Evrenin Genişlemesi

Orhan Yolcu

☆☆☆☆
Yönetim Kurulu Başkanı
Mesajlar
552
Tepki puanı
385
Düşünce
Agnostik
Zariyat-47, Evrenin Genişlediğini Yazmaz!

Önce konuyla ilgili olarak Kitab-ı Mukaddes’ten bir örnek vereyim:

Yeşeya 51:13
Sizi yaratan, gökleri geren, Dünyanın temellerini atan RAB`bi Nasıl olur da unutursunuz? Sizi yok etmeye hazırlanan zalimin öfkesinden Neden gün boyu yılıp duruyorsunuz? Hani nerede zalimin gazabı?

Buradaki “geren” sözcüğünün anlamı çekerek genişletmektir.
Aslında ayetin doğru çevirisi germekte olandır. Yani ayet şöylede çevrilebilir:

Sizi yaratan, gökleri germekte, genişletmekte olan, dünyanın temellerini atan Rabbi nasıl olur da unutursunuz? (…)

Benzer ayet de Yeşeya 40:22’dir:

Gökkubbenin üstünde oturan RAB`dir, Yeryüzünde yaşayanlarsa çekirge gibidir. Gökleri perde gibi geren, Oturmak için çadır gibi kuran O`dur.

Buradan yola çıkarak Kur’an’dan 1400 yıl önce, günümüzden 2800 yıl önce evrenin genişletildiği mucizesini Eski Ahid’de görmekteyiz.

Demek ki istendiği takdirde “geren” sözcüğü “genişletmekte olan” a çevrilebilir, asıl mucizenin Tevrat’ta olduğu söylenebilirmiş. Ve bir mucizeden söz etmek gerekiyorsa taklidine değil, aslına bakmak gerekir. Kur’an’dan en az 1000 sene önce yazılmış çünkü. Ama doğrusu, Tevrat’ta da kastedilmiş olanın evrenin genişlemesi değil, daha önce yerle gök bitişikken göğün ayrılması, gerilip yükseltilmesidir ve bu bilim dışı bir iddiadır.

Şimdi gelelim Zariyat-47’ye..

“Musiun” sözcüğünün Kur’an’da başka bir örneği yoktur.
Dolayısıyla kıyas imkanı da yoktur.
Tahminle hareket edilir.
“Vus’a” yani geniş anlamına gelen sözcüğün “vasiun”‘a yani kuşatan, kapsayan, genişlik veren halinin çoğulu olarak tahmin edilir.
Ne demektir vasiun’un çoğulu?
Genişleten değil de genişletenler mi?
Allah’ın mütevaziliği yani..
Bazı ayetlerde “Biz” der ya mütevaziliğinden.

Musiun’un Vasiun’un çoğulu olduğunun kanıtı yoktur.
Arapça’da ise Allah’ın sıfatlarından biri olarak rızk veren anlamında kullanılır.
Yine Arapça’da kötülük yapan anlamına da geldiği söylenir.

Bu tahmini kabul edelim. Hiçbir kanıtı olmamasına rağmen farzedelim ki musiun kelimesi vasiun’un çoğulu olsun.

Musiun kelimesinden önce gelen le takısı “daha çok”, “çok fazla”, “daha fazlasına da” “daha da” anlamlarına gelir.

Musiun fiili if’al babındandır.
Genişleten, genişletmekte olan, genişletici anlamına gelmesi için istifal babından olması gerekirdi.
İf’al babından olduğu için “Biz daha fazlasına da kurabilirdik” “İstesek daha büyüğünü, daha genişini de yapardık” anlamı oluşturacak şekilde “Biz çok vus’a malikiz” , “Biz herşeye kaadiriz”, “Daha büyüğüne de gücümüz yeter” şeklinde meallendirilmiş.

Tabi mucizeciler, kelimelerden, sayılardan medet umanlar ve bilim yeni bir şey ortaya attığında hemen “Kur’an’da bunu nereye uydurabiliriz” çabasında olanlar ayeti çarpıtıp “genişletmekteyiz” haline getirmişler.

Genişletmekteyiz, genişleticiyiz anlamında olması için;
“ve nahnu lehu mustevziun” denmesi gerekirdi.

Demek ki;

1- Kur’an’dan 1400 sene önce Eski Ahid’de göğün gerildiği, genişletildiği yazıyormuş zaten.
2- Musiun kelimesinin vasiun’un çoğulu olduğuna dair hiçbir kanıt yokmuş. Kur’an’da başka musiun’da yokmuş. Dolayısıyla geniş kökünden türediği bir tahminden ibaretmiş.
3- Tahminin doğru olduğunu varsaysak dahi fiil if’al babından olduğu için genişleten, genişletmekte olan anlamına gelmezmiş. “Genişlik sahibi” , kudretli” ,
“Daha genişine de kaadir” anlamına gelirmiş.

Gelelim 48. ayetle bağlantısına:

47- Ves semae beneynaha bi eydiv ve inna le musiun
48- Vel erda feraşnaha fe nı’mel mahidun

Göğü ellerimizle biz kurduk, daha fazlasına da kaadiriz.
Yeri de biz yayıp-döşedik, ne kadar becerikliyiz.

Bu iki ayet birbiriyle bağlantılıdır. Birçok yer-gök ayetinde olduğu gibi.
Birbirinden kopuk ele alındığı takdirde yanlış meale sebep olur.

48. ayeti “Biz ne güzel döşeriz” “Biz ne güzel döşeyiciyiz” ya da “Biz ne güzel düzenleyiciyiz” şeklinde de çevirebilirsiniz ama Türkçesine en uygun olanı yukardaki gibidir.

47. ayetten göğün genişletilmeye devam edildiği anlamını çıkarıyorlarsa eğer, 48’den de yerin döşetilmeye devam edildiği anlamını çıkarman lazım.

Aslında bu iki ayette bir mucize yok. Tersine çelişki var. Ayetin dünyayı uzayda bir gök cismi olarak algılamadığı, uçsuz bucaksız dümdüz bir yer ve üzerinde de gök olarak algıladığı belli oluyor. Dünya-yer ile ile ilgili diğer ayetlere bakıldığında da bu görülecektir. Yeri gökle eşdeğer ölçülerde gören bir Kur’an vardır karşımızda. Yaratılışları dahi aynı sürede gerçekleşmiştir. 2 günde yer yaratılmış, 2 günde gök. Hatta 2 günde yerin yayılıp-döşenmesine harcanmıştır. Yani evrenin 2 misli zamanı dünyanın yaratılması almıştır. “Ol” demek varken! Bunun hiç akılla, mantıkla ilgisi var mıdır? Milyarlarca galaksiyi, Katrilyonlarca güneşi, ketrilyonlarca gezegeni 2 günde yaratacaksın ama basit bir gezegeni de 2 günde yaratacaksın. Yani okyanusu 2 günde yaratacaksın, bir çakıl tanesini de 2 günde yaratacaksın.
Tabi Kur’an, dünyayı okyanusta bir çakıl tanesi olarak görmediği için, dünyayı da gök kadar geniş, büyük gördüğü için her ikisini de aynı zamanda yaratmış oluyor.

Zariyat-47’den evrenin genişlemesi ile ilgili zorlama mucize çıkarmakla uğraşmak yerine, Fussilet 10-12’deki çelişkileri halletmeye çalışsınlar. Mucize mealcileri kelimelerle oynayıp, tahrif etmeye alıştı nasıl olsa, önce göze batan bilime ters ayetleri düzeltmeye çalışsınlar da düzenbazlıktaki ustalıklarını görelim. Ama kolay değil..

Ayette geçen “bieydin” kelimesini kudretimizle diye çevirip el’in mecazi anlamda kullanıldığını el diyerek kudret denmek istendiğini yazarlar. Yanlış.

Kur’an’ın hiçbir yerinde Allah’ın elinin, yüzünün, gözünün mecazi olduğu söylenmemiştir. Allah’ın eli de, yüzü de, gözleri de, ayakları da, baldırları da vardır.

Tevrat’ta insanın Allah’ın suretinde yaratıldığını yazar.
Kur’an’da Tevrat’ı tasdikler, bunu reddetmez.
Allah’ın uzuvlarından, duygu ve düşüncelerinden bahseder ki hepsi insan biçimlidir.

Yeri 2 günde, göğü 2 günde yaratan Allah, isterse bir eline yeri, bir eline göğü alabilir. Bu dahi gökle yerin aynı ölçülerde görüldüğünün kanıtıdır.

Zümer-67. Allah’ı gereği gibi bilemediler. Halbuki kıyamet günü yer, tamamen O’nun avucu içindedir, gökler de sağ elinde dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir.

Allah’ın sağ eliyle bürüp dürdüğü gökler, sol elinin avucunda ise dünya. Tasvir müthiş!
Bu arada cennet-cehennem de dürülüyor tabi.
“Evreni bürüp dürmeye ne gerek var, sadece dünyada kıyamet olup yaşamı sona erdirse ya!” diyebilirsiniz.
Ama dünyadan başka bir mekan düşünülmemiş ki!
herşey dünya için. Güneş, ay ve kandiller (yıldızlar)
Milyarlarca Galaksiyi, güneşin bir yıldız olduğunu, evrende güneş gibi 70 sextilyon yıldız olduğunu nereden bilsin Muhammed Hazretleri?

Son olarak ne İslam’ın, ne Kur’an’ın ne de Muhammed’in hiçbir mucizeye sahip olmadığını bizzat Kur’an ayetiyle kanıtlayalım:

İsra-59. Bizi, mucizeler göstermekten alıkoyan, daha öncekilerin onları yalanlamış olmasından başka bir şey değildir.


Serdar Kaangil
 
Üst