Fussilet 3. Ayet - Çeviri Hilesi Yapıyorlar

MİND

Yasaklı Üye
Mesajlar
2
Tepki puanı
6
Düşünce
Deist
Kitâbun fussilet âyâtuhu kur’ânen arabiyyen li ḳavmin ye'alemune - Fussilet 3 KURAN
http://kuranharitasi.com/kuran.aspx?sureno=41&ayetno=3

Bu ayeti Araplar aşağıdaki gibi okuyup anlıyorlar:
Kitap, ayetleri açıklandı. Kuran bir kavmin için (li kavmin) Arapça bildirgedir/bilgilendirmedir - Fussilet 3 KURAN

Görüldüğü gibi bütün kavimler içindir demiyor, bütün diller içindir demiyor. Yani Arap kavmine ve Arap diline özeldir. Bunu anlayan bizim tercümanlar bilen kavim diye bir saçmalık uyduruyorlar ve ayeti saptırıyorlar. Halbuki bu ayeti bilen bir kavim şeklinde okumak ve çevirmek Arapça dil kurallarına aykırıdır. Buna birazdan değineceğiz.

Ayette tek kavim içindir (li kavmin-لِّقَوْمٍ) denilmekte. Tercümelerinde bu kavim kelimesini örtbas edenleri ciddiye almayarak işe başlayacağız. Tek kavim içindir (li kavmin-لِّقَوْمٍ) sözü özenle saklanmış bazı tercümelerde. Oysa bu gün bile tek kavme özeldir demek isteseniz; li kavmin (لِّقَوْمٍ) demeniz gerekir. (Lİ = İÇİNDİR, KAVMİN = TEK KAVİM & Lİ KAVMİN = TEK KAVİM İÇİNDİR, TEK KAVME ÖZELDİR) Onunu için kavim kelimesini atlamayanların tercümeleriyle işe başlayacağız.

Ali Bulaç: Bilen bir kavim için, ayetleri (çeşitli biçimlerde, birer birer) 'fasıllar halinde açıklanmış' Arapça Kur'an (veya okunan) kitaptır;
Diyanet Vakfi: (Bu,) bilen bir kavim için, âyetleri Arapça okunarak açıklanmış bir kitaptır.
Harun Yıldırım: (Bu,) bilen bir kavim için, âyetleri Arapça okunarak açıklanmış bir kitaptır.
Hayrat Neşriyat: (3-4) Bilecek bir kavim için Arabça bir Kur’ân olarak âyetleri açıklanmış, müjdeleyici ve (aynı zamanda) korkutucu bir kitabdır.
Elmalılı Hamdi Yazır: Öz Arabça bir Kur'an olmak üzere âyetleri ayırd edilmiş bir kitab, bilecek bir kavm için
öncelikle bu ayeti bilen bir kavim şeklinde okumak ve çevirmek Arapça dil kurallarına aykırıdır. Arapça gramere de uymaz.

Bilen bir kavim demek isteseydi: li kavmin ye'alemûne demezdi. Onun yerine li ye'alemûne kavmi derdi. Yalemune (bilgilendirme/bilgi) kelimesi ayetin en sonunda olmazdı. Zaten li el alemine kavmi deyişi Arapçada vardır. Ve bilen kavim anlamına gelir. li el alemine (bilenler için) deyişinin önce gelmesi, kavim kelimesinin sonra gelmesi gerekiyordu. Zaten ankebut 15. ayette bilenler için sözü li el alemine (لَمِينَ) şeklinde geçmektedir.

Gemiyi ibret alınsın diye geriye bıraktık;bilenler için(li el alemine)-ANKEBUT 15 KURAN

Onu bir işaret olarak geride bıraktık.Düşünüp ibret alınsın diye-KAMER 15 KURAN


Üstelik aklı başında hiç bir Arap bunu bilen kavim şeklinde okumaz. Araplar bu ayeti aşağıdaki gibi anlıyorlar:

Kitap,ayetleri açıklandı.Kuran bir kavmin için(li kavmin) Arapça bildirgedir/bilgilendirmedir-Fussilet 3 KURAN

Yani Arapça olmasaydı o kavim için açık olmayacaktı, o kavmin bilmesi imkansızlaşacaktı. (Arapça Arap kavminin dilidir)

Üstelik Araplar buradaki bilgilenme/bilmek fiilini gelecek zamana yorarlar. Çünkü kavim henüz bilmiyordur, cahiliye kavmidir, gafil ve cahil bir kavimdir. Yani henüz bilen kavim değil, ataları uyarılmadığı için gaflet (bilgisizlik) içinde olan bir kavim:

Seni de ataları uyarılmamış olan ve bu sebeple GAFLET (bilgisizlik) içinde kalmış o bir kavmi uyarman için gönderdik - Yasin 6 KURAN

Ve Fussilet 3. ayeti Araplar aşağıdaki gibi de okurlar:

... Bu Kuran Arapça düzenlendi, bir kavim için;bilsinler diye/bilecek olsunlar diye - Fussilet 3 KURAN

Çünkü kavim henüz bilen durumunda değildir. Cahildir.
ARAPÇADA GELECEK ZAMAN KİPİ YOKTUR. :D Duruma bakarak gelecek zamanı kast ettiğini siz anlayacaksınız. Bu ayetin gelecek zamanı kastettiği de açıktır. Bu gelecek zaman kastını Elmalılı Hamdi ve Hayrat Neşriyat iyi yakalamışlardır. Bilen kavim değil bilecek bir kavim anlamı vermişler. Çünkü kavim henüz bilmiyor, gelecekte bilecek.

Hayrat Neşriyat: (3-4) Bilecek bir kavim için Arabca bir Kur’ân olarak âyetleri açıklanmış, müjdeleyicive (aynı zamanda) korkutucu bir kitabdır.
Elmalılı Hamdi Yazır: Öz Arabca bir Kur'an olmak üzere âyetleri ayırd edilmiş bir kitab, bilecek bir kavm için
çünkü kavim henüz bilmiyor, henüz daha bilen kavim değildir (Yasin 6). Gelecekte bilecek, ileriki zamanlarda bilen durumuna gelmiş olacak. Onun için bilen kavim değil, bir kavmin bilecek olması anlamı uygundur.

Zaten bu ayetin tamamlayıcısı olan öteki ayetlerde vardır:
Biz her peygamberi başka değil, sadece kendi kavminin diliyle kendi kavmi için göndeririz. Böylece onlara anlatabilmesini mümkün kılarız - İBRAHİM 4 KURAN
Muhammed'de Arap kavminin diliyle Arap kavmine gitmiştir. Ve bunu Zuhruf 44'le karşılaştıralım:
Kuran senin için ve kavmin için bir öğüttür. Sen ve Kavmin ondan sorumlu tutulacaksınız - ZUHRUF 44 KURAN
Bütün kavimler içindir demiyor. Bütün kavimler ondan sorumludur demiyor. Neden?
Kuranı senin lisanınla (Arap lisanıyla) kolaylaştırdık ki onunla inatçı bir kavmi uyarabilesin - Meryem 97 KURAN
Bütün kavimleri uyarman için dememiş: İnatçı olan o bir kavmi uyarman için demiş.
Eğer onu Arapça bir Kuran kılmasaydık; 'neden dilimizde inmedi, Arap olana Arapça olmayan bir Kuran olurmu hiç' diyeceklerdi - Fussilet 44 KURAN
O zaman Japon kavminin de, Japonca inmeyen bir kitap için "neden dilimizde inmedi" deme hakları vardır. Japon olana Japonca inmeyen kitap olur mu deme hakları vardır. Yabancı dildeki mesaja itiraz hakkı tanıyan bir ayet. Evrensellik karşıtı.

NOT: Yüzyıllar öncesinden bu türlü gramer inceliklerine ve ayrıntılara dikkat çektiği için, Kuran'ı anlama ve yorumlama tekniklerini geliştirip bizlere sunduğu için; büyük üstat Zemahşeri'yi şükranla ve saygıyla anıyoruz. O eski Arapça'nın dilbilgisi konusunda en büyük üstattır. Dilbilim alanında tartışılmaz bir dahidir.
 
Üst