Hadislerin İncelenmesi

Knightwalker

☆☆☆☆☆
Deneyimli
Mesajlar
6,374
Tepki puanı
1,978
Düşünce
Tarihselci
1-Bu durum Kuran ayetlerinin üslubunun bilinmediği ilk döneme has bir yasaktır.

2-Mekke döneminde Hz Peygamberin dini hüküm ihtiva eden bir beyanı yoktur. Zaten Mekke döneminde sadece imani meseleler vardı. Amele dönük dini hükümler Medine döneminde bildirilmeye başlandı. Bu dönemde de zaten Kuranın Hz Peygamber dahil hiçbir insanın üslubuna benzemeyen üslubu insanların zihninde belirginleşmişti. Bu yüzden hadis yazımı yasağına gerek kalmamıştı. Bu yüzden Hz Peygamber artık izin verdi.

Benzer durumu kabir ziyaretinde de görüyoruz. Cahiliye adetlerinden insanların henüz tam sıyrılmadığı bir dönemde Hz Peygamber kabir ziyaretlerini yasaklamışken daha sonra izin vermiştir.

3-Hadis yazımının yasaklanmasıyla ilgili rivayetleri doğru kabul edip üzerine yorum yaparken aynı özelliklere sahip diğer hadisleri şüpheli damgası vurarak çöpe atmak, işine geleni doğru kabul edip işine gelmeyeni çöpe atmak anlamına gelir.

Tutarlılık adına bu tavır bilimsel etiğe aykırı bir ideolojik tutum demektir.

4-Hadis yazarları hadis uydurmuş olsalardı böyle bir hadisi neden uydursunlar?

Bu hadis uydurma değilse demek ki bize nakledilen hadislerin arasında gerçekten Hz Peygambere ait olanlar da var.

Hz Peygamber'e itaat Kuran ayetleriyle sabit olduğuna göre Hz Peygambere ait hadisleri çöpe atmak İslami olarak Kuran'ın emrine muhalefet olur.

Kuran'ın emrine muhalefet etmemek için rivayet edilen hadislerin gerçekten Hz Peygambere ait olup olmadıklarının tahlil edilmesi gerekir.

Bu tahlil ameliyesi de karşımıza usulü hadis, rical vs gibi ilmi metodolojileri çıkarır.

Demek ki Kuranın emrine ve bilimsel etiğe uygun olan hadis rivayetlerinin toplu olarak çöpe atılması değil ehl-i Sünnet gibi kılı kırk yararcasına ihtimam göstererek hadislerin sahih olup olmadığını tahlil etmektir.

Bu uğurda gelecek nesillerin sahih dini bilgilere ulaşmasını ve Kuran ayetlerinin doğru anlaşılması için nüzul sebebi vs gibi verilerin uydurmalardan arındırılarak aktarılmasını sağlamak için ömürlerini feda eden büyük insanlara duacıyız. Allah onlardan razı olsun.
Allah akıl fikir versin size. Başka sözüm yok.




Bu iddia yalandır.

İddia sahibi ya konu hakkındaki hadisleri bilmeyecek kadar konu hakkında cahil olmasına rağmen cahil olduğu konularda yorum yapan bir tip ya da bile bile yalan söyleyerek insanları yanlış yönlendirmeye çalışan bir sahtekar.

1-Abdullah bin Amr bin el-As (r.a) anlatıyor:

Rasûlullah (s.a.v)’den duyduğum her şeyi yazıyordum, onları ezberlemek ve korumak istiyordum. Kureyş beni bundan men etti ve:

“−İşittiğin herşeyi yazıyor musun? Hâlbuki Allah Rasûlü (s.a.v) de bir beşerdir, hem kızgınlık hem de sukûnet hallerinde konuşur!” dediler.

Bunun üzerine yazmayı bıraktım ve durumu Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’e arzettim. Efendimiz (s.a.v) parmağıyla mübârek ağzını işaret ederek şöyle buyurdular:

“−Yaz, nefsim kudret elinde bulunan Allah’a yemin olsun ki buradan haktan başka bir şey çıkmaz!” (Ebû Dâvûd, İlim, 3/3646) (Hadislerin ilk günlerden îtibâren yazıya geçirilmesi husûsunda bkz. Muhammed Mustafa el-A’zamî, İlk Devir Hadis Edebiyatı, trc. Hulusi Yavuz, İstanbul: İz Yayınları, 1988; Halil İbrâhim Mollahâtır, Mekânetü’s-sahâbe, Medîne-i Münevvere 1431, s. 630-640, 674-680.)

2-Yemen ahâlîsinden biri gelip:

“‒Yâ Rasûlâllâh, şu buyurduklarınızı benim için yazdırabilir misiniz!” dedi.

Rasûlullâh Efendimiz (s.a.v):

“‒Ebû Şâh için yazınız!” buyurdular.

Bu iddiada bulunan kişi söz konusu 2 milyon rakamının mükerrerlerle birlikte olduğunu bilmeyecek kadar konu hakkında cahil olduğu halde cahil olduğu konularda yorum yapmaya kalkan bir tip ya da bile bile yalan söyleyerek insanları yanlış yönlendirmeye çalışan bir sahtekar.

Ebû Zür'a er-Râzi’nin birlikte yaptıkları müzakerelerde tesbit ettiğine göre Ahmed b. Hanbel mükerrerleriyle birlikte yedi yüz bin (veya bir milyon) rivayeti ezbere bilmekteydi. Oğlu Abdullah da onun bir milyon rivayet derlediğini ve yazdığı her rivayeti ezberlemeyi prensip edindiğini söylemektedir. Kuvvetli hâfızasıyla tanınan Ebû Zür'a, onun hıfzının kendisininkinden çok daha sağlam olduğunu çeşitli örnekler vererek itiraf etmiştir.

Ahmed b. Hanbel'in hadis rivayetinde üstün bir yere sahip olmasının çeşitli sebepleri vardır. Rivayet edeceği hadisleri ezberinde olduğu halde mutlaka kitaba bakarak okuması, bazı hadisler arasındaki fark sadece “Ve”, “Ev”. “Ti”, “Bi”, “İleyhi”, “Aleyhi” gibi şeklî farklardan ibaret bile olsa, bunları büyük bir titizlikle aynen rivayet etmesi, rivayetlerde

Gerçekler çelişkiler ortada.
 

Knightwalker

☆☆☆☆☆
Deneyimli
Mesajlar
6,374
Tepki puanı
1,978
Düşünce
Tarihselci
1-Bu durum Kuran ayetlerinin üslubunun bilinmediği ilk döneme has bir yasaktır.

2-Mekke döneminde Hz Peygamberin dini hüküm ihtiva eden bir beyanı yoktur. Zaten Mekke döneminde sadece imani meseleler vardı. Amele dönük dini hükümler Medine döneminde bildirilmeye başlandı. Bu dönemde de zaten Kuranın Hz Peygamber dahil hiçbir insanın üslubuna benzemeyen üslubu insanların zihninde belirginleşmişti. Bu yüzden hadis yazımı yasağına gerek kalmamıştı. Bu yüzden Hz Peygamber artık izin verdi.

Benzer durumu kabir ziyaretinde de görüyoruz. Cahiliye adetlerinden insanların henüz tam sıyrılmadığı bir dönemde Hz Peygamber kabir ziyaretlerini yasaklamışken daha sonra izin vermiştir.

3-Hadis yazımının yasaklanmasıyla ilgili rivayetleri doğru kabul edip üzerine yorum yaparken aynı özelliklere sahip diğer hadisleri şüpheli damgası vurarak çöpe atmak, işine geleni doğru kabul edip işine gelmeyeni çöpe atmak anlamına gelir.

Tutarlılık adına bu tavır bilimsel etiğe aykırı bir ideolojik tutum demektir.

4-Hadis yazarları hadis uydurmuş olsalardı böyle bir hadisi neden uydursunlar?

Bu hadis uydurma değilse demek ki bize nakledilen hadislerin arasında gerçekten Hz Peygambere ait olanlar da var.

Hz Peygamber'e itaat Kuran ayetleriyle sabit olduğuna göre Hz Peygambere ait hadisleri çöpe atmak İslami olarak Kuran'ın emrine muhalefet olur.

Kuran'ın emrine muhalefet etmemek için rivayet edilen hadislerin gerçekten Hz Peygambere ait olup olmadıklarının tahlil edilmesi gerekir.

Bu tahlil ameliyesi de karşımıza usulü hadis, rical vs gibi ilmi metodolojileri çıkarır.

Demek ki Kuranın emrine ve bilimsel etiğe uygun olan hadis rivayetlerinin toplu olarak çöpe atılması değil ehl-i Sünnet gibi kılı kırk yararcasına ihtimam göstererek hadislerin sahih olup olmadığını tahlil etmektir.

Bu uğurda gelecek nesillerin sahih dini bilgilere ulaşmasını ve Kuran ayetlerinin doğru anlaşılması için nüzul sebebi vs gibi verilerin uydurmalardan arındırılarak aktarılmasını sağlamak için ömürlerini feda eden büyük insanlara duacıyız. Allah onlardan razı olsun.

Bu iddia yalandır.
Yalan değildir:
a-) Allah resulü Kur’an’ın yanında, eksiklik ve zaaflarla dolu olacağı açık olan ikinci bir kutsal kaynak oluşturmanın ne kadar büyük bir sorun ve zaaf oluşturacağını çok iyi görmüştü.

Ayrıca Allah resulü kendisinin söz, tutum ve örnekliğinin bütün boyutlarıyla kayıt altına alınmasının imkânsız olduğunu biliyordu. Diğer yandan belli bir oranda kayıt altına alınma imkânı olsa bile, resulullah bu yazılanların içine kesinlikle birçok yanlış bilginin karışacağını da rahatlıkla öngörebiliyordu. Zira nebi (a.s.) farklı düzeylerdeki insanlarla sürekli bir temas içindeydi. Bu ilişkileri sırasında söyledikleri şeyleri ve takındığı tutumu tespit edip aktarmaya çalıştıklarında, anlama, hatırlama ve aktarma düzeylerinin farklılığı doğal olarak yazıya da yansıyacaktı. Bu konuda bırakın resulullahı anlamakta çok zorlanan düşük kültür düzeyindeki bedevi gibi kimseleri, en iyilerinin bile kendisini anlama ve aktarmada birçok sorunla karşılaşacakları açıktır. (Bu zorluk çeşitleri için bkz21)

Burada akla şu soru gelecektir, aynı şey sözlü aktarım için de geçerli değil midir? Resulullah buna niye izin verdi? Müminlerin iyiliği emir ve kötülükten nehiy sırasında nebi (a.s)’ın örnekliğine atıf yapmaları, onun sözünü ve tutumunu delil göstermeye çalışmalarını engellemek mümkün olmadığı gibi, doğru da değildi. Zira resulullahı örnek almayı zaten Allah emrediyordu. Ama Kur’an’ın yanında, içerisinde yanlışların bulunacağı kesin olan ikinci bir kutsal kitap algısına sebep olacak yazılı bir izni ise nebi (a.s.) hiçbir şekilde doğru görmemiş ve böyle bir şeye izin vermeyi Allah’ın rızasına uygun bulmamıştır.22

Zira insanlar, haklı olarak Allah’ın elçisi bize böyle buyurmuşsa, söylenilen şey Kur’an’dan anladıklarımıza ters düşüyorsa bile, biz resulullaha uymak mecburiyetindeyiz diyeceklerdi. Zira peygamber (a.s.) elbette Kur’an’ı en iyi anlayanımız ve Kur’an’a en iyi uyanımızdır diye düşüneceklerdi. Hâlbuki o ikinci kutsal kitap, sayısız insanın anlayış düzeyi farklılığı, yanlış anlama, hatırlama ve aktarma ihtimalleri nedeniyle birçok yanlış rivayeti barındıracaktı. Nitekim bugün en sahih eserlerimizin başındaki Buhari ve Müslim’de bile, Kur’an’ın Tevbe suresi gibi büyük bir suresinin unutturulduğu,23 Hz. Musa’nın Azrail(a.s)’ın gözünü çıkardığı,24 kadınların aşağılık varlıklar olarak gösterildiği,25 nebi(a.s) ağzından kaba dökülen suyun kutsanıp, içilip vücuda sürülen kutsal bir nesne olduğu26, Hz. Peygamberin detaya kadar gaybı bildiğini27 iddia eden kabul edilemez rivayetlerin bulunması da bu durumu net bir şekilde ortaya koyar.

Ayrıca Müslüman görünümdeki bazı münafıkların kasıtlı saptırmalarından kaynaklanan rivayetlerin oluşturacağı büyük yanlışlıkların tehlikesini de buna eklemek gerekir28.

Böyle bir durumda Kur’an’ın önemi ve biricikliği insanların gözünde daha da düşecek ve Kur’an’ı bugün yeterince önemsemeyenlerin düştüğü hatanın çapı çok daha büyüyecekti. Bu günkü hadisler sözlü ve manen nakledilmelerine, resulullah’ın vefatından yüzyıl sonra yazılmasına ve biz ehli sünnet müslümanlarının önemsediği kütüb-i sitte’nin resulullahın vefatından ortalama iki yüz elli yıl sonra29 yazılmasına rağmen ümmetin bu hadisleri ne derece önemsediği ve çoğunlukla Kur’an’ın beyanlarına hâkim kılacak şekilde yorumladığı açıktır.

Bugün durumumuz böyleyken, Hz. Muhammed’in bizzat izin verip, yazdırdığı bir hadis kaynağının, çok daha ciddi bir şekilde kutsanma ve Kur’an’ın fiilen terk edilmesine sebep olma riskini taşıyacağı açıktır. Nitekim bugün ehli hadis çizgisindeki âlimlerin, mevcut hadisleri gereğinden fazla kutsayıp, hadisleri müzakereden uzak tutmaya çalışmaları, hadislerin sahihlik şartlarının içine Kur’an’ı Kerim’e uygun olma kriterini bile, kabul etmeye yanaşmayışları30da bu tehlikenin ciddiyetini apaçık bir şekilde ortaya koymaktadır.

b-) Hadislerin yazılmama sebeplerinden birisi de yazılan hadislerin Kur’an’a karışma tehlikesidir.

Bu konuyla ilgili Prof. Dr. Talat Koçyiğit: “Hadis kitabetinin yasaklanmasında en mühim sebep, hadis sahifeleriyle Kur’an sahifelerinin karışması tehlikesidir. El-Datibu’l Bağdadi, konuyla ilgili olarak sahabe ve tabi’undan gelen kitabetin leh ve aleyhindeki haberleri sıraladıktan sonra, hadis yazmanın yasaklanmasına, Arapların çoğunun fakih olmamalarını, Kur’an ayetleriyle diğer elfazı birbirinden ayırt edememelerini, Kur’ana idhal edilecek her hangi bir lafzı Allah kelamı zannetmek tehlikesine maruz bulunmalarını belli başlı sebepler olarak ileri sürer” der.31 Bizce de bu sebep hadislerin yazılmamasının önemli sebeplerinden biridir.

Kaynak: Hadisler Resulullah ve Sahabeler Tarafından Niçin Yazılmadı? -1- - ABDULHAKİM BEYAZYÜZ
 
Moderatör tarafından düzenlendi:

Knightwalker

☆☆☆☆☆
Deneyimli
Mesajlar
6,374
Tepki puanı
1,978
Düşünce
Tarihselci
Bu iddiada bulunan kişi söz konusu 2 milyon rakamının mükerrerlerle birlikte olduğunu bilmeyecek kadar konu hakkında cahil olduğu halde cahil olduğu konularda yorum yapmaya kalkan bir tip ya da bile bile yalan söyleyerek insanları yanlış yönlendirmeye çalışan bir sahtekar.
Delil?
Ebû Zür'a er-Râzi’nin birlikte yaptıkları müzakerelerde tesbit ettiğine göre Ahmed b. Hanbel mükerrerleriyle birlikte yedi yüz bin (veya bir milyon) rivayeti ezbere bilmekteydi. Oğlu Abdullah da onun bir milyon rivayet derlediğini ve yazdığı her rivayeti ezberlemeyi prensip edindiğini söylemektedir. Kuvvetli hâfızasıyla tanınan Ebû Zür'a, onun hıfzının kendisininkinden çok daha sağlam olduğunu çeşitli örnekler vererek itiraf etmiştir.
Rivayetin kaynağı tine rivayet. :)
Ahmed b. Hanbel'in hadis rivayetinde üstün bir yere sahip olmasının çeşitli sebepleri vardır. Rivayet edeceği hadisleri ezberinde olduğu halde mutlaka kitaba bakarak okuması, bazı hadisler arasındaki fark sadece “Ve”, “Ev”. “Ti”, “Bi”, “İleyhi”, “Aleyhi” gibi şeklî farklardan ibaret bile olsa, bunları büyük bir titizlikle aynen rivayet etmesi, rivayetlerde âlî isnad aramanın Seleften kalma bir sünnet olduğunu söyleyerek âlî rivayetlere büyük önem vermesi, hadislerin mâna olarak rivayetine taraftar olmaması, bir hadisi ihtiva ettiği hükümlere göre ilgili bablarda parça parça rivayet etmeyi uygun görmemesi, kendisine bir hadisteki nâdir (garîb) bir kelimenin sorulması üzerine, bunun garibi bilenlere sorulmasını tavsiye ederek Peygamber (asv) buyruğu hakkında zan ile konuşamayacağını söylemesi, onun hadis rivayetinde ne kadar titiz davrandığını göstermektedir. (M. Yaşar Kandemir, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1989: 2/79-80.)

Bu iddia da mantık katliamıdır. Çünkü rivayet zincirinde güvenilir olmayan bir ravi varsa bu hadisin sahih olmadığını tespit etmek sadece bir kaç saniyedir.
Bir rivayetin sahih olup olmadığına bir kaç saniyede nasıl karar veriyorsunuz? :)
 

Knightwalker

☆☆☆☆☆
Deneyimli
Mesajlar
6,374
Tepki puanı
1,978
Düşünce
Tarihselci
İbn Hacer, el-Kavlü’l-müsedded fi’z-zeb an Müsned-i Ahmed adlı eserinde onun eserine aldığı Ahmed b. Hanbel’in Müsned’indeki yirmi dört hadisin mevzu‘ olmadığını isbat etmiştir. Yine İbnü’l-Cevzi’nin mevzu‘ olarak eserine aldığı pek çok hadisi İmam Süyûtî tenkit etmiş ve bu hadislerin mevzu‘ olmadığını kiminin zayıf, kiminin hasen hatta bazısının ise sahih seviyesinde olduğunu söylemiştir.20 (Süyûtî, ts, I: 329-331)

Net sayfa veya direk Gazalinin kelimeleriyle alıntı yapılsaydı önünde arkasında ne yazılmış, aradan bazı ifadeler cımbızlanarak ifadeler çarpıtılmış mı kontrol etme şansımız olurdu.

Gazalinin eserlerinde çokça hadis naklettiği düşünülünce net kaynak sorma nedenim daha iyi anlaşılır.
Sizi mi kırıcaz:

Tüm hadis kaynaklar mm hemen tamamım eleştiren Gazâlî, yeri geldiğinde Buhârî ve Müslim'i eleştirmekten de geri dunnamıştrr. Yine hadis şarihlerinden özellikle İbn Hacer el-Askalânî'nin bazı konulardaki yorumlarını ve anlayışını asla kabul etmediğini sert bir üslupla dile getirmekte ve İbn Hacer'i suçlamaktadır. Bunun yaıusıra Ahmed b. işlef (Buhârî, Cihâd ve' s-Siyer 77). Yani riya yapar, halbuki niyeti başkadır. Dolayısıyla cennete değil de cehenneme girer demiş olmaktadır. Bu taktirde hadiste kaderciliğe sevk edecek bir anlayış bulunmamaktadır. Gazâlî'nin bu hadisi eleştirmesi, kanaatimizce hadisin vürud sebebini gözden kaçırmış olmasından kaynaklanmaktadır. Tirmizî, Tefsir S. Gazâlî, Nebevi Sünnet, s. 231. A.g.e., s. 238. A.g.e., s. 246. İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Sayı: 10, Yıl: 2004 ÇAĞDAŞ YATAR MUHAMMED GAZÂLÎ'NİN HADÎS.. 73 Hanbel'e ve onun Müsned'ine de güvenmediğini çeşitli örneklerle ortaya koymaktadır. Gazâlî'ye göre bütün bu eserlerdeki hadisler, öncelikle Kur'ân, akıl ve bilim süzgecinden geçirildikten sonra alınmalı ve delil olarak kullanılmalıdır.

 

Knightwalker

☆☆☆☆☆
Deneyimli
Mesajlar
6,374
Tepki puanı
1,978
Düşünce
Tarihselci

Knightwalker

☆☆☆☆☆
Deneyimli
Mesajlar
6,374
Tepki puanı
1,978
Düşünce
Tarihselci
Sahabeler hakkı ikame için farklı içtihadlarda bulunmuşlardır, bu yüzden farklı ordularda yer almışlardır ama bir tanesi bile bir diğerini kafirlikle itham etmemiştir.

Bu satırların yazarı bu konularda cahilse kafirlik ithamını işkembeden uyduracak kadar ya da bile bile yalan yazarak insanları yanlış yönlendirmeye çalışan kendi ideolojisini savunma uğruna gözü dönmüş bir tip.
Adamlar birbirleri ile savaşmış daha ne olsun? Müslüman'ın müslüman ile savaşmasınada içtihad demeyin bir zahmet.
Otoriteye başvurma safsatsaı yapmış; ayrıca başvurduğu kişi hiçbir delil göstermeden ortak ravilerin ilgili hadisleri uydurduğunu iddia eden bir oryantalist.

Makale ve kitaplarında da hadislerin sadece ravilerini incelemiş, metin analizi hiç yapmamıştır. Bu yüzden çok eleştiri toplamıştır.
Her hoşunuza gitmeyene çamur atmayınız. Sünniler eleştirir tabi.
Bu satırların yazarı ya mezhep imamlarının hiçbirinin mezhep kurma niyetiyle yola çıkmadıkları, kendilerinden sonra kendi içtihadları ve bu içtihadlara ulaşmalarını sağlayan metodolojileri doğrultusunda ekollerin oluştuğu ve bu durumun zamanla mezhepleşmeye gittiğini bilmeyecek kadar konu hakkında cahil ya da bile bile yalan yazarak insanları yanlış yönlendirmeye çalışan bir sahtekar.
Neresi yalan? Hadisler aynı ama mezhepler farklı işte. Adam doğruyu söylemiş.
Halen bu yalancıların yazdıklarına itimat edip bu yalancıların sözüyle hadis ilmiyle meşgul olmuş bu kadar insana yalancılık isnad etmeye devam edecek misiniz?
Yine yalnış anlamışsınız Yazar hadisleri yazanlardan değil. Hadisleri okuyanlardan bahsediyor. Sizin mezhep sahih hadislere sorgulamadan inanmasından bahsediyor.
Ahad hadisi inkar edenin kafir olacağını söyleyen kimse yok.



Bütün din uluları (Eimme-i din) Fahr-i Kâinat efendimizin Sünnetinin, İslâm ahkamının, Kur‘ân‘dan sonra ikinci ana kaynağı olduğunda ittifak etmişler ve Sünneti ve sahih hadîsleri inkâr edenlerin kafir olacağını bildirmişlerdir.

Bence yazmayı bırakın artık. :)
Bu kaçıncı yalan?
Sizin kaçıncı yalanınız desek daha doğru olur.
Mutezile hadisle amele karşı çıkmazdı, hadisleri inkar etmez tevil ederlerdi. İtikadi konularda mütevatir hadisleri kabul ederlerdi.
Mu’tezili alimlerden Nazzam (v.h.231), icmayı delil olarak kabul etmediğinden, mütevatir hadisi reddeder(13). Ona göre şerî hükümlere delil olacak sadece "masum imam"ın sözüdür. Neticede diğer bütün yolları tıkar ve genel olarak haberle bir şey öğrenmenin pek mümkün olmadığını söyler(14).
14. Koçkuzu, Rivayet İlimlerinde, s. 201.

Haricilere gelince:

Çoğunluğu bedevî Arap kabilelerinden oluşan, dinî düşüncelerini kabile taassubunun etkisi altında ve genellikle sertlik temayülü içinde nassların zahirine dayandıran Haricîler, muhalifleri bir yana kendi fırkaları arasında da birlik sağlayamamış ve birbirlerini tekfire yönelmişlerdir.(Harici fırkalar arasındaki mücadeleler için bk. Harun Yıldız, Kendi Kaynakları Işığında Hariciliğin Doğuşu ve Gelişimi, Ankara 2010, s.101-175.)

Hz. Ali’den ayrılan bu grup, Müslümanlar arasında terör estirmeye, kendileri gibi düşünmeyenleri öldürmeye başlamışlardı... Bazı Haricîler, Hz. Ali’ye suikast düzenlemiş ve onu şehit etmişlerdir (21 Ramazan 40/ 28 Ocak 661).

Emevîler döneminde en büyük isyanlarından birisi 64/684 yılında Nafi b. Erzak liderliğinde Basra civarında oldu. İbn Erzak, isyanda kendisini desteklemeyen diğer Haricî grupları bile tekfir etmiştir.

Kendilerince doğru kabul ettikleri bir hususu, olabilecek tek doğru kabul eden ve inandıkları şeylere körü körüne bağlı kalan Hâricîler, düşmanlarının hiçbir deliline ikna olmaz; ne kadar açık-seçik ve hakka yakın olursa olsun, muhaliflerin görüşlerini benimsemezlerdi. Diğer yandan bedevilikten gelmiş olmaları da münakaşalarda çok sert ve katı davranmalarına sebebiyet veriyordu.
Haricilerden bazıları Hz. Aişe (ra)’ye karşı gelerek, "Kur’an bize yeter" demişler, sünneti terk etmek istemişler ve sünnetin sahihliğinin ancak Kur’an’a uygunluğuyla mümkün olacağını iddia etmişlerdir(26).
26. Nevevi, Riyazü’s-Salihin, I,24; Kur’an’ı Kerime, hadislerin arzedilmesini konu alan haberlerin, Hariciler tarafından uydurulduğu söylenir. İbn Abdilberr, Ebu Ömer, Yusuf en-Nemeri, Camiu Beyni’l-İlm ve Fazlihi, Beyrut, ts., II, 191; Ancak, Accac, katılmaz, es-Sünne, s. 205-206.

Hadislerin hepsine uydurma damgası vurup çöpe atmanın tarihselcilikle çeliştiğine bir örnek daha...
Yazar zaten Kur'ancı. Tarihselcilik ile farklı doneler olduğunu defalarca yazdım size.

Tarihi olayların tamamının kaynağını hadislerden alacaksın diyen bir metod yoktur.


Kaldı ki İslam tarihinde bir çok İslam tarihçisi süre gelmiştir.


Kaldı ki eğer elinizde hiç bir tarihi veri yoksa, hadisleri bilimsel metod kullanarak tarihi veri olarak kullanmaya çalışırsınız.


Kaldı ki çalışsanız bile hadislerin doğruluğu teyid edilememektedir.

The work is generally considered pseudepigraphic by modern scholars.[1]

Sonuç olarak sebeb-i nüzul olarak tarihsel bilgiler yetersiz ise, elinzde bulunan rivayetlerden birini seçmekten başka çareniz yoktur. Bu da tamamen tahmin etme uğraşıdır.

Tarihselcilik (Critical Historical Approach) Çünkü tarihselcilik eğer olgularda kesin bir doğruluk yoksa zaten "bilinemez" der. Dolayısı ile sünnilik adı altında olaylara hadis atfetmekten daha tutarlıdır. :)

Sünniler için söylüyorum. Yani bir ayetin anlamı ve hükmü tam anlaşılmıyorsa bence orada durmak gerekir. (Eğer hırsızın gücü kesilecek ise, çolak kalan hırsızların vebali kimedir? gibi)

@bilgelikyolunda
 

Knightwalker

☆☆☆☆☆
Deneyimli
Mesajlar
6,374
Tepki puanı
1,978
Düşünce
Tarihselci
Bu durum mutlak olarak uydurma olduğuna delil değildir.

Aynı ayetin birden fazla olayla ilgili inmiş olması mümkündür.
Akla davet ediyorum sizi. Her ayet belli bir olay üzerine inmiştir.
Bu durum mutlak olarak uydurma olduğuna delil değildir.

Aynı ayetin birden fazla olayla ilgili inmiş olması mümkündür.

Bu iddiaya kaynak gösterilmemiş. Gösterilemez; çünkü iddia yalan.

Kâdî İyad: “Sahih hadisleri rivayet eden hiçbir kitabın bunu nakletmemesi, hiçbir sikanın bunu sahih ve muttasıl bir senetle rivayet etmemesi, çürüklüğünü göstermeye kâfidir.” (eş-Şifa, 2/111)

Uydurma olduğu 1000 küsur yıl öncesinden yine ehl-i sünnet tarafından ilan edilmiş bir olay hakkında muteber hadis kaynaklarında geçtiği yalanı söylendikten sonra daha çok örnek var diye algı oluşturulmaya çalışılmış.

Bu ifadeleri okumadan mı paylaştınız?

Tarihselcilikle çelişen ifadeler bunlar.

Şimdi bu cümlelerden İbn-i Kesir'in bu şekilde tefsir ettiği anlaşılıyor, değil mi?

Bu satırların azarının kendi ideolojik bakışına göre insanları yanlış yönlendirmeye çalışan sahtekar bir tip olduğunun başka bir kanıtını görüyoruz:

İbnu Kesîr habere öz olarak değindikten sonra bunun "isrâîliyyat' tan olduğu ihtimalini tasrîh eder (tefsir, V. 385)
Tıbkı Îbnu Kesîr gibi İbnu 'Atıyye de rivayetleri eserine aldıktan sonra; bunların zayıf haberler olduğunu, mevcut senedlerle bunları isbata imkân olmadığını tenbîh eder
[El-Muharrar, IV. varak 49b.]

Arzu edenler linki inceleyebilir:

Bu da ayrı bir çelişki.

Kuran Hz Peygambere itaati emrediyorsa Hz Peygambere ait olan doğru yani sahih hadislere de itaat etmemiz gerekiyor.

Sahih olan hadisle olmayan birbirinden ayrılabilir.

Birbirinden ayrılamayan çorba zehir benzetmesiyle yanlış analoji safsatası yapılmış.

Hz Peygamber de insandır.

Allah korumazsa onun da diğer insanlar gibi acıkması ve susaması gibi büyülenmesi de normalidr.

Neden saygısızlık olsun ki?

Bu satırların yazarı anlaşılan neyin yakışıklı neyin yakışıksız olduğuna kendinin karar verebileceğiniz zanneden kibirli bir tip.

Bu iddiaya kaynak gösterilmemiş. Gösterilemez; çünkü iddia yalan.

Kâdî İyad: “Sahih hadisleri rivayet eden hiçbir kitabın bunu nakletmemesi, hiçbir sikanın bunu sahih ve muttasıl bir senetle rivayet etmemesi, çürüklüğünü göstermeye kâfidir.” (eş-Şifa, 2/111)
Buyrun yalan olmadığının ispatı:

. Fakat nedense, bu rivayetleri makbul bulan alimlerin görüşlerine neredeyse hiç değinmemekte, rivayetlerden hangilerinin mürsel, hangilerinin munkatı, hangilerinin muzdarib olduğu hususunda herhangi bir çaba içerisine girmemektedir.


Demekki yalan olmadığına inanan alimler varmış.

Uydurma olduğu 1000 küsur yıl öncesinden yine ehl-i sünnet tarafından ilan edilmiş bir olay hakkında muteber hadis kaynaklarında geçtiği yalanı söylendikten sonra daha çok örnek var diye algı oluşturulmaya çalışılmış.

Bu ifadeleri okumadan mı paylaştınız?

Tarihselcilikle çelişen ifadeler bunlar.

Yazar Kur'ancı tarihselci değil.
Şimdi bu cümlelerden İbn-i Kesir'in bu şekilde tefsir ettiği anlaşılıyor, değil mi?

Bu satırların azarının kendi ideolojik bakışına göre insanları yanlış yönlendirmeye çalışan sahtekar bir tip olduğunun başka bir kanıtını görüyoruz:

İbnu Kesîr habere öz olarak değindikten sonra bunun "isrâîliyyat' tan olduğu ihtimalini tasrîh eder (tefsir, V. 385)
Tıbkı Îbnu Kesîr gibi İbnu 'Atıyye de rivayetleri eserine aldıktan sonra; bunların zayıf haberler olduğunu, mevcut senedlerle bunları isbata imkân olmadığını tenbîh eder
[El-Muharrar, IV. varak 49b.]
Yazar İbni kesirin birebir tefsir alıntısını yapmış. Kimin ne olduğu apaçık ortada.
Bu satırların yazarı anlaşılan neyin yakışıklı neyin yakışıksız olduğuna kendinin karar verebileceğiniz zanneden kibirli bir tip.
Bu konulara hiç girmeyin bence.


 

Knightwalker

☆☆☆☆☆
Deneyimli
Mesajlar
6,374
Tepki puanı
1,978
Düşünce
Tarihselci
Ek olarak:



Ayette geçen “hak bir sebep”,


Böyle özel hâller dışında, adam öldürmek en büyük günahlardandır.

Bir başka ayette şöyle denilmektedir:


Yani, bir masum insanı öldürmek, bütün insanları öldürmek gibi dehşetli bir suçtur. Ayette, müslim veya gayri müslim şeklinde bir ayrım yapılmaksızın, sadece “nefis” yani “zat, şahıs” denilmesi de kayda değer bir inceliktir.

Geçin hocam bunları. İşinize gelince mecazi gelmeyince gerçek. Bir tanede ben ikram edeyim size:

“Yeryüzü balığın sırtındadır. Cennete girecekler ilk olarak bu balığın ciğerinden yiyecektir.”

Buhari 3/51
Hangi bilimsel kanıtla haşa yalancı olduğunu tescillediniz?

İstediğiniz kadar yazın.
 

Knightwalker

☆☆☆☆☆
Deneyimli
Mesajlar
6,374
Tepki puanı
1,978
Düşünce
Tarihselci
Siz hala bu sahih bilgilere nasıl ulaşıldığını açıklamadınız. 6. defa soruyorum?

'Peygamber cenabet banyosundayken önce eliyle özel yerini temizleyip sonra elini duvara sürterdi.'' (https://sunnah.com/bukhari:260)

''Peygamber sihir etkisindeydi ve eşleriyle cinsel ilişkiye girdiğini zannederdi ama aslında girmezdi...'' (https://sunnah.com/bukhari/76/79)

Birisi bana bu "sahih hadisleri" rivayet edenin bu bilgilere nasıl ulaştığını söylesin lütfen.
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆
Yazar
Mesajlar
16,927
Tepki puanı
1,461
Düşünce
Sünni
Gerçekler çelişkiler ortada.
Burada yazılan çelişki iddialarının cevabı var zaten.
kabul edilemez rivayetlerin bulunması da
Bu iddiaların da cevapları var.
hadisleri müzakereden uzak tutmaya çalışmaları, hadislerin sahihlik şartlarının içine Kur’an’ı Kerim’e uygun olma kriterini bile, kabul etmeye yanaşmayışları
Bu iddia apaçık iftiradır.

İstediğiniz Sünni kaynağı açıp sahihlik kriterine bakabilirsiniz.
kitabetin leh ve aleyhindeki haberleri sıraladıktan sonra
Demek ki lehinde de haberler var.

"Yalan değildir" diye gönderdiğiniz yazı bile iddianın yalan olduğunu gösteriyor.
Muhaddislerin hafızalarında ya da ellerinde bulunan nüsha-eserlerde var olduğu belirtilen yüz binlerce hadis konusu, Peygamber Efendimiz (asm)’in bu kadar sözü olduğu anlamına gelmediği gibi, bunların çok uzun araştırmasını gerektirecek bir zamana da ihtiyaç yoktur.

Hadisçilere göre, birden fazla sened ile gelen hadisler, ayrı bir hadis olarak değerlendirilmiştir. Sahabe sonrası senedleri çoğalan hadisler olduğu gibi, sahabe tariklerinin çokluğu ile de meşhur olmuş bir hayli hadis bulunmaktadır.

Örneğin, "Men kezebe aleyye ... kim benim adıma yalan söylerse” diye başlayan hadisin, seksen dokuz ayrı sahabiden rivayet edildiği tesbit edilmiş ve her biri ayrı bir hadis sayılmıştır.

Aynı şekilde “Ameller ancak niyetlere göredir.” Hadisinin Yahya b. Said el-Ensari (ö.143/760)’den yedi yüz kişi tarafından rivayet edildiği söylenmektedir. Böylece söz konusu hadis, Yahya b. Said’den sonra yüzlerce hadis olarak kayda geçmiştir.

Dolayısıyla aynı anlamı taşıdığı halde iki ayrı isnadı olan bir hadis, muhaddisler tarafından farklı iki ayrı hadis kabul edilmiştir. Bu itibarla, muhaddislere nispet edilen bu yüksek rakamları hadislerin hakiki sayısını değil, rivayetlerin kaynağını ve isnadlarını kastettikleri şeklinde anlamak yerinde olacaktır.
Rivayetin kaynağı tine rivayet. :)
İtiraz edilen şey rivayet olunca açıklamanın rivayet olması neden sorun olsun ki? :)

Rivayet itiraz etmeye değerse izah etmeye de değerdir.

Aksi halde işine gelen rivayeti kabul edip eleştirip izahı işine gelmeyince rivayet deyip geçmek tutarsızlık olur.
Bir rivayetin sahih olup olmadığına bir kaç saniyede nasıl karar veriyorsunuz? :)
Yazmıştık:
rivayet zincirinde güvenilir olmayan bir ravi varsa bu hadisin sahih olmadığını tespit etmek sadece bir kaç saniyedir.
İbn Hacer, el-Kavlü’l-müsedded fi’z-zeb an Müsned-i Ahmed adlı eserinde onun eserine aldığı Ahmed b. Hanbel’in Müsned’indeki yirmi dört hadisin mevzu‘ olmadığını isbat etmiştir. Yine İbnü’l-Cevzi’nin mevzu‘ olarak eserine aldığı pek çok hadisi İmam Süyûtî tenkit etmiş ve bu hadislerin mevzu‘ olmadığını kiminin zayıf, kiminin hasen hatta bazısının ise sahih seviyesinde olduğunu söylemiştir.20 (Süyûtî, ts, I: 329-331)

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/368126
İyi de bu yazılanlar Muvatta'ya ciddi ayrım yapılmadan her şeyin alındığı iddiasıyla alakasız.
Bu yazdıklarınız da Gazalinin hadis yazımını kötü gördüğü iddiasıyla alakasız.

Gazali hadis yazımını kötü görse kendisi eserlerine hadis yazmazdı.
Burada müstakil tefsir bölümü oluşturma geleneğinin Buhari ile başladığı yazıyor.

Sorumuz sahih zayıf ayrımının Buhari ile başladığı iddiasının delili idi.
Anlamak için örnek veriyor. Aşırı alınganlık gösterip konuyu saptırmayın.
Aşırı alınganlıkla alakası yok.

Düpedüz yanlış analoji safsatası yapmış.
İddianıza cevap verince aynı iddiaların tekrar edildiği videolar atmanız anlamsız.

İddialar tekrar edilince hiçbir şey ispat edilmiş olmuyor.
Müslüman'ın müslüman ile savaşmasınada içtihad demeyin bir zahmet.
Kimin haklı olduğu meselesi tabii ki içtihaddır ve hak için savaşılması da fazilettir.
Adamlar birbirleri ile savaşmış daha ne olsun?
Sonuç olarak sahabenin savaştığı doğrudur ama birbirini tekfir ettiği iddiasının yalan olduğu ortaya çıktı.
Her hoşunuza gitmeyene çamur atmayınız.
Çamur atmakla ne alakası var?

Adam hiçbir delil göstermeden ortak ravilerin ilgili hadisleri uydurduğunu iddia eden bir oryantalist mi? Evet.

Makale ve kitaplarında da hadislerin sadece ravilerini incelemiş, metin analizi hiç yapmamış değil mi? Evet.
Mezhep imamlarının mezhep kurdukları yalan.

Yazmıştık:

Kendilerinden sonra kendi içtihadları ve bu içtihadlara ulaşmalarını sağlayan metodolojileri doğrultusunda ekoller oluşmuş ve bu durumun zamanla mezhepleşmeye gitmiştir.

Arzu edenler linki inceleyebilir:
Sizin mezhep sahih hadislere sorgulamadan inanmasından bahsediyor.
Sorgulandıktan sonra sahih olduğuna kanaat getiriliyor zaten.
Sünneti ve sahih hadîsleri inkâr edenlerin kafir olacağını bildirmişlerdir.
Sahih hadisle ahad hadis farklı şeylerdir. :)
Sizin kaçıncı yalanınız desek daha doğru olur.
Tek bir yalanımı gösteremezsiniz.

Bu iftirayı size yakıştıramadım.
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆
Yazar
Mesajlar
16,927
Tepki puanı
1,461
Düşünce
Sünni
Mu’tezili alimlerden Nazzam (v.h.231), icmayı delil olarak kabul etmediğinden, mütevatir hadisi reddeder(13). Ona göre şerî hükümlere delil olacak sadece "masum imam"ın sözüdür. Neticede diğer bütün yolları tıkar ve genel olarak haberle bir şey öğrenmenin pek mümkün olmadığını söyler
Devamını neden yazmadınız?

Ancak Bağdadi, Mu’tezilenin, içinde aşere-i mübeşşereden olmak üzere, yirmi kişinin rivayet ettiği hadisle amel ettiğini ifade eder(15). (Bağdadi, el-Fark, s. 77.)

Mu’tezili fikirlerin öncüsü olan Vasıl b. Ata, her iki taraftan kimin fasık olduğu bilinmediği için ikisinden de hadis almayız, ancak rivayeti yapan her iki ravi de bir tarafa mensupsa onunla amel ederiz demektedir(20).(Bağdadi, el-Fark, s. 119-120; Şehristani, el-Milel, I,49.)

Nazzam ve Ebu Abdullah el-Belhi, mütevatir haber’in, ilm-i tuma’nine ifade ettiğini belirtse de, diğer mu’tezile alimleri kesim ilim olarak kabul ederler(22).(İbn Hazm, el-İhkam, II,18; Mütevatir olmayan bütün haberleri haber-i vahid kabul eden mu’tezile, Ahad haberleri ikiye ayırırlar. A) Kabul şartlarını taşıyan ve amelle ilgili olanlar. Bunlarla amel edilir. B) Muhtevası ilim olan haberler. Prensip olarak bunlar kabul edilmez. Ancak akla uyarsa alınabilir. Bkz. Bakan, Mutezile, 55-57.)
sünnetin sahihliğinin ancak Kur’an’a uygunluğuyla mümkün olacağını iddia etmişlerdir
Demek ki Kurana uygun sünneti kabul ediyorlar.

Ayrıca bunun da öncesini neden yazmadınız?

A’zami, İbadiye kolunun dışında Haricilerden kimsenin kalmadığını, kitaplarına başvurulduğunda ise, hadisle amel ettiklerinin anlaşıldığını ve Hz. Ali, Hz. Osman, Hz. Aişe, Ebu Hureyre, Enes b. Malik (radiyallahu anhum ecmain) gibi sahabilerden hadis rivayet ettiklerinin görüldüğünü söyleyerek bu görüşe karşı çıkmıştır. Ayrıca A’zami, Haricilerin haber-i vahidle kıyasın çatışması durumunda haber-i vahidi tercih ettiklerine dair rivayetler olduğunu söyler(25).
Yazar zaten Kur'ancı. Tarihselcilik ile farklı doneler olduğunu defalarca yazdım size.
Sonuç olarak hadislerin hepsine uydurma damgası vurup çöpe atmanın tarihselcilikle çelişir.
Akla davet ediyorum sizi. Her ayet belli bir olay üzerine inmiştir.
Böyle bir şart yok.

Bir ayet birden fazla olayla ilgili inebileceği gibi her ayetin illa bir sebeb-i nüzulü olmak zorunda da değildir.
Demekki yalan olmadığına inanan alimler varmış.
Halen muteber sahih kaynağı gösteremediniz.
Yazar İbni kesirin birebir tefsir alıntısını yapmış.
Şimdi bu cümlelerden İbn-i Kesir'in bu şekilde tefsir ettiği anlaşılıyor, değil mi?

Peki neden İbn-i Kesirin bunu eleştirdiği kısmı da alıntılamayıp sahtekarlık yapmış?
Bu konulara hiç girmeyin bence.
Girmekten çekineceğim konu yok elhamdülillah.

Neyin yakışıklı neyin yakışıksız olduğuna kendinin karar verebileceğini zannetmek apaçık kibirli bir davranıştır.
Hocam çevir gazı yanmasın yapıyorsunuz resmen.
Bu sizin öznel yorumunuz.
İşinize gelince mecazi gelmeyince gerçek.
Ne diyelim herkes alemi kendi gibi sanırmış...
Bir tanede ben ikram edeyim size:

“Yeryüzü balığın sırtındadır. Cennete girecekler ilk olarak bu balığın ciğerinden yiyecektir.”

Buhari 3/51
Buhari'de yazdığınız şekilde bir hadis yok.

Bunu nereden aldıysanız ilan edin ki onların yalancı ve sahtekar olduklarını herkes görsün.

Bu sizin hem insanlık hem de Müslümanlık vazifenizdir.

Ayrıca Hz Ebu Hureyrenin tescilli yalancı olduğu iftirası için attığınız linkteki kişi bile Hz Ebu Hureyre'nin yalancı olmadığını, birilerinin O'nun adına hadis uydurduğunu söylüyor.

Böylece Hz Ebu Hureyre'nin tescilli yalancı olduğu yalanını söyleyen bu kişinin kendisinin yalancı olduğu bir kez daha tescillendi.
İstediğiniz kadar yazın.
Yazdıklarımızın neresi neden yanlış gösteremediğiniz müddetçe bu tavrınız bilimsel etiğe aykırı olur.
Siz hala bu sahih bilgilere nasıl ulaşıldığını açıklamadınız. 6. defa soruyorum?
Her seferinde cevap yazıyorum ama başka yerlerde tekrar soruyorsunuz.

Verdiğiniz linklerin Arapça kısımlarında rivayet zinciri var.

Sonuç olarak ortaya çıktı ki:

Hadis yazımının yasaklanmasıyla ilgili rivayetleri doğru kabul edip üzerine yorum yaparken aynı özelliklere sahip diğer hadisleri şüpheli damgası vurarak çöpe atmak, işine geleni doğru kabul edip işine gelmeyeni çöpe atmak anlamına gelir.

Tutarlılık adına bu tavır bilimsel etiğe aykırı bir ideolojik tutum demektir.

Hadis yazarları hadis uydurmuş olsalardı böyle bir hadisi neden uydursunlar?

Bu hadis uydurma değilse demek ki bize nakledilen hadislerin arasında gerçekten Hz Peygambere ait olanlar da var.

Hz Peygamber'e itaat Kuran ayetleriyle sabit olduğuna göre Hz Peygambere ait hadisleri çöpe atmak İslami olarak Kuran'ın emrine muhalefet olur.

Kuran'ın emrine muhalefet etmemek için rivayet edilen hadislerin gerçekten Hz Peygambere ait olup olmadıklarının tahlil edilmesi gerekir.

Bu tahlil ameliyesi de karşımıza usulü hadis, rical vs gibi ilmi metodolojileri çıkarır.

Demek ki Kuranın emrine ve bilimsel etiğe uygun olan hadis rivayetlerinin toplu olarak çöpe atılması değil ehl-i Sünnet gibi kılı kırk yararcasına ihtimam göstererek hadislerin sahih olup olmadığını tahlil etmektir.
 

Knightwalker

☆☆☆☆☆
Deneyimli
Mesajlar
6,374
Tepki puanı
1,978
Düşünce
Tarihselci
Burada yazılan çelişki iddialarının cevabı var zaten.

Bu iddiaların da cevapları var.
Sizden bir cevap göremedik. Habire U dönüşü. :)
Bu iddia apaçık iftiradır.

İstediğiniz Sünni kaynağı açıp sahihlik kriterine bakabilirsiniz.
Sünni kaynaklarda bile sahihlik konusunda mutabakat yok. Çocuk mu kandırıyorsunuz siz?

İmam Ebû Hanife'ye göre sıhhatinde şüphe olmayan hadislerin sayısının ancak on yedi olduğu; İmam Mâlik'e göre ise bu tür hadislerin adedinin üç yüzden fazla olmadığı zikredilir.[68] Prof. Dr. Süleyman Ateş ise buna ilaveten Tarih-i Bağdad'da Ebu Hanife'nin sabahtan öğle vaktine kadar hadis okuttuğunu, ardından da “Bunlar hep havadır, boş şeylerdir” dediği şeklinde bir rivayetin bulunduğunu ancak ilgili eserin yazarı tarafından bunun Ebû Hanife'ye iftira olduğunun belirtildiğini yazmıştır. Ateş ayrıca aynı yazısında hadisçi veya rivayetçi olarak bilinen Şafii, Hanbeli ekollerinin, aslında kuşku taşıyan bir iki kişi haberini haram hükmü vermeye kaynak kabul ederek Kur’ân’ın geniş yolunu daralttıklarını, İslâm’ı sonunda yaşanmaz hale getirdiklerini iddia eder.[69]

Başlangıçta birkaç yüzyıl boyunca sözlü rivayetler şeklinde anlatılan hadisler, daha sonra yazıya geçirilen İslâm'ın "sözel geleneğini" oluşturmuşlardır. İslâm Peygamberi'nin ölümünü takip eden yıllarda konuşulan hadis sayısının birkaçyüz veya birkaçbin hadisi geçmediği, daha sonraki dönemlerde bu rivayetlerin hızla çoğaldığı ve milyonlara ulaştığı bilinmektedir.[70][71] Bu artış hadislere şüphe ile yaklaşan kesimler açısından da eleştiri konusu olmaktadır.

Buhârî'nin hocalarından Nuaym b. Hammâd'ın hemen bütün hadis münekkitleri tarafından zayıf ve münker hadis rivayet etmekle tanındığı, rivayetlerinde çokça yanılıp bunları birbirine karıştırdığı, rivayetleri pek kabul görmeyen muhaddislerden hadis rivayet ettiği için de eleştirildiği, rivayetlerinin delil olarak kullanılamayacağı ileri sürüldüğü ve hatta sünneti koruma gayretiyle hadis uydurduğunu söyleyenlerin de olduğu fakat Buhârî'nin ondan hadis rivayet ettiği belirtilmektedir.[72

 

Knightwalker

☆☆☆☆☆
Deneyimli
Mesajlar
6,374
Tepki puanı
1,978
Düşünce
Tarihselci
Demek ki lehinde de haberler var.
Neden cümlenin sonunu cımbızladınız?

" konuyla ilgili olarak sahabe ve tabi’undan gelen kitabetin leh ve aleyhindeki haberleri sıraladıktan sonra, hadis yazmanın yasaklanmasına, Arapların çoğunun fakih olmamalarını, Kur’an ayetleriyle diğer elfazı birbirinden ayırt edememelerini, Kur’ana idhal edilecek her hangi bir lafzı Allah kelamı zannetmek tehlikesine maruz bulunmalarını belli başlı sebepler olarak ileri sürer” der.31 Bizce de bu sebep hadislerin yazılmamasının önemli sebeplerinden biridir."
"Yalan değildir" diye gönderdiğiniz yazı bile iddianın yalan olduğunu gösteriyor.
Hangi yazıyı okuyorsunuz siz. Hani nerede?
Muhaddislerin hafızalarında ya da ellerinde bulunan nüsha-eserlerde var olduğu belirtilen yüz binlerce hadis konusu, Peygamber Efendimiz (asm)’in bu kadar sözü olduğu anlamına gelmediği gibi, bunların çok uzun araştırmasını gerektirecek bir zamana da ihtiyaç yoktur.

Hadisçilere göre, birden fazla sened ile gelen hadisler, ayrı bir hadis olarak değerlendirilmiştir. Sahabe sonrası senedleri çoğalan hadisler olduğu gibi, sahabe tariklerinin çokluğu ile de meşhur olmuş bir hayli hadis bulunmaktadır.

Örneğin, "Men kezebe aleyye ... kim benim adıma yalan söylerse” diye başlayan hadisin, seksen dokuz ayrı sahabiden rivayet edildiği tesbit edilmiş ve her biri ayrı bir hadis sayılmıştır.

Aynı şekilde “Ameller ancak niyetlere göredir.” Hadisinin Yahya b. Said el-Ensari (ö.143/760)’den yedi yüz kişi tarafından rivayet edildiği söylenmektedir. Böylece söz konusu hadis, Yahya b. Said’den sonra yüzlerce hadis olarak kayda geçmiştir.

Dolayısıyla aynı anlamı taşıdığı halde iki ayrı isnadı olan bir hadis, muhaddisler tarafından farklı iki ayrı hadis kabul edilmiştir. Bu itibarla, muhaddislere nispet edilen bu yüksek rakamları hadislerin hakiki sayısını değil, rivayetlerin kaynağını ve isnadlarını kastettikleri şeklinde anlamak yerinde olacaktır.
Çok güzel ve sahih hadis toplamışlar gerçekten. :) Bu yazdıklarınızın hiçbiri bunun gibi çelişki batağından kurtulmanızı sağlamıyor maalesef:

Hadis: Evliyken zina edeni taşlayarak(recm) öldürün-1611-1606(Buhari-Müslim)
Kur'an: Nur2.Zina eden kadın ile zina eden erkeğin her birine yüz sopa vurun.

İtiraz edilen şey rivayet olunca açıklamanın rivayet olması neden sorun olsun ki? :)
Rivayet itiraz etmeye değerse izah etmeye de değerdir.
Aksi halde işine gelen rivayeti kabul edip eleştirip izahı işine gelmeyince rivayet deyip geçmek tutarsızlık olur.
Hiç birinin bizim işimiz ile alakası yok zaten. Bu sizin kendi sorununuz. Çoğu hadisiniz ayrıca tutarsız zaten. Nereden tutsanız elde kalıyor.

İyi de bu yazılanlar Muvatta'ya ciddi ayrım yapılmadan her şeyin alındığı iddiasıyla alakasız.
Yetmediyse buyrun. Buda mı alakasız?
Malik rivayet ettiği yüz bin hadisten on binini Muvatta’ya almıştır. Bilahare onu her yıl Kur’an ve Sünnet (ameli sünnet) muvacehesinde gözden geçiriyor, bazı hadisleri atıyordu. Sonunda müsned hadis sayısı beşyüze kadar indi. İbn el-Hebbâb der ki: “Malik, Muvatta’daki hadisleri Kur’ân ve sünnet esaslarına vurmaya devam etti. Ta ki bunların sayısı beşyüze indi.” İbn Ferhûn ise şöyle diyor: “Atîq ez-Zührî der ki: Malik Muvatta’ya yaklaşık on bin hadis aldı. Bunları her sene gözden geçiriyor ve bazılarını atıyordu. Sonuçta bu kadar az hadis kaldı. Eğer biraz daha yaşasaydı tamamı atılabilirdi.” ez-Zerqanî ise şunu söyler: “O, kitabını her yıl gözden geçirerek; hadislerin sadece Müslümanlara uygun ve dinde sağlam olanlarının kalmasını istiyordu.” el-Hîrâs der ki; “Malik’in Muvatta’sı dokuz bin hadisten müteşekkildi. Sonra onları ayıklamaya devam ederek, beş yüz hadise kadar indirdi.” *

* Mahmud Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması-Hadis Müdafaası, Türkçesi, Muharrem Tan, Yöneliş Yayınları, İstanbul, 1988, s, 322.
Bu yazdıklarınız da Gazalinin hadis yazımını kötü gördüğü iddiasıyla alakasız.

Gazali hadis yazımını kötü görse kendisi eserlerine hadis yazmazdı.
Dalgamı geçiyorsunuz siz benimle? Tekrar okuyun.

Tüm hadis kaynaklar mm hemen tamamım eleştiren Gazâlî, yeri geldiğinde Buhârî ve Müslim'i eleştirmekten de geri dunnamıştrr. Yine hadis şarihlerinden özellikle İbn Hacer el-Askalânî'nin bazı konulardaki yorumlarını ve anlayışını asla kabul etmediğini sert bir üslupla dile getirmekte ve İbn Hacer'i suçlamaktadır. Bunun yaıusıra Ahmed b. işlef (Buhârî, Cihâd ve' s-Siyer 77). Yani riya yapar, halbuki niyeti başkadır. Dolayısıyla cennete değil de cehenneme girer demiş olmaktadır. Bu taktirde hadiste kaderciliğe sevk edecek bir anlayış bulunmamaktadır. Gazâlî'nin bu hadisi eleştirmesi, kanaatimizce hadisin vürud sebebini gözden kaçırmış olmasından kaynaklanmaktadır. Tirmizî, Tefsir S. Gazâlî, Nebevi Sünnet, s. 231. A.g.e., s. 238. A.g.e., s. 246. İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Sayı: 10, Yıl: 2004 ÇAĞDAŞ YATAR MUHAMMED GAZÂLÎ'NİN HADÎS.. 73 Hanbel'e ve onun Müsned'ine de güvenmediğini çeşitli örneklerle ortaya koymaktadır. Gazâlî'ye göre bütün bu eserlerdeki hadisler, öncelikle Kur'ân, akıl ve bilim süzgecinden geçirildikten sonra alınmalı ve delil olarak kullanılmalıdır.
Burada müstakil tefsir bölümü oluşturma geleneğinin Buhari ile başladığı yazıyor.
Sorumuz sahih zayıf ayrımının Buhari ile başladığı iddiasının delili idi.
Kaynak yetmediyse buyrun:

"terimi meşhur eden Tirmizî’den önce Mâlik b. Enes, Şâfiî, Ahmed b. Hanbel ve Buhârî gibi hadisçilerin zayıf terimini kullanmaları (Tirmizî, “Ṭahâret”, 95; Keşmîrî, I, 57) bu kanaatin gerçeği tam yansıtmadığını göstermektedir.

Muasır hadis araştırmacılarından Nûruddîn Itr da bu konuda aynı kanaati paylaşmış; sahih, hasen ve zayıf şeklindeki üçlü taksimin, ilk defa Buhârî’nin hocası Ali b. el-Medînî ile ortaya çıktığını söylemiştir.2 (Nûruddîn Itr, 1970: 25; Polat, 1997, Hadis Araştırmaları -Tarih, Usûl, Tenkid, Yorum-: 133) Bu üçlü taksimi, Ali b. el-Medinî’den talebesi İmam Buhârî (ö. 256/870) almış ve onun talebesi Tirmizî (ö. 279/892) ise eserlerinde sıkça kullanarak bu kullanımı yaygın hâle getirmiştir. (Nûruddîn Itr, 1970: 157)
 

Knightwalker

☆☆☆☆☆
Deneyimli
Mesajlar
6,374
Tepki puanı
1,978
Düşünce
Tarihselci
Aşırı alınganlıkla alakası yok.

Düpedüz yanlış analoji safsatası yapmış.
Sizin işinize gelmeyen her şey safsata zaten. Bir kerede dürüst davranın.
İddianıza cevap verince aynı iddiaların tekrar edildiği videolar atmanız anlamsız.

İddialar tekrar edilince hiçbir şey ispat edilmiş olmuyor.
:) İşinize gelmeyince böyle olur tabi.
Kimin haklı olduğu meselesi tabii ki içtihaddır ve hak için savaşılması da fazilettir.
Yiyin o zaman birbirinizi.
Sonuç olarak sahabenin savaştığı doğrudur ama birbirini tekfir ettiği iddiasının yalan olduğu ortaya çıktı.
Hocam sen dalgamı geçiyorsun benimle. Tekfir ettiklerini kendin yazmışsın. İyi misin?
Haricilere gelince:

Çoğunluğu bedevî Arap kabilelerinden oluşan, dinî düşüncelerini kabile taassubunun etkisi altında ve genellikle sertlik temayülü içinde nassların zahirine dayandıran Haricîler, muhalifleri bir yana kendi fırkaları arasında da birlik sağlayamamış ve birbirlerini tekfire yönelmişlerdir.(Harici fırkalar arasındaki mücadeleler için bk. Harun Yıldız, Kendi Kaynakları Işığında Hariciliğin Doğuşu ve Gelişimi, Ankara 2010, s.101-175.)

Hz. Ali’den ayrılan bu grup, Müslümanlar arasında terör estirmeye, kendileri gibi düşünmeyenleri öldürmeye başlamışlardı... Bazı Haricîler, Hz. Ali’ye suikast düzenlemiş ve onu şehit etmişlerdir (21 Ramazan 40/ 28 Ocak 661).

Emevîler döneminde en büyük isyanlarından birisi 64/684 yılında Nafi b. Erzak liderliğinde Basra civarında oldu. İbn Erzak, isyanda kendisini desteklemeyen diğer Haricî grupları bile tekfir etmiştir.
 

Sema.

Deneyimli
Mesajlar
651
Tepki puanı
243
Düşünce
Bağımsız
Sizin işinize gelmeyen her şey safsata zaten. Bir kerede dürüst davranın.

:) İşinize gelmeyince böyle olur tabi.

Yiyin o zaman birbirinizi.

Hocam sen dalgamı geçiyorsun benimle. Tekfir ettiklerini kendin yazmışsın. İyi misin?
Bu konu hakkında söyleyiş bitmez.
 

Knightwalker

☆☆☆☆☆
Deneyimli
Mesajlar
6,374
Tepki puanı
1,978
Düşünce
Tarihselci
Çamur atmakla ne alakası var?

Adam hiçbir delil göstermeden ortak ravilerin ilgili hadisleri uydurduğunu iddia eden bir oryantalist mi? Evet.
Bunlar mı delil değil? :) Komik olmayın.

  1. KIZIL, Fatma. Journal of Hadith Studies. 2012, Vol. 10 Issue 1, p181-184. 4p.
  2. ^ Jump up to:a b c "Juynboll collection comes to Leiden University Library". universiteit leiden. 25 August 2011. Retrieved 3 June 2020.
  3. ^ REINHART, A. KEVIN (2010). "Juynbolliana, Graduahsm, the Big Bang, and Hadîth Study in the Twenty-First Century" (PDF). Journal of the American Oriental Society. 130 (3): 418. Retrieved 4 June 2020.
  4. ^ Brown, Jonathan A. C. (2008). "Book Reviews". Journal of Islamic Studies. 19 (3): 391. doi:10.1093/jis/etn054. JSTOR 26200800.
  5. ^ Jump up to:a b REINHART, A. KEVIN (2010). "Juynbolliana, Graduahsm, the Big Bang, and Hadîth Study in the Twenty-First Century" (PDF). Journal of the American Oriental Society. 130 (3): 417. Retrieved 4 June 2020.
Makale ve kitaplarında da hadislerin sadece ravilerini incelemiş, metin analizi hiç yapmamış değil mi? Evet.
Bunlar mı hiç metin analizi yapılmamış eserler? :) Komik olmayın artık.

  • Papers on Islamic History. Studies on the First Century of Islamic Society (Southern Illinois University Press, 1982)
  • Muslim Tradition. Studies in Chronology, Provenance and Authorship of Early Hadith (Cambridge University Press, 1983)
  • Studies on the Origins and Uses of Islamic Hadith (Routledge, 1996)
  • Encyclopedia of Canonical Hadith (Brill, Leiden, 2007)
  • History of Al-Tabari. Volume 13, the conquest of Iraq, Southwestern Persia, and Egypt translated by G.H.A. Juynboll. (SUNY Press, 1987)
Mezhep imamlarının mezhep kurdukları yalan.
Hiç biri talebe edinmemiş yani öyle mi? 😂

Sorgulandıktan sonra sahih olduğuna kanaat getiriliyor zaten.
Bence biraz daha sorgulayın yetmemiş. :)
Sahih hadisle ahad hadis farklı şeylerdir. :)
Sahih hadis dedim. Ahad m dedim ben size?
Tek bir yalanımı gösteremezsiniz.

Bu iftirayı size yakıştıramadım.
Ben sizin kelime kıvırma ustası olduğunuza kanaat getirdim. İşinize gelmeyen zamanlardaki manevralarınıza tüm forum zaten şahit. Bu bir iftira değil tespitdir.
 

Son konular

Üst