyor. Feigenbaum öldü. Bu sene Haziranda onu kaybettik. 74 yaşındaydı. Kaos teorisini kurdu ama buradan nereye geleceğimiz ya da nereye gideceğimiz hâlâ net değil.

Peki Heisenberg belirsizliğin mutlak olduğunu iddia etmiş miydi? Sanmıyorum.

Bu determinizm işi üzerinde birinin veya birilerinin net sözler söylemesi lazım. Modern determinizmin tanrının olamayacağı için olmadığı görüşü artık yüksek sesle ve kararlılıkla net olarak ortaya konmalı. Bu topa girecek bilimci pek bulamayız. Bir Richard Dawkins var o da agnostik söylemi tercih ediyor. Asıl topa girmesi gereken fizikçiler bu topa girmiyorlar. Hele bir CERN'den daha büyük çarpıştırıcı yapalım, kaynak ayrılsın bu işe, bakacağız diye temkinli gidiyorlar.

Yani yeni ve daha güçlü çarpıştırıcı demek dünya para demek. Dünyanın en büyük makinesinden bahsediyoruz yani! Öyle kolay değil bu işler. Bence mevcut dünya düzeni tıkandı. Yeni büyük atılımlar için yeni bir dünya gerekiyor. Bu mevcut hantal yoz dünya işi daha fazla götüremeyecek. Bir sürü safra var, dinler, aşırı nüfuslar, çarpık yapılaşmalar...

Dünya bir devrim bekliyor. Ateistler bu devrimin şafağının belki de biraz erken öten horozlarıyız. Belki de geç bile kaldık. Biz ya da insanlık... Hangimiz geç kaldıysa artık... Her neyse, gelecekte tanrı olmayacak. Onu gömeceğiz.
 

DemoKratos

Vlll ☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
6,753
Çözümler
1
Tepki puanı
3,975
Düşünce
Ateist
Bu topa girecek bilimci pek bulamayız.

Şimdi her zaman söylediğim gibi tanrı bilimin konusu değildir. Bilim tanrı iddiası ile ilgilenmez. Çünkü ilgilenmesi için tanrı hakkında ölçülebilir veri olması gerekir. Bilim bu bakımdan tanrı sorununu felsefeye havale eder, bakmaz. Alanı değil.

Peki o zaman bilimcilerin bu topa girmesi nasıl olacak? Şöyle:

Bilim tanrı sorununu ele almaz ama bilimcinin laboratuvarından çıkınca felsefe yapması yasak değil! Bilimciler popüler bilim kitapları yazarak felsefe yaparlar. Laboratuvar önlüğünü çıkarıp felsefe yapmakta sakınca yok. Zaten bilim ve felsefe sürekli bilgi alışverişi içindedirler. Bilimdeki gelişmeler felsefeyi de geliştirir.

Din felsefe ve bilim ortaklığı tarafından dışlansa da etkinliğini kırmak tamamen gerçekleşmedi. Teizme en büyük darbeyi deizm vurdu. Klasik determinizm felsefesini kullanarak deist tanrı inancını geliştirdi ve böylece tanrıyı dışladı. İlk başlangıca mahkum etti. Bu gelişme laisizmi ve bilimin, felsefenin özgürleşmesini sağladı.

Fakat gel zaman git zaman tanrı ilk başlangıç hapishanesinden kaçtı. Modern determinizm gelişti ve ateizm tanrının ölüm emrini imzaladı. Yakalandığında tekrar hapse konmayacak infazı gerçekleştirilecektir. Eksik olan, bu konudaki kararlılık. Henüz insanlık ateizm bilincine yeterli oranda ulaşamadı. Gezegende açlık, yokluk, aşırı nüfus, cahillik, yobazlık, terör, kol geziyor. Dünya tarihin en büyük teknolojik ve ateizm devrimini bekliyor. Bu devrimden sonra dünyada, tarihte hiç görülmemiş bir dünya kurulacak.
 
Yazan tarafından düzenlendi:

DemoKratos

Vlll ☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
6,753
Çözümler
1
Tepki puanı
3,975
Düşünce
Ateist
Elektronun bir dalgadan başka bir şey olmadığı iddia edilmişti. Fakat deneyler bunu doğrulamadı. Son yörüngesinde tek elektron bulunan gümüş atomları manyetik alandan geçirilince ikiye ayrıldılar. Bu demek oluyordu ki elektronlar özdeş değillerdi. Çünkü iki ayrı yöne sapan iki gümüş atomunun birbirinden farkı ancak son yörünge elektronlarından kaynaklı olabilirdi.

Elektrik yüklü bir küre ekseni etrafında döndüğü zaman bir manyetik alan yaratır. Sağ spinli döndüğündeki alan yönü, sol spinli döndüğündekinin tersidir. Böylece elektron spini kavramı doğdu. Fakat yine de elektron minik bir kürecik kabul edilmiyor. Nasıl bir şekil olduğunu bilmiyoruz ama buruşuk membran iyi bir açıklama oluyor bu durumda!

Spin kuramı manyetizmayı çok iyi açıklıyor. Eşit sayıda zıt spinli elektron barındıran atomlar diamanyetik maddeleri oluşturuyor. Çok az fark olursa paramanyetik maddeler ortaya çıkıyor. Büyük fark varsa ise manyetik maddeler oluşuyor. Bu açıklama başarısı membran kuramının hanesine yazılıyor. Sicimlerin karmaşık kıvrılmalarla membranları oluşturduğu ve membranların kuantum tanecikleri oluşturduğu fikri temelleniyor. Fakat bu tanecikler katı kabul edilmiyor. Boncuk gibi değiller. Bunlar dinamik, titreşen zar yapılar.

Üstelik bu, neden fotonların özdeş olmadıklarını da açıklıyor. Çeşitli ışıma türlerinde foton düzeyindeki enerji ve frekans farkları membran teorisi ile iyi açıklanıyor. Membran teorisinin en büyük zorluğu çok boyutluluk içermesi. Bunu kavramak ve anlatmanın çok zor olduğu söyleniyor. Çünkü çok boyutluluk matematiksel olarak öngörülüyor, bunun somut ve benzetimli bir anlatımı bulunmuyor. Sicimlerin nasıl boyutlarda düğümlenerek membranları oluşturduğunun bir modellemesi şu an için olanaksız.
 

DemoKratos

Vlll ☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
6,753
Çözümler
1
Tepki puanı
3,975
Düşünce
Ateist
Bir de kesirli spinler konusu ve elektron yörüngelerinin de alt yörüngelere ayrılması konusu ile elektronlar için Pauli dışlama ilkesi var. Bunları somut benzetimlerle örneklemekte zorlanıyorum. Atomun içine seyahat hiç kolay değil. Daha kuantum parçacıklara çeşni, renk, gariplik gibi atamalar da yapılıyor ve bunların neler olduklarını açıklamak çok fazla zorlayıcı.

"Ben bunun böyle olduğunu bilseydim botanik okurdum" Enrico Fermi. :ggsy:
 

DemoKratos

Vlll ☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
6,753
Çözümler
1
Tepki puanı
3,975
Düşünce
Ateist
Bilimde aldığımız yol büyük ama alınması gereken yol çok daha fazla. Bu sicim ve membran kuramlarını nasıl geliştireceğiz? Bu çok zor. Bu sicimler nasıl yapılardır? Bunlar ne kadar uzunlukta olurlar? Boyları standart mıdır? Kopabilirler mi? Koptuktan sonra geri eklenebilirler mi?

Yoksa böyle makro evrene ait izlenimlerimizi sicimlere onlar gerçek bildiğimiz iplermiş gibi uygulayamaz, bu soruları soramaz mıyız?

Bütün bunlar her şeyi bilen bir zekanın olanaksızlığını gösteriyor. Modern determinizmin böyle bir zeka hiç olmadı ve olmayacak söylemi haklılık kazanıyor. Peki tüm bunlardan kim, ne sorumlu? Bunlar neden var? Biz niye varız?

Bu sorulara "çünkü tanrı yarattı" yanıtı vermek kesinlikle geçersiz. Tanrı nerden çıktı? O hep vardı yanıt değil. Nasıl hep vardı? Sicimler de hep vardı o zaman?

Şunu bilelim: Her şeyi asla bilmeyeceğiz. Bilen hiç kimse ve hiç bir şey de yok. Kesin olan hiç bir şey yok, her şey göreli ama bence kesin olan, göreli olmayan bir konu var. O da her şeyin asla bilinemeyeceği. Göreli olmayan mutlak kesinlik olarak ancak bunu gösterebiliriz.

Biz bilemiyoruz ama bilen bir tanrı var! Züğürt tesellisi. Yok öyle bir şey. Bunu en son Laplace hayal etmeye çalıştı. Sadece hayaldi. Öyle bir şey yok. Peki ama gerçek nedir? Bu beyin sancımızı nasıl dindireceğiz? Beynimiz gerçeğe aç! Bunu istiyor! Ne yapacağız?

Tüm sorunumuz bu zaten. Beynimizi palyatif başarılarla avutarak ömrümüzü dolduracağız. İşte Mars'a da insan indirdik. İşte Ay'da koloni kurduk. İşte yakın yıldızlara insan gönderdik. İşte galakside yayıldık. Tüm bunlar bakterilerin bir pirenin bedeninde yayılması kadar bile önemli değil, evrenin boyutlarına bakınca galaksimiz görülebilir bir ışık noktası değil. Yoktan bir farkı yok.

Ama yine de bunlarla beynimizdeki gerçek açlığını geçici olarak dindireceğiz. Zaten midemiz de ikide bir acıkıp duruyor! Onunla da başa çıkamıyoruz!
 
Yazan tarafından düzenlendi:

DemoKratos

Vlll ☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
6,753
Çözümler
1
Tepki puanı
3,975
Düşünce
Ateist
Önemli bir gelişme var daha önce şu şekilde:

Fakat benim açımdan işin en önemli yanı, çoklu evrenler ile paralel evrenlerin aynı kapıya çıktığını anlamam. Bu konuda beni aydınlatan Colin Stuart oldu. Önemli bir astronomi yazarıdır ve çok sayıda kitabı, 200 den fazla bilimsel makalesi bulunuyor. Ayrıca konferanslar veriyor. Akademik bir ünvanı olmamasına rağmen Kraliyet Astronomi Topluluğu üyesi. Space dergisinde yayınlanan bir makalesi çok aydınlatıcı.

bahsettiğim Colin Stuart Space dergisinde yeni bir makale yayınladı. Bu makalede önemli bir cümle sarfetti. Determinizmin, kuantum fiziğinin temeli olduğunu yazdı! Bu, bilimsel gelişmeleri geriden izleyenler için büyük sürpriz! Çünkü bunlar önce Kaos teorisinin, bu tutmayınca kuantum teorisinin determinizmi yerle bir ettiğini iddia ettiler!

Biz ise (deterministler) yıllarca öyle bir şey olmadığını, Kaos teorisi nasıl determinizme eklemlendiyse kuantum yasaların da makro evrendekilerden bile daha determinist olduğunu anlattık. Bunu fizikçiler sıklıkla dile getirdi ama bu kadar radikal söz eden olmamıştı bundan. Stuart direk determinizmi kuantumun temeline koyuyor!

Üstelik yazının konusu bu değil, yani bunu kanıtlama çabasına filan girmiyor. Direk bunun böyle olduğunu belirtiyor. Makalenin asıl konusu sicim teorisi ve çoklu evrenler kuramı. Makalede bir türlü açıklığa kavuşmayan karadelikler bilgiyi yok eder mi korur mu sorunu ele alınıyor ve Hawking'in önce yok olur deyip sonra fikir değiştirmesinden bilindiği üzere karadeliklerin bilgiyi nasıl koruyabileceği irdeleniyor.

Bu konuda bir şey bilmiyoruz, tartışmalar tamamen teorik.
 

DemoKratos

Vlll ☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
6,753
Çözümler
1
Tepki puanı
3,975
Düşünce
Ateist
sicim teorisi ve çoklu evrenler kuramı.

Bu konuda tartışmalar alevlendi. Nedeni, Belçikalı kozmolog Thomas Hertog'un bir açıklaması. Hertog, Stephen Hawking ile ölümünden önce bir çalışma yaptıklarını ve bu çalışmanın konusunun çoklu evrenleri sonsuzluktan kurtarıp limitli bir duruma getirme amaçlı olduğunu açıklaması.

Fizikçiler sonsuzluktan hoşlanmazlar. Kurdukları denklemlerde sonucun sonsuz çıkmasını bir şeyleri yanlış aldıklarının belirtisi sayarlar. Hawking de 2017 yılında yaptığı bir açıklamada sonsuz paralel evrenlere inanmakta güçlük çektiğini söylemişti. Bu güçlüğün nedenini ise test edilemez olması ile açıklamıştı. Test edilebilir bir şeyler bulmak istiyordu. Fakat ömrü yetmedi.

Fakat tartışmaların artması üzerine bazı açıklamalar daha geldi. NASA uzmanları 2010 dan beri WMAP uzay gözlem aracının çıkardığı kozmik fon radyasyonu haritasının incelendiğini ve ilk kez çoklu evrenlere dair bir kanıt bulunabilmiş olabileceğini açıkladılar. ESA uzmanları da aynı bulgunun kendi Planck gözlem uzay aracı tarafından da belirlendiğini açıkladılar.

Uzmanlar temkinli olsa da bu açıklamalar yabana atılır gibi değil. Çünkü ilk kez çoklu evrenler gibi hakkında hiç bir kanıt olmayan, dolayısıyla felsefe alanından bilim alanına çekilemeyen bir kuram hakkında somut bulgudan söz ediliyor!

Peki bulgu ne? Kozmik fon radyasyonunda dalgalanmalar olduğu ve bu durumun, evrenin tekillikten patlamış olamayacağını gösterdiği daha önce dile getirilmişti. Çünkü tekillikten patlamış olsa madde homojen yayılır ve galaksiler topaklaşamazdı. Bu bulgu, Big Bang'in eski evrenlerden kalma çok devasa karadeliklerin çarpışması ile oluştuğu fikirlerini tetiklemiş, süper bilgisayarlarda devasa karadelik çarpıştırma simülasyonları yapılmış ve evrenin kozmik fon radyasyonuna benzer desenler elde edilebilmişti.

Fakat buna rağmen kozmik fon radyasyonu yine de bütün bölgelerde benzer desenleri tekrarlıyor. Ancak uzay araçlarının çıkardıkları haritalarda desenlerin farklılaştığı bir bölge keşfedilmiş! Üstelik bu bölge gözlemlenebilir evrenin dış bir bölgesi! Böyle olunca uzmanlar evrenimiz başka bir evrenle çarpışmış olabilir mi diye kuşkulandıklarını söylüyorlar! Öyle ya! Arabanızın her yeri homojen değil ama belli bir yapısı var. Bu yapıda bir çarpıklık varsa arabanız bir kazaya karışmıştır!

Uzmanlar bu veri kesin olmadığı için incelemelerin ilerletilmesi gerektiğini söylüyorlar. Yani bunun bir çarpışma sonucu olmadığı, rastlantısal bir durum olabileceği göz ardı edilmiyor.

Kozmologlara göre kozmolojik sabitlerin açıklanabilmesi için çoklu evrenler kuramı şart. Bu aynen evrende tek gezegen dünya olsaydı bu gezegende hayat olmasının açıklanamayacağı gibi bir durum olurdu. Fakat evrende sayılması olanaksız kadar çok gezegen olması, bunlardan birinde işlerin yolunda gidebilmesi demek.

Evrenler için de durum aynı. Kozmolojik sabitler sayılamayacak kadar çok evrende gerekli düzeyde değildir ve hayat oluşmamıştır ama bu kadar çok evren içinde bir evrende kozmolojik sabitler uygun değerde denk gelmiştir!

Tabii bu, çok fazla koşulun birlikte sağlanması demek ama, sayı çok fazla olunca olanaksızlıktan çıkıyor. İki zar her 18 atılıştan birinde 6-6 gelebilir. 6x6=36 eder ama zarların yer değiştirmesi fark yaratmadığı için olasılık yarıya düşer. Yani A zarı B zarı diye bir şey olmadığı için. Milyarlarca kere zar atıldığında karmaşık ve zor bir kombinasyon gerçekleşebilir.

Çoklu evrenler kuramı protein sentezi gibi karmaşık bir olayı evrenin ömrü ile sınırlamıyor. Karadelikler bilgiyi saklıyor olabilir ve evrenlerin genetiğini oluşturabilirler. Beyin yakmamak için uzatmıyorum. Konu çok beyin yakan yerlere gidebilecek kapasitede.
 
Yazan tarafından düzenlendi:

DemoKratos

Vlll ☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
6,753
Çözümler
1
Tepki puanı
3,975
Düşünce
Ateist
Konu Durham Üniversitesinde de 2017 yılında araştırma konusu yapılmış. Bu araştırma hakkında açıklama yapan Prof. Tom Shanks şöyle demiş:

"Bu keşfedilen anomalinin rastlantısal oluşmasını göz ardı edemeyiz. Detaylı analizler gerekiyor. Eğer bunun rastlantısal oluşamayacağını kanıtlayabilirsek evrenimizden başka bir evren olduğunun ilk kanıtını elde etmiş olacağız."
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
14,370
Tepki puanı
1,090
Düşünce
Sünni
Milyarlarca kere zar atıldığında karmaşık ve zor bir kombinasyon gerçekleşebilir.
Evet gerçekleşebilir ama hangi olasılıkla gerçekleşebilir. Örnek veriyorum %5 olasılıkla. Bu durumda %95 olasılıkla gerçekleşemez. Yani %95 olasılıkla bir Yaratıcı varsa, %5 ihtimalle bir Yaratıcı olmayabilir.

%5 olasılığa inanmayı tercih edip Yaratıcı olmadığını iddia edenler, %95 olasılığa göre hayatını dizayn edenleri bilimsellikten, akıldan, sorgulamaktan uzak dogmatik inançlar peşinde olmakla itham ediyor, trajikomik.
 

unacceptable

ll ☆☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
3,072
Çözümler
2
Tepki puanı
1,418
Düşünce
Panteist
Esir ve eter kullanımları bulunduğu halde ikisi de bugün başka anlamlarda sözcükler oldukları için etir olarak kullanacağım.

Etir kuramı parçacık ve atom kuramlarının alternatifidir. Bilindiği gibi çift yarık deneyi ışığın dalga gibi de parçacık gibi de davrandığını ortaya koymasıyla ortalığı karıştırmış ve tanecik kuramını sarsmıştır. Böylece etir kuramı da gündeme yeniden düşmüş oldu.

Etir kuramına göre atom, parçacık, tanecik, bunlar yoktur. Madde yoktur. Işık ve madde etirdeki dalgalanmalardan başka bir şey değildir. Nasıl ki ses kulağımıza geldiğinde kulağımıza ses tanecikleri çarpmıyor, çarpan sadece dalgalar ise, ışık da böyledir, etirdeki dalgalanmalardır. Ötesinde, madde de böyledir.
Peki o zaman dalga madde değil midir? Bu noktada enerji ne oluyor? Madem dalgalardan bahsediyoruz ama o zaman young deneyi ya da daha bilinen ismiyle çift yarık deneyindeki gözlemlerimiz neler oluyor? Sonuçta orada hem tanecik hem de dalga özelliği gösteriliyor gönderilen elektron saçılımında.
Böylece tarihteki materyalizm x idealizm çatışması ve atomculuk, determinizm x ruhçuluk, indeterminizm çelişkisi alevlendi. Etir bir ruhtur, evrenin ruhudur. Maddi değildir. Atomlardan, taneciklerden oluşmaz.

Maddi olmayan, ruhsal bir kavramın ortaya atılması fizik için metafizik demekti ve İsaac Newton uyarı zillerini çılgın gibi çalmaya başlardı bu durumda: "Fizik, kendini metafizikten koru!"

Peki ne yapılacaktı? Newton alarm zilleri nasıl susturulacaktı? Sicim kuramı üretildi. Buna göre uzay dokusunu etir değil sicimler örüyordu. Bu uzay dokusu büzülebiliyor, bükülebiliyor, zaman da buna bağlı olarak diğer boyutlar gibi kısalabiliyor, uzayabiliyordu. Üstelik bu kuramın kanıtları vardı. Kimse sicimleri görebilen bir mikroskop yapamamıştı ama zaman gerçekten uzayıp kısalabiliyordu, bu ölçülebilmişti. Uzay da çok büyük kütleler tarafından bükülebiliyor, ışık yolunu değiştirebiliyordu.

Peki atom ve onu oluşturan parçacıklar? Atomu elektron mikroskopla görebiliyorduk, tanecikleri de hadron çarpıştırıcıda çarpıştırabiliyorduk! Öyleyse bunlar minik bilyeler değillerse neydiler?

Bunu yanıtlamak için de sicim kuramı bir adım daha geliştirilip membran kuramı üretildi. Buna göre sicimler uzunluk artı bir boyut daha kazanıp iki boyutlu yüzeyler oluşturuyorlardı. Yani sicimin iki ucu birleşiyordu. Microsoft Power Point'te sunum hazırlarken şekli kapat şekli aç seçenekleri gibi.

Bu yüzey kağıt gibi buruşup top yapılırsa da kuantum parçacıklar yani atom altı tanecikler oluşuyordu. Bunlar atomları, atomlar elementleri ve onlar bildiğimiz maddeyi oluşturuyor.

Şu an son kuram bu. Kanıta muhtaç. Kanıtlanması zor. Fizik kuşkusuz en çetin bilim dalı. Ünlü fizikçi Enrico Fermi "ben bunun böyle olduğunu bilsem botanikçi olurdum" demiştir! :p
Bu bahsettiğin kuantum fiziği değil mi? Bir atoma burada etki ettiğimizde aydaki ikizinde de aynı etki oluyor. Hem de aynı anda ne etkisi olduysa ya da onda olan etki bizim atomumuzda da görülüyor.

Enrico Fermi biyolojiye gelse bence daha çok delirirdi. En azından matematiksel ispatlar yapılabiliyor fizikte. Biyolojide daha fazla delireceğine şüphem yok. Çünkü bizim alanda matematiksel formüller daha az ve matematikle ispatlanma oranı daha düşük. O yüzden Fermi'ye bu konuda katılmamakla beraber evet Fizik çetin bir bilim dalı diyorum. :D
 

DemoKratos

Vlll ☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
6,753
Çözümler
1
Tepki puanı
3,975
Düşünce
Ateist
çift yarık deneyindeki gözlemlerimiz neler oluyor?

Tüm fizikçiler (ve ben de) bunu yorumlamaya çalışıyoruz. Zamanım olursa çift yarık deneyini ayrıntılı inceleyen bir yazı yazmak isterim. Fakat konu çok kapsamlı. Ölü bir elektronu mikroskop altına alıp anatomisine otopsi yapamadığımız için de belirsizliğini koruyor.
 

unacceptable

ll ☆☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
3,072
Çözümler
2
Tepki puanı
1,418
Düşünce
Panteist
Tüm fizikçiler (ve ben de) bunu yorumlamaya çalışıyoruz. Zamanım olursa çift yarık deneyini ayrıntılı inceleyen bir yazı yazmak isterim. Fakat konu çok kapsamlı. Ölü bir elektronu mikroskop altına alıp anatomisine otopsi yapamadığımız için de belirsizliğini koruyor.
Bunun çözülesi zor problem olduğunu hepimiz biliyoruz çünkü gözlemci etkisi olduğu anda bambaşka bir şeye dönüşüyor. Gerçekten kuantum fiziği inanılmaz bir dünya ve sadece matematik kurallarının işlenmesi inanılmaz bir olay. Ben açıkçası bu noktada şöyle bir düşünce ortaya koyayım. Ya bilmediğimiz bir üçüncü şekilde hareketi ya da izi varsa? Yani young deneyine üçüncü bir iz bulma olarak da bakabilir miyiz bilmem ama belki de gözlemci etkisini ya da atomların bu hareketini açıklama yolunu bulabiliriz. Şu anık bildiğimiz bir tanecik ve bir dalga oluşu. Belki bu ikisi arasında başka bir oluşum daha vardır. Olabilir mi? Evet. Ama onu da fizikçilere bırakıyorum.

Bazen fizikten anlayamadığıma üzülüyorum açıkçası.
 

DemoKratos

Vlll ☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
6,753
Çözümler
1
Tepki puanı
3,975
Düşünce
Ateist
Kuantum yasalar da makro evren yasaları gibi. Ancak farklı çalışıyorlar. Tıpkı bir kağıt uçağı küçülttüğümüzde havanın direncine karşı kağıt uçak gibi davranmadığı gibi. Ya da bir demir kütle suda battığı halde ince bir çelik levhanın yüzdüğü gibi.

Yanılgıya neden olan şu; hem kuantum evren farklı diyoruz, hem de makro evrene ait kavramları kuantuma uyguluyoruz.

Örneğin elektron kaynağının gücünü iyice kıstığımızda elektronlar çift yarıklı levhaya tek tek geliyor diyoruz. İyi ama elektronun yapısını bilmiyoruz ki nasıl tek tek geldiklerini iddia edebiliyoruz? Tanecik değil ki nasıl tek tek? Tek tek geliyorlar dememiz için tanecik olmaları lazım. Hani dalga mı tanecik mi bilmiyorduk? Biliyormuş gibi yaptık.

Elektron detektörümüz tek tek geliyorlarmış gibi ses çıkarıyor. Ama detektör kocaman bir makro alet. Bunun elektronları nasıl ölçtüğünü bilmiyoruz. Çünkü elektronları göremiyoruz ve yapılarını bilmiyoruz. Dolayısıyla detektörümüzün ses çıkarmasına tam olarak ne neden oluyor bilmiyoruz. Elektronu algıladı ve tık sesi çıkardı diyoruz ama algıladığı şey ne tam olarak bilmiyoruz. Bilmediğimiz halde tık sesi bir tane elektron algıladı demek oluyor diye karara varıyoruz.

Sonra da bu temelsiz zannımıza dayandırarak tek bir elektron iki yarığın ikisinden birden geçti diyoruz. Detektör çalışmadığı anda girişim deseni oluşuyor. Demek tek elektron iki yarıktan aynı anda geçiyor sonucu çıkarıyoruz. Detektörü çalıştırınca girişim deseni kayboluyor. Tek bir parıltı görüyoruz ve elektron gözlemlendiğini "anlayınca" tek yarıktan geçmeye başladı diyoruz.

Bunlar spekülasyon. Gerçekten elektron aynı anda iki yerde bulunuyor mu ve ölçümlendiğinden haberdar olup davranışını değiştiriyor mu yoksa ölçüm onu etkilediği için normal her cisim etki altında kalınca durum değiştirdiği gibi mi oluyor bilmiyoruz.
 

unacceptable

ll ☆☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
3,072
Çözümler
2
Tepki puanı
1,418
Düşünce
Panteist
Kuantum yasalar da makro evren yasaları gibi. Ancak farklı çalışıyorlar. Tıpkı bir kağıt uçağı küçülttüğümüzde havanın direncine karşı kağıt uçak gibi davranmadığı gibi. Ya da bir demir kütle suda battığı halde ince bir çelik levhanın yüzdüğü gibi.

Yanılgıya neden olan şu; hem kuantum evren farklı diyoruz, hem de makro evrene ait kavramları kuantuma uyguluyoruz.

Örneğin elektron kaynağının gücünü iyice kıstığımızda elektronlar çift yarıklı levhaya tek tek geliyor diyoruz. İyi ama elektronun yapısını bilmiyoruz ki nasıl tek tek geldiklerini iddia edebiliyoruz? Tanecik değil ki nasıl tek tek? Tek tek geliyorlar dememiz için tanecik olmaları lazım. Hani dalga mı tanecik mi bilmiyorduk? Biliyormuş gibi yaptık.

Elektron detektörümüz tek tek geliyorlarmış gibi ses çıkarıyor. Ama detektör kocaman bir makro alet. Bunun elektronları nasıl ölçtüğünü bilmiyoruz. Çünkü elektronları göremiyoruz ve yapılarını bilmiyoruz. Dolayısıyla detektörümüzün ses çıkarmasına tam olarak ne neden oluyor bilmiyoruz. Elektronu algıladı ve tık sesi çıkardı diyoruz ama algıladığı şey ne tam olarak bilmiyoruz. Bilmediğimiz halde tık sesi bir tane elektron algıladı demek oluyor diye karara varıyoruz.

Sonra da bu temelsiz zannımıza dayandırarak tek bir elektron iki yarığın ikisinden birden geçti diyoruz. Detektör çalışmadığı anda girişim deseni oluşuyor. Demek tek elektron iki yarıktan aynı anda geçiyor sonucu çıkarıyoruz. Detektörü çalıştırınca girişim deseni kayboluyor. Tek bir parıltı görüyoruz ve elektron gözlemlendiğini "anlayınca" tek yarıktan geçmeye başladı diyoruz.

Bunlar spekülasyon. Gerçekten elektron aynı anda iki yerde bulunuyor mu ve ölçümlendiğinden haberdar olup davranışını değiştiriyor mu yoksa ölçüm onu etkilediği için normal her cisim etki altında kalınca durum değiştirdiği gibi mi oluyor bilmiyoruz.
Bana yazdın sanırım. Bir dahakine alıntılarsan sevinirim.

Bunu ben demiyorum fizikçiler kendileri söylüyor. Elbette bilmiyor olabilirler ama zaten tanecik şekli ve dalga hali gözlemlendi. Kuantumu anlamadık ki çözelim. Şu an elimizdeki en iyi araç matematik. Bu sebeple gözlemlemesek de teorikte biliyoruz bir şeyler. Şu anlık spekülasyon değil fikir desek daha doğru olur.
 

Son konular

Üst