Evrimi işaret eden belirtiler.

Yuşa

☆☆☆
Üye
Mesajlar
787
Tepki puanı
159
Düşünce
Agnostik
1) Yaşamın Hiyerarşik Yapısı
Carl von Linneaus'tan (Linne) önce, türleri sınıflandırmak için birçok girişimde bulunulmuştu; ancak bunların hiçbiri işe yaramamıştı. Örneğin bir bilim insanı, türleri 5 kategoriye ayırmaya çalıştı ve buna yıllarını harcadı.

Ancak bir sorun vardı: Rürler, basit bir şekilde 5 kategoriye bölünemiyordu! Çünkü türler arasında kesin ve net bir şekilde çizilmiş sınırlar bulunmuyordu! Bu türler, birbirlerinden bağımsız olarak var olmamıştı (veya var edilmemişti). Her biri, birbiriyle ortak bir geçmişin, farklı sayfaları gibiydi.

Daha yakından yapılan incelemeler, türlerin "doğal gruplar" oluşturdukları gerçeğini gösterdi. Bu grupları Linne-öncesi girişimlerin yapmaya çalıştığı gibi yatay bir kategorizasyon olarak izah etmek imkansızdı. Türler, ata türlerden farklılaşarak bugünkü hallerini almışlardı; dolayısıyla atasal ilişkileri ortaya koyacak bir sınıflandırma yapılması gerekir.




Günümüzde modern bilim dahilinde "çift isimli sınıflandırma" olarak bilinen Linne-tipi isimlendirme, evrimin gerçekliğini pratik bir şekilde karşımıza çıkmış halidir. Eğer ki türler bağımsız olarak var olsalardı, onları net kategorilere ayırmamız çok kolay olurdu. Ama böyle bir durum yok. Doğada bir süreklilik var ve bu sürekliliği izah eden tek biyolojik doğa yasası da evrim.

1.png




2) Yapısal Benzerlik (Homoloji)
İki şeyin birbirine benzerliği birçok farklı seviyede olabilir. Örneğin sarı elma ile armutu kabaca birbirine benzetebilirsiniz; bu çok da şaşırtıcı olmaz. Benzer şekilde, detaylı incelemediğiniz varlıkları bir arada kategorize edivermek anlaşılırdır: "uçan şeyler kuştur" gibi. Ancak bilimsel bir perspektifte bakmaya başladığınız zaman, işler değişir.

Eğer ki birbirinden tamamen bağımsız gruplar olan balıklarda (bazı gruplarında), amfibilerde, sürüngenlerde, kuşlarda ve memelilerde bulunan uzuvlarda aynı kemik düzeninin ("1 kemik, 2 kemik, çok sayıda kemik ve parmaklar" şeklinde giden düzen) görüyorsanız, durup düşünmeniz gerekir.


download.jpg



Birbirinden bağımsız olarak var olan yapıların birbirine benzemesi şart değildir. Örneğin bir tekne, bir bisiklete benzemez. Bağımsız işler yapmak üzere tasarlanmış, apayrı üretim hatlarının ürünüdürler. Ancak Coca Cola ile Fanta birbirine benzer. Ortak bir geçmişi paylaşmaktadırlar.

Şaşırtıcı bir şekilde, tamamen bağımsız ortamlarda yaşayabilecek şekilde uzmanlaşmış türlerin vücutlarında sayısız benzerlikler görürüz. Bilimsel bir şüphecilikle bunu sorguladığımızda, bu canlıların ortak bir geçmişi paylaştıkları sonucuna varmamız gerekir.

Bir balina ile bir insan, aynı üretim hattının ürünüdürler. Sadece birbirlerinden çok önce ayrılmışlardır ve farklı ortamlara adapte olacak şekilde evrimleşmişlerdir. Ancak atalarından kalan izleri halen birebir taşırlar.

Yabanarıları ve bal arılarının iğneleri, fazlaca evrimleşmiş ovipozitor adı verilen dokunma organlarıdır. Bütün canlıların yapısında, sol-elli aminoasitler bulunur, halbuki tamamen sağ-elli aminoasitlerden oluşsalardı da sorunsuz bir şekilde işlerlerdi. Doğada bu sağ-elli aminoasitler var; ancak buna rağmen tüm canlılar sol-elli aminoasitlerden oluşuyor. Bağımsız bir üretim, bu tür benzerliklere ihtiyaç duymamaktadır.

İşte ortak bir evrimsel tarihten kaynaklanan bu benzerliklere, yapısal benzerlik (homoloji) adını veriyoruz.

3) Embriyolojik Benzerlikler
Birbirinden tamamen bağımsız gibi gözüken canlıların ana rahmindeki (embriyolojik) hallerine bakacak olursanız, evrimin tartışmasız bir gerçek olduğunu görebilirsiniz. Bir tavuğun, yunusun, filin ve insanın embriyolarını ilk birkaç haftada ayırt etmeniz imkansızdır. Çünkü hepsi, ortak bir vücut planının, ortak bir genetik/evrimsel geçmişin ürünüdürler. Hatta bu ortak genetik yapı, bazen gereksiz üretimlere neden olur. İnsanda atalarından kalma kuyruklar embriyolojik evrede oluşur, sonrasında yok edilir. Benzer şekilde insanlarda embriyolojik evrede solungaç yarıkları oluşur; sonrasında bunlar farklılaşarak başka vücut organlarına dönüşür. Karıncayiyenlerin çenelerinde embriyolojik dönemde diş-öncesi yapılar oluşur, sonrasında yok edilir. Bazı karasal kurbağalar, atalarından kalma sucul larvalar üretirler; sonrasında bunlar karasal hallere dönüşürler. Türler evrimsel bir tarihi paylaşmıyor olsalardı, bu şekilde anlamsız ve açıkça sarfiyat olan üretim-yıkım işlemlerine gerek olmazdı.

2.jpg



4) Körelmiş Karakterler
Evrim geleceği göremez. Bir organın ne zaman işlevsiz olacağını, ne zaman işlev kazanacağını bilemez. Hatta evrim, herhangi bir şeyi bilemez. Evrim bir doğa yasasıdır. Kütleçekimi ne kadar şey "biliyor" ise, evrim de o kadar bilir. Evrim yasasının tek yaptığı, ortama en uyumlu olanların seçilip, geri kalanların elenmesidir. Ortam değiştikçe, "uyumluluk" tanımı da değişir. Bu durum, çok net evrimsel olguları gözlememizi sağlar: Eskiden işlevsel olan organlar, sonradan işlevsiz hale gelirler. Çünkü artık doğa değişmiştir.

Artık işlevsiz olan bir organı sürekli olarak üretmek, büyütmek, beslemek, bakımını sağlamak büyük bir masraftır. Bunu daha az üretenler, daha avantajlı olurlar. Çünkü o organı üretmek, büyütmek ve benzeri işlere harcayacakları enerjiyi, hayatta kalmaya harcayabilirler. Böylece bu işlevsiz yapıları daha ufak, daha eksik üretebilen ya da hiç üretmeyen bireyler, avantajlı konuma geçerler. Bu da, evrim sürecinin çok uzun bir süreç olmasından ötürü, tam olarak yok olmamış ancak yok olmakta olan organların vücutlarımızda barınmasına neden olur. Evrim gerçek olmasaydı ve türler sabit olsalardı, bunu görmeyi beklemezdik. Körelmiş organlarla ilgili çok detaylı bilgileri buradan alabilirsiniz.

12.jpg

Balina ve yunuslarda söz konusu kemiklerin gerçekten de arka bacak kemikleri olduğu bilgisayar analizleriyle de doğrulanmıştır.
 

Ekli dosyalar

Yuşa

☆☆☆
Üye
Mesajlar
787
Tepki puanı
159
Düşünce
Agnostik
5) Yakınsama
Evrim, türlerin bulundukları doğal ortamlara adapte olmaları, yani uyum sağlamaları sürecidir. Eğer ki evrim gerçek olmasaydı, birbirinden bağımsız soy hatlarından gelen canlıların, benzer yaşam alanlarında, benzer özellikler kazanmasını beklemezdik. Fakat bunu görüyoruz. Hem de çok fazla görüyoruz.

Örneğin balıkların bütün ataları suda yaşamış canlılardır. Suda yaşamaya uyumlu belli başlı adaptasyonlara sahiptirler. Yüzgeç yapısı, tuzluluk oranını ayarlayabilmeleri, nefes alma biçimlerinde farklılıklar vb. bunun örnekleridir. Çok ufak bir grup haricinde hiçbir balığın karasal adaptasyonları bulunmaz. Öte yandan memeliler tamamen karasal canlılardır. Yakın atalarının tamamı karasal adaptasyonlara sahiptir; denizel atalarından oldukça kopmuşlardır. Buna rağmen yunuslar, balinalar, deniz aslanları, vb. hayvanlar suda yaşarlar; ancak balık değildirler. Memeli hayvanlardır! Kürkleri vardır, süt bezleri vardır, yavrularını canlı doğururlar, sıcakkanlıdırlar ve daha nicesi... Yani memeli olduklarına şüphemiz yoktur. Ancak bunlar, tıpkı balıklar gibi yüzgeçlere sahiptirler; nefes alma konusunda karasal kuzenlerinden çok farklı yapılar evrimleştirmişlerdir. Buna rağmen halen o atasal (karasal) özellikleri barındırırlar. Bu durum, evrimin yaşandığının en net örneklerinden birisidir.

6) Pek De Uygun Olmayan (Sub-Optimal, Optimum-Altı) Tasarımlar
Dediğimiz gibi, evrim kördür, beyinsizdir. Geleceği göremez, düşünemez, kararlar alamaz. Sadece en uyumluları ayıklayan bir doğa yasasıdır. Bu doğa yasası sayesinde, bulundukları ortama oldukça uygun görünen canlılar evrimleşebilmiştir. Bu da, sonradan bakıldığında canlıların tam da orada yaşayabilecek şekilde tasarlandığı fikrini uyandırır.

7) Coğrafi Dağılımlar
Bazı canlılar, sadece belli coğrafi bölgelerde bulunurlar. Adeta coğrafya ile sınırlandırılmışlardır. Örneğin keseli hayvanlar, sadece Avustralya'da bulunurlar. Evrimsel tarihe baktığımızda, gerçekten de "sınırlandırıldıklarını" görürüz. Bu canlılar, Avustralya'nın bir kıta olarak diğerlerinden ayrılmasından sonra evrimleşmişlerdir ve burada hapsolmuşlardır. Eğer ki evrim gibi doğal bir süreç işlemeseydi, böyle sınırların olmaması beklenirdi. Her canlı, her yerde bulunabilir olmalıydı. Fakat Dünya'da bunu görmüyoruz. Coğrafi süreçler, biyolojik evrimi şekillendirmiştir.

Ekli dosyayı görüntüle 2386Ekli dosyayı görüntüle 2386




8) Ara Geçiş Türleri
Her ne kadar inatla olmadıkları iddia edilse de, bilimin elinde binlerce "ara tür" bulunmaktadır. Hem de gerek fosil olarak, gerekse de canlı olarak... Bu ara türler, elinize rastgele alacağınız iki modern türün "arasında" olan canlılar değildir. Örneğin timsah ile ördeğin arasında bir geçiş bulamazsınız. Bu, çarpıtılmış bir evrim algısının ürünüdür, gerçekte evrim bundan bahsetmez.
Ara geçiş türleri, atasal bir tür ile torun bir tür arasında geçiş demektir. Örneğin denizel canlılar ile karasal canlılar arasında. Gidip iki alakasız kara canlısı alıp, onların ara geçişini bulamazsınız. Çünkü evrim tarihinde birinden diğerine doğru bir geçiş yaşanmamıştır. Fakat atasal veya atasala yakın bir türü alıp, torun bir tür ile arasında geçiş türü arayabilirsiniz.

Örneğin Ornitorenk isimli canlılar, teknik olarak Memeli'dirler. Ancak gagaları vardır, zehirlidirler, elektrikle yönlerini bulurlar ve dahası, yumurtlayarak ürerler! Adeta sürüngenler ile memeliler arasında yaşayan bir geçiş türüdürler. Benzer şekilde akciğerli balıklar denizel ve karasal canlılar arasında bulunan, yaşayan ara türlerdir!

Bunlar haricinde çok sayıda fosil ara tür de bulunmuştur. Bunlar, büyük ve spesifik canlı grupları arasındaki geçişleri (örneğin dinozorlardan kuşlara) gösteren türlerdir. Bu şekilde binlerce fosil bulunmaktadır ve müzelerde sergilenmektedir.
Uzun lafın kısası, evrimin kanıtlarını saymakla bitirmek mümkün değildir. Bunlar sadece genel kategorilerdir! Bir de bunların alt başlıklarına inmeye başlayacak olsanız, her biri altında onlarca alt başlık bulmak mümkündür. O alt başlıkların da her birine uygun milyonlarca tür ve türe ait özellik bulmak mümkündür!

Bu nedenle Evrim Teorisi, elimizde tek bir fosil dahi olmasa, bundan en ufak derecede etkilenmezdi. Fosiller, tür içerisinde süregelen değişimlerin (mikroevrim), türler arası değişimlere (makroevrime) dönüşebileceğini gösteren işlevsel verilerdir. Ancak evrimin süregeldiğini, türleri değiştirdiğini, yeni türler yarattığını, var olanları yok ettiğini görmek için fosillere ihtiyacımız yoktur.



Birçok Mantıklı işaret var gibi Bonus bir bilgi daha verim.

 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,325
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
Bu türler, birbirlerinden bağımsız olarak var olmamıştı (veya var edilmemişti). Her biri, birbiriyle ortak bir geçmişin, farklı sayfaları gibiydi.
Türler, ata türlerden farklılaşarak bugünkü hallerini almışlardı; dolayısıyla atasal ilişkileri ortaya koyacak bir sınıflandırma yapılması gerekir.
Bu bir VARSAYIM ve bu varsayıma dayalı bir YORUM ama bilimsel bir gerçeklik gibi sunularak okuyucu bilerek veya bilmeyerek yanlış yönlendiriliyor.
Günümüzde modern bilim dahilinde "çift isimli sınıflandırma" olarak bilinen Linne-tipi isimlendirme, evrimin gerçekliğini pratik bir şekilde karşımıza çıkmış halidir.
Çift isimlendirmede tür ve cins ismi belirtilir ve bunun makroevrimle bir alakası yoktur.
Eğer ki türler bağımsız olarak var olsalardı, onları net kategorilere ayırmamız çok kolay olurdu. Ama böyle bir durum yok.
Yaratılan canlıların birbirine hiçbir şekilde benzemeyen tarzda yaratılmaları gerektiği VARSAYIMında bulunuyor ama böyle bir şart yok.
Doğada bir süreklilik var ve bu sürekliliği izah eden tek biyolojik doğa yasası da evrim.
Benzer ortamda bulunan veya benzer beslenme şekillerine sahip olarak yaratılan canlıların fizyolojik olarak benzer organlarla yaratılmış olması beklenir. Demek ki bu fizyolojik benzerlerin makroevrim haricinde açıklaması olmadığı iddiası doğru değil. Okuyucu bilerek veya bilmeyerek yanlış yönlendiriliyor.
Birbirinden bağımsız olarak var olan yapıların birbirine benzemesi şart değildir. Örneğin bir tekne, bir bisiklete benzemez.
Motosiklet ve bisiklet de bağımsız olarak var olan yapılardır ama birbirlerine çok benzerler. Ama aklı başında hiç kimse bir müdahale eden olmadan bisikletin zamanla motosiklete evrimleştiğini iddia etmez. Benzer koşullar benzer şekillerde parçaların var olmasını gerekli kılmıştır, bu yüzden bağımsız olarak var olmalarına rağmen birbirlerine oldukça benzerler.

Homolojiyi 1840’lı yıllarda gündeme sokan Britanyalı anatomist Richard Owen, evrimci değildi. Owen organizmaların ortak bir plân üzerinde yapıldığını söylerken, Darwin onların ortak bir atadan geldiğini düşünüyordu. Darwin ve takipçileri, homolojiyi “ortak bir atadan kalıtım yoluyla miras alınmış özellikler” olarak tarif etmişlerdi.

1930’lu ve 40’lı yıllarda Darwinizm’i genetik bilgilerin ışığında yeniden yorumlayan Neo-Darwinizm’de homolog özellikler, ortak bir atadan kalıtım yoluyla geçen benzer genlerin etkisine bağlanmıştı. Fakat bazı benzer yapıların ortak ata yoluyla gelmediği belirtilmiştir. Buna misal olarak ahtapot gözü verilir. Ahtapodun göz yapısı, insanın göz yapısına büyük oranda benzerdir. Buna rağmen biyologların, insanla ahtapodu ortak bir ataya bağlamadıklarına dikkat çekilir.

Wells, homoloji konusunun, “evrimin delili homoloji, homolojinin delili de evrim” şeklinde bir kısır döngü içinde kaldığını belirtir ve şöyle der:

Omurgalıların ön eklemlerinin homolog olup olmadığını belirlemek isteyen bir Neo-Darwinist, ilkin onların ortak bir atadan gelip gelmediğini belirlemelidir. Başka bir deyişle, eklemlerin ‘homolog’ diye adlandırılmasından önce, ortak atanın delili gösterilmelidir. Fakat dönüş yapıp, homolog eklemlerin ortak atayı gösterdiğini savunmak, kısır bir döngüdür. Ortak ata homolojiyi gösterir, homoloji de ortak atayı. Pek çok biyolog ve filozof bu kısır döngüyü fark edip eleştirmiştir” (ells, J. Icons of Evolution, Science or Myth? Çev. Orhan Düz. Evrimin İkonları, Bilim Mi Mit Mi? Gelenek yayıncılık. Kurtiş Matbaası, İstanbul, s. 70-71)
Homolog yapıları temsil eden genler geriye doğru izlenerek gidildiği zaman, bu genlerin homolog yapıya sahip olan hayvan veya bitkilerde tamamen farklılaşmış olarak bulundukları görülmektedir. Makroevrimciler, değişen bu genlerin kontrol ettiği organların farklılaşmadığını kabul ederler.

Hâlbuki gözden sorumlu genlerin tamamen farklı genlerle değiştiğini kabul edip, bu gözün yapı ve görevinin aynı kaldığını iddia etmek, günümüzün genetik bilgisiyle uyuşmamaktadır... Çünkü değişen genlerin kimyevi reaksiyonları ve etki mekanizmaları da değişecektir.

Müşterek bir atadan gelmeye işaret edilen homolog yapıların bu pozisyonunu, genetik bilgiler desteklememektedir. Homolog yapıların ortaya çıkması, her bitki veya hayvandaki gen gruplarının hemen hemen identik (eş değer) olmasıyla mümkündür. Ancak bu durumda homologluk söz konusudur.

Avusturyalı moleküler biyolog Michael Denton, “Krizdeki Teori: Evrim” (Evolution: A Theory in Crisis) adlı eserinde, homolojinin evrim noktasında başarısızlığını dile getirir:

Embriyolojik ve genetik araştırmalarda, homolog yapıların homolog genler tarafından belirlendiğini ve embriyolojik gelişimin homolog kalıplarını izlediğini gösterebilseydik, homolojinin evrimsel yorumunun geçerliliği büyük ölçüde güçlendirilebilirdi. Böyle bir homoloji gerçekten de ortak bir atadan miras alınan gerçek bir ilişkiyi güçlü bir şekilde ortaya koyacaktı. Ancak ‘homoloji’ prensibinin bu şekilde genişletilemeyeceği ortaya çıkmıştır. Homolog yapılar, sıklıkla homolog olmayan genetik sistemlerce belirlenmiştir" (Denton, M. Evolution. A Theory in Crisis. Burnett Books, London)
Gavin, “Homology” adlı eserinde, embriyolojik gelişimde homolog organların aynı alandan çıkmadığına dikkati çeker ve şöyle der:

“Embriyolojik gelişmede farklı organlarda bulunan ve aynı görünen organlar aynı alanda ya da embriyo hücreleri grubunda ortaya çıkmamaktadır. Hatta bütün omurgalılarda bulunan sindirim sistemi farklı hayvanlarda farklı şekillerde biçimlendirilmiştir. Köpek balıklarında bu sistem embriyonik karın boşluğunun tavanında oluşurken, lambreyde bu aygıt karın tabanında oluşmuş, kurbağalarda ise tavanda ve tabanda, kuşlarda ve sürüngenlerde embriyonik diskin alt katmanında ya da blastomerde yer alır”(Gavin, De Beer. Homology. An Unsolved Problem. Oxford University Press, London.)
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,325
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
2) Yapısal Benzerlik (Homoloji)
Richard, Darwinistlerin bütün fosil boşluklarını homolojiyle doldurduğuna dikkati çeker ve şöyle der:

Darwinistlerin fosillerdeki boşluklar konusunda güvendiği şey, homolojidir. Darwinistler tarafından Haeckel’den günümüze kadar bütün canlıların nasıl birbiriyle ilişkili olduğunu göstermek için çizilen diyagramların altında yatan, homolojidir.
Geçen yüzyıl boyunca biyoloji, embriyolojide, mikrobiyolojide, moleküler biyolojide ve genetikte ardı ardına devrimler yaşadı. Bu devrimler, bitkiler ve hayvanların nasıl inşa edildiğinin en ince detaylarını laboratuvar masalarına serdi. Eğer homolojinin Darwinci yorumu doğru ise, o zaman makroskobik düzeyde bulunan homolojilerin aynısının mikroskobik düzeyde de bulunmasını bekleyebilirdiniz. Hâlbuki ortaya çıkan sonuç bu değildir. Bu temel hayal kırıklığını, Moleküler Biyolog Michael Denton ‘homolojinin başarısızlığı’ olarak adlandırmaktadır" (Richard, M. Shattering the Myths of Darwinism. Terc. İ. Kapaklıkaya. Son Tartışmalar Işığında Darwinizm’in Mitleri. Gelenek Yayıncılık, İstanbul)
Evrimci biyolog David Wake, 1999’da homolojinin evrimin delili olmadığını bildiriyor ve şöyle diyordu:

Ortak ata, homolojiden önce vardı. Dolayısıyla homoloji, evrimin beklenen ve tahmin edilen sonucudur, evrimin delili değildir”(Wake, D. B. Homoplasy, Homology and The Problem of Sameness in Biology. S.24-33, 44-45 in Homology. Novartis Symposium 222; Chichester, UK: John Wiley & Sons, s.27, 45)
Fizyolog Pere Alberch, bir kaide olarak, homolog yapıların farklı başlangıç noktalarından ortaya çıktığını belirtir:

İstisnadan ziyade kaide şudur ki, homolog yapılar çok farklı başlangıç durumlarından meydana gelmektedirler” (Alberch, P. Problems with The Interpratation of Developmental Sequences. Systematic Zoology, 34, s. 46-58)
Britanyalı zoologlardan Hinchliffe ve Griffiths, homolog yapıların ortak ataya delil gösterilmesinin, araştırıcıların ön yargılı yaklaşımlarının sonucu olduğunu belirtir:

‘Omurgalı eklemlerinin embriyodaki ortak ataya ait bir yapıdan geliştiği’ görüşünün gündeme gelmesinin sebebi, araştırıcıların ön yargılarını delile uygulamaları, onun üzerine bindirmeleridir” (Hinchliffe, J. R. & Griffiths, P. J. The Prechondrogenic Patterns in Tetrapod Limb development and Their Phylogenetic Significance, s. 99-121. B. C. Goodwin, N. Holder & C. C. Wylie (Editörler). Development and Evolution. Cambridge: Cambridge University Press, s. 118)
Wells, homoloji probleminin anlaşılması için bununla ilgili olarak pek çok sorunun sorularak çözüm aranması lazım geldiğini, fakat evrimcilerin buna yanaşmayıp öğrencilere homolojiyi tek yönlü verdiğini şöyle dile getirir:

Omurgalıların eklemleri hangi bakımdan Darwinci evrim için delil teşkil etmektedir? Eğer bilginin sürekliliği genlerden veya gelişim yollarından kaynaklanmıyorsa, onun değişimle türemeden kaynaklandığını nereden biliyoruz? Hatta homolojiden ortak ataya ulaşmak mümkün müdür? Eğer konuyu ‘ortak ata’ diye tanımlayarak basitleştirirsek, o zaman homolojiyi ‘evrimin delili’ olarak nasıl kullanabiliriz?
Bunlar makul bilimsel sorulardır. Ama biyoloji öğrencileri bu soruları ders kitaplarında muhtemelen bulamayacaklardır. Hemen her biyoloji ders kitabı, omurgalı eklemlerini homolojiyi açıklamakta kullanmakta ve homolojinin ‘evrimin delili’ olduğunu iddia etmektedir. Ancak bu kitapların çoğu, aynı zamanda homolojiyi ‘ortak ata’ anlamında kullanmaktadır. Dolayısıyla biyologlar ve düşünürlerin yarım asırdan fazla bir zamandır eleştirdikleri kısır döngüye düşmektedirler” (Wells, J. Icons of Evolution, Science or Myth? Çev. Orhan Düz. Evrimin İkonları, Bilim Mi Mit Mi? Gelenek yayıncılık. Kurtiş Matbaası, İstanbul, s. 82)
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,325
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
Bir tavuğun, yunusun, filin ve insanın embriyolarını ilk birkaç haftada ayırt etmeniz imkansızdır. Çünkü hepsi, ortak bir vücut planının, ortak bir genetik/evrimsel geçmişin ürünüdürler.
Embriyolog, Adam Sedgwick, önce benzer sonra farklı olmanın "gelişmenin gerçekleri ile uyumlu olmadığını" belirtmiştir. Bir köpek balığı ile bir tavuğun karşılaştırılması ile ilgili olarak, Sedgwick şöyle yazmıştır: "Çıplak bir gözle embriyoların kolaylıkla birbirinden ayrılamayacağı hiçbir gelişme safhası yoktur." "...ben bir tavuk embriyosu ile bir ördek embriyosunu ikinci günlerinde birbirinden ayırabilirim." Sedgwick, "Bu embriyonik farklıkların üzerinde daha fazla durmak gereksizdir." diye devam etmiştir; çünkü "Bütün embriyologlar bilir ki, bunlara dair sayısız örnek getirilebilir. Bu konuya dair söylemek istediğim tek şey, bir tür gelişmesinin boyunca geçirdiği ilk safhalarda, diğer bütün akrabalarından farklıdır ve ayırt edilebilir."(Sedgwick, A. :On the Law of Development Commonly Known as von Baer's Law; and on the Significance of Ancestral Rudiments in Embryonic Development. Quarterly Journal of Microscopical Science 36 : 35–52.)

Başka embriyologlar da bunu doğrulamaktadır. William Ballard, bir kişinin tabiattaki gerçekleri eğip bükerek, "Omurgalıların bölünme ve gastrulasyon safhalarında yetişkin hâllerinden daha benzer olduğunu iddia etmesi, hileli bir şekilde kurgulanmış delillerin sübjektif olarak seçilmesidir."demiştir. (Ballard, W.W. : Problems of Gastrulation: Real and Verbal. BioScience 26 : 36–39.)

Erich Blechshmidt, "insanın embriyonik gelişmesinin ilk safhasının diğer türlerden farklı" olduğunu belirtmiştir.(Blechschmidt, E. (1977): The Beginnings of Human Life, trans. Transemantics (New York: Springer-Verlag, 29–30.)

Benzer şekilde Richard Elinson da, kurbağaların, tavukların ve farelerin "yumurta büyüklüğü, döllenme mekanizmaları, bölünme biçimleri ve gastruladaki hücre hareketleri gibi temel özellikler açısından birbirlerinden radikal şekilde farklı" olduğunu rapor etmiştir. (Elinson, R. P. : Change in Developmental Patterns: Embryos of Amphibians with Large Eggs. in R. A. Raff and E. C. Raff, eds., Development as an Evolutionary Process, vol. 8 (New York: Alan R. Liss, 3.)

“Ontojeni, filojeninin bir tekrarı” şeklindeki iddia kabul edilirse, böyle bir değişikliğin, organizmaların bütün yapılarında görülmesi beklenir. Meselâ insan kalbinin önce bir odacıklı, sonra iki, üç ve dört odacıklı sırayı takip etmesi gerekirdi. Hâlbuki gelişme iki odacıkla başlar… Daha sonra tek odacıklı olur. Sonunda da dört odacıklı hâle gelir. Beyin ve kalbin teşekkülünde de aynı gelişmeye şahit olunur. Beyin, sinir kordonundan önce, kalp de kan damarlarından önce gelişerek, “ontojenik gelişimin filojeninin tekrarı olduğu” şeklindeki iddiayı çürütmektedir.
insanlarda embriyolojik evrede solungaç yarıkları oluşur; sonrasında bunlar farklılaşarak başka vücut organlarına dönüşür.
Bu görüş, abartılmış bir iddiadır. Yukarıda sözü edilen embriyoların boyun bölgesindeki oyuk ve çubuğa benzer yapılar “farenks cepleri” adını alırlar. Gish, balıkta bunların solungaçlara dönüştüğünü belirtir. İnsan, memeli, kuş ve sürüngenlerdeki farenks cepleri, yutağa açılmazlar. Ayrıca bunlar solunumla ilgili dokulara da dönüşmezler. Dolayısıyla bunların, solungaç yarığı olarak dikkate alınamayacağı belirtilir. (Gish, D.T. Evolution: The Fossils Say No!)

Bu yarıklar insanda zamanla alt çeneyi, östaki borularını, timüs ve paratiroid bezlerini teşkil ederler. Dolayısıyla onları, “faydası olmayan körelmiş organ” şeklinde düşünmek de mümkün değildir.

Şaşırtıcıdır ki, ilk aşamalarda, son derece farklı şekillerde gelişmelerine rağmen, omurgalı embriyoları, gelişmelerinin ortasında bir yerlerde bir şekilde benzer olmuşlardır. Bu ortadaki nokta, Haeckel tarafından, çizimlerinde "ilk" safha olarak seçilmiştir. Bu safhadaki benzerlikleri büyük ölçüde abartmış olmasına rağmen, bazı benzerlikler gerçekten vardır. Fakat bunlar iddia edildiği gibi solungaçlarla ilgili olmayıp, temel yapılar olan baş, gövde buradan uzanan kuyruk ve bacak tomurcuklarıdır.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,325
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
Balina ve yunuslarda söz konusu kemiklerin gerçekten de arka bacak kemikleri olduğu bilgisayar analizleriyle de doğrulanmıştır.
Howe ve Bergman, bu yapıların dişi ve erkek balinalarda farklılık gösterdiğini; erkeklerin penis ereksiyonuna, dişilerin vajinal birleşimlerine katkıda bulunduğunu ortaya koymuşlardır.
Eğer ki evrim gerçek olmasaydı, birbirinden bağımsız soy hatlarından gelen canlıların, benzer yaşam alanlarında, benzer özellikler kazanmasını beklemezdik.
Bu da safsatadan ibaret. Benzer ortamda bulunan veya benzer beslenme şekillerine sahip olarak yaratılan canlıların fizyolojik olarak benzer organlarla yaratılmış olması beklenir. Demek ki bu fizyolojik benzerlerin makroevrim haricinde açıklaması olmadığı iddiası doğru değil. Okuyucu bilerek veya bilmeyerek yanlış yönlendiriliyor.
Eğer ki evrim gibi doğal bir süreç işlemeseydi, böyle sınırların olmaması beklenirdi. Her canlı, her yerde bulunabilir olmalıydı.
Bu da safsatadan ibaret. Yaratıcı neden endemik canlılar yaratmış olmasın ki? Okuyucu bilerek veya bilmeyerek yanlış yönlendiriliyor.
Örneğin Ornitorenk isimli canlılar, teknik olarak Memeli'dirler. Ancak gagaları vardır, zehirlidirler, elektrikle yönlerini bulurlar ve dahası, yumurtlayarak ürerler! Adeta sürüngenler ile memeliler arasında yaşayan bir geçiş türüdürler.
Peki, bu canlılar kendi karakterleriyle böyle doğrudan şimdiki halleriyle yaratılmış olamaz mı?

Ara form dedikleri sadece basit benzerliklerden ibaret. Benzerliklerin normal olduğunu, benzerliklerin birbirinden türediği anlamına gelmeyeceği belirmiştik.

Mesela dinozorun kuşa dönüşmesini ele alalım. Milyonlarca yıl sürdüğü iddia edilen bu dönüşüm esnasında pençeler kanata dönüşürken deforme olur. Bu da canlıyı pençesi deforme olmamış dinozorlar karşısında dezavantajlı konuma düşürür. Ancak yeni bir işlev kazanınca bu dezavantaj tolere edilebilir. Yeni bir işlev kazanması da çok uzun zaman alacaktır. Bu uzun zaman boyunca deforme olduğu için eski işlevini tam yerine getiremeyen pençeler yüzünden dezavantajlı konuma düşen canlı, henüz yeni işlev de kazanmadığı için doğal seleksiyonda elenir ve makroevrim asla gerçekleşemez. Bunu makroevrimin iddia ettiği bütün organ değişimleri için düşünebilirsiniz.

Araform diye karşımıza hep işlevsel organları çıkarıyorlar. Halbuki pençeleri deforme olmuş ama henüz yeni bir işlev kazanmamış organlara sahip canlılar gösterebilmeleri de gerekir ama ne dinozordan kuşa ne de başka hayali dönüşümlere örnek olarak böyle bir araform hiçbir canlı için gösterilemiyor. Sanki bir organdan başka işlevi olan diğer bir organa tak diye geçilmiş.

Derek W. Ager (Ünlü İngiliz Paleontolog) şöyle diyor:

Problemim şudur: Fosil kayıtlarını detaylı olarak incelediğimizde, türler ya da sınıflar seviyesinde olsun, sürekli olarak aynı gerçekle karşılarız; kademeli evrimle gelişen değil, aniden yeryüzünde meydana gelen gruplar görürüz”(Pierre Derek A. Ager, "The Nature of the Fossil Record", Proceedings of the Britis GeologicalAssociation, cilt 87, s. 133)

Edmund Ambrose şöyle der:

Şunu kabul etmeliyiz ki, fosil kayıtlarında yaratılışçıların görüşlerine ters düşecek hiçbir şey yok”(SBS Vital Topics, David B. Loughran)

Kendisi de evrimci olan Paleontolog Mark Czarnecki bunu şöyle dile getirir:

Türler aniden teşekkül ederler ve yine aniden yok olurlar. Ve bu beklenmedik durum, türlerin Allah tarafından yaratıldığını savunan yaratılışçı argümana destek sağlamıştır”(Mark Czarnecki, "The Revival of the Creationist Crusade", MacLean's, s. 56)

Carlton Brett hakkında wikipedia da şöylebir bilgi var:
"Carlton Brett, Cincinnati Üniversitesi Jeoloji Profesörüdür. Araştırmaları, deniz seviyesi, iklim ve karbon döngüsündeki bölgesel ve küresel değişimlerin biyotik değişim (biyoeşiller) ve nesli tükenme ve zamana özgü tortul yüzey bölümleriyle ilişkilendirilmesine odaklanmaktadır."

"Yeryüzünde hayat zaman içinde, yavaş yavaş ve kademe kademe mi gelişti? Fosil kayıtlarının bu soruya cevabı; "Hayır"dır." (Carlton E. Brett, "Statis: Life in the Balance", Geotimes, vol. 40, s.18 )
Fosiller, tür içerisinde süregelen değişimlerin (mikroevrim), türler arası değişimlere (makroevrime) dönüşebileceğini gösteren işlevsel verilerdir.
İki sölekant türünün genetik dizilimi arasındaki fark %1,3, insan ile şempanze arasındaki fark %1,23 olarak hesaplanmıştır. Aslında bu, genetik dizi benzerliğinin evrimsel atalarının ortak olduğunu gösterdiği tezini çürütüyor. Bu tez makroevrimcilerin en çok kullandıkları tez. Demek ki mikroevrimler birikerek makroevrimi netice vermek zorunda değil. Mikroevrimler insan ile şempanze arasındaki farktan daha çok birikmiş ama makroevrimi netice vermemiş.
Birçok Mantıklı işaret var gibi Bonus bir bilgi daha verim.
Burada da aynı şey yapılmış. Bilimsel bir gerçek olan mikroevrim makroevrime delil gibi çarpıtılmış.
Örneklerde de görüleceği gibi kuş halen kuş. Bunlardaki çevre şartlarına ve genetiğe bağlı küçük değişimler kuşun dinozordan, insanın maymundan geldiğine delil değil ki.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,325
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
Daha detaylı bilgi için:
 

Yuşa

☆☆☆
Üye
Mesajlar
787
Tepki puanı
159
Düşünce
Agnostik
Daha detaylı bilgi için:
Yani sen diyorsun ki ben evrimi çürüttüm senin birilerine ulaşman lazım bu kadar evrimcini bilim adamının senin bildiklerini bilmemesi şaşırtıcı.Yazık adamlara söyle de vazgeçsinler bu sevdadan.Öncelikle yazdıklarından ben birşey anlamıyorum bilmediğim terimler bunlar için de yeterli vaktim olmadı belki gelecekde öğrenirim ama şuan ben mantıklı olana inanmalıyım değil mi ? Sence ne yapmalıyım senin yazdıklarından hiçbirşey anlamıyorum eee evrimcilerin yazdığından da hiçbirşey anlamıyorum ama çok benzerlik olduğu için evrim daha mantıklı geliyor bu konuyada agnostiğim.Dediğim gibi dediklerini anladığım zaman haksızsın veya haklısın yorumu yaparım şuan bilmeden konuşmuş olurum.
 

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
3,110
Tepki puanı
1,384
Düşünce
Ateist
Bir minibüs kendiliğinden otobüse evrilemez demek, evrimi çürütmez. Canlılar da zaten durduk yerde dur ben maymunum ama insan olayım deyip dönüşmüyorlar. Onları mutasyon ve doğal seçilim tasarlıyor. Bu, evrimin dur şu maymunu insan yapayım diye niyetine koyup yapması şeklinde olmuyor. Çevre koşullarına göre canlının çevreye uyumunu artıran mutasyonlar seçiliyor ve birikimli seçilmiş mutasyonlar uzun bir sürede yaşadığı çevreye uyum sağlayan bir yapı arattığı için biz buna yaşadığı çevre koşullarına göre tasarlanmış diyoruz.
 

Sirius

Üye
Mesajlar
98
Tepki puanı
47
Düşünce
Agnostik
konu hakkıda çok fazla kitap, deneme, makale, forum okusam da "bilimsel" yoldan değil de "mantıksal" yoldan bir soru sormak istiyorum. neden oturmuş Prekambriyen döneminden beri canlıların geçirmiş olduğu "kanıtları bulunan" bir konuyu yalanlayanları dinliyoruz da,
topraktan,
toprak + gözyaşından
toprak + kan damlasından
toprak + su damlasından ...
meydana geldiğimize inanan ve dünyanın aşağı yukarı 7.000 yıllık olduğunu savunan mitoloji ve metafizik yanlılarının bu olguları kanıtlamalarını dinlemiyoruz? Çünkü bir şey yalanlanmak istenir ise, her türlü yalan bulunur. Ama iş kanıta gelince elle tutulur tek bir cümle konulmaz ortaya.
 

Entropyy22

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
1,765
Tepki puanı
873
Düşünce
Ateist
Yani sen diyorsun ki ben evrimi çürüttüm senin birilerine ulaşman lazım bu kadar evrimcini bilim adamının senin bildiklerini bilmemesi şaşırtıcı.Yazık adamlara söyle de vazgeçsinler bu sevdadan.Öncelikle yazdıklarından ben birşey anlamıyorum bilmediğim terimler bunlar için de yeterli vaktim olmadı belki gelecekde öğrenirim ama şuan ben mantıklı olana inanmalıyım değil mi ? Sence ne yapmalıyım senin yazdıklarından hiçbirşey anlamıyorum eee evrimcilerin yazdığından da hiçbirşey anlamıyorum ama çok benzerlik olduğu için evrim daha mantıklı geliyor bu konuyada agnostiğim.Dediğim gibi dediklerini anladığım zaman haksızsın veya haklısın yorumu yaparım şuan bilmeden konuşmuş olurum.
Bugün evrim kuramına gönderme yapmayan tek bir biyoloji kitabı ya da dergisi bulunamaz. Bir biçimde evrimi işleyen yüz binlerce akademik bilim makalesi varken, yaratılış ya da akıllı tasarımı savunan hemen hiçbir bilimsel makale bulunmuyor.

Biyoloji ve tıp alanında bilimsel makalelerin yayınladığı PubMed’de, kısa bir araştırma yapılıp evrim (evolution) sözcüğü yazıldığında 236 bin 194, moleküler evrim (molecular evolution) yazıldığında ise 63 bin 420 makale çıkıyor.

Oysa bilimsel yaratılışçılık (scientific creationism) yazıldığında sadece 4 makale beliriyor. Daha da ilginci, yakından bakıldığında bu dört makalenin de yaratılışçılığı savunan değil eleştiren makaleler olduğu görülüyor.

236 bin bilimsel makale evrimi ele almış ve yaratılışçılıktan yana tek bir makale bile bulunmazken yaratılışçılar hala "evrimin bilimsel olarak imkansızlığı "diyebilmektedir.

Evrimin doğruluğunu kanıtlayan 200bin küsür makale
Evrim bilimsel olarak mümkün değildir diyen sıfır (0) makale.

Evrim çürüdü keh keh keh.
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
3,110
Tepki puanı
1,384
Düşünce
Ateist
Muslimler de biliyor evrimin gerçek olduğunu. Ama bunu itiraf etmelerini engelleyen bir unsur var:

Evren yüzü suyu hürmetine (ne demekse bu saçma sapan zırva) yaratılan Muhammed'in şimdi ataları maymun mu? Tek sorun bu! Bu çok çetin :ggsy: sorun olmasa evrimle filan araları bozuk olmaz!

Ama şimdi Muhammed'in ataları maymun!? (:D "Yok ya! Olmaz, bunu diyemeyiz, şefaat etmez lan sonra!" :kay:
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,325
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
bu kadar evrimcini bilim adamının senin bildiklerini bilmemesi şaşırtıcı.
Ben bunları bildiklerini ama ideolojik olarak bilmezden geldiklerini düşünüyorum
Sence ne yapmalıyım senin yazdıklarından hiçbirşey anlamıyorum
Şu etapta öncelikle bilmiyorum demeniz doğru olur.

ikinci olarak yazdıklarımdan neresini anlamadıysanız belirtirseniz farklı şekilde izah etmeye çalışırım
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,325
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
"kanıtları bulunan"
Ortada makroevrim ile ilgili tek bir kanıt yok. Sadece hayali ve bilimsel olarak imkansız VARSAYIMlar var
Ama iş kanıta gelince elle tutulur tek bir cümle konulmaz ortaya.
Kuranda insan gücünü aşan mucizevi yönler var. Bu yönlerin insan gücünü aştığının kanıtı benzeri durumların insanlar tarafından 1400 küsur yıldır tekrarlanamıyor olması.

Madem Kuranda bu mucizevi yönler var, öyleyse Kuran Allah kelamıdır. Allah kelamı olan Kuranla çelişen her şey yanlıştır. Çünkü doğruyu evrenin Yaratıcısından daha iyi kimse bilemez.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,325
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
Makroevrimden bahseden bilimsel makaleleleri makroevrimin delili olarak göstermek bilinçsiz yapılıyorsa yanlış, bilinçli yapılıyorsa sahtekarlıktır.

Makalelerin yayınlanması içim ideolojik bir süzgeç kullanıldığı da bir gerçek.

Sonuç olarak bir iddia bilimsel olarak yanlışsa iddianın nerelerde kaç defa yayınlandığının bir önemi yok. Bunu gündeme getirmek yazılanların neresinin neden yanlış olduğunu göstermek konusunda aciz kalındığının itirafıdır
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
3,110
Tepki puanı
1,384
Düşünce
Ateist
Muslimler sittin sene de geçse Muhammed maymundan geldi diyemezler. Bunların bir aktörün Muhammed'i oynamasına tahammülleri yok be! Böyle gerisi, böyle yobazı artık kalmadı dünyada!

Kısacası bunlar olmaz. Bunlar değişmezler, bunlar ancak doğal seleksiyonla yoka karışıp gittiklerinde dünya bunlardan kurtulur.
 

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
3,110
Tepki puanı
1,384
Düşünce
Ateist
Allah dilli düdükleri zıııırt zıııırt zıııırt diye ötsün amacıyla yaratmış, besbelli!

Neyse düdüktür öter, ama birikimli seçilim kısa sürede adaptasyona, çok uzun sürelerde türleşmeye yol açar. Bunda anlaşılmayacak bir zorluk, çetrefillik olmadığı için yüzelli kere kopyalayıp yapıştırmaya gerek duymuyor, kısaca yeri geldiğinde ifade ediyoruz. Kopyala yapıştırdan başka bir edecek lafı olmayanlar düşünsün.

Bilimi yapan bilimciler olduğuna göre, bilim bilimsel makalelerle şekillendiğine göre, saçma sapan aslı astarı olmayan uyduruk kopyala yapıştırlarla değil, bu makalelerle bilim olduğu apaçık! Bunu da açıklayacaksak keçiye anlatan Ahveş'e döneriz yahu! (:D
 

Minik Kuş

Üye
Mesajlar
716
Tepki puanı
43
Düşünce
Sünni
küçükken nasıl olduğumuzu hep merak ederdim.sahi nasıl olmuştum aq. bunu kim bilebilirdi? kime sormalıydım? biraz düşününce...tabi ki annem dedim xD öyle ya annem herşeyi bilirdi xD

anneler her şeyi bilir.gidip anneme sorduğum da aldığım cevap beni o kadar şaşırtmıştı ki. lan nasıl aq.nasıl bir kuş beni alıp dünya'ya getiriyor.bir soru sormaya gittik kafa da 50 soru oluştu.bir:

bu kuş beni nerden alıp getirdi?hadi aldı diyelim beni nasıl taşıdı?hadi taşıdı diyelim bacadan içeri bırakırken niye biyerime bişey olmadı?sorular,sorular...sorular iyce çoğaldı.tabi bu arada bu soruları da yine anneme soruyorum.anne: bu kuş beni nasıl taşıdı,taşıyamaz ki? küçük.

tabi o zamana kadar gördüğüm tek kuş serçe ve kargaydı.bunlar beni taşıyamazdı ki.annem onlar değil yavrum leylek getirdi.leylek mi?o da ne nasıl bir kuş?hiç bilmiyordum.hiç görmemiştim.kaç gün gök yüzünde leylek görmeyi bekledim bilmiyorum.

artık beni leyleklerin getirdiğine o kadar inanmıştım ki bu inancım tv'de izlediğim bir çizgi filmle iyce sağlamlaşmıştı.leylek bebeği almış bacadan bırakmaya götürüyordu.

artık beni leyleklerin getirdiğine inanıyordum.ama tam tatmin olamıyordum.sora işte biraz büyünce yine bu kuş muhabbeti açıldı arkadasta yaşça bizden büyüktü ve bombayı patlattı!..ben gene şokkk.olamaz...nayırrr.nasıl olur.lanet olası sorular yine geri döndüler.ilki ve en önemlisi şuydu: insan insanı s.ker mi?olamaz.bunu kabul edemezdim.böyle bişey olamaz.insan insanı s.kemez.kaç gün uyuyamadım.bunu bir türlü kabul edemiyordum.işin kötü yanı bu soruyu kimseye de soramazdım öyle büyünce öğrendik.insanların birbirini s.kmeyi bırak yediğini dahi.işte bu dünyanın b.ktan bir yer olduğunu anladığımda daha ilkokula bile gitmiyordum. xD xD xD
 

kavak

☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
827
Tepki puanı
440
Düşünce
Ateist
Muslimler sittin sene de geçse Muhammed maymundan geldi diyemezler. Bunların bir aktörün Muhammed'i oynamasına tahammülleri yok be! Böyle gerisi, böyle yobazı artık kalmadı dünyada!

Kısacası bunlar olmaz. Bunlar değişmezler, bunlar ancak doğal seleksiyonla yoka karışıp gittiklerinde dünya bunlardan kurtulur.
Ben o kadar emin değilim.
Belki bizler görmeyeceğiz ama İslam dünyası da bu durum tespitini(ortak ata mevzusunu) eninde sonunda kabul edecek. Yeni gelen generasyonlar eskilerinin tıpa tıp aynısı değiller. Bilim dünyasına daha farklı bakıyorlar. Ben şahsen umutluyum.
 
Üst