Kendini Yalanlayan Allah

sapiens

Üye
Mesajlar
4
Tepki puanı
7
Düşünce
Agnostik
İşte bak burda cahil olan biz insanlarız. Allah'ın yolladığında bir sıkıntı yok, biz anlamak istediğimiz gibi anlıyoruz. İşine gelen işine geldiği gibi yorumluyor. Mesela sizin attığınız ayetlerde, iddialarda vs mesela Allah sadisttir? Buna zaten bir Müslüman olarak inanmam imkansız. Allah'ın gönderdiğinde yanlış anlaşılma olmaz, burda yanlış anlayan biz insanlarız. Buda tamamen kimin nasıl anlamak istediğiyle alakalı. :)
"Biz anlamak istediğimiz gibi anlıyoruz."
Ve de;
"Bizim Allah öyle demek istemedi deyişimiz, zaten Allah'ın yanlış yapmayacağına inanmamızdan. Sizin bulduğunuz çelişkiler hiçbir zaman bize uygun gelmemiştir. Çünkü Allah'ın kitabında ne bir yanlış nede bir çelişki olur. Biz buna inandığımız için tabikii de ortaya attığınız ayetler, çelişkiler v.s'de kendi yorumlarımızı daha doğru buluyoruz. İş birazda inanç meselesi. "

Şeklindeki sözler bu zatın fıtratını da, fikriyatını da, hissiyatını da yeterince ortaya koymuş sanırım.

Bu tür düşünme sistemlerinin maalesef gerçek nedir, aslında olan biten nedir gibi ilgileri ve merakları yoktur. Mutlak hakikat/hakikatler olduğu inancı ile hareket ederler. Bu da doğal olarak tanrı/Allah katında olmalıdır anlayışı vardır. Beşer zaten şaşar, acizdir; Anlayamaz, bilemez. Akletmesi istenir beşerden ama bu da sınırlıdır: Bak, gör ve tanrıyı tesbih/teşbih et. Fazlası gaybdır; elleme.

"Herhangi bir konuyu size emredip yasaklamadığım sürece, siz de beni kendi halime bırakınız. Sizden önceki ümmetleri çok sual sormaları ve peygamberlerine karşı münakaşaya dalmaları helâk etti. Size herhangi bir şeyi yasakladığım zaman ondan kesinlikle sakınınız, bir şeyi emrettiğimde de onu, gücünüz yettiği ölçüde yerine getiriniz." (Buhârî, İ'tisâm 2; Müslim, Hac 412, Fezâil 130-131) "
hadisi veya Maide 101/102 ayetleri gibi.

Zaten bilim ile din arasında uyum kurmaya kalkanların problemi ve başaramadıkları da bu zaten. Bilim TÜMEVARIM ile gerçeği arar. Olgu ve olaylardan yola çıkar. Sonuçları YANLIŞLANABİLİR, DENETLENEBİLİR.
Dinler ise TÜMDENGELİM ile çalışır. cevaplar önceden vardır ve sadece tanrı tarafından ihsan edilebileceğinden kesindir, sorgulanamaz.

Bu nedenle kalbi yani şüphe etmeden, sorgulamadan, eleştirmeden sahip olunan iman; akli; yani sorgulanarak erişilen imandan makbuldür. İman tam, kesin ve mutlak olmalıdır. Bu nedenle şüphe ve sorgu/merak kalbi imanda olmaz. Akletmek demek lafzi ve dünyevi ayetlere fiziki evrende kanıt bulmak ve buradan hareket ile tanrı/din imanını mutlaklaştırmaktır.

Kelam ilminin doğuş nedenlerinden biri de budur: Bilimsel gelişme ve sosyal uyanışlar karşısında ampirik verilerle yani deneyim ve bilimsel gerçeklerle vahyi/kitabi hükümleri/nasları temellendirmeye çalışmaktır bir amaç ta.

Bu nedenle olgu ve olaylardan yola çıkan; bilimsel yönetm kullanan, sorgulayıcı/deneyci ampirik/pozitif/bilimsel anlayış ile DUYGUDAN yola çıkan; şüphe etmeyen; düşünce ve görüşlerini hayat ve gerçeklere göre biçimlendirme niyet ve ihtiyacı olmayan; Verili doğru ve gerçekleri değişmez ve mutlak kabul ederek hayatı bu gerçeklere harcamak için ömür tüketen; Yani Doğal ve Toplumsam ekoloji ve kültürel gerçeklere/hayata sırtını dönen bir anlayış ile konuşma ve uzlaşma çabaları maalesef nimetten çok külfet doğuran bir hale gelmektedir.

Benim gördüğüm yukarıdaki eleştirel düşünce sahibi arkadaşların birden fazla yorum ve sorularla konuyu irdelemeye açmaya çalışmalarıdır. Karşılarındaki kişi ise aklina yatan ilk gerekçeyi bir sebep olarak kabul edip, bunu dayanak alarak görüşlerini genel ve mutlak olarak temellendirmeye çalışmasıdır. Aynı dil konuşulmamakta gördüğüm kadarıyla bence.

Zaten kendisi de belirtmiş:
"Buna zaten bir Müslüman olarak inanmam imkansız "

Temel anlayış belli: Eğer bir olay veya olgu benim müslümanlık anlayışıma uyuyorsa doğrudur; Uymuyorsa, yanlıştır, kabul etmem.

Sorun şu ki tek bir islam veya müslümanlık tanımı veya anlayışı/sistemi var mıdır? Varsa daha sahabe döneminde Ör: camel olayında binlerce müslüman niye birbirlerini katletti. Ki bu sahabeler içinde "Sağlığında cennetle müjdelenen" sahabeler de vardı üstelik.

Yüzlerce mela/tefsir ve binlerce "senedi tertışılan" hadisleri "nas" olarak ele alıp herkesin üzerinde anlaşabileceği bir din/disiplin/inanç sistemi kurmak ne derece mümkün? 1400 senedir gerçekleşmeyen bir ülkünün bundan sonra gerçekleşeceğinin kanıtı/dayanağı ne?

İlahi oldukları kabul edilen musevi ve isevi iki büyük din ve 3 büyük kitap üzerine 3. bir dinin hem de tanrı katından gelmesinin de temellenmesi gerekmez mi öncelikle? İlk iki ilahi dinin başaramadığını 3. bir dinin başarabileceğinin de temellendirilmesi gerekmez mi?

Kişi önce merak edip etmeyeceğine, bilimsel şüphe duyup duymayacağına; Yani: gerçeği arayıp aramayacağına karar vermeli bence önce.
Ama ben böyle inanır, böyle kabul ederim ve bu değişmez anlayışı olursa sanırım bu kişiyi kendi haline bırakmak en iyisi olacak sanırım. Meseleyi hayat/yaşam/tecrübe çözsün

İyi haftalar
 

Kemal

☆☆☆
Yönetici
Mesajlar
391
Tepki puanı
254
Düşünce
Agnostik
"Biz anlamak istediğimiz gibi anlıyoruz."
Ve de;
"Bizim Allah öyle demek istemedi deyişimiz, zaten Allah'ın yanlış yapmayacağına inanmamızdan. Sizin bulduğunuz çelişkiler hiçbir zaman bize uygun gelmemiştir. Çünkü Allah'ın kitabında ne bir yanlış nede bir çelişki olur. Biz buna inandığımız için tabikii de ortaya attığınız ayetler, çelişkiler v.s'de kendi yorumlarımızı daha doğru buluyoruz. İş birazda inanç meselesi. "

Şeklindeki sözler bu zatın fıtratını da, fikriyatını da, hissiyatını da yeterince ortaya koymuş sanırım.

Bu tür düşünme sistemlerinin maalesef gerçek nedir, aslında olan biten nedir gibi ilgileri ve merakları yoktur. Mutlak hakikat/hakikatler olduğu inancı ile hareket ederler. Bu da doğal olarak tanrı/Allah katında olmalıdır anlayışı vardır. Beşer zaten şaşar, acizdir; Anlayamaz, bilemez. Akletmesi istenir beşerden ama bu da sınırlıdır: Bak, gör ve tanrıyı tesbih/teşbih et. Fazlası gaybdır; elleme.

"Herhangi bir konuyu size emredip yasaklamadığım sürece, siz de beni kendi halime bırakınız. Sizden önceki ümmetleri çok sual sormaları ve peygamberlerine karşı münakaşaya dalmaları helâk etti. Size herhangi bir şeyi yasakladığım zaman ondan kesinlikle sakınınız, bir şeyi emrettiğimde de onu, gücünüz yettiği ölçüde yerine getiriniz." (Buhârî, İ'tisâm 2; Müslim, Hac 412, Fezâil 130-131) "
hadisi veya Maide 101/102 ayetleri gibi.

Zaten bilim ile din arasında uyum kurmaya kalkanların problemi ve başaramadıkları da bu zaten. Bilim TÜMEVARIM ile gerçeği arar. Olgu ve olaylardan yola çıkar. Sonuçları YANLIŞLANABİLİR, DENETLENEBİLİR.
Dinler ise TÜMDENGELİM ile çalışır. cevaplar önceden vardır ve sadece tanrı tarafından ihsan edilebileceğinden kesindir, sorgulanamaz.

Bu nedenle kalbi yani şüphe etmeden, sorgulamadan, eleştirmeden sahip olunan iman; akli; yani sorgulanarak erişilen imandan makbuldür. İman tam, kesin ve mutlak olmalıdır. Bu nedenle şüphe ve sorgu/merak kalbi imanda olmaz. Akletmek demek lafzi ve dünyevi ayetlere fiziki evrende kanıt bulmak ve buradan hareket ile tanrı/din imanını mutlaklaştırmaktır.

Kelam ilminin doğuş nedenlerinden biri de budur: Bilimsel gelişme ve sosyal uyanışlar karşısında ampirik verilerle yani deneyim ve bilimsel gerçeklerle vahyi/kitabi hükümleri/nasları temellendirmeye çalışmaktır bir amaç ta.

Bu nedenle olgu ve olaylardan yola çıkan; bilimsel yönetm kullanan, sorgulayıcı/deneyci ampirik/pozitif/bilimsel anlayış ile DUYGUDAN yola çıkan; şüphe etmeyen; düşünce ve görüşlerini hayat ve gerçeklere göre biçimlendirme niyet ve ihtiyacı olmayan; Verili doğru ve gerçekleri değişmez ve mutlak kabul ederek hayatı bu gerçeklere harcamak için ömür tüketen; Yani Doğal ve Toplumsam ekoloji ve kültürel gerçeklere/hayata sırtını dönen bir anlayış ile konuşma ve uzlaşma çabaları maalesef nimetten çok külfet doğuran bir hale gelmektedir.

Benim gördüğüm yukarıdaki eleştirel düşünce sahibi arkadaşların birden fazla yorum ve sorularla konuyu irdelemeye açmaya çalışmalarıdır. Karşılarındaki kişi ise aklina yatan ilk gerekçeyi bir sebep olarak kabul edip, bunu dayanak alarak görüşlerini genel ve mutlak olarak temellendirmeye çalışmasıdır. Aynı dil konuşulmamakta gördüğüm kadarıyla bence.

Zaten kendisi de belirtmiş:
"Buna zaten bir Müslüman olarak inanmam imkansız "

Temel anlayış belli: Eğer bir olay veya olgu benim müslümanlık anlayışıma uyuyorsa doğrudur; Uymuyorsa, yanlıştır, kabul etmem.

Sorun şu ki tek bir islam veya müslümanlık tanımı veya anlayışı/sistemi var mıdır? Varsa daha sahabe döneminde Ör: camel olayında binlerce müslüman niye birbirlerini katletti. Ki bu sahabeler içinde "Sağlığında cennetle müjdelenen" sahabeler de vardı üstelik.

Yüzlerce mela/tefsir ve binlerce "senedi tertışılan" hadisleri "nas" olarak ele alıp herkesin üzerinde anlaşabileceği bir din/disiplin/inanç sistemi kurmak ne derece mümkün? 1400 senedir gerçekleşmeyen bir ülkünün bundan sonra gerçekleşeceğinin kanıtı/dayanağı ne?

İlahi oldukları kabul edilen musevi ve isevi iki büyük din ve 3 büyük kitap üzerine 3. bir dinin hem de tanrı katından gelmesinin de temellenmesi gerekmez mi öncelikle? İlk iki ilahi dinin başaramadığını 3. bir dinin başarabileceğinin de temellendirilmesi gerekmez mi?

Kişi önce merak edip etmeyeceğine, bilimsel şüphe duyup duymayacağına; Yani: gerçeği arayıp aramayacağına karar vermeli bence önce.
Ama ben böyle inanır, böyle kabul ederim ve bu değişmez anlayışı olursa sanırım bu kişiyi kendi haline bırakmak en iyisi olacak sanırım. Meseleyi hayat/yaşam/tecrübe çözsün

İyi haftalar
Zihnine sağlık. Zevkle okudum.
 

NoTThingLosE

☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
967
Tepki puanı
259
Düşünce
Sünni
"Biz anlamak istediğimiz gibi anlıyoruz."
Ve de;
"Bizim Allah öyle demek istemedi deyişimiz, zaten Allah'ın yanlış yapmayacağına inanmamızdan. Sizin bulduğunuz çelişkiler hiçbir zaman bize uygun gelmemiştir. Çünkü Allah'ın kitabında ne bir yanlış nede bir çelişki olur. Biz buna inandığımız için tabikii de ortaya attığınız ayetler, çelişkiler v.s'de kendi yorumlarımızı daha doğru buluyoruz. İş birazda inanç meselesi. "

Şeklindeki sözler bu zatın fıtratını da, fikriyatını da, hissiyatını da yeterince ortaya koymuş sanırım.

Bu tür düşünme sistemlerinin maalesef gerçek nedir, aslında olan biten nedir gibi ilgileri ve merakları yoktur. Mutlak hakikat/hakikatler olduğu inancı ile hareket ederler. Bu da doğal olarak tanrı/Allah katında olmalıdır anlayışı vardır. Beşer zaten şaşar, acizdir; Anlayamaz, bilemez. Akletmesi istenir beşerden ama bu da sınırlıdır: Bak, gör ve tanrıyı tesbih/teşbih et. Fazlası gaybdır; elleme.

"Herhangi bir konuyu size emredip yasaklamadığım sürece, siz de beni kendi halime bırakınız. Sizden önceki ümmetleri çok sual sormaları ve peygamberlerine karşı münakaşaya dalmaları helâk etti. Size herhangi bir şeyi yasakladığım zaman ondan kesinlikle sakınınız, bir şeyi emrettiğimde de onu, gücünüz yettiği ölçüde yerine getiriniz." (Buhârî, İ'tisâm 2; Müslim, Hac 412, Fezâil 130-131) "
hadisi veya Maide 101/102 ayetleri gibi.

Zaten bilim ile din arasında uyum kurmaya kalkanların problemi ve başaramadıkları da bu zaten. Bilim TÜMEVARIM ile gerçeği arar. Olgu ve olaylardan yola çıkar. Sonuçları YANLIŞLANABİLİR, DENETLENEBİLİR.
Dinler ise TÜMDENGELİM ile çalışır. cevaplar önceden vardır ve sadece tanrı tarafından ihsan edilebileceğinden kesindir, sorgulanamaz.

Bu nedenle kalbi yani şüphe etmeden, sorgulamadan, eleştirmeden sahip olunan iman; akli; yani sorgulanarak erişilen imandan makbuldür. İman tam, kesin ve mutlak olmalıdır. Bu nedenle şüphe ve sorgu/merak kalbi imanda olmaz. Akletmek demek lafzi ve dünyevi ayetlere fiziki evrende kanıt bulmak ve buradan hareket ile tanrı/din imanını mutlaklaştırmaktır.

Kelam ilminin doğuş nedenlerinden biri de budur: Bilimsel gelişme ve sosyal uyanışlar karşısında ampirik verilerle yani deneyim ve bilimsel gerçeklerle vahyi/kitabi hükümleri/nasları temellendirmeye çalışmaktır bir amaç ta.

Bu nedenle olgu ve olaylardan yola çıkan; bilimsel yönetm kullanan, sorgulayıcı/deneyci ampirik/pozitif/bilimsel anlayış ile DUYGUDAN yola çıkan; şüphe etmeyen; düşünce ve görüşlerini hayat ve gerçeklere göre biçimlendirme niyet ve ihtiyacı olmayan; Verili doğru ve gerçekleri değişmez ve mutlak kabul ederek hayatı bu gerçeklere harcamak için ömür tüketen; Yani Doğal ve Toplumsam ekoloji ve kültürel gerçeklere/hayata sırtını dönen bir anlayış ile konuşma ve uzlaşma çabaları maalesef nimetten çok külfet doğuran bir hale gelmektedir.

Benim gördüğüm yukarıdaki eleştirel düşünce sahibi arkadaşların birden fazla yorum ve sorularla konuyu irdelemeye açmaya çalışmalarıdır. Karşılarındaki kişi ise aklina yatan ilk gerekçeyi bir sebep olarak kabul edip, bunu dayanak alarak görüşlerini genel ve mutlak olarak temellendirmeye çalışmasıdır. Aynı dil konuşulmamakta gördüğüm kadarıyla bence.

Zaten kendisi de belirtmiş:
"Buna zaten bir Müslüman olarak inanmam imkansız "

Temel anlayış belli: Eğer bir olay veya olgu benim müslümanlık anlayışıma uyuyorsa doğrudur; Uymuyorsa, yanlıştır, kabul etmem.

Sorun şu ki tek bir islam veya müslümanlık tanımı veya anlayışı/sistemi var mıdır? Varsa daha sahabe döneminde Ör: camel olayında binlerce müslüman niye birbirlerini katletti. Ki bu sahabeler içinde "Sağlığında cennetle müjdelenen" sahabeler de vardı üstelik.

Yüzlerce mela/tefsir ve binlerce "senedi tertışılan" hadisleri "nas" olarak ele alıp herkesin üzerinde anlaşabileceği bir din/disiplin/inanç sistemi kurmak ne derece mümkün? 1400 senedir gerçekleşmeyen bir ülkünün bundan sonra gerçekleşeceğinin kanıtı/dayanağı ne?

İlahi oldukları kabul edilen musevi ve isevi iki büyük din ve 3 büyük kitap üzerine 3. bir dinin hem de tanrı katından gelmesinin de temellenmesi gerekmez mi öncelikle? İlk iki ilahi dinin başaramadığını 3. bir dinin başarabileceğinin de temellendirilmesi gerekmez mi?

Kişi önce merak edip etmeyeceğine, bilimsel şüphe duyup duymayacağına; Yani: gerçeği arayıp aramayacağına karar vermeli bence önce.
Ama ben böyle inanır, böyle kabul ederim ve bu değişmez anlayışı olursa sanırım bu kişiyi kendi haline bırakmak en iyisi olacak sanırım. Meseleyi hayat/yaşam/tecrübe çözsün

İyi haftalar
Birileri ironi yaptığımı anlayamamış :D. Bende büyük bir zevkle gülerek* okudum.
 
Üst