• AntiDogmatik
    Sorgulamaktan korkmayanlar için özgür düşünce platformu.
  • Din toplumun afyonudur.
    Karl Marx
  • Din; sıradan insanlar için gerçek, aydınlar için yalan, iktidarlar içinse kullanışlıdır.
    Lucius Annaeus Seneca
  • Din, sıradan insanları pasif ve sessiz tutmak için bulunmaz bir kaynaktır.
    Napoléon Bonaparte
  • Sorgulamayan insan cahildir, sorgulatmayansa zalim!
    Mustafa Kemal Atatürk
  • Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir.
    Carl Sagan
  • Aptal bir şeyi 50 milyon kişi de söylese, o hala aptal bir şeydir.
    Anatole France
  • Aydınlanma; kişinin kendi aklını kullanmaya cüret etmesidir.
    Immanuel Kant
  • Dünyada iki çeşit insan var: Aklı olan ve dini olmayanlar, dini olan ve aklı olmayanlar.
    Ebu Ala el Maarri
  • İnsanı yaratmak mı tanrının büyük hatası, tanrıyı yaratmak mı insanın büyük hatası?
    Friedrich Nietzsche
  • İmana sarılmak, aklı terk etmektir.
    George Smith
  • İnsanlar gerçek olmasını diledikleri şeylere inanırlar.
    Julius Caesar
  • En tehlikeli insan tipi az anlayan, çok inanandır.
    Anton Chekhov

Herşey Herşeye Bağlı

bilgelikyolunda

☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
5,217
Tepki puanı
351
Düşünce
Sünni
Canlıların genlerini değiştirerek ekosistemlere müdahale etmek hiç de mantıklı değil. Yeryüzü sisteminin okyanuslar, atmosfer, canlılar gibi ögeleri arasında karmaşık bağlar var. Masum gibi görünen bir müdahalenin zincirleme sonuçları olabilir, tek türün genleri binlerce canlıyı etkileyebilir.

Bakteri geni transfer edilerek topraktaki cıvayı toplayıp uçucu cıvaya çevirmeleri sağlanan bitkilerin Connecticut’ta deneme sahasına ekilmesini müteakip Kanada’nın Western Ontario Üniversitesi’nden genetik profesörü Joe Cummins şöyle söyledi: “Cıvayla kirlenmiş sahaları bu bitkilerle temizleme yöntemi Kuzey Amerika’da geniş çapta uygulanırsa, Dünya atmosferindeki cıva oranı on yıldan daha kısa sürede iki katına çıkabilir.” Yağmur ve karla havadan suya karışan cıva, mikroorganizmalar tarafından organik cıvaya dönüştürülüyor; balıkların dokularında birikiyor ve sonuçta balıkları yiyen insanlara kadar ulaşabiliyor.

Büyük Resim

Bitkilerin genlerinin değiştirilmesine muhalefet edenler, yabancı genlerin polen ya da tohumlarla doğal ortama geçmesinden endişe ediyordu. Endişelerinde hiç de haksız olmadıkları anlaşıldı. Mesela, Amerika’nın North Dakota eyaletinde yapılan bir çalışmayla yabani otları öldüren tarım ilaçlarına dayanıklı hale getirilmiş kanola bitkisinin eyalette büyük bir alana yayıldığı ortaya çıktı. Kanolanın yanı sıra mısır, soya fasülyesi gibi bitkiler de yabani otları öldüren ilaçlara dayanıklı hale getiriliyor. Bu bitkilerin doğal hayatı nasıl etkilediğini belirlemek amacıyla İngiliz Devleti sponsorluğunda bir dizi araştırma yapıldı. Ünlü tarım araştırma merkezi Rothamsted Research’den bilim insanlarının katılımıyla yapılan araştırmalar, büyük çapta ekilmeleri halinde kuşların besin kaynaklarının önemli oranda azalacağına işaret etti. Tarım ilaçlarına dayanıklı genleri değişmiş bitkilerin ekildiği alanlarda geniş spektrumlu ilaçların kullanılmasıyla yabani otlar kaybolabilir, bu da yabani otların tohumlarıyla beslenen kuşların kaybolmasına neden olabilir.

“Her şey her şeye bağlı.” Amerika’nın ünlü biyoloji profesörlerinden Barry Commoner’e göre bu ekolojinin ilk yasası…

“Dünyayı, tüm yıldızları ve güneşleri tesbih taneleri gibi çevirecek güçlü bir ele malik olmayan kimse yaratıcılık iddia edemez, bir şey var ettiği iddiasında bulunamaz. Zira her şey, her şeyle bağlıdır.” (Kısmen Sadeleştirilmiş Mektubat, Hakikat Çekirdekleri)
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
5,217
Tepki puanı
351
Düşünce
Sünni
“Her şey her şeyle bağlıdır. Bir şey her şeysiz yapılmaz. Bir şeyi yaratan, her şeyi yaratmıştır. Öyleyse, bir şeyi yapan Vâhid, Ehad, Ferd, Samed olmak zarurîdir” (Risale-i Nur Külliyatı, Mesnevi-i Nuriye)

Yanardağlar okyanuslarda plankton “patlamalarına” sebep oluyor; planktonlardan atmosfere verilen moleküller okyanusların üstünde bulut oluşmasına neden oluyor… Yeryüzü ekosisteminin bileşenleri arasındaki ilişkiler çok kompleks. Bunu, bitkisel planktonların dahil olduğu zincirin bir bölümüne bakarak anlamak mümkün. Öncelikle şunu belirtelim, okyanuslarda binlerce türü bulunan bu minik canlılar fotosentez yaparak Dünya’daki tüm yağmur ormanlarının ürettiğinden daha fazla oksijen üretiyor. Yüzey sularından devasa miktarda karbondioksit alıyor ve sera gazı karbondioksidin atmosferdeki oranını etkileyerek gezegenin işleyişinde önemli rol oynuyor. Denizlerdeki besin zincirinin de temelini oluşturuyorlar.

Eylül ayında meşhur akademik mecmua Science’da yayımlanan bir araştırma, Hawaii’nin Kīlauea Yanardağı’ndan okyanusa dökülen lavların sıcaklığıyla nitrat gibi besleyici maddelerin yüzeye taşındığını ve normalde besin açısından fakir olan sularda bitkisel plankton patlamaları meydana geldiğini, (planktonların hızla çoğaldığını) gösterdi. Yakın bir geçmişte sonuçları Science dergisinde yayımlanan bir araştırma da, Himalayalar’daki kar örtüsünün azalmasıyla binlerce kilometre ötede besin zincirinin değiştiğini, karbon döngüsünün ve iklimin etkilendiğini göstermişti. Güneybatı Asya’daki, özellikle de Himalayalar’daki karların azalması daha az güneş ışınının geri yansımasına ve karadaki sıcaklığın artmasına neden oluyor; kara ve deniz arasındaki sıcaklık farkının büyümesi muson rüzgârlarını güçlendiriyor; daha güçlü esen muson rüzgârları Umman Denizi’ni karıştırarak besleyici maddeleri yüzeye taşıyor, bu da bitkisel plankton patlamalarına yol açıyordu.

Yeryüzü ekolojisinin bileşenlerinin birbirlerinden kopuk olmadığını gösteren en çarpıcı örneklerden biri bitkisel planktonların bulut oluşumuna yol açan bir molekülü salmaları. DMSP adı verilen bu molekülün antistress molekülü olduğu, güneşten gelen zararlı ultraviyole ışınların yoğun olduğu zamanlarda bitkisel planktonlardan salındığı belirtiliyor. DMSP sudaki mikroorganizmalarca dimetilsülfite dönüştürülüyor; dimetilsülfit sudan atmosfere geçiyor ve kükürt bileşikleri oluşturuyor. Kükürt bileşikleri, çevrelerinde su buharının yoğunlaştığı “yoğunlaşma çekirdeği” görevi yapıyor ve bulutların oluşmasını sağlıyor. Georgia Tech araştırmacılarına göre planktonlar, okyanusların üstündeki bulut oluşumlarını çarpıcı biçimde değiştiriyor.

Son dönemlerde, küresel ısınmaya karşı okyanusları demirle gübreleyip bitkisel planktonların çoğaltılması ve böylece atmosferdeki karbondiosit miktarının düşürülmesi, ya da atmosfere sülfat tanecikleri karıştırıp güneş ışınlarını yansıtarak Dünya’nın soğutulması gibi jeomühendislik projeleri öne sürüldü. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden Prof. Sallie W. Chisholm, gübreleme yöntemiyle planktonları çoğaltma yöntemine dair endişesini şöyle dile getirmişti: “Sistemin içinde ne olduğunu bilmeden onu nasıl kullanabiliriz? Okyanuslarda bizim anlayamadığımız çok çeşitli işlevler sürdürülüyor.” Avustralya’nın Charles Sturt Üniversitesi’nden Prof. Clive Hamilton ise The New York Times için kaleme aldığı makalesinde şunları söyledi: “Ekolojiden öğrendiğimiz bir ders varsa o da şudur: Bir ekosisteme ne kadar yakından bakarsak o kadar kompleks hale gelir. Şimdi ekosistemlerin en büyüğü ve en kompleks olanını, gezegeni manipule etmeye kalkacak teknolojileri kullanmayı ciddi olarak düşünüyoruz. Sülfat taneciklerinin püskürtülmesi sadece sıcaklığı değil, ozon tabakasını, küresel yağmur rejimlerini, biyosferi de değiştirir.” Hamilton, makalesini atmosfer bilimci Prof. Ronald G. Prinn’in şu sözleriyle sonlandırdı: “Anlamadığınız bir sistemi nasıl düzenleyebilirsiniz?”

“Her bir kelimesi bütün kelimeleriyle bağlantılıdır ve her harfi, özellikle canlı bir harfi, bütün cümlelere yönelik birer yüzü, bakan birer gözü var olan bu kitabın öyle bir kat kat bir ağ gibi birbirine bağlanıp dayanmış olan nazım, dizilişi vardır ki, bir noktayı yerinde icad etmek için, bütün kâinatı icad edecek bir sınırsız bir kudret lâzımdır. Demek sivrisineğin gözünü yaratan, güneşi dahi o yaratmıştır. Pirenin midesini düzenleyen, güneş sistemini de o düzenlemiştir” (Risale-i Nur Külliyatı, Mesnevi-i Nuriye)

“Şu dalâlet ehlinin gösterdikleri doğal sebepler, hem çok sayıda, hem birbirinden haberi yok, hem kör, iki elinde iki kör olan kör rastlantı ve kör ittifakın eline vermiştir.” (Risale-i Nur Külliyatı, Mesnevi-i Nuriye)
 
Üst