Hz. Muhammed'in yaşamış olduğuna dair bilimsel kanıtlar

DemoKratos

Vl ☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
9,103
Çözümler
1
Tepki puanı
6,093
Düşünce
Ateist
Açıklıkla, net tekrar söylüyorum: Muhammed'in mezarı denen yerde eşşek kemikleri olsa bunu bilemeyeceğiz. Muhammed'in sakalı diye dolaştırılan şeyler eşşek kılı olsa bilemeyeceğiz. Durum bu kadar net. Bu kişinin resmini, karikatürünü yapmak yasak. Bu kişiyi eleştirmek, yasak!

Böyle insanlık olmaz. Böyle insan olunmaz. Bu kadar açık, net ve kesin. Bu hurafeyi çöpe atmadan insan olmanın yolu yok. Açık, net, kesin!
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆
Yazar
Mesajlar
16,882
Tepki puanı
1,422
Düşünce
Sünni
Kuran tek elden yazılmadı ve bir özelliği olması şöyle dursun, anlatımı çok bozuk, adinin de altında, anonim bir derleme.
Bu iddianın yalan olduğunu görmek isteyenler linki inceleyebilir:
Hiç bir peygamber hakkında tek bir kanıt yok.
Hz Musa hakkında yazmıştık:
4000 YILLIK PAPİRÜS

Tarih 1828'di.. Mısır'da bir papirüs bulundu.. MÖ 1600'lü yıllara aitti.. Papirüs'ü İpuwer isimli bir Mısırlı yazmıştı.. 1909 yılında çevrildi.. Yazılanlar inanılmazdı..
5836 ekini görüntüle




Mısır'daki kıtlık, kuraklık ve felaket dönemini anlatıyordu.. Nehirlerden kan akmıştı.. Sular zehirlenmişti.. Gökyüzü karalara boyanmıştı.. Mısır yerinden sarsılmış, büyük yangınlar çıkmıştı.. Kurbağalar, çekirgeler heryeri sarmıştı.. Tarlalarda ekinler mahvolmuştu..

İsrailoğullarının Mısır'dan çıktığı dönemden söz ediyordu..

“Biz de onların üzerine ayrı ayrı mucizeler olarak tufan, çekirge, kımıl (haşereler), kurbağalar ve kan gönderdik. Yine de büyüklük tasladılar. Ve suçlu bir topluluk oldular."

"Üzerlerine azap çökünce: 'Ey Musa! Sana verdiği söz hürmetine bizim için Rabbine duâ et. Eğer bu azabı bizden kaldırırsan, sana kesinlikle inanacağız ve İsrailoğullarını mutlaka seninle göndereceğiz.'

"Biz, geçirecekleri bir süreye kadar onlardan azabı kaldırınca, hemen yeminlerini bozdular.” (Araf, 7/133-135)
Hz Yusuf hakkında yazmıştık:
Hz Yusuf meselesine bilimsel veriler ışığında bakalım:

İmhotep M.Ö.2600 lerde yaşamış Eski mısırlı bir vezirdir. İlk basamaklı piramidin mimarıdır. Filozof, din adamı ve hekimdir. Bilinenin aksine Hipokrat tan binlerce yıl önce, bu günkü anlamda modern tıbbın ilk uygulayıcısıdır. Mısır belgelerine göre rüya tabircisidir. Yedi yıl sürecek kıtlığı önceden bilmiş ve tedbir alarak halkının kıtlıktan zarar görmesini engellemiştir. Onbir kardeşi vardır. 110 yaşında ölmüştür. Bir rivayete göre ise öldürülmüş ve diri diri mumyalanmıştır.

Hz. Yusuf ise bir peygamberdir. Hz. İbrahim’in oğlu olan Hz. İshak’ın torunudur. Yani Hz. Yakup (İsrail)’un oğludur. Onbir kardeşi vardır. Mısırlılara satılmış köle olmuş ve rüyaları doğru yorumlayarak yedi yılık kuraklığı önceden bilmiş ve Firavunun veziri olmuştur. Hz. Yusuf da hekim, astronom ve mimardır. O da 110 yaşında ölmüştür.

Mümin suresi 34. Ayet meali: «And olsun ki, Yusuf da, daha önce, size belgelerle gelmişti. Size getirdiği şeylerden şüphelenip durmuştunuz. Sonunda Yusuf helak olunca, Allah onun ardından hiçbir peygamber göndermeyecek demiştiniz. Allah, aşırı şüpheciyi işte böylece saptırır.»

Bu ayette bu cümleyi söyleyen firavun ailesinden iman eden birisidir. Ve Hz. Musa’yı desteklemektedir.

Bu ayetin bütün meallerinde “helak” kelimesi hep “vefat” şeklinde verilmiştir.

Mümin süresi 34. Ayeti tetkik ettiğimizde Hz. Yusuf’un sadece İsrailoğulları’nın değil aynı zamanda Eski Mısırlılara da gönderilmiş bir peygamber olduğunu anlıyoruz. Ayrıca bu ayetten Hz. Yusuf’un normal olarak ölmediğini anlıyoruz. Hz. Yusuf’un helak olduğunu; yani kaza sonucu öldüğünü veya öldürüldüğünü anlıyoruz.

Bu bilgiler İmhotep in Hz. Yusuf olabileceği hakkındaki fikrimizi güçlendirmektedir.

En doğrusunu Allah bilir
İmhotep Hz.Yusuf mu?
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆
Yazar
Mesajlar
16,882
Tepki puanı
1,422
Düşünce
Sünni
Hiç bir peygamber hakkında tek bir kanıt yok.
Hz Zülkaneyn hakkında yazmıştık:
Naram Sin milattan önce 2254-2218 yılları arasında hüküm sürmüş bir Akad kralı- imparatorudur. Tarihte imparator unvanını alan ilk kraldır. Namı “Dünyanın dört tarafının kralı” dır. Kendisi peygamber kraldır. Birçok çeviride sanırım yetersiz bilgiden veya kasıttan dolayı “tanrı kral” gibi çeviri yapılmaktadır.

Kuran’da Kehf suresi 84. Ayetin devamında Zülkarneyn için “Ve ona her şeyden bir sebep verdik” denmektedir. Yani Zülkarneyn ’ne harita dışında başka araç ve gereçler de verilmiş demektir.

Bu arada Hadid suresi 25. Ayetten de bahsetmek gerekir.

Hadid suresi 25. Ayet:

لَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَأَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْمِيزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ وَأَنْزَلْنَا الْحَدِيدَ فِيهِ بَأْسٌ شَدِيدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللَّهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِ إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ (25)

Lekad erselnâ rusulenâ bil beyyinâti ve enzelnâ meahumul kitâbe vel mîzâne li yekûmen nâsu bil kıst(kıstı), ve enzelnâl hadîde fîhi be’sun şedîdun ve menâfiu lin nâsi ve li ya’lemallâhu men yansuruhu ve rusulehu bil gayb(gaybi), innallâhe kavîyyun azîz (azîzun).

Biz resullerimizi açık delillerle göndermiştik ve insanların standardı yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve ağırlık oluşturanı (ağırlık birimini) indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah’ın dinine ve resullerine görmeden yardım edenleri belirlemesi içindir. Kesinlikle Allah yaptırım güçlü, kuvvetlidir.

Ayetin başında standart ağırlık biriminden bahsedilmektedir. Bu peygamberler kimlerdir? En azından birinin kim olduğunu söyleyebilirim. Bu peygamber, Zülkarneyn yani Naram Sin’dir. Çünkü aşağıda göreceğimiz gibi, tarihte ilk kez standart ağırlık oluşturan birimi uygulayan kişi Naram Sin’dir.

Bu gün kullandığımız ağırlık birimimiz gramdır ve bu kelimenin Yunanca olduğu düşünülmektedir. Bir gram, bir santimetre küp suyun ağırlığına eşittir. Bir kilogram ise bir litre suyun ağırlığına eşittir. Tarihte ilk kez suyun ağırlığını standart olarak alan ve bunu tartı ağırlık ölçüsü, ağırlık birimi olarak kullanan Akad kralı Naram Sin’dir. Bu birimin ismi de gur-küptür. Gram küpe ne kadar benzediği sizin de dikkatlerinizden kaçmayacaktır. Aslında Yunanlılar bu birimi ve yöntemi Akadlardan almışlardır.

Bu ayet bizim Naram Sin’in Zülkarneyn olabileceği düşüncemizi kuvvetlendirmektedir. Ayrıca Naram Sin’in yani Zülkarneyn’in bir resul olduğunu ispat etmektedir.

Akadlar ise semitik bir kavimdir. Kısacası Arapların atalarıdır.

Naram Sin isminin anlamı “Sin’in sevdiği” demektir. Sin, o dönemde her şeyin yaratıcısı olan Tanrı, Allah anlamındadır. Aslında Naram Sin tek bir yaratıcıya inanan dindar biridir. Bu nedenle diğer putperest ibadetlerine karşı çıkmış ve onları ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Benim anladığım kadarıyla tam bir müslümandır. Fakat sonradan yazılan birçok tablette veya çeviride sanki putperest gibi anlatılmaya çalışılmıştır. Ölümünden sonra putperestlere karşı gösterdiği çabalar nedeni ile kötülenmiştir (The curse of Akkad ) (Wikipedia contributors. "Naram-Sin of Akkad." Wikipedia, The Free Encyclopedia. Wikipedia, The Free Encyclopedia, 11 Mar. 2016. Web. 24 Mar. 2016.)

Akad laneti tabletlerinde, putperestler başlarına gelen kötü olaylara Naram Sin’in putlara karşı kötü davranmasının neden olduğunu anlatmaktalardır.

Tarihi kaynaklarda taktığı iki boynuz şeklinin hilali, yani Sin denen yaratıcı tanrıyı ifade ettiği tezi mevcuttur. Bu iki boynuz aynı zamanda ilk imparatorluk tacıdır. Daha sonraki krallar ve imparatorların taç giymesinin de bundan kaynaklandığını düşünenler vardır. Çünkü yaratıcı Tanrı adına yönetici olmayı, İlahi halifelik görevini ifade etmektedir. İşte bu nedenle ayette “zu karneyn (iki boynuz sahibi)” denmeyip, “Zu el karneyn (iki boynuz sahibi, Taç sahibi)” denmektedir.

Naram Sin’den bahsetmişken onun çok büyük bir hayranı olan Asur’un son krallarından Nabonidus’tan da bahsetmek gerekir. Bu kral milattan önce 556-539 yılları arasında yaşamıştır. Çok ilginç bir kraldır. İsmi aslında “Nida Eden Nebi” anlamına gelmektedir. Yakaran peygamber anlamındadır. Vücudunda yaralar olan hasta bir kraldır. Krallığını on yıllığına oğluna bırakmış, tedavi amacıyla Arabistan’daki Teyma şehrine yerleşmiştir. Bazı rivayetlere göre ise Medine şehrine yerleşmiştir. Çünkü o dönemde bu bölgeler yalnızca Sin, yani yaratıcı Tanrı’ya tapanların (Haniflerin) tapınaklarının olduğu bölgelerdir. Nida Eden Nebi de sadece yaratıcı tanrı olan Sin’e kulluk etmeye çalışan biridir. Hatta kralken bile halkın tanrısı olan Marduk ve diğerlerine tapmayı reddetmiştir. Nida Eden Nebi, Naram Sin’in çok büyük bir hayranıdır. Onun antik sarayını buldurmak için arkeolojik kazılar yaptırmış ve yaşadığı zamanı hesaplattırmıştır. Bu nedenle arkeolojinin babası olarak kabul edilmiştir. On yıl sonra iyileşerek ülkesine dönmüştür. Fakat nihai akıbeti tam olarak bilinmemektedir. Kuran’da bahsedilen Eyüp peygambere benzemektedir. Ben bunların yani Asurluların Kuran’da bahsi geçen Sabiiler olduğunu düşünüyorum. Budizm’in kurucusu Gotama Buda ile bir bağlantısının olabileceğini de düşünüyorum. Çünkü kişisel özellikleri ve yaşadıkları zaman dilimi aynıdır. Ayrıca Nabonidus’un Pers işgalinden sonra bugünkü İran’ın Kermanya bölgesine gönderildiği yönünde veriler mevcuttur.(Wikipedia contributors. "Nabonidus." Wikipedia, The Free Encyclopedia. Wikipedia, The Free Encyclopedia, 1 Feb. 2016. Web. 28 Mar. 2016.)"

En doğrusunu Allah bilir.
Hadid suresi 25. ayet ve Zülkarneyn
 

Knightwalker

☆☆☆☆
Deneyimli
Mesajlar
4,806
Tepki puanı
1,190
Düşünce
Tarihselci
@Ebu Cehil @vld_ackrmn dostlar selam. Bir soru sormak isterim. Bu ayetin tercümesi ile ilgili bir tutarsızlık var mı?


وَاِذْ قَالَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ اِنّ۪ي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْت۪ي مِنْ بَعْدِي اسْمُهُٓ اَحْمَدُۜ فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌ


6.
Ve vaktiyle Meryem oğlu İsa: "Ey İsrailoğulları! Şüphesiz, ben, Tevrat'tan geriye kalmış (5) hakikat adına ne varsa hepsini doğrulamak ve benden sonra gelecek olan Ahmed adındaki bir elçiyi müjdelemek (6) için size gönderilmiş olan Allah'ın elçisiyim" dedi[ğinde de aynı şey geçerliydi.] Ama, [gelişini İsa'nın önceden haber verdiği] elçi hakikatin bütün kanıtlarıyla onlara (7) geldiğinde: "Bu [doğruluğunu iddia ettiğin mesaj], göz boyayan bir büyü[den başka bir şey değil]!" (8) demişlerdi.

5 - Lafzen, "ellerimin arasında bulunan" -sure 3, not 3'de izah edilen ifade.

6 - Bu öngörü, Yuhanna İncili'nde Hz. İsa'dan sonra geleceği belirtilen Paráklêtos'a (ki genellikle "Tesellî Edici/Rûhu'l-Kuds" olarak çevrilir) yapılan muhtelif atıflar tarafından desteklenmektedir. Bu deyim, Ârâmî Mawhamana isminin veya teriminin tam Yunanca karşılığı olan Períklytos'un ("Çok Övülen") bozulmuş şeklidir. (Ârâmî dilinin, Hz. İsa zamanında ve ondan yüzyıllar sonra Filistin'de kullanılan ve İncil'in -şimdi ortada bulunmayan- orijinal metinlerinin dili olduğu hatırlanmalıdır.) Períklytos ile Paráklêtos'un fonetik olarak birbirlerine yakınlığı karşısında, çevirmenlerin -yahut, daha büyük bir ihtimalle sonraki tarihlerdeki yazıcıların- bu iki ifadeyi nasıl karıştırdıklarını anlamak kolaylaşır. Hem Ârâmî Mawhamana hem de Yunanca Períklytos'un ikisinin de hamide ("övdü/hamdetti") fiilinden ve hamd ("övgü") isminden türetilmiş olan Son Peygamber'in iki ismi Muhammed ve Ahmed ile aynı anlamı taşımış olmasının önemi büyüktür. Peygamber Muhammed (s)'in zuhuru ile ilgili daha açık bir öngörü (ki bizzat ismiyle ve Arapça aslındaki şekliyle zikredilmiştir), şimdi uydurulmuş olarak görülse de, doğruluğu o zaman kabul edilen ve Papa Gelasius tarafından "zındıkça" görülüp yasaklanan ve M.S. 496 yılına kadar kiliselerde okunan Barnabas İncili'nde yer almıştır. Ancak bu İncil'in orijinal metni şimdi ortada olmadığından (sadece 16. yüzyılın sonlarındaki bir İtalyanca tercümesi elimizde olduğundan) bu hususun doğruluğu konusunda emin olmak mümkün değildir.
 

Ebu Cehil

Deneyimli
Mesajlar
1,368
Çözümler
1
Tepki puanı
1,198
Düşünce
Agnostik
@Ebu Cehil @vld_ackrmn dostlar selam. Bir soru sormak isterim. Bu ayetin tercümesi ile ilgili bir tutarsızlık var mı?


وَاِذْ قَالَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ اِنّ۪ي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْت۪ي مِنْ بَعْدِي اسْمُهُٓ اَحْمَدُۜ فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌ


6.
Ve vaktiyle Meryem oğlu İsa: "Ey İsrailoğulları! Şüphesiz, ben, Tevrat'tan geriye kalmış (5) hakikat adına ne varsa hepsini doğrulamak ve benden sonra gelecek olan Ahmed adındaki bir elçiyi müjdelemek (6) için size gönderilmiş olan Allah'ın elçisiyim" dedi[ğinde de aynı şey geçerliydi.] Ama, [gelişini İsa'nın önceden haber verdiği] elçi hakikatin bütün kanıtlarıyla onlara (7) geldiğinde: "Bu [doğruluğunu iddia ettiğin mesaj], göz boyayan bir büyü[den başka bir şey değil]!" (8) demişlerdi.

5 - Lafzen, "ellerimin arasında bulunan" -sure 3, not 3'de izah edilen ifade.

6 - Bu öngörü, Yuhanna İncili'nde Hz. İsa'dan sonra geleceği belirtilen Paráklêtos'a (ki genellikle "Tesellî Edici/Rûhu'l-Kuds" olarak çevrilir) yapılan muhtelif atıflar tarafından desteklenmektedir. Bu deyim, Ârâmî Mawhamana isminin veya teriminin tam Yunanca karşılığı olan Períklytos'un ("Çok Övülen") bozulmuş şeklidir. (Ârâmî dilinin, Hz. İsa zamanında ve ondan yüzyıllar sonra Filistin'de kullanılan ve İncil'in -şimdi ortada bulunmayan- orijinal metinlerinin dili olduğu hatırlanmalıdır.) Períklytos ile Paráklêtos'un fonetik olarak birbirlerine yakınlığı karşısında, çevirmenlerin -yahut, daha büyük bir ihtimalle sonraki tarihlerdeki yazıcıların- bu iki ifadeyi nasıl karıştırdıklarını anlamak kolaylaşır. Hem Ârâmî Mawhamana hem de Yunanca Períklytos'un ikisinin de hamide ("övdü/hamdetti") fiilinden ve hamd ("övgü") isminden türetilmiş olan Son Peygamber'in iki ismi Muhammed ve Ahmed ile aynı anlamı taşımış olmasının önemi büyüktür. Peygamber Muhammed (s)'in zuhuru ile ilgili daha açık bir öngörü (ki bizzat ismiyle ve Arapça aslındaki şekliyle zikredilmiştir), şimdi uydurulmuş olarak görülse de, doğruluğu o zaman kabul edilen ve Papa Gelasius tarafından "zındıkça" görülüp yasaklanan ve M.S. 496 yılına kadar kiliselerde okunan Barnabas İncili'nde yer almıştır. Ancak bu İncil'in orijinal metni şimdi ortada olmadığından (sadece 16. yüzyılın sonlarındaki bir İtalyanca tercümesi elimizde olduğundan) bu hususun doğruluğu konusunda emin olmak mümkün değildir.
Mealini soruyorsan şöyle:
Ve hani Meryem oğlu Îsa: "Ey İsrailoğulları! Ben, elinizdeki Tevrat'ı doğrulayan ve benden sonra gelecek olan, adı ahmed olan bir resulü müjdeleyen Allah'ın Resul'üyüm." demişti. Fakat onlara apaçık deliller getirince, onlar: "Bu, apaçık bir büyüdür." dediler.

Ekleme çıkarma yapmadan çevirisi bu.
 

vld_ackrmn

ll ☆
Yazar
Mesajlar
1,252
Tepki puanı
1,454
Düşünce
Agnostik
@Ebu Cehil @vld_ackrmn dostlar selam. Bir soru sormak isterim. Bu ayetin tercümesi ile ilgili bir tutarsızlık var mı?

John 14:16 - κἀγὼ ἐρωτήσω τὸν Πατέρα καὶ ἄλλον Παράκλητον δώσει ὑμῖν ἵνα μεθὑμῶν εἰς τὸν αἰῶνα,

Tercüme - I will ask the Father, and He will give you another Helper, that He may be with you forever;

Aramice - ܘܐܢܐ ܐܒܥܐ ܡܢ ܐܒܝ ܘܐܚܪܢܐ ܦܪܩܠܛܐ ܢܬܠ ܠܟܘܢ ܕܢܗܘܐ ܥܡܟܘܢ ܠܥܠܡ

John 14:17 - τὸ Πνεῦμα τῆς ἀληθείας, κόσμος οὐ δύναται λαβεῖν, ὅτι οὐ θεωρεῖ αὐτὸ οὐδὲ γινώσκει· ὑμεῖς γινώσκετε αὐτό, ὅτι παρ’ ὑμῖν μένει καὶ ἐν ὑμῖν ἔσται.

Tercüme - He is the Spirit of truth. The world is unable to receive Him because it doesn't see Him or know Him. But you do know Him, because He remains with you and will be in you.

Aramice - ܪܘܚܐ ܕܫܪܪܐ ܗܘ ܕܥܠܡܐ ܠܐ ܡܫܟܚ ܠܡܩܒܠܘܬܗ ܡܛܠ ܕܠܐ ܚܙܝܗܝ ܘܠܐ ܝܕܥܗ ܐܢܬܘܢ ܕܝܢ ܝܕܥܝܢ ܐܢܬܘܢ ܠܗ ܕܠܘܬܟܘܢ ܥܡܪ ܘܒܟܘܢ ܗܘ

1.John 2:1 - Τεκνία μου, ταῦτα γράφω ὑμῖν ἵνα μὴ ἁμάρτητε. καὶ ἐάν τις ἁμάρτῃ παράκλητον ἔχομεν πρὸς τὸν πατέρα Ἰησοῦν Χριστὸν δίκαιον·

Tercüme - My little children, I am writing you these things so that you may not sin. But if anyone does sin, we have an advocate with the Father--Jesus Christ the Righteous One.

Aramice - ܒܢܝ ܗܠܝܢ ܟܬܒ ܐܢܐ ܠܟܘܢ ܕܠܐ ܬܚܛܘܢ ܘܐܢ ܐܢܫ ܢܚܛܐ ܐܝܬ ܠܢ ܦܪܩܠܛܐ ܠܘܬ ܐܒܐ ܝܫܘܥ ܡܫܝܚܐ ܙܕܝܩܐ

Παράκλητον kelimesi Parakleton gibi okunuyor ve Aramice, Süryanice ve İbranicede (a-a-e-o) okunuşunda problem var çünkü nikkud seçimi var. Ama Grekçede yoktur. 1.John 2-1 i:

Yavrularım, bunları size günah işlemeyesiniz diye yazıyorum. Ama içimizden biri günah işlerse, adil olan İsa Mesih bizi Baba’nın önünde savunur. O günahlarımızı, yalnız bizim günahlarımızı değil, bütün dünyanın günahlarını da bağışlatan kurbandır.

Παράκλητον İsa içinde kullanılıyor. Hiç bir yerde PERİKLYTOS diye yazmaz. Linkleri vereyim:



Bazıları "Paracletos the Holy Spirit" yerine "Paracletos the Spirit" geçtiğini söylüyor. İlk öncelikle grekçede "Holy" Άγιος diye yazılır. Codex Sinaiticus John 14:16:

20210106_172115.jpg


Ben araştırdım bu konuyu. İncilde yok. Başka veriler varsa bakarız hocam.
 

DemoKratos

Vl ☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
9,103
Çözümler
1
Tepki puanı
6,093
Düşünce
Ateist
Bu peygamber denen uydurmaların en yakın zamanda, en sonuncusu olduğu söylenenin, yattığı iddia edilen yerde eşşek yatıyor olsa biz bunu bilebilecek miyiz? Hayır, incelemeye izin vermiyorlar.

En yakın zamanda olanı, en sonuncusu olduğu iddia edileni böyleyse daha geriye ne mevzu kalıyor yahu? 🤨
 

Knightwalker

☆☆☆☆
Deneyimli
Mesajlar
4,806
Tepki puanı
1,190
Düşünce
Tarihselci
John 14:16 - κἀγὼ ἐρωτήσω τὸν Πατέρα καὶ ἄλλον Παράκλητον δώσει ὑμῖν ἵνα μεθὑμῶν εἰς τὸν αἰῶνα,

Tercüme - I will ask the Father, and He will give you another Helper, that He may be with you forever;

Aramice - ܘܐܢܐ ܐܒܥܐ ܡܢ ܐܒܝ ܘܐܚܪܢܐ ܦܪܩܠܛܐ ܢܬܠ ܠܟܘܢ ܕܢܗܘܐ ܥܡܟܘܢ ܠܥܠܡ

John 14:17 - τὸ Πνεῦμα τῆς ἀληθείας, κόσμος οὐ δύναται λαβεῖν, ὅτι οὐ θεωρεῖ αὐτὸ οὐδὲ γινώσκει· ὑμεῖς γινώσκετε αὐτό, ὅτι παρ’ ὑμῖν μένει καὶ ἐν ὑμῖν ἔσται.

Tercüme - He is the Spirit of truth. The world is unable to receive Him because it doesn't see Him or know Him. But you do know Him, because He remains with you and will be in you.

Aramice - ܪܘܚܐ ܕܫܪܪܐ ܗܘ ܕܥܠܡܐ ܠܐ ܡܫܟܚ ܠܡܩܒܠܘܬܗ ܡܛܠ ܕܠܐ ܚܙܝܗܝ ܘܠܐ ܝܕܥܗ ܐܢܬܘܢ ܕܝܢ ܝܕܥܝܢ ܐܢܬܘܢ ܠܗ ܕܠܘܬܟܘܢ ܥܡܪ ܘܒܟܘܢ ܗܘ

1.John 2:1 - Τεκνία μου, ταῦτα γράφω ὑμῖν ἵνα μὴ ἁμάρτητε. καὶ ἐάν τις ἁμάρτῃ παράκλητον ἔχομεν πρὸς τὸν πατέρα Ἰησοῦν Χριστὸν δίκαιον·

Tercüme - My little children, I am writing you these things so that you may not sin. But if anyone does sin, we have an advocate with the Father--Jesus Christ the Righteous One.

Aramice - ܒܢܝ ܗܠܝܢ ܟܬܒ ܐܢܐ ܠܟܘܢ ܕܠܐ ܬܚܛܘܢ ܘܐܢ ܐܢܫ ܢܚܛܐ ܐܝܬ ܠܢ ܦܪܩܠܛܐ ܠܘܬ ܐܒܐ ܝܫܘܥ ܡܫܝܚܐ ܙܕܝܩܐ

Παράκλητον kelimesi Parakleton gibi okunuyor ve Aramice, Süryanice ve İbranicede (a-a-e-o) okunuşunda problem var çünkü nikkud seçimi var. Ama Grekçede yoktur. 1.John 2-1 i:

Yavrularım, bunları size günah işlemeyesiniz diye yazıyorum. Ama içimizden biri günah işlerse, adil olan İsa Mesih bizi Baba’nın önünde savunur. O günahlarımızı, yalnız bizim günahlarımızı değil, bütün dünyanın günahlarını da bağışlatan kurbandır.

Παράκλητον İsa içinde kullanılıyor. Hiç bir yerde PERİKLYTOS diye yazmaz. Linkleri vereyim:



Bazıları "Paracletos the Holy Spirit" yerine "Paracletos the Spirit" geçtiğini söylüyor. İlk öncelikle grekçede "Holy" Άγιος diye yazılır. Codex Sinaiticus John 14:16:

8473 ekini görüntüle

Ben araştırdım bu konuyu. İncilde yok. Başka veriler varsa bakarız hocam.
Hocam yani İncilde yazan "Παράκλητον" kutsal ruh mu demek özet olarak?
 
Yazan tarafından düzenlendi:

Ebu Cehil

Deneyimli
Mesajlar
1,368
Çözümler
1
Tepki puanı
1,198
Düşünce
Agnostik
Hocam yani İncilde yazan "Παράκλητον" kutsal ruh mu demek özet olarak?
Bende Arapça İncil var, orada ise şöyle diyor: "رُوحُ الْحَقَّ" rûhu l-hakka
Yani, "gerçek ruh" anlamına geliyor.


Kutsal Ruh, Kuran'da, "Rûhu l-kudüs" olarak geçer.
 
Yazan tarafından düzenlendi:

vld_ackrmn

ll ☆
Yazar
Mesajlar
1,252
Tepki puanı
1,454
Düşünce
Agnostik
Şunu not edeyim. Gerçeğin ruhu sonsuza kadar sizinle kalacak diye bir bağlam var. Grekçe de o işaretlediğim kelime αἰώνιος diye okunuyor. Üç esas anlamı var. 1) Başlangıçtan sona kadar 2) Çağ 3) Sonsuza kadar. Bağlama bakınca sonsuza kadar olması daha uygun. Ama grekçe uzmanının bakması gerek. Link bırakıyorum:

 

Knightwalker

☆☆☆☆
Deneyimli
Mesajlar
4,806
Tepki puanı
1,190
Düşünce
Tarihselci
Bende Arapça İncil var, orada ise şöyle diyor: "رُوحُ الْحَقَّ" rûhu l-hakka
Yani, "gerçek ruh" anlamına geliyor.


Kutsal Ruh, Kuran'da, "Rûhu l-kudüs" olarak geçer.
Doğru.

RUHÜ’L-KUDÜS

“Ruh” ve “kudüs” sözcüklerinin anlamları belli olduğuna göre, “Ruhü’l-Kudüs” tamlamasının anlamının da yukarıdaki her iki anlamdan hangisinin kabul edileceğine bağlı olarak iki şıklı olması söz konusudur.

1-“Kudüs” sözcüğünün anlamının “temiz” olduğu kabul edilirse, “Ruhü’l-Kudüs” tabiri de “temizin canı” demek olur ki, bu ifade anlamsızdır. Lâkin klâsik eserlerde ” رجل صِدقRacülün sıdkın” ve ” خاتم الجودhatimi’l cud” şeklindeki iki tamlamanın Araplar tarafından kullanılmış olduğu hususu yer almaktadır. Bu tamlamalar yapısal olarak birer isim tamlaması olmalarına rağmen sıfat tamlaması gibi kabul edilmişler ve ona göre anlamlandırılmışlardır. Bir isim tamlaması olan “Ruhü’l-Kudüs” ifadesi de, eğer klâsik eserlerde belirtilen istisnai örneklere eklenir ve kural dışı olarak sıfat tamlaması kabul edilirse, bu zorlamayla tamlamanın manası “temiz can” demek olur. “Ruh” sözcüğünün yerine “vahy [ilâhî bilgi]” konduğunda ise “Ruhü’l-Kudüs” de “Temiz ilâhî bilgi, Allah’tan gelen temiz bilgi” anlamına gelir. “Ruhü’l-Kudüs” tamlamasının bu anlamıyla eş anlamlı olan bir diğer tamlama da “er-Ruhü’l-Emin [güvenilir, sağlam ilâhî bilgi]” tamlamasıdır.

Ortaya çıkan sonuç özet olarak şudur: Kur’an’da geçen “Ruhü’l-Kudüs” ifadeleri, “Vahy, Allah’tan gelen temiz, sağlam bilgiler” demek olup kesinlikle “Cebrail adı verilen vahiy meleği” demek değildir.

 

DemoKratos

Vl ☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
9,103
Çözümler
1
Tepki puanı
6,093
Düşünce
Ateist
"Tenezzelül melaiketu ver ruhu" dediğinde buradaki ruh ne? "Kulli emr" yani bütün işler için inerlermiş. Miş! Mişmiş miş de mışmış mış tabii ki de ne demeye çalışıyor?

Bir aklayıp paklayamadınız şu Arap terelellisini. Kırk dereden kırk deve yükü su getirseniz bu aklanmaz paklanmaz. Boşa cırmalamayın.
 

Ebu Cehil

Deneyimli
Mesajlar
1,368
Çözümler
1
Tepki puanı
1,198
Düşünce
Agnostik
Doğru.

RUHÜ’L-KUDÜS

“Ruh” ve “kudüs” sözcüklerinin anlamları belli olduğuna göre, “Ruhü’l-Kudüs” tamlamasının anlamının da yukarıdaki her iki anlamdan hangisinin kabul edileceğine bağlı olarak iki şıklı olması söz konusudur.

1-“Kudüs” sözcüğünün anlamının “temiz” olduğu kabul edilirse, “Ruhü’l-Kudüs” tabiri de “temizin canı” demek olur ki, bu ifade anlamsızdır. Lâkin klâsik eserlerde ” رجل صِدقRacülün sıdkın” ve ” خاتم الجودhatimi’l cud” şeklindeki iki tamlamanın Araplar tarafından kullanılmış olduğu hususu yer almaktadır. Bu tamlamalar yapısal olarak birer isim tamlaması olmalarına rağmen sıfat tamlaması gibi kabul edilmişler ve ona göre anlamlandırılmışlardır. Bir isim tamlaması olan “Ruhü’l-Kudüs” ifadesi de, eğer klâsik eserlerde belirtilen istisnai örneklere eklenir ve kural dışı olarak sıfat tamlaması kabul edilirse, bu zorlamayla tamlamanın manası “temiz can” demek olur. “Ruh” sözcüğünün yerine “vahy [ilâhî bilgi]” konduğunda ise “Ruhü’l-Kudüs” de “Temiz ilâhî bilgi, Allah’tan gelen temiz bilgi” anlamına gelir. “Ruhü’l-Kudüs” tamlamasının bu anlamıyla eş anlamlı olan bir diğer tamlama da “er-Ruhü’l-Emin [güvenilir, sağlam ilâhî bilgi]” tamlamasıdır.

Ortaya çıkan sonuç özet olarak şudur: Kur’an’da geçen “Ruhü’l-Kudüs” ifadeleri, “Vahy, Allah’tan gelen temiz, sağlam bilgiler” demek olup kesinlikle “Cebrail adı verilen vahiy meleği” demek değildir.

Kudüs kelimesi normalde "manevi temizlik" anlamına gelir.
Ama buradan yola çıkarak, Rûhul Kudüs'e "temiz bilgi" demek bence zorlama bir yorum.
Ruh kelimesinin taa gidip en ummadık anlamlarından yola çıkarak çıkarım yapmak bence saçma.
Gelenekte, Rûhul Kudüs tamlaması "Cebrail" olarak geçer.
Bir çok ayette de, Ruhül Kudüs'ten bahseder.

Mesela, şu ayete bakalım:
Meryem 17: Onlarla arasına bir perde çekti. Derken kendisine ruhumuzu (Cebrail'i) gönderdik de o, düzgün bir insan şeklinde ona göründü.

Bu ayete göre, Allah'ın Meryem'e gönderdiği ruh, insan şeklinde görünmüş. Demek ki bu ruhdan kasıt bir varlık.

Devam edelim ayete.

Meryem 18: Meryem: “Beni senden koruması için çok esirgeyici olan Allah’a sığınıyorum! Eğer Allah’tan sakınan bir kimse isen ” dedi.

Meryem 19: Dedi ki: "Ben sadece Rabb'inin elçisiyim dedi. Sana tertemiz bir erkek çocuğu armağan etmek için geldim.

19.ayete göre, Ruh, Rabb'in elçisi imiş. Demek ki bu ruh, Cebrail.

Meryem 17-18-19.ayetlerden çok rahat bir şekilde anlıyoruz ki, Rûhul Kudüs dediği şey Cebrail. Geleneksel İslam da bunu diyor.

Bir ayetten daha bakalım.

Nahl 102: De ki: "İman edenlerin; imanlarını pekiştirmek, Müslümanlara kılavuz ve müjde olmak üzere, Rabb'inden Hakk ile Ruhul Kudüs onu indirdi.

Bu ayete göre de, Ruhul Kudüs Kuran'ı indiriyor. E bariz Cebrail işte.

E apaçık, ihtilafsız bu Ruhül Kudüs = Cebrail.
 

Knightwalker

☆☆☆☆
Deneyimli
Mesajlar
4,806
Tepki puanı
1,190
Düşünce
Tarihselci
"Tenezzelül melaiketu ver ruhu" dediğinde buradaki ruh ne? "Kulli emr" yani bütün işler için inerlermiş. Miş! Mişmiş miş de mışmış mış tabii ki de ne demeye çalışıyor?

Bir aklayıp paklayamadınız şu Arap terelellisini. Kırk dereden kırk deve yükü su getirseniz bu aklanmaz paklanmaz. Boşa cırmalamayın.
Abdülmecit abi sen artık emekli olsan? Triger koptu senin bunlarla uğraşmaktan. Hem kendin yazıp kendin okuyorsun bir tek. Naçizane.
 

Knightwalker

☆☆☆☆
Deneyimli
Mesajlar
4,806
Tepki puanı
1,190
Düşünce
Tarihselci
Kudüs kelimesi normalde "manevi temizlik" anlamına gelir.
Ama buradan yola çıkarak, Rûhul Kudüs'e "temiz bilgi" demek bence zorlama bir yorum.
Ruh kelimesinin taa gidip en ummadık anlamlarından yola çıkarak çıkarım yapmak bence saçma.
Gelenekte, Rûhul Kudüs tamlaması "Cebrail" olarak geçer.
Bir çok ayette de, Ruhül Kudüs'ten bahseder.

Mesela, şu ayete bakalım:
Meryem 17: Onlarla arasına bir perde çekti. Derken kendisine ruhumuzu (Cebrail'i) gönderdik de o, düzgün bir insan şeklinde ona göründü.

Bu ayete göre, Allah'ın Meryem'e gönderdiği ruh, insan şeklinde görünmüş. Demek ki bu ruhdan kasıt bir varlık.

Devam edelim ayete.

Meryem 18: Meryem: “Beni senden koruması için çok esirgeyici olan Allah’a sığınıyorum! Eğer Allah’tan sakınan bir kimse isen ” dedi.

Meryem 19: Dedi ki: "Ben sadece Rabb'inin elçisiyim dedi. Sana tertemiz bir erkek çocuğu armağan etmek için geldim.

19.ayete göre, Ruh, Rabb'in elçisi imiş. Demek ki bu ruh, Cebrail.

Meryem 17-18-19.ayetlerden çok rahat bir şekilde anlıyoruz ki, Rûhul Kudüs dediği şey Cebrail. Geleneksel İslam da bunu diyor.

Bir ayetten daha bakalım.

Nahl 102: De ki: "İman edenlerin; imanlarını pekiştirmek, Müslümanlara kılavuz ve müjde olmak üzere, Rabb'inden Hakk ile Ruhul Kudüs onu indirdi.

Bu ayete göre de, Ruhul Kudüs Kuran'ı indiriyor. E bariz Cebrail işte.

E apaçık, ihtilafsız bu Ruhül Kudüs = Cebrail.
Hocam arapçam olmadığı için sienin kadar değerlendiremiyorum malum.
 

Knightwalker

☆☆☆☆
Deneyimli
Mesajlar
4,806
Tepki puanı
1,190
Düşünce
Tarihselci
Kudüs kelimesi normalde "manevi temizlik" anlamına gelir.
Ama buradan yola çıkarak, Rûhul Kudüs'e "temiz bilgi" demek bence zorlama bir yorum.
Ruh kelimesinin taa gidip en ummadık anlamlarından yola çıkarak çıkarım yapmak bence saçma.
Gelenekte, Rûhul Kudüs tamlaması "Cebrail" olarak geçer.
Bir çok ayette de, Ruhül Kudüs'ten bahseder.

Mesela, şu ayete bakalım:
Meryem 17: Onlarla arasına bir perde çekti. Derken kendisine ruhumuzu (Cebrail'i) gönderdik de o, düzgün bir insan şeklinde ona göründü.
Hocam tüm mealciler burada"cebrail" kelimesini parantezlemişler.

Bu ayete göre, Allah'ın Meryem'e gönderdiği ruh, insan şeklinde görünmüş. Demek ki bu ruhdan kasıt bir varlık.
Hocam insan şeklinde görünen elçi canlı kanlı Zekeriya peygamber zaten. Cebrail değil. 34.Ayete kadar oku lütfen.

Meryem, Elçinin öğüdüne uyarak oruç tutmuş ve kavminin üzücü ithamlarına rağmen onlara cevap vermemiştir. Konuşmamasından başka bir de Size o cevap verecek şeklinde ZEKERİYA peygamberi işaret etmesi ise herkesi çileden çıkarmış ve kavminin ““Biz, yüksek mevkide olan kişiler, Sabiî; bizim dinimizi terk etmiş birine nasıl söz söyleriz/ Biz, yüksek mevkide olan kişiler, Sabiî; bizim dinimizi terk etmiş birine nasıl söz söyler?” sözlerine muhatap olmuştur.

Bu ayetlerden de Zekeriyya peygamberin de oğlu Yahya gibi Sabii olduğu; Yahudi olmayıp Yahudiliği terk etmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Devam edelim ayete.

Meryem 18: Meryem: “Beni senden koruması için çok esirgeyici olan Allah’a sığınıyorum! Eğer Allah’tan sakınan bir kimse isen ” dedi.

Meryem 19: Dedi ki: "Ben sadece Rabb'inin elçisiyim dedi. Sana tertemiz bir erkek çocuğu armağan etmek için geldim.

19.ayete göre, Ruh, Rabb'in elçisi imiş. Demek ki bu ruh, Cebrail.

Meryem 17-18-19.ayetlerden çok rahat bir şekilde anlıyoruz ki, Rûhul Kudüs dediği şey Cebrail. Geleneksel İslam da bunu diyor.
Değil hocam.(alıntı)

Yine bu âyetin orijinalindekiنكلّم[nükellimü]diye okunan sözcüğün, ilk Mushaflarda harekesiz oluşu ve bu sözcüğü oluşturan harflerinيكلّم[yükellimü]şeklinde de okunabileceği gerçeğinden hareket edildiğinde âyetin anlamı, “Bunun üzerine Meryem ona; doğum anında aşağısında bulunan kişiye; Zekeriyya’ya işaret etti, ondan gelişmeleri açıklamasını istedi” onlar da “Biz, yüksek mevkide olan kişiler, Sabiî; bizim dinimizi terk etmiş birine nasıl söz söyleriz/Biz, yüksek mevkide olan kişiler, Sabiî; bizim dinimizi terk etmiş birine nasıl söz söyler” şeklinde olur.

Âyetteki sözcüklerin kıraatlerini ve anlamlarını böylece açıkladıktan sonra pasajdaki âyetlerin tertibi konusuna yeniden dönüyoruz.

Elimizdeki Mushafın 30. âyeti,قال[qâle/o dedi ki]ifadesiyle başlamaktadır. Bu âyet, 29. âyetin devamında tertip edilerek, Îsâ, beşikteki çocuk dedi ki: “…” anlamı oluşturulmuştur. Bu sözcükler, beşikteki çocuğun konuşamayacağını ileri sürenlere bir gösteri durumunda olsa idi, teknik olarak cümle “fâ-i takibiyye” ile başlayarak ifadenin,فقال[fe qâle]şeklinde olması gerekirdi. Nitekim 29. âyette Meryem’e yapılan ithama karşı Meryem’in savunması, فأشارت اليه[fe eşâretileyhi/bunun üzerine o, (yani, Meryem), o’na Zekeriyya’a işaret etti] şeklinde “fa-i takıbiyye” ile gelmiştir.

Kısacası 30. âyetde, teknik yönden bulunduğu yere uygun değildir. 30. âyet teknik ve anlam itibariyle, 34. âyetin devamıdır. Cümle hâlinde 31-33 ve 36. âyetler ile birlikte 34. âyette yer alan “Meryem oğlu Îsâ” ifadesinin sıfatıdır. Bu kabule göre paragrafın anlamı şöyle olacaktır:

29.Bunun üzerine Meryem ona; doğum anında aşağısında bulunan kişiye; Zekeriyya’ya işaret etti, ondan gelişmeleri açıklamasını istedi. Zekeriyya, Meryem’in zina etmeden çocuğu doğurduğuna kefil olup çocuğun ma’bedde yetiştirilmesini istedi. Onlar, “Biz, yüksek mevkide olan kişiler, Sabiî; bizim dinimizi terk etmiş birine nasıl söz söyleriz/ Biz, yüksek mevkide olan kişiler, Sabiî; bizim dinimizi terk etmiş birine nasıl söz söyler?” dediler.
Bir ayetten daha bakalım.

Nahl 102: De ki: "İman edenlerin; imanlarını pekiştirmek, Müslümanlara kılavuz ve müjde olmak üzere, Rabb'inden Hakk ile Ruhul Kudüs onu indirdi.

Bu ayete göre de, Ruhul Kudüs Kuran'ı indiriyor. E bariz Cebrail işte.

E apaçık, ihtilafsız bu Ruhül Kudüs = Cebrail.
Görüldüğü gibi, 101. ayette açık ve net olarak Kur’an’ın “Allah’ın indirmesi” olduğu bildirilmektedir. 102. ayetteki “Ruhulkudüs” ifadesini “Cebrail” olarak yorumlayanlar ise bu yorumlarına dayanarak Kur’an’ı Cebrail adlı meleğin indirdiğini ileri sürmektedirler.

“Ruh” sözcüğünün esas anlamı “can [vücudu diri tutan cevher]” demektir.[9] Ancak sözcük Kur’an’da bu anlamda değil, “kişi ve toplumları toplumsal hayatta diri, sağlıklı kılan can, vahiy” anlamında kullanılmıştır. Bu hususun ayrıntıları Kadr suresinin tahlilinde belirtilmiştir.

“Kudüs” sözcüğünün anlamı ise bu sözcüğün hangi sözcükten geldiğine dair yapılacak kabule bağlıdır ve bunun için iki olasılık söz konusudur:

1- Sözcüğün “temizlik” anlamındaki “kuds” sözcüğünden geldiği kabul edilirse, “kudüs” sözcüğü de “temiz” anlamına geliyor demektir. “Kuds” sözcüğü ve onun “mukaddes”, “mukaddesat”, “nükaddisü” gibi türevleri Kur’an’da on bir yerde geçmektedir.

2- Sözcüğün Allah’ın isimlerinden biri olan “ قدّوسKuddüs” sözcüğünden bozulduğu kabul edilirse, “kudüs” sözcüğü de “tüm kirliliklerden arınık, tertemiz” anlamına geliyor demektir. Sadece Allah için kullanılan “Kuddüs” sözcüğü, Haşr suresinin 23. ve Cuma suresinin 1. ayetlerinde olmak üzere Kur’an’da iki yerde geçmektedir.

Netice olarak, Şuara/193’te geçen “er-Ruhü’l-Emin” ifadesinin kişileştirilerek “Cebrail” olarak yorumlanması yanlıştır. Burada “emin, güvenilir, sağlam” olarak nitelenmiş olan ve uyarıcılardan olmasını sağlamak için peygamberimizin kalbine Allah tarafından indirilmiş olduğu bildirilen “ruh, bilgi, vahiy”, Mücadele/22’de de açıkça ifade edildiği gibi, inananları güçlendirmek üzere yine Allah tarafından indirilmiştir.

 

Ebu Cehil

Deneyimli
Mesajlar
1,368
Çözümler
1
Tepki puanı
1,198
Düşünce
Agnostik
Yine bu âyetin orijinalindekiنكلّم[nükellimü]diye okunan sözcüğün, ilk Mushaflarda harekesiz oluşu ve bu sözcüğü oluşturan harflerinيكلّم[yükellimü]şeklinde de okunabileceği gerçeğinden hareket edildiğinde âyetin anlamı, “Bunun üzerine Meryem ona; doğum anında aşağısında bulunan kişiye; Zekeriyya’ya işaret etti, ondan gelişmeleri açıklamasını istedi” onlar da “Biz, yüksek mevkide olan kişiler, Sabiî; bizim dinimizi terk etmiş birine nasıl söz söyleriz/Biz, yüksek mevkide olan kişiler, Sabiî; bizim dinimizi terk etmiş birine nasıl söz söyler” şeklinde olur.

Âyetteki sözcüklerin kıraatlerini ve anlamlarını böylece açıkladıktan sonra pasajdaki âyetlerin tertibi konusuna yeniden dönüyoruz.

Elimizdeki Mushafın 30. âyeti,قال[qâle/o dedi ki]ifadesiyle başlamaktadır. Bu âyet, 29. âyetin devamında tertip edilerek, Îsâ, beşikteki çocuk dedi ki: “…” anlamı oluşturulmuştur. Bu sözcükler, beşikteki çocuğun konuşamayacağını ileri sürenlere bir gösteri durumunda olsa idi, teknik olarak cümle “fâ-i takibiyye” ile başlayarak ifadenin,فقال[fe qâle]şeklinde olması gerekirdi. Nitekim 29. âyette Meryem’e yapılan ithama karşı Meryem’in savunması, فأشارت اليه[fe eşâretileyhi/bunun üzerine o, (yani, Meryem), o’na Zekeriyya’a işaret etti] şeklinde “fa-i takıbiyye” ile gelmiştir.

Kısacası 30. âyetde, teknik yönden bulunduğu yere uygun değildir. 30. âyet teknik ve anlam itibariyle, 34. âyetin devamıdır. Cümle hâlinde 31-33 ve 36. âyetler ile birlikte 34. âyette yer alan “Meryem oğlu Îsâ” ifadesinin sıfatıdır. Bu kabule göre paragrafın anlamı şöyle olacaktır:

29.Bunun üzerine Meryem ona; doğum anında aşağısında bulunan kişiye; Zekeriyya’ya işaret etti, ondan gelişmeleri açıklamasını istedi. Zekeriyya, Meryem’in zina etmeden çocuğu doğurduğuna kefil olup çocuğun ma’bedde yetiştirilmesini istedi. Onlar, “Biz, yüksek mevkide olan kişiler, Sabiî; bizim dinimizi terk etmiş birine nasıl söz söyleriz/ Biz, yüksek mevkide olan kişiler, Sabiî; bizim dinimizi terk etmiş birine nasıl söz söyler?” dediler.
Hocam, bu yaptığın riskli bir yorum yalnız. Nukellimu sözcüğündeki nun harfinin ye harfi olması lazım diyorlar. Bu mantıkla yola çıkarsak, Kurandaki yazımı birbirine benzeyen harfleri kafamıza göre değiştirelim. Olmaz ki böyle. Yani bunlar işlerine geldiği gibi yorumlamışlar. Katılmıyorum onlara.

8.FARKLILIK;

Hafs Mushafında: Hicr 8: "ma nunezzilu(مَا نُنَزِّلُ)" = biz indirmeyiz
Verş/ Qaloon/ Duri/ Bezzi Mushafında: Hicr 8: "ma tenezzelu(مَا تَنَزَّلُ)" = sen indirmezsin

Hafs Mushafında: Hicr 8: Hak olmaksızın biz melekleri indirmeyiz. O zaman da onlara göz açtırılmaz.
Diğer Mushaflarda: Hicr 8: Hak olmaksızın sen melekleri indirmezsin. O zaman da onlara göz açtırılmaz. Anlamlarına geliyor.
Benzer bir konuyu burada ele almıştım.

“Kuds” sözcüğü ve onun “mukaddes”, “mukaddesat”, “nükaddisü” gibi türevleri Kur’an’da on bir yerde geçmektedir.
Yalnız hocam, mukaddes kelimesi "kutsal" anlamına gelir.

Arapça kds kökünden gelen mukaddes مقدّس "kutsanmış" sözcüğünden alıntıdır. Arapça takdis تقديس "takdis etme, kutsama" sözcüğünün tef'il vezni (II) mefulüdür.

Maide 21: Ey kavmim! Allah'ın, sizin için yazdığı, kutsal topraklara girin. Gerisin geri dönmeyin. Yoksa ters yüz olarak hüsrana uğrarsınız.

Yâ kavmidhulûl ardal mukaddesete lletî keteballâhu lekum ve lâ terteddû alâ edbârikum fe tenkalibû hâsirîne
 

Son konular

Üst