İçinden Geleni Yaz

Heretik

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
922
Tepki puanı
406
Düşünce
Ateist
Konu Sahibi
Bu konu altında, hoşunuza giden yazıları veya kendi yazılarınızı paylaşabilir, şu anki duygularınızı paylaşabilirsiniz.

- Kimseyi hedef almak yok.

- Din tartışması ve/veya din ile ilgili bir konu paylaşılmayacak.
 

Heretik

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
922
Tepki puanı
406
Düşünce
Ateist
Konu Sahibi
"Aslan cesurluğuyla tanınan bir hayvan diyebiliriz. Ama hangi insanın cesur, hangisinin korkak, hangisinin nankör, hangisinin kindar, hangisinin hangisinin güçlü, hangisinin sadık olduğu doğuştan bilinemez. İnsanoğlunda her soy nitelik bulunduğu için neye çektiği zamanla anlaşılır."
 

Mete Turan

☆☆☆☆☆
Senato Başkanı
Mesajlar
1,948
Tepki puanı
1,280
Düşünce
Agnostik
Cesur olmak, tartışmaktan, konuşmaktan korkmamaktır. Korkak olmak, yasaklamaktır, sansürlemektir, fikir münakaşası yapamamaktır. Korkak, fikrinin zayıf olduğunu bildiği için kaçar. Tartışamaz, konuşamaz.
 

Heretik

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
922
Tepki puanı
406
Düşünce
Ateist
Konu Sahibi
"Eleştirel düşünmeyi bilmeyen, bilimle uğraşamaz, problem çözemez, sorgulayamaz. Eleştirel düşünmeyi bilmeyen toplumsal barışı sağlayamaz. Eleştirel düşünen bireyler ön yargıları, varsayımları ile bilgiyi sınar, sonuçlarını tartışır, tuzağa düşmez. Eleştirel düşünen bireyler esnektir, sabırlıdır, değişime açıktır. Eleştirel düşünme bireyleşme, yurttaşlaşma, siyasal ve hukuksal okuryazarlık, etik anlayış, dili çözümleyebilme ve kullanabilme, uzlaşma, barış kültürü, karar vermek ve verilen kararlara uymak için şarttır."
 

Heretik

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
922
Tepki puanı
406
Düşünce
Ateist
Konu Sahibi
Yıldızları sayarken, aklıma gelen bir anı, o tuhaf his. Unutmak istediğim ama kafamın içinde bir yerlerde kalan anılar. Kendimi kandıramam; özlüyorum...
 

Ra's Al Ghul

☆☆☆
Üye
Mesajlar
1,314
Tepki puanı
121
Düşünce
Sünni
Dr. Strange Marvel'in en iyi filmi değil ama efektleri harika. Filmde Ancient One (kadim kişi) Dr. Strange'a derin düşünce sanatını öğretiyor. Bence filmin en anlamlı bölümleri burada yaşanıyor. Döndürüp dönürüp aynı sahneleri izliyorum. Dr. Strange'nin mantığını yenmek için verdiği savaş filmin ana teması. Mantık yerini teslimiyete bırakıyor ve Dr. Strange'ın hakikat yolculuğu başlıyor. Filmin sonunda doktorun şeytanı basit bir yolla alt etmesi sinir bozucu olsa da şahane efektleri sayesinde izlemeye doyamıyorsunuz.
 

Ra's Al Ghul

☆☆☆
Üye
Mesajlar
1,314
Tepki puanı
121
Düşünce
Sünni
@ abi selamun aleyküm, hoş geldin.
 

Heretik

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
922
Tepki puanı
406
Düşünce
Ateist
Konu Sahibi
İnsanlar toplum içinde maskelere bürünür, gerçek yüzlerini göremezsiniz.
 

Coolumsu

Üye
Mesajlar
148
Tepki puanı
33
Düşünce
Muvahhid
Meğer acıymış insanı olgunlaştıran, güçlü kılan..
 

Heretik

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
922
Tepki puanı
406
Düşünce
Ateist
Konu Sahibi
Bu konuyu canlandıralım. İçinizden geleni yazın.
 

Heretik

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
922
Tepki puanı
406
Düşünce
Ateist
Konu Sahibi
Toplumdaki sorunları çözmeye önce kendimizden başlamalıyız. Gözlemlerime göre kitap büyük bir çoğunluk için kahve ile fotoğrafının çekilip bir kenara atıldığı bir şey olarak görülüyor. İnsanlara okumayı sevdirmeliyiz.
 

NickelBack

☆☆
Üye
Mesajlar
141
Tepki puanı
96
Düşünce
Agnostik
Çok çalışmakla oluyor mu acaba?

Çok çalışıp, çok kazanıp, az harcamak mı lazım? Yoksa yeteri kadar çalışıp, geri kalan zamanda biraz sallamak mı lazım hayatı? Çok istediklerimizi, gerçekten istiyor muyuz? Yoksa sistem bize bunu mu diretiyor zorla?

Çalış, çalış kimseye yetmiyor. ‘Ne haber? Ne yapıyorsun?’ diye sorduğun herkes şikayette. ‘İyi misin?’ diye sordukların ‘Sürünüp gidiyoruz’ diye yanıtlıyor. Sanki insanoğlu değil, sürüngen familyasındanız, doğamızda var sürünmek.

Hiç ‘Çok iyi gidiyor, harika bir hayatım var’ diye yanıt aldığınız oldu mu birinden? Ya çok çalışıyordur, ya işler iyi gitmiyordur ya da para yetiştiremiyordur hayatına. Genel bir ‘çok çalışan mutsuz çoğunluk’ olma durumumuz var.

Kiradan kurtulmak için girdiğiniz, ömür boyu ödemekle yükümlü olduğunuz faizli ev kredisini ödemekle mi geçecek hayat? On dört yıl sonra kredi bitince çok mu rahatlayacaksınız yani?

ÖTV’siyle, KDV’siyle iki katı para ödediğimiz, çok da hayallerimizi süslemeyen arabaya, bir araba parası da faiz ödeyerek sahip olunca ne kadar mutluyuz sürücü koltuğunda? Bir depo benzine iki depo da vergi ödeyerek fıldır fıldır da gezinemiyoruz sonuçta. Gezinirken, mayın gibi dolaşan diğer insanlarla tepişmiyor muyuz ayrıca trafikte?

Kafayı değiştirmeden, bu sorulara olumlu cevap vermek mümkün değil maalesef. Evet, bizden sonra gelenlere bir şeyler bırakmak önemli hissettiriyor olabilir. Çocuklar için perişan halde çalışmak da. Kariyeri bir şekilde halledip sonra kendi hayatına bakmak isteyenler de olabilir aranızda. Ama o kariyer hiç bir zaman tam da istediğiniz gibi hallolmayacak, bunu bilesiniz.

Kafayı değiştirmekten kastım; istekleri sınırlamak, dünya işlerinden elini eteğini çekmek, bir hırka bana yeter kafasına geçebilmek değil. Neyin önemli olduğunu fark etmek, önemli gibi hissettirilen ticari malların ihtiyaç sıralamasında ne kadar alt sıralarda olduğunu anlamaktan bahsediyorum.

On liraya mal edilen bir parfümü koleksiyonuna katınca ve fosur fosur sıkınınca reklamdaki o mükemmel kadın olmuyorsunuz hiç biriniz. Rüyalarınızı süsleyen, o on dördüncü ayakkabınız ve yedinci çantanız size sadece bir sonraki ayakkabı ve çantaya kadar mutluluk verebilir. Elli liralık o elbiseye takılan bir etiket yüzünden bin beş yüz lira verince çok daha güzel görünmüyorsunuz kızlar. Güzellik içinizde. Huzurlu bir kadının gülümsemesinden daha çekici hiç bir şey yoktur.

James Bond gibi hissedemezsiniz reklamlarda o adamın kolundaki afili saati takınca beyler. Hiç birimiz o ayakkabıyı alınca daha hızlı koşmuyoruz. Statü peşinde yaşamaktan yorulmadık mı? Bir kadını en çok çeken erkeksi özelliğin zeka ve espri anlayışı olduğunu duymadınız mı? Saatin o saat, tişörtün o marka, popondaki pantolon tasarımcı kotu olmazsa ne olur? Seni sen yapanlar bunlar mıdır?

Sevmek, sevilmek, gülmek, güldürmek, güven vermek, güvende hissetmek neden bu kadar aşağılara itildi? Kaotik yaşamlarınızı, boşuna geçen günlerden biri daha bittiğinde yastığınızda sorgulamıyor musunuz?

Sakin, huzurlu, kendi içinde mutlu, başkalarına karşı sabırlı ve toleransı yüksek insanlar olmayı ne zaman bıraktık? Trafikte ya da sokakta hiç tanımadığınız, muhtemelen iyi bir insanla kaç kere küçük sebeplerle tartıştınız? Kaç kişi size bugüne kadar anlamsız gerekçelerle ve hiç bir suçunuz yokken höykürdü yol ortasında?

Mutsuz olmayı bırakmamız lazım. ‘Mutsuz bir ülkede yaşıyoruz ama’ demeyin. Zor şartlar altındayız. Rüzgar sert esiyor bu topraklarda. Olduğun yerde kalabilmek, direnmek için bile çok enerji harcamak gerekiyor. Fakat, her şeye rağmen kendi içimizde var olan mutluluğu bulmamız gerekiyor. Çünkü dışarıda bir yerde değil. Kendi içimizde mutluluk. Para için çabaladığımızdan daha fazla, mutluluk talep ederek yaşamalıyız.

Ne kadar az şey beklersen karşındakinden, o kadar pozitif bir ilişki içinde olursun. Kendinden de çok şey beklememelisin. O en iyi okula girmek için bugününü yok etmemelisin. Çok istediğin o ‘şeyi’ almak için perişan etmemelisin kendini. Kariyer basamaklarını ağlayarak çıkmamalısın.

Bir gün daha var olacağımızı kim biliyor?

Kendi geçmişlerine baktıklarında ‘Daha çok güler, daha çok sever, daha çok seyahat ederdim’ dediklerini unutma yaşamlarının son günlerinde olan insanların.

Durup dururken niye mi yazdım bütün bunları? Hiç aklımdan çıkmıyor ki! Kendimi sürekli telkin yoluyla eğitmeye çalışıyorum. Bazen kapılıyorum akıntıya, ‘benim de şundan olsa ya’ diyorum. Sonra süper lüks arabasında ter içinde, sinirle telefonda bağıran, çağıran bir adam görüyorum. Anlındaki damarlar şişmiş, kim bilir neyin mutsuzluğunu yaşıyor. Daha fazla, daha fazla diye mi bağırıyor kendi hayatına?

Sonra fark ediyorum ki; huzurla gidemiyorsam işime, keyifle çalışamıyorsam, sorun bende. İşimde değil. Evimde mutluluğu yakalayamıyorsam, evimdeki eşyalar değil sorumlu olan. Evin metre karesi de, televizyonun büyüklüğü de mutluluğu artırmıyor.

Bütün dünya; siz de, ben de, bunun böyle olmadığını hissettiren işlerde çalışıyor olsak da..Mutluluk içimde. Sizin de öyle..
 

Heretik

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
922
Tepki puanı
406
Düşünce
Ateist
Konu Sahibi
Önyargılarımızdan kurtulmalıyız
 

dersim

Yasaklı Üye
Mesajlar
40
Tepki puanı
27
Düşünce
Deist
Çok çalışmakla oluyor mu acaba?

Çok çalışıp, çok kazanıp, az harcamak mı lazım? Yoksa yeteri kadar çalışıp, geri kalan zamanda biraz sallamak mı lazım hayatı? Çok istediklerimizi, gerçekten istiyor muyuz? Yoksa sistem bize bunu mu diretiyor zorla?

Çalış, çalış kimseye yetmiyor. ‘Ne haber? Ne yapıyorsun?’ diye sorduğun herkes şikayette. ‘İyi misin?’ diye sordukların ‘Sürünüp gidiyoruz’ diye yanıtlıyor. Sanki insanoğlu değil, sürüngen familyasındanız, doğamızda var sürünmek.

Hiç ‘Çok iyi gidiyor, harika bir hayatım var’ diye yanıt aldığınız oldu mu birinden? Ya çok çalışıyordur, ya işler iyi gitmiyordur ya da para yetiştiremiyordur hayatına. Genel bir ‘çok çalışan mutsuz çoğunluk’ olma durumumuz var.

Kiradan kurtulmak için girdiğiniz, ömür boyu ödemekle yükümlü olduğunuz faizli ev kredisini ödemekle mi geçecek hayat? On dört yıl sonra kredi bitince çok mu rahatlayacaksınız yani?

ÖTV’siyle, KDV’siyle iki katı para ödediğimiz, çok da hayallerimizi süslemeyen arabaya, bir araba parası da faiz ödeyerek sahip olunca ne kadar mutluyuz sürücü koltuğunda? Bir depo benzine iki depo da vergi ödeyerek fıldır fıldır da gezinemiyoruz sonuçta. Gezinirken, mayın gibi dolaşan diğer insanlarla tepişmiyor muyuz ayrıca trafikte?

Kafayı değiştirmeden, bu sorulara olumlu cevap vermek mümkün değil maalesef. Evet, bizden sonra gelenlere bir şeyler bırakmak önemli hissettiriyor olabilir. Çocuklar için perişan halde çalışmak da. Kariyeri bir şekilde halledip sonra kendi hayatına bakmak isteyenler de olabilir aranızda. Ama o kariyer hiç bir zaman tam da istediğiniz gibi hallolmayacak, bunu bilesiniz.

Kafayı değiştirmekten kastım; istekleri sınırlamak, dünya işlerinden elini eteğini çekmek, bir hırka bana yeter kafasına geçebilmek değil. Neyin önemli olduğunu fark etmek, önemli gibi hissettirilen ticari malların ihtiyaç sıralamasında ne kadar alt sıralarda olduğunu anlamaktan bahsediyorum.

On liraya mal edilen bir parfümü koleksiyonuna katınca ve fosur fosur sıkınınca reklamdaki o mükemmel kadın olmuyorsunuz hiç biriniz. Rüyalarınızı süsleyen, o on dördüncü ayakkabınız ve yedinci çantanız size sadece bir sonraki ayakkabı ve çantaya kadar mutluluk verebilir. Elli liralık o elbiseye takılan bir etiket yüzünden bin beş yüz lira verince çok daha güzel görünmüyorsunuz kızlar. Güzellik içinizde. Huzurlu bir kadının gülümsemesinden daha çekici hiç bir şey yoktur.

James Bond gibi hissedemezsiniz reklamlarda o adamın kolundaki afili saati takınca beyler. Hiç birimiz o ayakkabıyı alınca daha hızlı koşmuyoruz. Statü peşinde yaşamaktan yorulmadık mı? Bir kadını en çok çeken erkeksi özelliğin zeka ve espri anlayışı olduğunu duymadınız mı? Saatin o saat, tişörtün o marka, popondaki pantolon tasarımcı kotu olmazsa ne olur? Seni sen yapanlar bunlar mıdır?

Sevmek, sevilmek, gülmek, güldürmek, güven vermek, güvende hissetmek neden bu kadar aşağılara itildi? Kaotik yaşamlarınızı, boşuna geçen günlerden biri daha bittiğinde yastığınızda sorgulamıyor musunuz?

Sakin, huzurlu, kendi içinde mutlu, başkalarına karşı sabırlı ve toleransı yüksek insanlar olmayı ne zaman bıraktık? Trafikte ya da sokakta hiç tanımadığınız, muhtemelen iyi bir insanla kaç kere küçük sebeplerle tartıştınız? Kaç kişi size bugüne kadar anlamsız gerekçelerle ve hiç bir suçunuz yokken höykürdü yol ortasında?

Mutsuz olmayı bırakmamız lazım. ‘Mutsuz bir ülkede yaşıyoruz ama’ demeyin. Zor şartlar altındayız. Rüzgar sert esiyor bu topraklarda. Olduğun yerde kalabilmek, direnmek için bile çok enerji harcamak gerekiyor. Fakat, her şeye rağmen kendi içimizde var olan mutluluğu bulmamız gerekiyor. Çünkü dışarıda bir yerde değil. Kendi içimizde mutluluk. Para için çabaladığımızdan daha fazla, mutluluk talep ederek yaşamalıyız.

Ne kadar az şey beklersen karşındakinden, o kadar pozitif bir ilişki içinde olursun. Kendinden de çok şey beklememelisin. O en iyi okula girmek için bugününü yok etmemelisin. Çok istediğin o ‘şeyi’ almak için perişan etmemelisin kendini. Kariyer basamaklarını ağlayarak çıkmamalısın.

Bir gün daha var olacağımızı kim biliyor?

Kendi geçmişlerine baktıklarında ‘Daha çok güler, daha çok sever, daha çok seyahat ederdim’ dediklerini unutma yaşamlarının son günlerinde olan insanların.

Durup dururken niye mi yazdım bütün bunları? Hiç aklımdan çıkmıyor ki! Kendimi sürekli telkin yoluyla eğitmeye çalışıyorum. Bazen kapılıyorum akıntıya, ‘benim de şundan olsa ya’ diyorum. Sonra süper lüks arabasında ter içinde, sinirle telefonda bağıran, çağıran bir adam görüyorum. Anlındaki damarlar şişmiş, kim bilir neyin mutsuzluğunu yaşıyor. Daha fazla, daha fazla diye mi bağırıyor kendi hayatına?

Sonra fark ediyorum ki; huzurla gidemiyorsam işime, keyifle çalışamıyorsam, sorun bende. İşimde değil. Evimde mutluluğu yakalayamıyorsam, evimdeki eşyalar değil sorumlu olan. Evin metre karesi de, televizyonun büyüklüğü de mutluluğu artırmıyor.

Bütün dünya; siz de, ben de, bunun böyle olmadığını hissettiren işlerde çalışıyor olsak da..Mutluluk içimde. Sizin de öyle..
Beğeni tuşunu kıracaktım 8-)8-)
 

Heretik

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
922
Tepki puanı
406
Düşünce
Ateist
Konu Sahibi
Kimse okumuyor, fikrini beyan etmiyor, tartışan insan kalmadı denecek kadar az. Nereye gidecek bu iş böyle...
 
Üst