Hitler Nasıl Diktatör Oldu?

bilgelikyolunda

☆☆
Üye
Mesajlar
2,713
Tepki puanı
199
Düşünce
Sünni
Hitler'in, Alman halkı içindeki politik ayrılıkları ortadan kaldıracak ve onları bir iç ve dış düşmana karşı bir araya getirecek bir düşman olgusuna ihtiyacı vardı. Yahudiler Goebbels tarafından bu iş için kullanıldı. Bir rejim diskuru yaratıldı. Bu diskur, yedi yirmi dört radyo ve yazılı basın kanallarıyla halka pompalandı. Antisemitizm istenilen seviyeye geldiğinde, artık Almanlar her şeye yeni rejimin diskuru perdesinden bakıyordu. Hitler, diskur mimarisini tartışmasız rejimin en önemli güç aracı olarak kullandı. Almanya’nın tüm sorunlarını bu “öteki” imajıyla “izah etti” ve halk bunu hararetle benimsedi. Böylelikle “Yahudilerin” devletten ve toplumdan “temizlenmesi” süreci başladı. Statüleri değiştirildi. Kriminalize edildiler. Sippenhaft (aile boyu suç) konsepti çerçevesinde toplumdan tecrit edildiler. Okul çocuklarına kadar Yahudilerin “kötü olduğu” algısı Alman toplumuna yerleştirildi. Mal ve mülklerine el kondu. İşlerini kaybettiler. Bir kısmı ülkeden kaçabilmeyi başardı. Büyük kısmı ise toplama kamplarına gönderildi.

27 Şubat 1933 günü Alman meclisi Reichstag binasına yapılan kundaklama, Hitler'in muhaliflerin üzerinde baskı kurmasının ve geniş çaplı tasfiyeler yapabilmesinin önünü açtı. Rejimi pekiştirdi ve rejimin otoriterlik seviyesinde bir dönüm noktası oldu. Rejim, yürürlükteki Weimar Anayasasının ilgili maddelerini işletilerek olağanüstü hal ilan etti ve Hitler böylelikle parlamentoyu baypas edebilecek olanağa kavuştu. Böylece 1933 yılı itibarıyla zaten sınırlı olan Almanya demokrasisi tümüyle rafa kaldırıldı. Kanun hükmünde kararnameler ilan edilerek basın özgürlüğü ve bireysel hak ve hürriyetler büyük oranda askıya alındı. Bir korku imparatorluğu inşa edildi. İçişleri bakanı Herman Göring bu dönemde birçok faili meçhul cinayet ve suikastı gizli servisle beraber planladı, onlarca muhalif kaçırıldı ve işkenceden geçirildi. Yüzlerce basın mensubu, akademisyen ve muhalif fabrikasyon gerekçeler üretilerek hapse atıldı veya toplama kamplarına gönderildi. İşin ilginci, Naziler Reichstag’ı kendilerinin kundakladığını gizlediler. Suçu Komünistlere yıkabilmek için kundaklamayı Hollandalı bir aktivistin yaptığını, bunun bir organize kalkışma olduğunu ileri sürdüler. Bu yolla tüm faşizan takibat ve zulüm politikalarını aklamış oldular. Alman halkı Nazilere inandı. Bu planlamalar, içişleri, istihbarat ve propaganda birimlerinin titiz çalışması sonucu üretildi ve uygulandı. Tek hedef zulüm rejimini halk nezdinde meşrulaştırmak ve rejimin iktidarını konsolide etmekti. Başardılar. Almanya’yı tümüyle karanlığa gömecek bir rejim böylelikle kontrolü tam anlamıyla sağladı.

Naziler Reichstag yangınının ardından yaklaşık 4,000 (dört bin) insanı tutukladı ve işkenceden geçirdi. Çoğu tutuklu neden tutuklandığını bile öğrenemeden yıllarca hapiste kaldı. Gözü korkan basın hiçbir eleştirel bakışta bulunmadan Nazi diskurunu kabullendi. Alman akademisi bu ağır hak ihlallerine ses çıkartmadı. Zaten bu dönem akademiden muhalifler, başta Yahudi kökenli bilim insanları olmak üzere, uzaklaştırıldı. Çoğu yurtdışına kaçtı. Kaçtıkları ve sığındıkları ülkelerden biri de, kadere bakın, Türkiye Cumhuriyeti’ydi. Kontrollü Reichstag yangınından itibaren üç yıl kadar bir süre içinde Nazi rejimini eleştiren hiçbir muhalefet partisi veya siyasi hareketi kalmadı. Tüm eleştirel düşünen ve anayasal Weimar devletinin anayasal düzeninin yeniden tesis edilmesini savunan aydınlar takibata uğradı ve ya ülkeden kaçmak zorunda bırakıldı veya hapse ya da toplama kamplarına yollandı. Aynı şekilde bu insanların aile bireyleri de Sippenhaft anlayış çerçevesinde (kolektif suç ilkesi gereği) kriminalize edildi. Böylelikle yeni rejim, Hitler liderliğinde tek bir parti olana kadar dönüştü ve sonunda totaliter ırkçı faşist bir ölüm makinesi halini aldı.

Bu tarihten bugün ne öğreniyoruz? Propaganda ve algı çalışmaları ile istihbarat eş güdümü sayesinde topluma istenilen algının pekâlâ kabul ettirebildiği, böylelikle rejimlerin kendi işlerine gelen “gerçekliği” yaratabildikleri! Reichstag yangınından da bu tür kirli rejimlerin istedikleri ortama bahane olacak fabrikasyon gerekçeleri nasıl ürettiklerini öğrenmiyor muyuz? Bu noktaya gelen ve diktatörleşmeye evrilmeye çalışılan rejimlerin önünde olan olasılık, bu aşamadan sonra, geniş çaplı bir “ölüm-kalım savaşı” senaryosuyla, efsunlanmış halkı daha da rejime sadık ve dünyadan-gerçekten kopuk bir halka dönüştürmektir!

Keşke Hitler’e engel olunabilseydi, keşke Nazilere karşı Almanlar direnebilseydi! Keşke bir anda ortadan kaybolan veya gözlerinin önünde tutuklanan komşulara vaktinde sahip çıkılabilse, yapılan utanç kaynağı rezil suçlar engellenebilseydi. Keşke, keşke, keşke! Bunları kitaplardan okurken, filmlerini izlerken, müzeleri gezerken düşünüyoruz! Peki, dünyanın dört bir yanındaki insanlar neden kendi ülkeleri, toplumu ve devleti söz konusu olduğunda, tarihten öğrendiğimiz dersin vermesi gerekli olan bilgeliği devreye sokamıyor? Toplumlar istemeden liderler onları felakete sürükleyemez! Ve bedeli her zaman toplumlar öder.
 
Üst