EVRİM

unacceptable

ll ☆☆
Yazar
Mesajlar
2,743
Çözümler
1
Tepki puanı
1,267
Düşünce
Panteist
Arkadaşlar konuları parça parça atıp tane tane yazacağım. Okumak isteyen okuyabilir böylece ve lütfen konu dışında bir şey yazmayın. Çünkü bu başlık sadece bilgilendirmek amacıyla açılmış bir başlıktır. Zamanla tamamlanacak konular.

1. BÖLÜM

Her bilimin kendine özgü kavramları vardır. Bu kavramları bilmeden de okuduğumuzdan hiçbir şey anlamayız. Öncelikle bu uzun bir yazısı dizisi olacağından ve birçok kavram içereceğinden en başından bu kavramları vererek küçük sözlük oluşturmak istedim. Kavramlara bakmak istediğinizde burada olacak ve konudan tamamen uzaklaşmamış olacaksınız.

Evrim Kavramları
Ortak ata:
Birden fazla canlı türünün genetik öncülü olan canlı.
Tür: Birbirleriyle çiftleştirildiklerinde verimli döller verebilen bireyler topluuluğu.
Adaptasyon: Canlıların belli koşullarda üremelerini ve hayatta kalmalarını sağlayan genetik değişikliklerdir.
Varyasyon: Tür içerisinde alellerde gözlenen çeşitliliktir.
Mutasyon: Genetik materyalde meydana gelen kalıcı değişimlerdir.
Doğal seçilim: Doğal seçilim, belirli bir türde dış çevreye uyum konusunda daha elverişli özelliklere sahip organizmaların, bu elverişli özelliklere sahip olmayan diğer bireylere göre yaşama ve üreme şanslarının daha yüksek olması ve bunun sonucu olarak genlerini yeni kuşaklara aktarabilmeleri yoluyla işleyen evrimsel mekanizma.
Yapay seçilim: İnsanların bilinçli ve amaçlı olarak bir organizmanın belli özelliklerini seçmesi ve kontrollü olarak yetiştirmesidir.
Genetik sürüklenme: Bir popülasyonda kuşaktan kuşağa, tümüyle şansa bağlı olaylar sonucu genlerin bir karakter üzerinde aynı ya da farklı yönde etkili olan iki veya daha fazla genden her birinin sıklıklarının değişimidir.
Kurucu etkisi: Popülasyon genetiğinde büyük bir popülasyondan koparak daha az sayıdaki küçük ve yeni bir popülasyonun oluşması ve böylece genetik çeşitliliğin ve genetik varyasyonların kaybedilmesidir.
Alel: Bir genin varyasyonları.
Analog organ: Kökenleri farklı görevleri aynı olan organlar.
Homolog organ: Kökenleri aynı ama görevleri farklı organlar.
Konvergent evrim: Farklı kökenden gelen ve benzer ortamlarda yaşayarak ve benzer doğal seleksiyonun etkisi altında kalarak benzer özellikler kazanmaya denir.
Popülasyon: Belli bir bölgede, belli bir zaman diliminde yaşayan ve aralarında gen alış verişi olan bireyler topluluğu ya da belirli bir alanda yaşayan aynı türe ait organizmalardan oluşan bir gruptur.
Darboğaz etkisi: Genetik sürüklenme sonucu küçük popülasyonlar, genetik çeşitliliklerini büyük çapta kaybedebilirler. Eğer bir popülasyonda bir veya daha fazla nesil boyunca nüfus azalırsa, buna popülasyon darboğazı denir.
Gen Havuzu: Herhangi bir zamanda bir populasyondaki bütün genlerin toplamı. Bir gen havuzu bir populasyondaki bütün bireylerdeki bütün genlerin bütün alellerinden oluşur
Alel frekansı: Her alel bir populasyonda bir frekansa (oran) sahiptir.

Evrim kuramı bugüne kadar tartışılan ve belki de insanların asla kabul etmek istemediği, deli saçması olarak adlandırdığı bir kuram. Tabi bu insanlar genellikle inançla bilimi karıştıran kişilerden oluşuyor. Bir kısmı da kafasına bu empoze edildiği için asla kabul etmiyor. Peki haklı olamazlar mı? Gerçekten evrim var mı?

Öncelikle tanımları ilk anda vermemin sebebi konunun bilimsel boyutu açısından bir sözlük oluşturma isteğimdi. Bazı bilmediğiniz ve anlamadığınız, hatta “Bu ne be?” diye soracağınız bazı terimlerin açıklamalarını ilk başta veriyorum. Veremediğim tanımları da açıklayacağım. Aklınıza soru takılırsa sorarsınız. Açıklamaya çalışırım.

Evrim konusunda burada @Burcuva ve @Entropyy22 nin de izniyle yazdıklarını link olarak açıklamalara koyacağım sırası geldikçe. Böylece tüm evrimle ilgili konular tek bir başlık altında bilgi halinde bulunabilecek.

ÖNEMLİ NOT: Hepsini ders notlarımdan kendi cümlelerim ve notlardaki cümlelerle oluşturdum. Bu yüzden temel seviyede evrim konusuna başlangıç yapacaksınız. Daha ileri seviyelere kendi araştırmalarınızla ulaşabilirsiniz.

Evrim nedir?
Bir populasyonun gen havuzunda zaman içerisinde alel frekanslarının değişimidir.

Peki bu ne demek? Ben burada iki kişi üzerinden gideceğim lütfen popülasyon olarak düşünün. İki kişi düşünelim evlenecek olan. Erkek yeşil gözlü kadın kahverengi gözlü. Çocukları ela gözlü doğduğunda bu ailenin üyelerinde gelen tüm alel frekansı değişmiş olur. Yeni bir göz rengi ortaya çıkar ve ilerleyen zamanlarda çocuk kendi gibi göz rengi olan birini seçerse birkaç kuşak sonra yeşil ve kahverengi göz rengi görülme sıklığı azalırken ela gözler artar.

Peki tamam bunu anladık ama evrimin gerçekten olduğunu bize gösteren ne? Gerçekten nereden bileceğim ben evrimin olup olmadığını?
  • Fosiller
  • Karşılaştırmalı Anatomik analizler
  • Embriyolojik Benzerlik
  • Modern Biyokimyasal ve Genetik Analizler
Her biri evrimi farklı şekilde ortaya sunan kanıtlardır. Fosiller evrimsel değişimin olduğunu; anatomik analizler köken alma hakkında kanıtları; embriyolojik benzerlik ortak atayı ve biyokimyasal ve genetik analizler de akrabalık ilişkilerini ortaya koyar.

Hepsini tek tek açıklayalım.

Anatomik analizlerde görülmüş ki bir yarasanın eli, insan kolu ve balina yüzgeci işlevleri farklı olmasına rağmen kökenleri aynı. Bu yüzden bunlar homolog organ olarak tanımlanır. Bildğiniz gibi balina yüzgeci yüzmeye, yarasanın eli uçmaya ve insan kolu da birçok şeyi yapmaya yarar. Bu arada tabiki de bu ortak ataya da kanıttır.

Tabiki de sadece homolog organlar yok, analog organlar da var. Analog organlar da konvergent evrim sonucu oluşur. Balık solungacı ve böcek trakesi buna örnektir. İkisi de solunuma yarar ve birbirleriyle farklı yapılar olmasına rağmen aynı işlevi görürler.

Embriyolojik benzerliği nerede arayacağız peki? Hemen hamilelik dönemlerini düşünebilirsiniz. Bütün omurgalı embriyoları solungaç yarıkları ve bir tane kuyruk oluşumunu sağlayacak genlere sahiptirler. Bu genler ortak atadan kalıtılmıştır. Yetişkin balıklarda solungaçlar ve kuyruk vardır. Çünkü onlarda bütün embriyolojik gelişme boyunca genler aktiftir. Ancak omurgalılar bu genler pasif hale geçer. Yine de bazı durumlarda kuyruklu insan doğumları görülebiliyor.

https://antidogmatik.com/konular/kuyruk-sokumu-kemigi.3320/

Biyokimyasal ve Genetik analizlerle de hepimizin aynı enerji molekülünü kullandığımızı biliyoruz. ATP. Aynı zamanda protein sentezi için RNA, ribozim, aynı genetik kod ve 20 aminoasit kullanıyoruz.

Devamı Gelecek....

Başımın etini yiyip konuyu görmek isteyen @kavak a da teşekkürlerimi sunuyorum. ::D
 

unacceptable

ll ☆☆
Yazar
Mesajlar
2,743
Çözümler
1
Tepki puanı
1,267
Düşünce
Panteist
Evet arkadaşlar forumun en hınzırı başımın etini yiyerek at şu yazıyı deyip durdu. @kavak a bir alkış.

2. Bölüm

Tamam ama evrim olmaması için belli şartlar var mı?
Godfrey H. Hardy ve Wilhelm Weinberg birbirinden bağımsız olarak evrimin olmaması için 5 prensip olması gerektiğini öne sürmüştür. Bu prensipler bize belirli koşullar altında, eşeyli üreyen bir populasyonda alel ve genotip frekanslarının kuşaktan kuşağa sabit kalacağını gösterir. Buna göre:

1. Mutasyon olmamalı
2. Populasyonlar arası gen akışı olmamalı
3. Populasyon çok büyük olmalı
4. Çiftleşmeler rasgele olmalı
5. Doğal seçilim olmamalı

Bu beş koşuldan biri veya daha fazlasının yerine gelmemiş olması alel frekanslarında değişime neden olur.

Peki evrime ne sebep olur?
  • Mutasyon
  • Göçler
  • Rasgele olmayan çiftleşme
  • Küçük popülasyon büyüklüğü
  • Doğal seçilim
Gelelim doğal seçilime. Charles Darwin ve Alfred Wallace birbirlerinden bağımsız olarak yaptıkları seyahatlerden edindikleri bilgilerle doğal seçilim mekanizmasını öne sürdüler. İkisinin teorieri 4 temel önermeyi ortaya koymuştur. Bu önermeler popülasyonlar dikkate alınarak oluşturulan önermelerdir.

Önerme 1: Bir popülasyonu meydana getiren aynı türe ait bireyler bir çok özellik bakımından birbirlerinden farklılık gösterirler.
Önerme 2: En azından bir populasyondaki bireyler arasındaki farklılıklar ebeveynlerden yavrularına aktarılan karakterlerden kaynaklanmaktadır.
Önerme 3: Her bir jenerasyonda, bir popülasyondaki bazı bireyler diğerlerine göre başarılı bir şekilde hayatta kalır ve yavrular meydana getirir.
Önerme 4: Avantajlı özelliklere sahip olan bireyler daha uzun süre hayatta kalırlar daha fazla yavru meydana getirirler. Bu doğal seleksiyon olarak bilinir.

Doğal seleksiyon bir popülasyon içindeki bireyleri etkiler, buna karşın zaman içinde değişen popülasyondur. Doğal seçilim beli bir çevreye en iyi uyum sağlamış organizmaları seçer.

Evrimsel değişimler:
  • Kuşaktan kuşağa oluşur.
  • Döllerin atalarından farklı olmasına neden olur.
  • Populasyon düzeyinde gerçekleşir.
Küçük bir anekdotu da yazayım. Doğal seçilim sadece en iyi uyum sağlayan değil aynı zamanda en çok döl verendir.

Doğal seçilimde etkili olan bazı ajanlar var. Şimdi bu ajanları açıklayalım.
  • Rekabet: Sınırlı bir kaynağı kullanmaya çalışan bireyler arasındaki etkileşimdir. Aynı tür veya farklı tür bireyler arasında olabilir ama en çok aynı tür bireyler arasındadır.
  • Birlikte Evrim: Kapsamlı etkileşimlere bağlı olarak iki türdeki adaptasyonlar sonucu oluşan evrimdir. Avcılar ve av arasında birlikte evrim “biyolojik kollar yarışına” benzer. Kurt predasyonu ile yavaş dikkatsiz geyikler seçilime uğrar. Uyanık, çevik geyikler ile yavaş, acemi kurtlar seçilime uğrar. Her bir taraf diğerine yanıt olarak yeni adaptasyonlar geliştirir.
  • Predasyon: bir organizmanın başka bir organizmayı öldürdüğü ve yediği bir etkileşimdir.
Eşeysel Seçilim
Bir doğal seçilim türüdür. Bir organizmanın eş edinmesine yardımcı olacak özellikleri destekler.
Erkeklerin eş edinmesine yardımcı olan özellikler:
  • Dikkat çeken özellikler (parlak renkler, uzun tüyler veya kanatlar, dallanmış boynuzlar),
  • Tuhaf kur davranışları
  • Yüksek, karmaşık kur şarkıları
Eşeysel seçilimden kaynaklanan özellikler erkekleri avcılara karşı daha savunmasız hale getirir.

Dişilere erişmek için erkekler arası rekabet, dövüşlerde veya ritüel saldırganlık gösterilerinde avantaj sağlayan özelliklerin evrimini destekler. Sağ kalımı artırmayan erkek yapıları, renkleri ve gösterileri erkeğin sağlığı ve gücünü gösterebilir.

Doğal seçilim ve eşeysel seçilim popülasyonları üç yolla etkileyebilir.
  • Yönlü Seçilim: Bu tip seçilim türünde, bir popülasyonun belli bir özelliği artış ya da azalış yönünde bir seyir izler. Popülasyonun ortalama özellik değerlerinde düzenli bir değişime neden olabilir. Bir popülasyonda küçük bir vücuda sahip olmak direkt uyum başarısını arttırıyorsa, her nesilde daha küçük bireyler seçilecek evrim belli bir yöne doğru ilerleyecektir.
  • Dengeleyici Seçilim: Doğal seleksiyondaki doğal sapmalar aşırı bir boyut ve ortalama kazanırsa bunu dengeleyen mekanizmadır. Temel olarak, çan eğrisi şeklinde oluşan çeşitliliğin, iki ekstrem ucunun olduğu durumlarda görülen seçilim tipidir.
  • Ayırıcı Seçilim: Eğer büyük ve küçük bireyler ortama uygun, fakat ortalama büyüklükteki bireyler ortamla uyumsuz ise ayrıcı seçilim gerçekleşmektedir. Bu seçilimde türün birbirinin zıddı iki uç özelliği seçilmekte, ortalama özellik ise ayıklanmaktadır.
Artık yavaş yavaş asıl konulara geliyoruz. Önceden bu bilgileri vermemin sebebi konunun temelini sağlamasıdır. Bunlardan sonra ufaktan artık tür ve türleşme nedir? Nasıl olur? Buna cevap arayalım.

Tür tanımını daha önce yazdığım için hemen burada konu olarak izolasyon mekanizmalarını ve türleşmenin nasıl olduğunu anlatmak istiyorum.

İzolasyon mekanizmaları çiftleşmeyi engelleyen ve üreme izolasyonunu sağlayan bir bariyer olarak da düşünülebilir. Çiftleşme öncesi ve çiftleşme sonrası izolasyon mekanizmaları olarak ikiye ayırarak gidelim.

Çiftleşme Öncesi İzolasyon Mekanizmaları
Türler arasındaki çiftleşmeyi önleyen bu mekanizma şunları kapsar:
– Coğrafi izolasyon
–Ekolojik izolasyon
–Zamansal izolasyon
– Davranışsal izolasyon
– Mekanik uyumsuzluk

Çiftleşme Sonrası İzolasyon Mekanizmaları
Çiftleşme olduktan sonra canlının üreyebilen döller oluşmasını engellemesidir. Çiftleşme sonrası izolasyon mekanizmaları şunları kapsar:

–Gamet uyumsuzluğu.
– Melez yaşamaz.
– Melez kısırdır.

Sonuç olarak canlı, fertil melez döller üretilemez

Hayvanlarda, dişi üreme yolu sıvıları başka bir türün spermini zayıflatabilir veya öldürebilir. Bitkilerde, bir türün poleni başka bir türün stigmasına konduğunda çimlenemeyebilir.

Melez ölümü melez yavru olgunluğa erişene kadar hayatta kalamadığında oluşur. Melez, gelişimin ilk evrelerinde düşükle sonlanabilir. Melez, iki parental türün karışımını olan davranışlar gösterdiğinden üreyemeyebilir.

Muhabbet kuşu melezleri uçuş sırasında yuva materyallerini taşımayı öğrenmede büyük güçlük çekerler.

Bir çok tür için, üreyebilen döller oluşmasını önlemek için iki veya daha fazla izolasyon mekanizması etkileşime girer.

Bir dahaki konumuz türleşme olacak. 3. Bölümü bekleyin :)
 

unacceptable

ll ☆☆
Yazar
Mesajlar
2,743
Çözümler
1
Tepki puanı
1,267
Düşünce
Panteist
3. Bölüm

Eveeett geldik türleşme kısmına. Türleşmeyi açıklamadan önce biz bunu gözlemleyebilir miyiz diye soralım. Cevabı maalesef hayır. Doğada yaşam süremizin kısıtlı olmasından dolayı bunu gözlemleyemiyoruz ama bunu deney ortamında gözlemlemek için bir düzenek kurulmuş. Olayı buradan okuyabilirsiniz.

https://bilimfili.com/turlesme-laboratuvar-ortaminda-gozlemlendi

Biz gelelim türleşmenin ne olduğuna. Türleşme adından da anlaşılabileceği yeni türlerin ortaya çıkmasıdır. Bu da iki faktöre dayanır. Biri ikinci bölümde bahsettiğim izolasyon mekanizmaları, ikincisi ise genetik farklılaşmadır.

İzolasyon olmadan türleşme olmasını bekleyemeyiz. 1. bölümde bahsettiğim Hardy-Weinberg prensiplerini hatırlayın.

Peki türleşme nasıl gerçekleşiyor?

İzole olmuş popülasyonlar genetik olarak farklılaşıyor zamanla ve bu farklılaşma sonucunda kendisinden genetik olarak farklı bireylerle çiftleşemiyor. Çünkü popülasyonlar arasındaki gen akışı engelleniyor. Genetik farklılıklar sonucunda çiftleşmeye yanaşsa bile o türü tanıyamıyor. Çiftleşse bile yumurta spermi tanıyamıyor. Doğal olarak bir yavru meydana getiremiyorlar.

Burada biraz türleşme mekanizmalarından bahsedeyim. Türleşme mekanizmalarını biz allopatrik ve simpatrik türleşme olarak ikiye ayırıyoruz.

Allopatrik Türleşme: Türler arasında coğrafi engeller oluştuğunda gerçekleşen türleşmedir. Volkanik faaliyetler, ada hareketleri, yön değiştiren gibi doğa hareketleri bu türleşmeyi ortaya çıkarmıştır. Bu türleşme izole toplumların genetik açıdan uzaklaşmasıyla oluşur. Hayvanlardaki türleşmenin bu olduğu düşünülmektedir.



Simpatrik Türleşme: Bir türün iki popülasyonu farklı habitatlarda sınırlandığında oluşan türleşmedir. Zamanla izole toplumlar genetik açıdan birbirleriyle uzaklaşır. Yukarıda linkini verdiğim örnekte tam olarak bu türleşmeyi gösterir.



Şöyle güzel bir resimle özetleyebiliriz sanırım.



Peki tarihte türleşme veya türler hep zamanla mı ortaya çıkmıştır? Birden bir patlamayla çok sayıda tür ortaya çıkmış olamaz mı?

Evet hepimizin aklına aynı şey geldi. Kambriyen patlaması. Henüz ne olduğu bilinmiyor ama birçok tür çıktığını ve inanılmaz bir evrimleşme olduğunu biliyoruz. İşte bu bahsettiğimiz çok kısa sürede birçok türün ortaya çıkmasına uyumsal açılım diyoruz.

https://www.bilgiustam.com/turlesme-uyumsal-acilim/ Bu linkten de okuyabilirsiniz daha geniş bilgi için.

Hepimizin bildiği gibi bazı türler baskın tür olarak doğaya hükmediyor. Bu türler zamanla çeşitli sebeplerle yok olmuş ve yeni türlere gelişebilmeleri için yol açmıştır. Bugün yok oluşlar olmasaydı insan türü asla ortaya çıkamazdı.

Bir türü yok oluşa ne getirir peki?
  • Lokalize yayılış
  • Aşırı özelleşme
  • Türler arası rekabet
  • Habitat yok oluşu
4. bölümde ufaktan artık canlılar nasıl oluştu? Dünya atmosferi nasıldı? Teoriler nelerdi? Bunlara giriş yapacağız.

Devam edecek....
 

unacceptable

ll ☆☆
Yazar
Mesajlar
2,743
Çözümler
1
Tepki puanı
1,267
Düşünce
Panteist
4.Bölüm

Bu kadar şeyden bahsettikten sonra “Yaşam nasıl başlamış olabilir?” sorusu da kafanızda canlanmıştır. Hatta ilk sorunuz bu olmuştu eminim. Bilim insanları da bunu merak etmiş ve yaşamın başlangıcıyla ilgili düşünmeye başlamışlar. Bu düşünmelerin sonucunda kafalarında beliren fikirlerle bir dizi deney yapmışlar. Öncelikle görüşleri sıralayarak tek tek açıklayalım.

  • Yaratılış Görüşü
  • Abiyogenez Görüşü
  • Biyogenez Görüşü
  • Panpspermia Görüşü
  • Ototrof Hipotezi
  • Heterotrof Hipotezi
Yaratılış Görüşü: Bu görüşe göre tüm canlılar Tanrı tarafından ayrı ayrı yaratılmış hiçbir şekilde türler birbirine değişmemiştir. Her şeyin bir sebebi vardır ve hiçbir şey kendiliğinden tesadüfen oluşmamıştır.

Abiyogenez: Canlıların cansızdan meydana geldiğini savunan Aristo tarafından ortaya atılan görüştür. Buna göre cansız maddelerde bir aktif öz var ve bu aktif özün havayla etkileşimi sonucu canlı meydana geliyor. Çürümüş etlerden sinek oluşması gibi.

Bir başka bilim insanı olan Jean Baptiste Van Helmont yaptığı deneylerde kirli bir gömleğin üzerine birkaç buğday başağı koyduğunda 21 gün sonra farelerin meydana geldiğini ve aktif özün gömlek olduğunu düşünmüştür ama bu deney düzeneği kontrollü değildir. Çünkü kapalı bir kaba koysaydı malzemeleri farelerin gelmediğini görebilirdi.

Biyogenez: Canlının canlıdan meydana geldiğini savunan görüştür. Francesco Redi ve Louis Pasteur tarafından abiyogenez teorisini çürütmüştür.

Francesco Redi’nin yaptığı deney düzeneği:



Louis Pasteur ise biraz daha zekice davranmış:





Panspermia Görüşü: Canlıların uzaydan meteorlarla gelerek mikroorganizmalar tarafından dünyada canlılığın oluştuğu savunulur. Ancak canlılığın nasıl başladığını açıklayamaz. Aynı zamanda uzayın hiçbir mikroorganizma için uygun olmaması da bu görüşün çürütülme sebeplerinden biridir.

Bu görüş için şu an diyebileceğim tek şey var. Nasıl bu kadar emin olabildik acaba? Sonuçta o dönemde Tardigradlar bilinmiyordu.

Ototrof Hipotezi: Bu hipoteze göre ilk canlı ototrof bir canlıdır. Ancak fotosentez olayını karmaşıklığı bu hipotezin geçerli olamayacağının yeterli kanıtıdır. Çünkü fotosentez karmaşık ve oldukça uzun süreçli bir işlemdir.

Heterotrof Hipotezi: Bu görüşe göre ilk canlı bir heterotroftu. İlk canlının kimyasal evrim yoluyla oluştuğunu öne sürer.

Kimyasal evrimle ilgili daha detaylı açıklama: https://evrimteorisionline.com/2011/01/09/kimyasal-evrim/

İlkel atmosferde bulunan gazlar su buharı, metan, hidrojen ve amonyaktı. Bu görüşe göre ilkel atmosferde oksijen yoktu. Oksijen, su ve diğer oksitlere bağlı durumdaydı. Tabiki de şimşekler yani yüksek elektrik enerjisi, ultraviyole ışınlar, radyasyon ve yüksek ısı da gezegenin yüksek enerjisini oluşturuyordu. Bu yüksek kaotik ve enerjili ortamda moleküller birbirleriyle etkileşerek basit organik molekülleri oluşturmuşlardır. Buna göre oluşan ilk organik molekül proteindir. Bazı proteinler de enzim olarak görev yapmışlardır ve nükleik asitle birleşerek nükleoproteinleri meydana getirmişlerdir. Nükleoproteinler de koaservatları (ön hücre) onlar da basit canlıları meydana getirmiştir. Bu hipotez Oparin-Haldane adında iki bilim insanı öne sürmüştür.

Hepimizin bildiği gibi bunu bilim insanları da deneylerle kanıtlamak istemiş ve hepimizin çok iyi bildiği Miller-Urey adlı iki bilim insanı tarafından deneyi yapılmıştır.

Bir dahakine Stanley Miller-Harold Urey’in ve Dr. Sidney Fox’un deneylerini inceleyeceğiz.

Devamı gelecek…
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

unacceptable

ll ☆☆
Yazar
Mesajlar
2,743
Çözümler
1
Tepki puanı
1,267
Düşünce
Panteist
ÖNEMİ BİR DUYURU!!!

SİTEDEKİ DİL KURALLARI YÖNETMELİĞİNE GERÇEKTEN UYULANA KADAR BU BAŞLIĞA YAZMAMA KARARI ALDIM.

Buna ne kadar üzülürsünüz bilmiyorum ama artık cılkı çıktı bu işin iyice.

Buna bağlı bir sebeple bu başlık haricinde diğer başlıklara da yazmama kararı almış bulunmaktayım. Duyurmak istedim. Cevap alamazsanız yani darılmayın lütfen. Dil kurallarına gerçekten uyulana ve uymayanlara ceza verilene kadar bekleme modundayım.

Ayrıca bu başlıkta yazı yazmadığınız için teşekkür ederim ama isterseniz artık yazın. Çünkü anlamı kalmadı yazmamın. @bilgelikyolunda sana da teşekkür ederim ayrıca yazını ricamla sildiğin için. Devam etmeyecek istediğin kadar yazabilirsin artık.
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
13,233
Tepki puanı
983
Düşünce
Sünni
Anatomik analizlerde görülmüş ki bir yarasanın eli, insan kolu ve balina yüzgeci işlevleri farklı olmasına rağmen kökenleri aynı.
Bunu biraz daha açabilir misiniz? Kökenlerinin aynı olduğu iddiası sırf fizyolojik benzerliğe dayalı bir varsayım mı yoksa daha farklı bilimsel bir metod kullanılıyor mu?
Embriyolojik benzerliği nerede arayacağız peki?
Embriyolog, Adam Sedgwick, önce benzer sonra farklı olmanın "gelişmenin gerçekleri ile uyumlu olmadığını" belirtmiştir. Bir köpek balığı ile bir tavuğun karşılaştırılması ile ilgili olarak, Sedgwick şöyle yazmıştır: "Çıplak bir gözle embriyoların kolaylıkla birbirinden ayrılamayacağı hiçbir gelişme safhası yoktur." "...ben bir tavuk embriyosu ile bir ördek embriyosunu ikinci günlerinde birbirinden ayırabilirim." Sedgwick, "Bu embriyonik farklıkların üzerinde daha fazla durmak gereksizdir." diye devam etmiştir; çünkü "Bütün embriyologlar bilir ki, bunlara dair sayısız örnek getirilebilir. Bu konuya dair söylemek istediğim tek şey, bir tür gelişmesinin boyunca geçirdiği ilk safhalarda, diğer bütün akrabalarından farklıdır ve ayırt edilebilir."(Sedgwick, A. :On the Law of Development Commonly Known as von Baer's Law; and on the Significance of Ancestral Rudiments in Embryonic Development. Quarterly Journal of Microscopical Science 36 : 35–52.)

Başka embriyologlar da bunu doğrulamaktadır. William Ballard, bir kişinin tabiattaki gerçekleri eğip bükerek, "Omurgalıların bölünme ve gastrulasyon safhalarında yetişkin hâllerinden daha benzer olduğunu iddia etmesi, hileli bir şekilde kurgulanmış delillerin sübjektif olarak seçilmesidir."demiştir. (Ballard, W.W. : Problems of Gastrulation: Real and Verbal. BioScience 26 : 36–39.)

Erich Blechshmidt, "insanın embriyonik gelişmesinin ilk safhasının diğer türlerden farklı" olduğunu belirtmiştir.(Blechschmidt, E. (1977): The Beginnings of Human Life, trans. Transemantics (New York: Springer-Verlag, 29–30.)

Benzer şekilde Richard Elinson da, kurbağaların, tavukların ve farelerin "yumurta büyüklüğü, döllenme mekanizmaları, bölünme biçimleri ve gastruladaki hücre hareketleri gibi temel özellikler açısından birbirlerinden radikal şekilde farklı" olduğunu rapor etmiştir. (Elinson, R. P. : Change in Developmental Patterns: Embryos of Amphibians with Large Eggs. in R. A. Raff and E. C. Raff, eds., Development as an Evolutionary Process, vol. 8 (New York: Alan R. Liss, 3.)

“Ontojeni, filojeninin bir tekrarı” şeklindeki iddia kabul edilirse, böyle bir değişikliğin, organizmaların bütün yapılarında görülmesi beklenir. Meselâ insan kalbinin önce bir odacıklı, sonra iki, üç ve dört odacıklı sırayı takip etmesi gerekirdi. Hâlbuki gelişme iki odacıkla başlar… Daha sonra tek odacıklı olur. Sonunda da dört odacıklı hâle gelir. Beyin ve kalbin teşekkülünde de aynı gelişmeye şahit olunur. Beyin, sinir kordonundan önce, kalp de kan damarlarından önce gelişerek, “ontojenik gelişimin filojeninin tekrarı olduğu” şeklindeki iddiayı çürütmektedir.
Bütün omurgalı embriyoları solungaç yarıkları ve bir tane kuyruk oluşumunu sağlayacak genlere sahiptirler.
Bu görüş, abartılmış bir iddiadır. Yukarıda sözü edilen embriyoların boyun bölgesindeki oyuk ve çubuğa benzer yapılar “farenks cepleri” adını alırlar. Gish, balıkta bunların solungaçlara dönüştüğünü belirtir. İnsan, memeli, kuş ve sürüngenlerdeki farenks cepleri, yutağa açılmazlar. Ayrıca bunlar solunumla ilgili dokulara da dönüşmezler. Dolayısıyla bunların, solungaç yarığı olarak dikkate alınamayacağı belirtilir. (Gish, D.T. Evolution: The Fossils Say No!)

Bu yarıklar insanda zamanla alt çeneyi, östaki borularını, timüs ve paratiroid bezlerini teşkil ederler. Dolayısıyla onları, “faydası olmayan körelmiş organ” şeklinde düşünmek de mümkün değildir.

Şaşırtıcıdır ki, ilk aşamalarda, son derece farklı şekillerde gelişmelerine rağmen, omurgalı embriyoları, gelişmelerinin ortasında bir yerlerde bir şekilde benzer olmuşlardır. Bu ortadaki nokta, Haeckel tarafından, çizimlerinde "ilk" safha olarak seçilmiştir. Bu safhadaki benzerlikleri büyük ölçüde abartmış olmasına rağmen, bazı benzerlikler gerçekten vardır. Fakat bunlar iddia edildiği gibi solungaçlarla ilgili olmayıp, temel yapılar olan baş, gövde buradan uzanan kuyruk ve bacak tomurcuklarıdır.

Yaratılış Görüşü: Bu görüşe göre tüm canlılar Tanrı tarafından ayrı ayrı yaratılmış hiçbir şekilde türler birbirine değişmemiştir.
Canlıların değişimi Yaratılış görüşüne aykırı değildir. Çünkü canlılar değiştiyse bile onların değişime elverişli olarak yaratılmış olması da mümkündür.
 

Volta

Yazar
Mesajlar
179
Tepki puanı
94
Düşünce
Ateist
Balçık ---> İnsan

Bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Kynk: Arapça "tanrı"
 

Entropyy

lV ☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
2,637
Tepki puanı
1,886
Düşünce
Ateist
1603296302490.png


Yukarıda en sağda en sağda insani gelişmeyi gösteren sütuna odaklanarak başlayın.

Orada, daha gelişmiş aşamalarda mevcut olmayan körelmiş özellikleri görebilirsiniz. İnsan embriyolarının gelişiminin erken dönemlerinde bir kuyruğu vardır.

Ayrıca başın altındaki boyun bölgesinden ağız boşluğunun arkasına uzanan bir dizi yarıklara sahiptirler. Bir balıkta bu yarıklar, suyun solungaçların üzerinden akmasına izin vererek, oksijen emilimini artıran bir akım yaratır.

Kuyruksuz omurgalılarda, tıpkı insanlar ve kuşlar gibi, kuyruk apoptoz adı verilen bir süreçle parçalanır programlanmış hücre ölümü.

Kuyruğu oluşturan malzeme geri dönüştürülür ve vücudun geri kalanını oluşturmak için kullanılır. Aynı şey dört ayaklı (dört kollu) omurgalıların hepsindeki solungaç yarıklarında da olur.

Bunun nedeni, tüm tetrapodların (yetişkin olduklarında amfibiler dahil), sudaki oksijeni emmek için solungaçları kullanmak yerine akciğerlerini kullanarak havadan oksijeni emmesidir.

Öyleyse neden bu hayvanlar gelişme sırasında enerjiyi kuyruk ve solungaç yarıkları oluşturmak için harcıyorlar, sadece onları daha sonra parçalamak ve emmek için.

Bunun nedeni, örneğin bir kuyruğa sahip olmanın, omurgalı bir atadan miras kalan gelişim planının bir parçası olmasıdır. Erken embriyonik formlarda, bu planın genleri hala ifade edilmektedir.

Bu genler neden silinmedi? Çünkü gelişim planı, vücudun geri kalanının uygun şekilde inşa edilmesi için bu genlerin kodladığı parçaların mevcut olmasını gerektirebilir.

Embriyonik bir kuyruğa sahip olmadan, hücreler arasında devam eden ve vücudun çeşitli bölgelerinin doğru yerde büyümesine neden olan karmaşık sinyal bozulabilir.

Böylece tüm omurgalılar hayata bir kuyruk oluşturarak başlarlar, onu korusalar da tutmasalar da. Aynısı solungaç yarıkları için de geçerlidir.

Bu anlamda gelişme, uyarlanabilir radyasyon ve homolog yapıların temeli olarak görülebilir. Tüm omurgalılar ortak bir atadan gelir.


Bilimsel Makale: https://sciencemusicvideos.com/ap-b...-menu/developmental-and-molecular-homologies/
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
13,233
Tepki puanı
983
Düşünce
Sünni
5110 ekini görüntüle

Yukarıda en sağda en sağda insani gelişmeyi gösteren sütuna odaklanarak başlayın.

Orada, daha gelişmiş aşamalarda mevcut olmayan körelmiş özellikleri görebilirsiniz. İnsan embriyolarının gelişiminin erken dönemlerinde bir kuyruğu vardır.

Ayrıca başın altındaki boyun bölgesinden ağız boşluğunun arkasına uzanan bir dizi yarıklara sahiptirler. Bir balıkta bu yarıklar, suyun solungaçların üzerinden akmasına izin vererek, oksijen emilimini artıran bir akım yaratır.

Kuyruksuz omurgalılarda, tıpkı insanlar ve kuşlar gibi, kuyruk apoptoz adı verilen bir süreçle parçalanır programlanmış hücre ölümü.

Kuyruğu oluşturan malzeme geri dönüştürülür ve vücudun geri kalanını oluşturmak için kullanılır. Aynı şey dört ayaklı (dört kollu) omurgalıların hepsindeki solungaç yarıklarında da olur.

Bunun nedeni, tüm tetrapodların (yetişkin olduklarında amfibiler dahil), sudaki oksijeni emmek için solungaçları kullanmak yerine akciğerlerini kullanarak havadan oksijeni emmesidir.

Öyleyse neden bu hayvanlar gelişme sırasında enerjiyi kuyruk ve solungaç yarıkları oluşturmak için harcıyorlar, sadece onları daha sonra parçalamak ve emmek için.

Bunun nedeni, örneğin bir kuyruğa sahip olmanın, omurgalı bir atadan miras kalan gelişim planının bir parçası olmasıdır. Erken embriyonik formlarda, bu planın genleri hala ifade edilmektedir.

Bu genler neden silinmedi? Çünkü gelişim planı, vücudun geri kalanının uygun şekilde inşa edilmesi için bu genlerin kodladığı parçaların mevcut olmasını gerektirebilir.

Embriyonik bir kuyruğa sahip olmadan, hücreler arasında devam eden ve vücudun çeşitli bölgelerinin doğru yerde büyümesine neden olan karmaşık sinyal bozulabilir.

Böylece tüm omurgalılar hayata bir kuyruk oluşturarak başlarlar, onu korusalar da tutmasalar da. Aynısı solungaç yarıkları için de geçerlidir.

Bu anlamda gelişme, uyarlanabilir radyasyon ve homolog yapıların temeli olarak görülebilir. Tüm omurgalılar ortak bir atadan gelir.


Bilimsel Makale: https://sciencemusicvideos.com/ap-b...-menu/developmental-and-molecular-homologies/
İngilizce olunca yazılanlar bilimsel makale mi zannediyorsunuz? Basit bir internet sitesi yazısı sadece :)
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

kavak

Vll ☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
5,847
Tepki puanı
3,124
Düşünce
Ateist
İngilizce olunca yazılanlar bilimsel makale mi zannediyorsunuz? Basit bir internet yazısı sadece :)
Bence basit olan sensin, çünkü 3 yaşındaki çocuk gibi hal ve hereketlerin var.
Bunu 1 seneden beri yapmış olduğum gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim.
Yani bilimsel bir çıkarım diyebiliriz.
 

Son konular

Üst