Kur-an Çelişkileri 4 : Arap Putunun Yükselişi

Charles Dawkins

☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
426
Beğeniler
212
Düşünce
Ateist
#1
Allah kelimesinin kökenine dair, “EL-İLAH” ve “AL-İLAH” adlı “Ay tanrısı” adları ortaya atılmış ve Allah kelimesinin kökeninin bu olduğu söylenmiştir. Fakat tarihte hiç bir zaman bu isimlerde herhangi bir tanrıya tapılmamıştır.

İslamcı yazarlar, bu iddialara karşılık olarak “AL” ve “EL” kelimelerinin Arapça’da, İngilizce’deki “THE” artıkelinin karşılığı olduğunu, “İlah” kelimesinin ise, Arapça’da tanrı manasına geldiğini ve dolayısıyla Allah kelimesinin kökeninin bu olmasının normal olduğunu söyleyerek yanlışın üstüne yalan katmışlardır.

Herşeyden evvel, Arapça’daki “EL” ve “AL” ekleri İngilizcedeki “THE” sözcüğünün karşılığı değildir. Eğer böyle olsaydı, Kuran denmez, “El Kuran” veya “Al Kuran” denirdi; tıpkı İngilizcede “the Quran” dendiği gibi. Başka bir örnekle, Hitap edilen kişi, bahsedilen kişiyi mutlaka tanıyorsa veya bahsedilen kişi insanların çoğunluğu tarafından tanınıyorsa, isminin başında the the kullanılır ki o isim bir başkası ile karıştırılmasın. Eğer “AL” ve “EL” ekleri, the ile aynı anlamda artıkeller olsalardı, Muhammed için de “El-Muhammed” veya “Al-Muhammed” denmesi gerekirdi.

Oysa işin gerçeği “Al” ve “El” sözcükleri Arapça değildir. Bu kelimeler Sümer ve Babil dillerinden İbranice ve Arapçaya girmiştir. Onların anlamı şudur: “TANRI

Evet, “al” ve “el” kelimelerinin anlamı Tanrı’dır. Örneğin Babil dilinde, “Ba-al” adlı tanrının adının manası; “Bağ tanrısı”dır”. Babil’in meşhur asma bahçelerini korumakla görevli bağ tanrısıdır. Asıl adı ise “Bağ-Al” dır.

Bu al ve el kelimeleri Yahudilerin Babiller ve Sümerler ile olan kültürel ilişkileri sonucu İbraniceye girmiştir. Arapçaya da İbraniceden geçmiştir. Bu kelimeler sadece tanrı manasına gelmez, aynı zamanda da “yüce, ulu” gibi anlamlarıda vardır. Hatta bu kelimeler, insan isimlerinin başlarına da takı olmuştur. Çünkü o dönemler, tanrılaştırılmış kutsal rahipler ve hükümdarlar çoktur. Aşağıda, Sümer ve Babil’den ithal bazı tanrıların adlarını görüyorsunuz:

Al-Lat Al-Uzza

Al-Menat Kıb-el-La

Hub-al Ba-al

Bu örnekler daha da çoğaltılabilir.

El ve Al kelimeleri, bu gün halen İbranice’de “TANRI” manasında kullanılmaktadır. Hatta El veya Al kelimesinin yanına hiç bir şey ilave edilmediğinde, “tanrıların babası” yani “baba tanrı” anlamına gelmektedir. Yukarda da anlattığımız gibi bu kelimeler İbraniceye daha eski kültür dillerinden geçmiştir. Örneğin Sümerce, Akada’ca, Babil dili ve eski Mısır dillerinin bazılarında, al ve el kelimeleri tanrı manasındadır, hatta baş tanrı manasındadır.

Francois Lenormant, “Chaldean magic and its origin and development” adlı kitabında, Al kelimesinin tanrı manasında olduğunu, hiç bir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde detaylarıyla anlatıyor.

“ALLAH” kelimesinde ki “AL” hecesini açıkladık. Şimdi geçelim “LAH” hecesine. O hece aslında “LAH” değil, “LA” hecesidir. İbranice ve Arapçaya “LAH” olarak girmiştir. Arapça ve İbranice kelimeleri ithal ederken kelimelerin sonlarına H harfi eklerler. Çünkü bu dillerde H harfi bir ayraç gibi kullanılarak, üstüne vurgu yapılarak kullanılır.

Allah kelimesinin esası “AL-LA” dır. “EL-LA” veya “EL-LE” de diyebilirsiniz. Çünkü sadece lehçe farkı yapmış olursunuz. “LA” hecesi ise DİŞİLİK EKİDİR. Sümer ve Babil kaynaklı bazı tanrıçaların ve hatta bayanların isimlerin sonlarına eklenir. Örnekler:

Sinder-el-la Mu-al-la

Raffe-el-la Ley-la

Sühey-la Gabri-el-la

Annabel-la

Şimdi “AL” ve “LA” hecelerini toplayalım. AL+LA = TANRIÇA Nitekim bu “ELLA” veya “ALLA” sözcüğü, pek fazla kullanılmayan bir sözcük olsa bile halen İbranice’de manası “TANRIÇA” olarak kalmıştır:

“La ilahe il Allah” diyenler aslında “tanrıçadan başka tanrıça yoktur” diyorlar. Çünkü Al-Lah zaten üniversal dilde tanrıça demektir. “İlahe” ise Arapça’da “tanrıça” demektir. Kimileri “tanrıça” kelimesinin Arapça’da karşılığının “elahim” olduğu yalanını söylese de, elahim, İbranice’deki “Elohim” kelimesidir ve her iki dilde de “tanrılar” manasına gelmektedir.
 

Charles Dawkins

☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
426
Beğeniler
212
Düşünce
Ateist
#2
La ilahe il Allah” Yani bir değil iki kere tastikli tanrıça. Yahudiler, Anadolu’nun ana tanrıçası olan “Kıb-El-Le”yi, “Kab-Al-Lah” olarak telahfus ederek tanrıları arasına kattılar. Fakat onu fazla önemsemediler. Çünkü Yahudilerde tanrı ve tanrıçadan bol bir şey yoktu.

Al-la veya Al-lah Yahudiler ve Araplarda farklı manalarda kullanılır. Çünkü Yahudilerle bir soy olan Araplar, Sümerlilerin ana tanrıçası Kıb-El-La’yı ANA TANRIÇA edinmişlerdi. Ana tanrıça edindikleri için ise, başındaki “kıb” hecesine gerek duymamışlardır. Çünkü Al-La veya El-La veya El-Le kelimesi, zaten TANRIÇA demekti.

Fakat şimdiki Yahudiler olan Israiloğulları bunu yapmadılar çünkü onlar Kıb-El-La’yı ana tanrıça edinmediler. Zira onların tanrıları ve tanrıçaları çoktu. Diyebilirsiniz ki, “Arapların da tanrı ve tanrıçaları çoktu”. Evet ama Kıb-El-La’yı ana tanrıça edindiklerinde, onun eş değerinde başka bir tanrı veya tanrıçaları yoktu. Diğer tanrı ve tanrıçaları daha geç dönemlerde ithal edilerek önem kazanmaya başladı. Kabe’de o dönemlerde baş put’un Allah olmasının sebebi budur. Çünkü o, Arap milleti ortaya çıktığında onların ilk tanrıçaları idi.

Allah da aslında Ay kökenli bir tanrıçaydı. Çünkü Mezapotamya ve anadolu’nun ay tanrıçası Kıbele (Kıble)’den devşirmedir. Daha sonraları ataerkil dinlerin etkisiyle melezleştirilerek cinsiyeti yok edildi. Özellikle İslamın gelişiyle tamamen erkek hüviyetine büründürüldü ve cinsiyeti de inkar edilmeye başlandı.

Allah (Kıble,Kıbele) neden Ay kökenlidir? Ay’ın manası nedir?

Bilinç insanoğlu’nun ortaya çıkışından çok sonra başladı. Ancak, bilinç başlar başlamaz aniden şimdiki seviyesinde ortaya çıkmadı. Dolayısı ile, insanoğlu yarı bilinçli, hatta az bilinçli dönemlerini de yaşadı. Yani, seviye bakımından, şimdiki hayvan ve insan arası birşeydi.

Kendinizi o dönemde doğmuş yarı bilinçli, zekası kıt bir insan olarak düşünün. Kendinizin hakkında hiç birşey bilmediğiniz bir gezegende buluyorsunuz. Böyle bir ortamda, o kıt zekanızla bile olsa, ilk gözlemlemeye çalışacağınız şeyler, yeryüzündeki canlılar ve gökyüzündeki yıldızlar, gezegenler olacaktır. Çünkü ilk dikkat çekecek olanlar bunlardır.

Yıldızlar taşlar gibi ölü değildi, onlar hereketliydi. Bir görünüp bir kayboluyorlardı. Bunların içinde en hareketli olanları Güneş ve Ay idi. Aynı zamanda da onların gözünde, gökyüzündekilerin en büyük olanlarıydı. İşte bu yüzden, yıldızlar canlı olmalıydı.

Hele ki; bazen yarım ay olup, şekilden şekile giren, bazen büyüyüp, bazen küçülen Ay, mutlaka canlı olmalıydı, Ayrıca Ay, hem ışık veriyor, hem de doğarak, batarak çok uzun bir mesafede hareket ediyordu. O mutlaka canlı olmalıydı.

Pekiyi ya Güneş? O en koskoca olanı? Ne kadar ilginç bir şey o değil mi? Bazen ormanlar yanarken çıkan o sıcak ve sarı şeyden yayıyordu.(Alev) Bu çok büyük bir etkinlik; koskoca dünyayı ısıtıyor, bitkileri yeşertiyordu. O da Ay gibi çok fazla hareket ediyordu. Evet evet, o mutlaka canlıdır. Canı ne zaman isterse o zaman ısıtıyor, bitkileri canı istediği zaman yeşertiyor. Kızdığı zaman, ormanlara o sarı ve sıcak şeyden gönderip yok ediyor.

O, o sarı şeylerden bizim üzerimize de gönderiyor. Demek ki bizi görüyor ve biliyor. O sarı ve sıcak şeyleriyle bazen bizi bunaltıyor, ceza veriyor, bazen ise soğuk kış aylarında bizi bunaltmadan ısıtıyor, üşümekten kurtarıyor. Evet, evet bütün bunları yapan, bizi tanımıyor olamaz, hele hele ölü hiç olamaz.

Ay da geceleri o sarı şeylerden gönderiyor ama onunkiler sıcak değil. Fakat bize yol gösteriyor. O ikisi neden hep buradalar? Neden başka yerlere gitmiyorlar? Gitseler bile geri geliyorlar? Neden bizlerle ve bizim Dünyamız ile bu kadar ilgileniyorlar? Yoksa burası onların mı? Güneşin o sarı şeylerden gönderdiği bitkiler, onun kendi bitkileri mi?

O yüzden mi onları yeşertip yaşatıyor? Kendi bitkileri olduğu için mi? Ama bize de o sarı şeylerden gönderiyor? Bizimle de ilgileniyor. Yoksa biz de mi onunuz? Onlar çok güçlü, hiç düşmanları yok. Şimdiye kadar onlardan daha güçlü bir şeyin onları kovaladığını veya avladığını görmedik.

Pekiyi ya yıldızlar? Onlarda da var o sarı şeylerden. Onlar kim? Olsa olsa o iki tane büyük şeyin çocukları olabilirler. Acaba bu iki şeyden hangisi dişi? Olsa olsa o geceleri çıkan dişi olabilir. Çünkü o daha küçük ve daha az güçlü. O büyük olanı ise çok büyük ve çok güçlü. O sarı şeylerden en çok onda var. Demek ki o da erkek olanı.

İlk bilinç başladığında, işte buna benzer, ilkel ama çok da mantıksız olmayan düşünceler ürettiler. Ve bunun neticesinde, Güneş ve Ay’ı efendileri olarak kabul edip, onlara tapınmaya başladılar. İnsanoğlunun ilk tapındığı şeyler, Güneş ve Ay’dır. Bütün diğer tanrılar bunlardan türemiştir. Çünkü doğaya gözle görülür bir biçimde en çok etki edebilen bu ikisi idi. Doğayı yönetiyorlardı.

Allah kelimesinin manasının tanrıça olduğunu anlattık. Pekiyi ama onun bir de simgesi olması gerekmiyor mu? Evet gerekiyor. Yukarıda ne demiştik? “İlk tanrılar Ay ve güneş idi” demiştik değil mi? Allah bir tanrıça olduğuna göre, onun simgesi ne olabilirdi?
 

Charles Dawkins

☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
426
Beğeniler
212
Düşünce
Ateist
#3
Elbette ki çoğu tanrıça figürlerinde olduğu gibi, onun da simgesi Ay olacaktı. Çünkü ilkel insanlardan başlamak üzere binlerce yıl güneş ve Ay’ı canlı sandılar, ve Ay’ın dişi, Güneş’in ise erkek olduğunu, yıldızların ise onların çocukları olduğunu düşündüler. İşte bu yüzden Allah’ın simgesi Ay’dır. Neden Allah’ın simgesi Ay’dır?

Çünkü o bir Ay tanrıçasıdır da ondan. Tanrıçaların hepsi Ay kökenlidir. Tanrıların ise hepsi Güneş kökenlidir. İneğin boynuzları da Ay’ı simgeler. Çünkü iki boynuzu tek parça olarak düşündüğünüzde hilal şeklindedir. Bazı dinlerde ineğin kutsal olmasının sebebi de budur. Bazı simgelerde hem boynuz (Hilal olarak) hem de daire şeklinde dolunay birlikte verilir. Ay ile ilişkisi olan tanrılar mutlaka tanrıçadır.

Fakat Allah putunun bir başka özelliği daha var. Çünkü o aynı zamanda da içinde yuvarlak bir kara taş barındırıyor. O kara taş, Allah’ı simgeleyen diğer putdur. İslam öncesi putperest Araplar, aynen şimdiki müslümanların yaptıkları gibi, Allah putunun etrafında dönerek hac vazifelerini yerine getiriyorlardı. Ve aynen şimdiki gibi, orada şeytan taşlıyorlardı.

Ay tanrıçası Kıble’nin kara taşı kayıp yada çalındı. Söylentilere göre, Roma imparatorluğu zamanında, Roma şehrine götürüldü. Yine bir rivayete göre şu anda Vatikan’da saklanıyor. Hatta Kıbele’nin kara taşının çalınarak Kabe’ye götürüldüğü ve o kara taşın oradaki taş olduğu dahi söyleniyor. Fakat Kıble’nin kara taşı her nerede olursa olsun, onun bir kara taşı vardı.

Kıbele inanırları, o kara taşın etrafında dönerek hac vazifelerini yerine getirirlerdi. O zamanki inanışa göre, Tanrıça Kıble ve tanrı Attis birbirlerine aşık oldular fakat kavuşamadılar. Bunun üzüntüsünden, tanrı Attis kendi cinsel organını keserek erkekliğini bitirdi ve bu sırada kan kaybından öldü.

Kıbele yüzyıllar boyunca üzüntüsünden gözyaşı döktü. Bunun üzerine bazı dindar kişiler Kıbele ayinleri esnasında hüzünlenerek kendi cinsel organlarını kesme yoluyla mahtem tuttular. Bunu yapanlar, Kıbele rahipleri, yani gallos oldular ve saygı duyuldular. Ve sonunda Kıble’nin döktüğü göz yaşları tanrı Attis’i diriltti ve bu adet kalktı. İşte İslamdaki sunnetin kökeni de buradandır. Maksat Kıble’nin yas’ına ortak olmaktır.

Not: Gerçek Kıble, gerçekten de sevilesi bir tanrı idi. Ve gelmiş geçmiş tüm tanrılar arasında hiç bir tanrı onun kadar sevilmemiştir. İnsanlık ona çok şey borçludur. Çünkü o erkekleştirilmiş sahte Kıble olan Tanrı Allah ve benzeri tanrılar gibi savaşmayı ve kavgayı değil, sevmeyi aşıladı.
 

Charles Dawkins

☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
426
Beğeniler
212
Düşünce
Ateist
#4
Tanrıça Kıbele’nin dininde çok fazla tapınak yoktur. Çünkü her nerede olurlarsa olsunlar, Kıble’ye yönelerek selama durmak vardır. Matthew Bunson’un “A dictionary of the Roman Empire” kitabında, bu rituellerin bir kısmını bulabilirsiniz.

Dua ederken elleri avuçları yukarı doğru açmanın kökeni de Ay tanrıçalarının dinlerindendir. Ay’ın ışığına nur denirdi. Avuçlar açık ve yukarıya bakacak şekilde dua edilirdi ki; avuçların içi Ay’dan gelen nur ile dolsun. Sonra da avuçlarda toplanan nur, yüze sürülür. Yani nur ile yüz yıkayıp, günahlardan arınmak.

KAYNAK: http://www.ateistforum.org/index.php?showtopic=34302
 
Üst Alt