İnsanların Çoğu Özgür mü ?

Wayder

Üye
Mesajlar
67
Beğeniler
38
Düşünce
Agnostik
#1
İnsanların çoğunluğu özgür müdür? Genel olarak bu soruyu yaratılış bakımından bakar insanlar, konuyu dini bir tartışma haline getirirler ve bir kısmı kötülüğün varlığına sebep göstermek için insanın özgür olduğunu söylerler. Ben konuya farklı bir çerçeveden bakmayı tercih ediyorum. İnsanın direkt olarak kendisinden.

Öncelikle kavramı belirlemeliyiz ki tartışmamız sağlam bir zemin üzerinde sürsün. Sözlükte özgürlüğün 2 genel tanımı bulunmaktadır:
1- Herhangi bir koşulla sınırlamama, zorlamaya, kısıtlamaya bağlı olmaksızın düşünme ve davranma durumu.
2- İnsanın, her türlü dış etkiden bağımsız olarak kendi istencine, kendi düşüncesine göre karar vermesi durumu.
Biz ikinci tanımı temel alacağız.

İnsan biyolojisi gereği adapte olmaya eğilimlidir. Evrim bizlere güçlü olan hayatta kalır tezinin aslında yalandan ibaret olduğunu bütün çıplaklığıyla göstermiştir. Peki hayatta kalmamızı sağlayan en önemli şey nedir? Adaptasyon. Biz Homo Sapıens’ler bu güne kadar en fazla adaptasyonu gösterebildiğimiz için yakın akrabalarımız yok olmasına rağmen hayatta kaldık. Günümüzde de bu durum insanın toplumda olan ilişkilerinde açıkça görülebilecek düzeydedir.

Birey hayatta kalmak ve en temel ihtiyaçlarını gerçekleştirmek için toplumun diğer üyelerine ihtiyacı vardır.

maslowun-ihtiyaclar-hiyerarsisi.jpg

Bu ihtiyaç hiyerarşisinde görüldüğü gibi buradaki en temel ihtiyaçları gerçekleştirirken bile az veya çok toplumun diğer bireylerine ihtiyacımız vardır.

Topluma adapte olmamızın sebebi de ihtiyacımızı karşılayamama korkusudur. Korkumuzun kaynağı da yalnızlık. Peki neden korkuyoruz yalnız kalmaktan. "... Çünkü ayrı olmam demek insanca güçlerimi kullanma olanağımdan yoksun bırakılmam demektir. Ayrı olmam demek çaresiz olmam, dünyayı (eşyaları ve insanları) etkin bir şekilde kavrayamam, dünya üzerime çullandığında direnecek güç bulamam demektir." (Erich fromm Sevme sanatı)

Ayrıca dikkat edin yalnızlık en temelden tutun da pek çok ihtiyacın önüne geçer.

Sevilmekten tutun da konuşmaya kadar her şey de bir başkasına muhtaçsınızdır. Bu yüzden bireyler topluma uyarlar. İnsanlar toplumda genel olarak kabul gören şeyleri adeta bir sünger gibi çekmeye meyillidir. Herhangi bir zamanda hepimiz bir başkasına sorgusuz ve sualsiz güveniriz.

Okullarda öğretmenlerimize, insanlar hakkında arkadaşlarımıza, bir dine inanırken içinde bulunduğumuz topluma, babamız yada bir sevdiğimizin tuttuğu takıma vb. Fikirleri doğuştan aldığımız için zaten bunları araştırma ihtiyacı gütmeyiz.

Diyelim ki bizler toplumun genel kabul ettiği gerçeklikten ayrı bir fikri düşünmeye başladık. Yavaş yavaş farklı ölçütlerde dayatmalar gelmeye başlar. Mesela dindar bir kesimde yaşayan biri o dine inanmak istemediğinde ilk başta yalnız kalır, fikirlerini söylemeye başladıysa (ki bu düşünce özgürlüğünün en temel davranışıdır) aşağılanabilir ve hatta linç dahi edilebilir.

Peki içinde bulunduğumuz toplumun fikirlerini direk aldığımızın kanıtları nelerdir?

1- DİN
İnsanların çok yüksek bir kesimi (herhangi bir dine inanan)doğduğu coğrafyadaki dinden etkilenir ve onu kabul eder. Çoğu insan inandığı dine neden inandığını bırakın tanrıya neden inandığını dahi düşünmez.

2- İDEOLOJİLER
İdeolojiler bireye din gibi doğuştan empoze edilir. Birey içinde bulunduğu toplumun düşüncelerini direk olarak alır. Sonra ortaya;
Komünist manifesto okumamış Komünist
9 Işık okumamış Ülkücü
Ziya Gökalp okumamış Türkçü
Nutuk ve Medeni Bilgiler okumamış Kemalist ortaya çıkar.

Aynı zamanda birey kabul ettiği dışındaki ideolojilere de düşman olur. Halbuki kendisine neye düşman olduğunu sorsanız onu dahi bilmez, sadece kendisine ezberletilen bir kaç şeyi geveler.

Bir sokak röportajında insanlara Atatürk parti kursa oy verir miydiniz diye soruyorlar. Cevap veren insanların tamamı ne için oy vereceğini söyleyemedi düzgünce. Çünkü onlara Atatürk’ü sevmesi gerektiği öğretilmişti neden sevmesi değil (bu arada ben Kemalist'im)

3- FANATİKLİK
Bu da bir insanın en bariz uyduğu şeylerden bir tanesidir. Bir çocuğa daha takımın ne olduğunu öğretmeden babası, dayısı veya sevdiği biri ona kendi takımını destekletmek için dil döker. Çoğumuz da ya babamızın ya da yakın akrabamızın takımını tutarız. Anlamsız yere diğer takımları tutanlarla insanlar kavga dahi ederler.

Yani özetle;
"Balığın okyanusta yaşadığı gibi biz insanlar da kültür okyanusu içinde yaşarız. Bu kültür okyanusunda bir çok inançlar, varsayımlar bize zaman içinde biz farkında olmasan verilir."

Toplumun çoğunluğu ahlaksal normun belirlediği kurallar içinde yaşar. Bu yüzden toplumsal normların olduğu yerde özgürlükten söz edilemez.

"Aslında ben yokum; bu kültür içinde yaşamam gereken bir rolüm var. Ömür boyu bu tür mesajlar içinde büyüyen ben, kendi içimden gelen duygu ve sesleri doğal ve gerçek olarak kabul edebilir miyim?"

Not:
Tırnak işareti içindekiler alıntıdır.
Bu düşüncem şahsidir kimseye kabul etmiyor diye ters bir şey diyemem.
Gördüğünüz fikirlerdeki eksikleri söylerseniz bana yardımcı olmuş olursunuz.
 
Moderatör tarafından düzenlendi:

Mete Turan

☆☆☆☆☆
Yönetici
Mesajlar
1,535
Beğeniler
887
Düşünce
Agnostik
#2
Özgürlük hakkında güzel bir yazı yazmışsın.

Bence insan tamamiyle özgür değildir. İnsanın yapabilecekleri ve yapamayacakları vardır. Örneğin insanın hangi ülkede doğacağı, hangi anne babadan olacağı, vücut yapısı, saç rengi, zeka seviyesi vs. gibi özelliklerini belirlemek, insanın elinde olan şeyler değildir. Birde elinde olan şeyler vardır. Buna örnek verecek olursak: İnsan doğuştan bir zeka seviyesine sahiptir. Bunu değiştirmek imkansızdır. Ama mevcut zeka seviyesi ile çalışıp didinip önemli yerlere gelen çok insan var çevremizde. Bunlar mevcut olanı iyi değerlendirmiş insanlardır.

Aynı şeyi din konusunda da söyleyebiliriz. Hristiyan ailede doğan bir çocuğun, o coğrafyada doğup doğmamak elinde değildir. Fakat doğduktan sonra araştırıp Hristiyanlığın uydurma olduğunu bulmak elindedir. Elinde olsa da bunu çok az bir insan gerçekleştirebilir. Yani elindeki imkanları değerlendirip doğruyu bulan insan çok az çıkar. Toplumun çoğunluğu doğuştan aldığı öğretileri terk edemez. Bu da eleştirel-kritik düşünce yapısıyla ilgilidir. Eleştirel-kritik düşünmeye alışmış toplumlarda bu oran daha yüksek olsa gerek.
 

Wayder

Üye
Mesajlar
67
Beğeniler
38
Düşünce
Agnostik
#4
Özgürlük hakkında güzel bir yazı yazmışsın.

Bence insan tamamiyle özgür değildir. İnsanın yapabilecekleri ve yapamayacakları vardır. Örneğin insanın hangi ülkede doğacağı, hangi anne babadan olacağı, vücut yapısı, saç rengi, zeka seviyesi vs. gibi özelliklerini belirlemek, insanın elinde olan şeyler değildir. Birde elinde olan şeyler vardır. Buna örnek verecek olursak: İnsan doğuştan bir zeka seviyesine sahiptir. Bunu değiştirmek imkansızdır. Ama mevcut zeka seviyesi ile çalışıp didinip önemli yerlere gelen çok insan var çevremizde. Bunlar mevcut olanı iyi değerlendirmiş insanlardır.

Aynı şeyi din konusunda da söyleyebiliriz. Hristiyan ailede doğan bir çocuğun, o coğrafyada doğup doğmamak elinde değildir. Fakat doğduktan sonra araştırıp Hristiyanlığın uydurma olduğunu bulmak elindedir. Elinde olsa da bunu çok az bir insan gerçekleştirebilir. Yani elindeki imkanları değerlendirip doğruyu bulan insan çok az çıkar. Toplumun çoğunluğu doğuştan aldığı öğretileri terk edemez. Bu da eleştirel-kritik düşünce yapısıyla ilgilidir. Eleştirel-kritik düşünmeye alışmış toplumlarda bu oran daha yüksek olsa gerek.
Bu durumu John Bagnell Burry "Düşünme ve Konuşma Özgürlüğü" kitabında şöyle değerlendirmiş:
"Ortalama bir insan aklı doğal olarak tembeldir, az zorlukla karşılaşacağı yolu meyleder. Sıradan insanın zihin alemini, sorup soruşturmadan kabul ederek, sımsıkı sarıldığı inançları teşkil eder; o, bu alemin, iyice alışmış olduğu, düzenini alt üst edecek her şeye karşı, içgüdüsel olarak, düşmandır. Bağlandığı inançlardan bazısı ile kaynaşamayacak her yeni fikir kafasına yeni bir düzen vermeyi gerektirir; oysa bu işlem oldukça güçtür, ayrıca bunun için zihin gücü sarfetmek zahmetine de gerek vardır."