İlk(inen) sure gerçekten Alak suresi mi?

virac

☆☆
Üye
Mesajlar
587
Tepki puanı
147
Düşünce
Muvahhid
Kur'ân-ı Kerîm'de, Hızır (a.s.)'ın isminden açıkça bahsedilmez. Ancak Kehf Sûresi'nin 60-82. âyetlerinde yer alan Hz. Mûsâ ile ilgili kıssadan "Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul..." (18/65) diye sözü edilen şahsın Hızır (a.s.) olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bizzat Peygamber Efendimizden gelen sahîh hadislerde bu şahsın Hızır olduğu açıkça belirtilmiştir (bk. Buhârî, İlm 16, 44, Tefsîru'l-Kur'ân, Tefsîru Sûrati'l-Kehf 2-4; Müslim, Fedâil 170-174). Yani martaval değil, sahih hadis var
Kehf suresindeki kişiyi herkes bilir ama asrı saadet o kimsenin ölümsüz olup, kılık değiştriip, istediği zaman yardım ettiğini bilmez idi; bidat ile Kuran ve Sünnetten delil ile hareket etmenin farkı budur.
 

bilgelikyolunda

Üye
Mesajlar
1,546
Tepki puanı
135
Düşünce
Sünni
yine selefilere göre ilm-i ledün, Hızır vs. bunlar hep martaval.
Ehl-i tasavvuf, duyu, akıl ve tecrübe dışında, bir de ilm-i ledün (ledün ilmi / bâtın ilmi) kabul ederler. İlm-i ledün, vehbî bir ilimdir. Hz. Hızır’ın ilminden bahseden ayetteki “Ledün” kelimesinden hareketle, bu isim verilmiştir. Böyle bir bilgi, özel bir bilgidir. Bu bilgi, olayların içyüzüne vukufiyeti sağlar. Bir çeşit gayb bilgisi, sırlar bilgisidir.
Mutasavvıflara göre bâtın ilmi İslâm'dan ayrı ve onun dışında bir ilim değildir. Bu ilim esasen nasların derîn ve ince mânalarından ibaret olup Hz. Peygamber (asm) tarafından bazı sahâbîlere öğretilmiştir. Nitekim onun sırdaşı (sâhibü sırri'n-nebî) Huzeyfe b. Yemân'a bazı sırlar tevdi ettiği, ayrıca Ebû Hüreyre'nin, "Hz. Peygamber'den iki ilim öğrendim; birini yaydım, öbürünü saklı tuttum, onu da yaysaydım başımı keserlerdi." dediği rivayet edilir (Buhârî, "ilim", 42 )
Gazzâlî, Râzî, Âmidî gibi müteahhir devir kelâmcıları mutasavvıfların keşf, ilham, bâtın ilmi gibi deyimlerle ifade ettikleri bilgileri de bilgi kaynağı olarak kabul etmekle birlikte, bu tür sübjektif bilgileri vehim ve kuruntulardan ayırabilmek için bunların Kitap ve Sünnete uygunluğunu esas almışlardır. Kelâmcıların bu görüşü aslında süfîlerin, "zahire aykırı düşen her şey bâtıldır" ilkesinin değişik bir şekilde ifade edilmesinden başka bir şey değildir. Teftâzâni'nin, "İlhamla ilim hâsıl olursa da bu ilim herkes için bir delil teşkil etmez."sözü bu konuda kelâmcıların ortak görüşlerinin özeti sayılabilir.( DİA, Batın İlmi Md. )
Şu nokta da unutulmamalıdır ki; insan kalbi, Rahmanî ilhamlara alıcı olduğu gibi, şeytanî vesveselere de açıktır. İkisini birbirinden ayırt edemeyen aldanır ve aldatır. “Keşfiyat te’vîle, rüyalar tabire muhtaçtır.” esasını bilmeyen, bu vâdide çok yanılır. Kur’an hakikatlerine ters düşen rüyalar ve ilhamlarla amel edilmez, bu tür keşifler mutlaka tevil edilmelidir.
 

virac

☆☆
Üye
Mesajlar
587
Tepki puanı
147
Düşünce
Muvahhid
Şimdi bir kimse Kuran ve Sünnetten delili olmaksızın Hızır yaşıyordur, hem de şu şu yeteneklere, özelliklere sahiptir diyen bir müfessir, bir alim güvenilir olabilir mi?
 

virac

☆☆
Üye
Mesajlar
587
Tepki puanı
147
Düşünce
Muvahhid
Gazzâlî, Râzî, Âmidî gibi müteahhir devir kelâmcıları mutasavvıfların keşf, ilham, bâtın ilmi gibi deyimlerle ifade ettikleri bilgileri
Bu sözünüze yorumum olamaz; çünkü ben ne Sünni ne de Müslümanım: bir başka Sünni bu sözünüzü değerlendirsin; saydığınız isimlerin kendileri ve görüşleri küfre giriyor mu, girmiyor mu Kuran ve Sünnete göre onlar konuşsunlar. Bu nedenle bunndan sonra bu konu hakkında bir söz söylemeyeceğim. Zan ile, bidat ile Sünni İslam olmaz; 1400 yıldır ahkam ve esaslarının ne olduğu ve bunların da delillerini ne olduğu ortadadır.
 

bilgelikyolunda

Üye
Mesajlar
1,546
Tepki puanı
135
Düşünce
Sünni
Kehf suresindeki kişiyi herkes bilir ama asrı saadet o kimsenin ölümsüz olup, kılık değiştriip, istediği zaman yardım ettiğini bilmez idi; bidat ile Kuran ve Sünnetten delil ile hareket etmenin farkı budur.
Sahih hadis:
"Resûl-i Ekrem salla`llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Mûsâ Peygamber (salla`llâhu aleyhi ve sellem bir kere) Benî İsrâîl içinde hutbeye kalkmıştı. Kendisine: "En çok âlim olan kimdir?" diye soruldu. "En âlim benim." diye cevab verdi. (Bu hususdaki) ilmi (Allâhu a`lem diyerek) Allah`a havâle etmediğinden dolayı Allâh (u Azîmü`ş-Şân) ona ıtâb etti. Allâh (u Teâlâ): "İki denizin bitiştiği yerde kullarımdan biri var. O senden daha âlimdir." diye ona vahyetti. "Yâ Rab, ona nasıl yol bulayım?" dedi. Ona: "Bir zenbil içinde bir balık taşı. Onu nerede kaybedersen (o kulum) oradadır." denildi. (Mûsâ aleyhi`s-selâm) gitti. Hâdimi Yûşa` b. Nûn (alehi`s-selâm) ı da (birlikte) götürdü. Bir zenbil içine de bir balık koyup yüklendiler. (İki denizin bitiştiği yerdeki) kayanın yanına varınca başlarını (yere) koyup uyudular. (derken tuzlanmış ölü) balık zenbilden sıyrı(lıp kurtu)ldı. Ve deniz içinde kendine su küngü gibi (bir boşluk bırakarak) yol açtı. (Deniz içinde böyle bir yolun açılması) Mûsâ ile hâdimince (aleyhime`s-selâm) şâyân-ı teaccüb bir şey olmuştu. (Uyandıktan sonra o gecenin bakiyyesi ile bütün gün gittiler. Sabah olunca Mûsâ (aleyhi`s-selâm) Hâdimine: "Kuşluk yemeğimizi ver. Bu seferimizden yorgunluk duy(mağa başla)duk." dedi. (Halbuki) Mûsâ (aleyhi`s-selâm) emrolunduğu o yerin ötesine geçmedikçe yorgunluk duymamıştı. Hâdimi: "Bak hele, taşın dibinde barındığımız zaman balı (ğın gittiğini haber verme) ğı unutmuşum." dedi Mûsâ (aleyhi`s-selâm): "Zâten istediğimiz de bu idi." dedi. Bunun üzerine kendi izlerine baka baka geriye döndüler. Taşın yanına varınca bir de baktılar ki esvâbına bürünmüş bir zât (duruyor) Mûsâ (aleyhi`s-selâm) selâm verdi. hızır (aleyhi`s-selâm): "Acâyib! Bu (senin bulunduğun yerde) selâm ne gezer?" dedi. "Ben Mûsâ`yım." dedi. O: "Benî İsrâil Mûsâ`sı mı?" diye sordu. "Evet." dedi. Mûsâ (aleyhi`s-selâm sonra yine söze başlayıp): "Sana ta`lîm olunan rüşd (ve hidâyet) den bana (bir şey) ta`lîm etmek üzere sana tebaiyyet edeyim mi?" dedi. hızır (aleyhi`s-selâm): "Sen, benimle hiç mi hiç edemezsin yâ Mûsâ! Bende Allâh`ın kendi ilminden bana verdiği öyle bir ilim vardır ki sen onu bilemezsin. Sende de Allâh`ın verdiği öyle bir ilim vardır ki onu da ben bilemem." cevâbını verdi. (Mûsâ aleyhi`s-selâm): "Beni inşâ-Allah sabırlı bulursun. Sana hiçbir işinde de karşı gelmiyeceğim." dedi. Gemileri olmadığı için deniz kıyısında söyleştiler. hızır (aleyhi`s-selâm)ı (gemiciler) tanıdılar. Ve onları navulsuz (gemiye) aldılar. (O sırada) bir serçe, geminin kenarına konup denizden bir iki yudum (su) aldı. hızır (aleyhi`s-selâm): "Yâ Mûsâ, benim ilmimle senin ilmin, İlmu`llâhı bu serçenin denizden aldığı bir yudum kadar bile eksiltmez." dedi. Ve (ondan sonra) gemi tahtalarından birine el atıp söktü. Mûsâ (aleyhi`s-selâm). "Adamcağızlar bizi (gemilerine) navulsuz almışlarken sen, gemilerine kasdedip içindekileri batırmak için mi deliyorsun." dedi hızır aleyhi`s-selâm: "Sen, benimle hiç edemezsin demedim mi?" dedi. (Mûsâ aleyhi`s-selâm): "(Şu) dalgınlığımdan dolayı beni muâheze edip de bana güçlük gösterme." cevâbını verdi. (vâkıâ da) Mûsâ (aleyhi`s-selâm`ın) bu ilk muhâlefeti dalgınlık (eseri) idi. Yine gittiler. Bir de baktılar ki bir çocuk (diğer) çocuklarla oynuyor...." hadis devam ediyor ben uzun olmasın diye kestim. (buhari Hadis No:102)
 

virac

☆☆
Üye
Mesajlar
587
Tepki puanı
147
Düşünce
Muvahhid
Sahih hadis:
"Resûl-i Ekrem salla`llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Mûsâ Peygamber (salla`llâhu aleyhi ve sellem bir kere) Benî İsrâîl içinde hutbeye kalkmıştı. Kendisine: "En çok âlim olan kimdir?" diye soruldu. "En âlim benim." diye cevab verdi. (Bu hususdaki) ilmi (Allâhu a`lem diyerek) Allah`a havâle etmediğinden dolayı Allâh (u Azîmü`ş-Şân) ona ıtâb etti. Allâh (u Teâlâ): "İki denizin bitiştiği yerde kullarımdan biri var. O senden daha âlimdir." diye ona vahyetti. "Yâ Rab, ona nasıl yol bulayım?" dedi. Ona: "Bir zenbil içinde bir balık taşı. Onu nerede kaybedersen (o kulum) oradadır." denildi. (Mûsâ aleyhi`s-selâm) gitti. Hâdimi Yûşa` b. Nûn (alehi`s-selâm) ı da (birlikte) götürdü. Bir zenbil içine de bir balık koyup yüklendiler. (İki denizin bitiştiği yerdeki) kayanın yanına varınca başlarını (yere) koyup uyudular. (derken tuzlanmış ölü) balık zenbilden sıyrı(lıp kurtu)ldı. Ve deniz içinde kendine su küngü gibi (bir boşluk bırakarak) yol açtı. (Deniz içinde böyle bir yolun açılması) Mûsâ ile hâdimince (aleyhime`s-selâm) şâyân-ı teaccüb bir şey olmuştu. (Uyandıktan sonra o gecenin bakiyyesi ile bütün gün gittiler. Sabah olunca Mûsâ (aleyhi`s-selâm) Hâdimine: "Kuşluk yemeğimizi ver. Bu seferimizden yorgunluk duy(mağa başla)duk." dedi. (Halbuki) Mûsâ (aleyhi`s-selâm) emrolunduğu o yerin ötesine geçmedikçe yorgunluk duymamıştı. Hâdimi: "Bak hele, taşın dibinde barındığımız zaman balı (ğın gittiğini haber verme) ğı unutmuşum." dedi Mûsâ (aleyhi`s-selâm): "Zâten istediğimiz de bu idi." dedi. Bunun üzerine kendi izlerine baka baka geriye döndüler. Taşın yanına varınca bir de baktılar ki esvâbına bürünmüş bir zât (duruyor) Mûsâ (aleyhi`s-selâm) selâm verdi. hızır (aleyhi`s-selâm): "Acâyib! Bu (senin bulunduğun yerde) selâm ne gezer?" dedi. "Ben Mûsâ`yım." dedi. O: "Benî İsrâil Mûsâ`sı mı?" diye sordu. "Evet." dedi. Mûsâ (aleyhi`s-selâm sonra yine söze başlayıp): "Sana ta`lîm olunan rüşd (ve hidâyet) den bana (bir şey) ta`lîm etmek üzere sana tebaiyyet edeyim mi?" dedi. hızır (aleyhi`s-selâm): "Sen, benimle hiç mi hiç edemezsin yâ Mûsâ! Bende Allâh`ın kendi ilminden bana verdiği öyle bir ilim vardır ki sen onu bilemezsin. Sende de Allâh`ın verdiği öyle bir ilim vardır ki onu da ben bilemem." cevâbını verdi. (Mûsâ aleyhi`s-selâm): "Beni inşâ-Allah sabırlı bulursun. Sana hiçbir işinde de karşı gelmiyeceğim." dedi. Gemileri olmadığı için deniz kıyısında söyleştiler. hızır (aleyhi`s-selâm)ı (gemiciler) tanıdılar. Ve onları navulsuz (gemiye) aldılar. (O sırada) bir serçe, geminin kenarına konup denizden bir iki yudum (su) aldı. hızır (aleyhi`s-selâm): "Yâ Mûsâ, benim ilmimle senin ilmin, İlmu`llâhı bu serçenin denizden aldığı bir yudum kadar bile eksiltmez." dedi. Ve (ondan sonra) gemi tahtalarından birine el atıp söktü. Mûsâ (aleyhi`s-selâm). "Adamcağızlar bizi (gemilerine) navulsuz almışlarken sen, gemilerine kasdedip içindekileri batırmak için mi deliyorsun." dedi hızır aleyhi`s-selâm: "Sen, benimle hiç edemezsin demedim mi?" dedi. (Mûsâ aleyhi`s-selâm): "(Şu) dalgınlığımdan dolayı beni muâheze edip de bana güçlük gösterme." cevâbını verdi. (vâkıâ da) Mûsâ (aleyhi`s-selâm`ın) bu ilk muhâlefeti dalgınlık (eseri) idi. Yine gittiler. Bir de baktılar ki bir çocuk (diğer) çocuklarla oynuyor...." hadis devam ediyor ben uzun olmasın diye kestim. (buhari Hadis No:102)
Dostum, bunlar olsa olsa ayetlerin ayrıntılı açıklaması olabilir, Hızırın aslen kim olduğu ve neler yapabildiği ile ilgili değildir. Böyle sahih bir hadisin nakledildi bilgisi bende mevcut değildir; Hızırın hala daha yaşadığına, kılık değiştirebildiğine, ihtiyaç halinde yardıma koştuğuna dair Kuran ve Sünnetten deliliniz nedir? Buyurun, varsa gösteriniz.
 

bilgelikyolunda

Üye
Mesajlar
1,546
Tepki puanı
135
Düşünce
Sünni
Şimdi bir kimse Kuran ve Sünnetten delili olmaksızın Hızır yaşıyordur, hem de şu şu yeteneklere, özelliklere sahiptir diyen bir müfessir, bir alim güvenilir olabilir mi?
Deccâl, (Medîne`ye de) gelecektir. Fakat Medîne kapısından içeri girmek ona haram kılınmıştır. Yalnız Medîne etrâfındaki bazı çoraklı, çakıllı arâzîye inecektir. O gün Medîne halkının en hayırlı bir sîmâsı, yâhud nâsın hayırlı sîmâlarından birisi Deccâl`a karşı çıkar, ve: - Şehâdet ederim ki, muhakkak sen, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem `in bize haber verdiği Deccâl`sın! der. Bunun üzerine Deccâl, başındaki erbâb-ı şakavete: - Şimdi ben bu adamı öldürür, sonra diriltirsem benim (ulûhiyet) iddiamda şübhe eder misiniz? diye sorar. Eşkiyâ gürûhu: - Hayır, şübhe etmeyiniz, derler. Deccâl, hemen öldürür, sonra da diriltir. Ve dirildir diriltmez HIZIR: - Va`llâhi benim, senin Deccâl olduğun hakkındaki şimdiki kanâatim, bundan evvelki îmânımdan daha kuvvetlidir, der. Bu def`a Deccâl maiyetine: - Bu adamı öldürünüz! der. Fakat bundan sonra Deccâl (ne) Hızr`ı, (ne de başkalarını) katle muktedir olamaz. (Buhari Hadis No:893)
Bu olay henüz yaşanmadığına göre demek ki Hızır hayattadır.
 

virac

☆☆
Üye
Mesajlar
587
Tepki puanı
147
Düşünce
Muvahhid
Deccâl, (Medîne`ye de) gelecektir. Fakat Medîne kapısından içeri girmek ona haram kılınmıştır. Yalnız Medîne etrâfındaki bazı çoraklı, çakıllı arâzîye inecektir. O gün Medîne halkının en hayırlı bir sîmâsı, yâhud nâsın hayırlı sîmâlarından birisi Deccâl`a karşı çıkar, ve: - Şehâdet ederim ki, muhakkak sen, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem `in bize haber verdiği Deccâl`sın! der. Bunun üzerine Deccâl, başındaki erbâb-ı şakavete: - Şimdi ben bu adamı öldürür, sonra diriltirsem benim (ulûhiyet) iddiamda şübhe eder misiniz? diye sorar. Eşkiyâ gürûhu: - Hayır, şübhe etmeyiniz, derler. Deccâl, hemen öldürür, sonra da diriltir. Ve dirildir diriltmez HIZIR: - Va`llâhi benim, senin Deccâl olduğun hakkındaki şimdiki kanâatim, bundan evvelki îmânımdan daha kuvvetlidir, der. Bu def`a Deccâl maiyetine: - Bu adamı öldürünüz! der. Fakat bundan sonra Deccâl (ne) Hızr`ı, (ne de başkalarını) katle muktedir olamaz. (Buhari Hadis No:893)
Bu olay henüz yaşanmadığına göre demek ki Hızır hayattadır.
Buhari de birçok hadis olmasına rağmen sahih olmadığı ortaya çıkmıştır, bu hadis sırf Buhari de olduğu için güvenilir midir? Muhadisler bu hadis hakkında ne demişler?
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

virac

☆☆
Üye
Mesajlar
587
Tepki puanı
147
Düşünce
Muvahhid
Buhari de birçok hadis olmasına rağmen sahih olmadığı ortaya çıkmıştır, bu hadis sırf Buhari de olduğu için güvenilir midir? Muhsdisler bu hadis hakkında ne demişler?
En güvenilir denilenlerin de bir daha güven testinden geçmek zorunda olması üzücü.
 

bilgelikyolunda

Üye
Mesajlar
1,546
Tepki puanı
135
Düşünce
Sünni
Dostum, bunlar olsa olsa ayetlerin ayrıntılı açıklaması olabilir, Hızırın aslen kim olduğu ve neler yapabildiği ile ilgili değildir. Böyle sahih bir hadisin nakledildi bilgisi bende mevcut değildir; Hızırın hala daha yaşadığına, kılık değiştirebildiğine, ihtiyaç halinde yardıma koştuğuna dair Kuran ve Sünnetten deliliniz nedir? Buyurun, varsa gösteriniz.
Türk folkloründe de Hızıra insanüstü bazı güçler Kuran ve hadis kaynaklı olmadan yüklenmiştir. Bunlar ile Kuran ve hadislerin verdiği bilgileri birbirine karıştımamak gerekir. İnsanlar kültürel olarak Hızıra bir şeyler yüklüyorlar diye Hızır yoktur denilmemelidir
 

virac

☆☆
Üye
Mesajlar
587
Tepki puanı
147
Düşünce
Muvahhid
Türk folkloründe de Hızıra insanüstü bazı güçler Kuran ve hadis kaynaklı olmadan yüklenmiştir. Bunlar ile Kuran ve hadislerin verdiği bilgileri birbirine karıştımamak gerekir. İnsanlar kültürel olarak Hızıra bir şeyler yüklüyorlar diye Hızır yoktur denilmemelidir
Said-i Nursinin Hızır'ı kimdir?
 

bilgelikyolunda

Üye
Mesajlar
1,546
Tepki puanı
135
Düşünce
Sünni
Özür dileyecek ve geri adım atmak istiyorum ama bir sorum var: Kütübi sitte de birbiriyle çelişen, Kurana aykırı hadisler yok mu?
Daha önce çelişen hadislerle ilgili uygulanan metodu yazmıştım. Kuran daima birinci öncelik sahibidir tabii
 

bilgelikyolunda

Üye
Mesajlar
1,546
Tepki puanı
135
Düşünce
Sünni
Ben kesinlikle geri zekalı olmalıyım; anlamadım.
Estağfirullah, samimiyetle söylüyorum siz çok zeki birisiniz. Daha önce yazdığımı tekrar yazayım:
Hadisleri doğru anlamak için bu ilmin bilinmesi gerekir. Çünkü tek bir hadis ele alınıp, konu bütünlüğü olan diğer hadisler ve bunların yorumu bilinmezse, hadislerde kastedilmeyen yanlış anlamalara ve bunun neticesinde yanlış hüküm vermelere rastlanılması kaçınılmaz olur.

Hz. Peygamber (asm) yirmi üç yıllık peygamberlik hayatında nazil olan ayetleri uygulamış ve açıklamıştır. Onun söz ve fiilleri çeşitli olaylar, şartlar ve muhataplar açısından farklılıklar göstermiş ve bu farklılıklar hadis kitaplarına da yansımıştır. Nasıl ki Kur’an-ı Kerim belli bir süreç içerisinde bir defada değil de tedrici olarak nazil olmuşsa Hz. Peygamber de buna bağlı olarak söz ve fiilleriyle bu süreci takip etmiştir.

Hz. Peygamber (asm), içinde bulunduğu yer, zaman ve ortama göre farklı hareket ederek, muhatap aldığı kişinin durumuna göre özel hüküm vermiş veya tavsiyede bulunmuştur. Ayrıca bir topluluğa konuşurken de o topluluğun durumunu göz önünde bulundurarak mesaj vermiştir.

Bir peygamber, bir öğretmen, bir devlet başkanı, bir ordu komutanı ve bir davetçi olarak yaşayan Hz. Muhammed (asm) muhataplarının anlayış ve ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak amacına göre değişik ifadeler kullanmış, emirler vermiş, hükümler koymuş ve tavsiyede bulunmuştur.

Tüm bu hususlar da onun söz ve davranışlarının muhataplarının durumuna göre farklı olmasını gerektirmiş, bu durum da söz ve uygulamalarının taşıyıcı malzemesi olan hadislere yansımıştır.

Hadislerde görülen çelişkilerin birçoğu bu hadisleri rivayet eden râvilerden kaynaklanmıştır. Çünkü râviler de bir beşer oldukları için unutma ve yanılma gibi kusurlardan uzak kalamamışlardır. Bu nedenle de hadisi eksik işitmiş ve eksik olarak nakletmiş, hatta kendisinden de bir şeyler ilave etmiş olabilir.

Ayrıca pek çok râvi de hadisi duyduğu lafızlarla değil de duyduklarından anladığını kendi lafızlarıyla aktarmıştır. Bu durumda râvinin duyduğu hadisi yanlış veya eksik anlaması ya da Hz. Peygamberin maksadını farklı şekilde kavraması mümkündür.

İslam bilginleri, hadisler arasında çelişki gibi görünen sorunu çözmek için bu hadislere şu yöntemi uygulamışlardır:

1.
İlk önce birbiriyle çelişkili olan hadisler birleştirilmeye çalışılır. Eğer bu birleştirme işi mümkün oluyorsa, her iki hadisin de sahih olduğu sonucuna varılır.

2. Eğer bu hadisleri cem etmek mümkün değilse, o hadislerin ne zaman söylendiğine, yani vurud tarihlerine bakılır. Hadislerin söylendiği tarih tespit edildiği zaman hadisler arasında nesh uygulamasına başvurulur. Sonraki tarihte söylenmiş hadisin kendisinden önceki bir tarihte söylenen hadisi neshettiği, yani hükmünü ortadan kaldırdığı kabul edilerek hadisler arasındaki ihtilaflı durum ortadan kaldırılmış olur.

3. Hadislerin ne zaman söylendiği tespit edilemediği zaman, bu hadislerinsenet ve metinleri incelenerek bazı tercih sebeplerine göre biri diğerine tercih edilir.

4. Hadisler arasında bir tercih yapmak mümkün olmadığı zaman, her iki hadisle de amel edilmeyerek bu konuda kesin bir karar verilmez.
 
Üst