Kuran Tercümesi

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
12,542
Tepki puanı
935
Düşünce
Sünni
*İşte onlar rablerinden bir doğruluk üzerindedirler
5. هُدًى " Bir hidâyet" kelimesinin nekre ile gelmesi.

Arapça dil kurallarına göre marife kelimenin tekrar edilmesi aynı şeyi ifâde ederken, nekre kelimenin tekrarlanması farklı bir şeyi ifade etmektedir. İlk defa geçen هُدًى " Bir hidâyet" kelimesinin elif-lamsız (yani nekre) gelmesi, ikinci defa geçen هُدًى " Bir hidâyet" lafzının öncekinden farklı olduğuna bir işarettir. Çünkü aynı kelime ikinci defa da nekre gelmiştir. Bu da ikincisinin birincisinden farklı bir manayı ifade ettiğini ve öncekiyle aynı olmadığını gösterir. Yani dünya ve ahiret saadetinin kaynağı, doğru yol üzerinde gitmeye bağlıdır.
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
12,542
Tepki puanı
935
Düşünce
Sünni
*İşte onlar rablerinden bir doğruluk üzerindedirler
6. مِنْ "…den"

Hidayetin Allah’tan olduğunu ifade eden مِنْ kelimesinden burada bir zorunluluk hissedilmekteyse de, hakikatte zorunluluk değildir. Çünkü, onların özgür iradeleriyle hidayete yönelmeleri üzerine, Cenâb-ı Hak, o hidayeti yaratmış ve ihsan etmiştir. Demek ihtida, yani hidayete doğru yürümek, onların çabası ve iradeleri dahilindedir; fakat hidayeti yaratmak, Allah’tandır.
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
12,542
Tepki puanı
935
Düşünce
Sünni
*İşte onlar rablerinden bir doğruluk üzerindedirler
7. رَبِّهِمْ "Rablerinden" kelimesindeki terbiye

Bu kelimenin burada tercih edilmesi; onların rızık ile terbiyeleri, Rab olmanın özelliklerinden olduğu gibi, hidayetle de beslenmeleri Rab olmanın özelliklerinden olduğuna işarettir
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
12,542
Tepki puanı
935
Düşünce
Sünni
ve onlar kurtulanlardır.
وَاُولٰۤئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ “Dünya ve âhirette saâdet ve kurtuluşa erenler de onlardır.”

Bu cümledeki inceliklerin kaynakları:

1. و ile atıf.
2. اُولٰۤئِكَ "İşte onlar" ifadesinin tekrarı.
3. Cümle içinde başka bir kelimeye bitişmeksizin kendi başına ayrı olarak gelen zamir olan هُمْ "Onlar"
4. اَلْ edatı.
5. Kurtuluş yollarının zikredilmemesiyle مُفْلِحُونَ "Kurtuluşa erenler" ifadesinin genel bırakılması gibi beş kaynaktan ibarettir.
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
12,542
Tepki puanı
935
Düşünce
Sünni
ve onlar kurtulanlardır.
1. و ile atıf

و ile yapılan atıf, her iki cümle arasında bulunan münasebete binaen yapılmıştır. Zira birinci اُولٰۤئِكَ "İşte onlar" derhal gerçekleşen mutluluk olan hidayet meyvesine işarettir. İkinci اُولٰۤئِكَ "İşte onlar" hidayetin sonradan gerçekleşen meyvesine işarettir.
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
12,542
Tepki puanı
935
Düşünce
Sünni
ve onlar kurtulanlardır.
2. اُولٰۤئِكَ "İşte onlar" ifadesinin tekrarı.

Bu ayette iki mutluluktan bahsediliyor: Birisi hidayet, diğeri ise; hidayetin de neticesi olan dünya ve ahiret mutluluğudur. Her iki tekrar içinde de bir övgü ve yüceltme manası var. Birinci “Onlar” kelimesinde hidayette oldukları için övülüyorlar, ikinci “Onlar” kelimesi içinde de her iki alemde de mesut olacakları için övülüyorlar.
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
12,542
Tepki puanı
935
Düşünce
Sünni
ve onlar kurtulanlardır.
3. Cümle içinde başka bir kelimeye bitişmeksizin kendi başına ayrı olarak gelen zamir olan هُمْ "Onlar"

Arapça gramer kurallarında اُولٰۤئِكَ "İşte onlar" ifadesine müpteda denir. الْمُفْلِحُونَ “Dünya ve âhirette saâdet ve kurtuluşa erenler" ifadesine haber denilir. Araya cümle içinde başka bir kelimeye bitişmeksizin kendi başına ayrı olarak gelen zamir olan هُمْ "Onlar" ifadesinin girmesi, اُولٰۤئِكَ "İşte onlar" müptedasının الْمُفْلِحُونَ “Dünya ve âhirette saâdet ve kurtuluşa erenler" haberinden başka haberleri de olduğunu gösterir. Ve bu gibi haberlerin belirlenmesini de zihne havale eder. Yani haberlerin sınırlı olmadığını zihne sunmakla, uygun haberleri araştırmaya teşvik eder.

Nasıl ki Zeyd’i ele almakla “Zeyd âlimdir, Zeyd faziletlidir, Zeyd güzeldir” gibi Zeyd’in sıfatlarından çok hükümleri dizebilirsin. Bunun gibi اُولٰۤئِكَ "İşte onlar" ifadesinden sonra gelen هُمْ "Onlar" zamiri zihni harekete geçirmekle “Onlar ateşten kurtulurlar,” “Onlar Cennete girerler,” “Onlar rüyete mazhar olurlar” ve daha bu gibi sıfatlarına uygun çok hükümleri ve cümleleri kurdurur.
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
12,542
Tepki puanı
935
Düşünce
Sünni
ve onlar kurtulanlardır.
4. اَلْ edatı

اَلْ edatı İngilizcedeki "the" gibidir ve önüne geldiği kelimenin bilinen açık bir şey olduğunu gösterir. الْمُفْلِحُونَ “Dünya ve âhirette saâdet ve kurtuluşa erenler" ifadesindeki اَلْ edatı, hükmün apaçık olduğuna işarettir.
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
12,542
Tepki puanı
935
Düşünce
Sünni
ve onlar kurtulanlardır.
5. Kurtuluş yollarının zikredilmemesiyle مُفْلِحُونَ "Kurtuluşa erenler" ifadesinin genel bırakılması

Kurana muhatap olanlar için kurtuluş farklı farklıdır. Kurana muhatap olanların bir kısmı ateşten kurtuluş istiyorlar, bir kısmı Cennete girmek istiyorlar, bir kısmı rüyete mazhar olmak istiyorlar. مُفْلِحُونَ "Kurtuluşa erenler" ifadesinin genel bırakılmasıyla bu isteklerin tamamının gerçekleşeceği ifade edilmiş oluyor.
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
12,542
Tepki puanı
935
Düşünce
Sünni
6.) o kafirler var ya muhakkak onları korkutsan da korkutmasan da aynıdır iman etmezler
اِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا سَوَاۤءٌ عَلَيْهِمْ ءَاَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لاَيُؤْمِنُونَ “İnkâra saplananları ise ister uyar ister uyarma onlar için birdir, imana gelmezler.”

Bu cümlenin öncekilerle irtibatı şudur:

Eğitim sisteminde korku ve ümit dengesi olmalı. Ümit ile doğru yollarda yürünsün, korku ile yanlış yollara girilmesin.

Bu hikmetten dolayı, Kur’ân-ı Kerim, devamlı olarak, müjdeden sonra uyarmış; ve Allaha yakın olanları övdükten sonra yoldan sapmışları yermiştir.
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
12,542
Tepki puanı
935
Düşünce
Sünni
6.) o kafirler var ya muhakkak onları korkutsan da korkutmasan da aynıdır iman etmezler
اِنَّ ifadesi Arapçada kesinlik vurgusudur.

Bu cümlede اِنَّ’nin özel bir inceliği vardır: Bu âyetin muhatabı olan Hazret-i Muhammed’e (a.s.m.) şüphe ve inkâr bulunmadığı halde şüphe ve inkârı kaldırma özelliğinde olan اِنَّ ile karşılanması, onların iman etmesi için Peygamberin (a.s.m.) hırsının şiddetine işarettir.
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
12,542
Tepki puanı
935
Düşünce
Sünni
6.) o kafirler var ya muhakkak onları korkutsan da korkutmasan da aynıdır iman etmezler
اَلَّذِينَ “O kimseler ki” den, bilinen birşey kastedilir. Ayet Mekke’de ya da Medine’de inmişse, o anda insanların bildiği küfrün ele başlarından bahsederek iman etmeyeceklerini haber veriyor. Kuran’ın gelecekten verdiği bu haber de doğru çıkıyor ve küfrün o dönemdeki ele başları iman etmeden ölüyor. Bu da Kuran’ın ayrı bir mucizesidir.
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
12,542
Tepki puanı
935
Düşünce
Sünni
6.) o kafirler var ya muhakkak onları korkutsan da korkutmasan da aynıdır iman etmezler
Onlar iman etmediklerinden ve ruh cevherini bozma ve bütün elemleri içine alan küfür musibetine maruz kaldıklarından لَمْ يُؤْمِنُوا " İmân etmediler" yerine كَفَرُوا " İnkâr ettiler" tabiriyle işaret edilmiştir. Ve bunun gibi لاَيَتْرُكُونَ الْكُفْرَ "Küfrü terk etmezler" kelimesi yerine لاَيُؤْمِنُونَ "İman etmezler" tabiriyle, onların büyük musibete maruz kaldıkları gibi, pırlanta gibi iman cevherini de kaybettiklerine işarettir.
 

DemoKratos

Vl ☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
5,809
Tepki puanı
3,090
Düşünce
Ateist
102.) süleymanın mülkü hakkında şeytanın okuduklarına uydular ve süleyman kafir olmadı fakat insanlara sihir ve babilde harut ve marut iki meleğe indirilen şeyi öğreterek şeytanlar kafir oldular o ikisi hiç kimseye biz muhakkak fitneyiz kafir olmayın demedikçe öğretmiyorlardı fakat onlardan karı ile kocayı ayıran şeyler öğreniyorlardı ve onlar allahın izni olmadan kimseye onunla zarar verici değildir ve onlara zarar veren ve onlara fayda vermeyen şeyleri öğreniyorlar ve andolsun ki elbette onu satın alanlar bildiler ki onun için ahirette bir nasip yoktur ve satın aldıkları şey ne kötüdür kendilerini bilenler olsalardı

103.) eğer onlar inansalar ve çekinselerdi elbette allah katından sevap kazanacaklardı bilselerdi

104.) ey inananlar bizi gözet demeyin bize bak deyin ve dinleyin kafirler için acıklı azap vardır

105.) kitap ehlinden kafirler ve ortak koşanlar rabbinizden sizin üzerinize hayırdan indirilmesini istemezler ve allah rahmetini istediği kişiye has kılar ve allah büyük iyilik sahibidir

DEĞERLENDİRME:

Büyünün gerçek olduğunun iddia edilmesi bir skandal elbette. Dediğine göre büyü gerçek ama yapmak haram. Aydınlatıcı bir kitapta elbette büyü gibi gerçek dışı hayal ürünü saçmalıklarla boşuna uğraşmayın demesi gerekirdi. Allah dilerse büyü zarar verirmiş!!! Bu ifade elbette bir skandaldır. Büyü ile karı kocanın ayrılabileceğini iddia ediyor. Buna karşı aldığı önlem ise tehdit. Yapmayın haramdır demek. Büyü inancını bizzat telkin ederek büyünün allahtan indirildiğini, bu indirme işi ile iki melek görevlendirdiğini söylüyor. Tam bir dogmatik metinden beklenecek bir masal…
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

DemoKratos

Vl ☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
5,809
Tepki puanı
3,090
Düşünce
Ateist
106.) biz ayetlerden bazılarının yürürlüğünü kaldırırsak veya unutturursak ondan daha hayırlısını veya aynısını getiririz. Bilmez misin ki muhakkak allah her şeye gücü yetendir

107.) bilmez misin ki muhakkak allah mülkü gökler ve yer olandır. allahın altında sizin için ne bir dost ne yardımcı vardır

108.) yoksa musanın sorguya çekildiği gibi siz de peygamberinizi sorguya mı çekmek istiyorsunuz. Kim küfrü imana değişirse kötü bir yola sapmış olur

109.) kitaplıların çoğu, sizi imanınızdan sonra keşke küfre döndürebilseler isterler onlara doğru açıklandıktan sonra nefislerinde çekemezlik oldu şimdi onları allahın emri gelinceye kadar affedin ve hoş görün allah her şeye gücü yetendir

110.) namazı kılın zekatı verin kendiniz için hayırdan ne öncelerseniz allah katında onu bulursunuz muhakkak allah yaptıklarınızı görür

111.) ve dediler ki yahudi ve hristiyanlardan başkası cennete girmeyecek bu onların kuruntusu de ki doğruculardansanız delilinizi getirin

112.) hayır kim yüzünü allaha çevirdiyse o muhsindir artık onun mükafatı rabbi katındadır ve onlara korku yoktur üzülmezler de

113.) Yahudiler hıristiyanlar bir temel üzerinde değiller dediler hıristiyanlar da yahudiler bir temel üzerinde değiller dediler oysa hepsi kitabı okuyorlar bilmeyenler de tıpkı bunların söyledikleri gibi demişti artık onların aralarında uyuşamadıkları davada hükmü allah verecektir

114.) allahın mescitlerinde onun adının anılmasını yasak eden ve onların yıkılması için çalışandan kim daha zalimdir böyleleri oralara ancak korka korka girebilmelidirler bunlar için dünyada rezillik ahirette de büyük bir azap vardır

115.) doğu da batı da allahındır nereye dönerseniz allahın yüzü işte oradadır şüphesiz allah lütfu geniş olandır hakkıyla bilendir

116.) allah çocuk edindi dediler o bundan uzaktır hayır göklerdeki ve yerdeki her şey allahındır hepsi ana boyun eğmiştir

117.) o gökleri ve yeri örneksiz yaratandır bir işe hükmetti mi ona sadece ol der o da hemen oluverir

118.) bilmeyenler allah bizimle konuşsa ya da bize bir mucize gelse ya derler bunlardan öncekiler de tıpkı böyle bunların dedikleri gibi demişti onların kalpleri birbirine benziyor biz âyetleri kesin olarak inanacak bir toplum için açıkladık

119.) şüphesiz biz seni hak ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik sen cehennemlik olanlardan sorumlu tutulacak değilsin

120.) dinlerine uymadıkça ne yahudiler ve ne de hıristiyanlar asla senden razı olmazlar. de ki allahın yolu asıl doğru yoldur sana gelen ilimden sonra eğer onların isteklerine uyacak olursan bilmiş ol ki allahtan sana ne bir dost ne bir yardımcı vardır

121.) kendilerine kitab verdiğimiz kimseler onu gereği gibi okurlar işte bunlar ona inanırlar onu inkar edenlere gelince işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir

122.) ey israiloğulları size verdiğim nimetimi ve sizi cümle âleme üstün tuttuğumu hatırlayın

123.) kimsenin kimse namına bir şey ödemeyeceği hiç kimseden fidye alınmayacağı kimseye aracılığın yarar sağlamayacağı ve hiç kimsenin hiçbir taraftan yardım göremeyeceği günden sakının

124.) bir zaman rabbi ibrahimi kelimelerle sınamış ibrahim onların hepsini yerine getirmişti dedi ki ben seni insanlara önder yapacağım dedi ki soyumdan da dedi ki benim sözüm zalimleri kapsamaz

125.) hani biz kâbeyi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık siz de ibrahim makamından kendinize bir namaz yeri edinin ibrahim ve ismaile tavaf edenler kendini ibadete verenler rukû ve secde edenler için evimi temiz tutun

126.) hani ibrahim rabbim bu şehri güvenli kıl halkından allaha ve ahiret gününe iman edenleri her türlü ürünle besle demişti dedi ki inkâr edeni bile az bir süre besler sonra onu cehennem azabına girmek zorunda bırakırım ne kötü varılacak yerdir orası

DEĞERLENDİRME:

Bu kadar sıkıcı, bu kadar yavan, bu kadar aynı konuları tekrarlayıp duran başka bir kitap daha var mıdır bilemiyorum. Artık birkaç sayfayı birden değerlendirmek yeterli, çünkü sürekli aynı sözleri tekrarlıyor. Yahudiler mevzusu hala bitmedi. Onlara çatmayı sürdürmek için bulmadığı bahane kalmamış durumda. Şunu dediler bunu dediler, şunu yaptılar bunu yaptılar… Hristiyanlarla pek sorunu yok gibi görünüyor. Bütün kin ve nefret Yahudilere karşı.

İbrahim’i Yahudilerin ellerinden alıp İslam’a mal etmek için çok uğraşılacak. İbrahim İbrahim diye de bıktırıncaya kadar, gına getirtinceye kadar tekrarlayacak. Bu daha başlangıç…
 

Sirius

Yazar
Mesajlar
133
Tepki puanı
81
Düşünce
Agnostik
İkinci bir anlatım hatası bu sözleri kim söylüyor allah mı muhammed mi belirlenmemiş. Kuran'daki genel hava allahın konuştuğu
izleniminin verilmesi şeklindedir. Burada ise tam bir belirsizlik var.

Burası tam bir muamma zaten. Kuran allahın sözleridir diyen müslümanlar aaynı zamanda, "allah birdir" gibi farklı bir ağızdan yazılan sözlerin başına parantez içinde "de ki" yazarlar. Aslında herkes farkındadır ama kimse kabullenmek istemez zaten. Bu kuranın değiştirilmesi değil de ne?
 

Sirius

Yazar
Mesajlar
133
Tepki puanı
81
Düşünce
Agnostik
(*) Bu harflerin ne anlama geldiği bilinmemektedir. Olasılıkla sanki ortada gizemli bir tılsım varmış izlenimi yaratmak için kullanılmıştır ve hiç bir anlamı yoktur. Varsa da hiç bir önemi bulunmamaktadır. "Salon" sözcüğünün "sln" diye yazılmasıyla hiç bir anlam oluşmayacağı gibi.

Okuduğum okulda bu gibi harflere yapılan yorum, eskiden Mekke'de insanların konuşmaya başlamadan önce, dinleyicilerin dikkatlerini çekmek için çıkardıkları farklı sesler olarak gösteriliyor. Tabii, tüm insanlığa indirildiği söylenen bir kitapta bu gibi sesleniş cümlelerinin olması, ve bizim gibi "tüm insanlar" kalıbına girenlerin bunları anlayamaması çok öngörülebilir.
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
12,542
Tepki puanı
935
Düşünce
Sünni
Okuduğum okulda bu gibi harflere yapılan yorum, eskiden Mekke'de insanların konuşmaya başlamadan önce, dinleyicilerin dikkatlerini çekmek için çıkardıkları farklı sesler olarak gösteriliyor. Tabii, tüm insanlığa indirildiği söylenen bir kitapta bu gibi sesleniş cümlelerinin olması, ve bizim gibi "tüm insanlar" kalıbına girenlerin bunları anlayamaması çok öngörülebilir.
الۤمۤ
İ’câz, inci gibi incecik belâgat inceliklerinin parıltılarının birleşmesinden yansıyan bir nurdur. Her bir güzellik ince ve ışığı az ise de, inceliklerin toplamından meydana gelen tam bir ışık ile fecr-i sadık çıkacaktır.
1. Hece harflerinin adedi -sakin yani harekesiz elif hariç kalmak şartıyla- yirmi sekiz harftir. Kur’ân-ı Azîmüşşan, sûrelerin başında bu harflerin yarısını zikretmiş, yarısını da terk etmiştir.
2. Kur’ân’ın almış olduğu yarım, terk ettiği yarımdan daha fazla insanlarca kullanılır.
3. Kur’ân, sûrelerin başında zikrettiği kısım içinde dil üzerine daha kolay gelen elif, lâm’ı çok tekrar etmiştir.
4. Kur’ân, aldığı harfleri, hece harflerinin adedince sûrelere dağıtmıştır. Yani, mukattaat harfleri, hece harflerinin sayısı olan yirmi dokuz sûrenin başında geçmektedir.
5. Hece harflerinin mehmûse, mechûre, şedîde, rahve, müsta’liye, münhafıza, mutbika, münfetiha gibi çiftli cinslerinin her birisinden yine yarısını almıştır.
6. Kalkala, zelleka gibi, sayısı tek olan guruptan dile ağır gelen harflerden az, hafif gelenden çok alınmıştır.
7. Kur'an'ın bu yarılamayı beş yüz dört ihtimalden bir olarak seçilmiştir. Adı geçen yarılamanın dışında hiç bir surette böyle dengeli ve yarı yarıya bloke edilmiş şekliyle bir bölüşüm söz konusu olamaz. Bu gibi i'caz parıltılarından zevk alamayan, kendi zevkini kınamalıdır.
8. Belki de Allah "Ben bu Kur'an’ı dış görünüş itibariyle manası olmayan şu harflerden meydana getirdim. İşte size harfler. Eğer gücünüz varsa sizlerde böyle belagatli bir ayet yapınız" diyor. O zamanın edip ve belagat ustaları dahil şimdiye kadar hiç kimse harfleri bir araya getirip belagatli ayetlere benzer getirememişlerdir.
9. Hece harflerinin sayısı yirmi sekizdir. Birden yirmi sekize kadarki sayıların toplamı: dört yüz altıdır. 406 sayısı: 14x29’dur. Demek ki, hem mukattaa harflerinin on dört adet sayısı, hem de bu harflerin başında bulunduğu yirmi dokuz sûrenin sayısı hece harflerinin yirmi sekiz sayısı içerisinde yer almaktadır. Allah bu matematiksel tabloyu pek harika bir surette kullanmış ve Kur’an’ın önemli bir i’caz parıltısı olarak ortaya koymuştur.
10. الۤمۤ ile benzerlerinde göze çarpan harikalık, bu harflerin pek harika ve acayip bir şeyin başlangıcı ve keşif kolları olduklarına işarettir.

11. Bu sûrelerin başlarındaki harflerin kesilmesi ile isimleri hecelemek, işaret edilem-n mananın kaynağına ve neden doğduğuna işarettir.

12. Bu kesik harfler ve yan yana gelmesi ile ortaya çıkan benzersiz ayetlerin kaynağı yirmi sekiz harftir. Yani Kur’an, insanların bildiği ve gözü önünde olan harfleri kullanarak mucizevi bir terkip yapıyor. "Şayet buna karşı iseniz, hadi siz de bildiğiniz o yirmi sekiz harften bir mucize yapın" diyerek, insanlara meydan okuyor. İnsanların acizliğini yüzüne çarpıyor, ta ki Kur’an önünde aczini itiraf edip imana gelsinler.

Mimar Sinan aynı malzemeleri kullanarak şaheserler yapıyor, başka mimar aynı malzeme ile çürük ve esassız bir bina yapıyor. Demek önemli olan malzeme değil, o malzemeyi ustalık ile kullanmaktır. Yirmi sekiz harf bir malzeme ve kaynaktır. Bu malzeme ve kaynaktan bir mucize çıkarmak ise Allah’a mahsustur.

13. Mânâdan soyulmuş şu hece harflerinin zikri, karşı çıkanları delilsiz bırakmaya işarettir.

Evet, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, şu mânâsız harflerin hal diliyle ilân ediyor ki: “Ben sizden beliğ anlamları, hükümleri, hakikatleri ifade eden yüksek hutbeleri ve nutukları istemiyorum. Yalnız şu sıraladığım harflerden bir benzerini yapınız—velev iftira ve hikâyelerden ibaret bile olursa olsun!”

14. Harfleri sıra hecelemek, yeni okumaya ve yazmaya başlayanlara mahsustur. Bundan anlaşılıyor ki, Kur’ân, ümmî bir kavme ve başlangıç seviyesinde olan bir çevreye öğretmenlik yapıyor.
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
12,542
Tepki puanı
935
Düşünce
Sünni
Okuduğum okulda bu gibi harflere yapılan yorum, eskiden Mekke'de insanların konuşmaya başlamadan önce, dinleyicilerin dikkatlerini çekmek için çıkardıkları farklı sesler olarak gösteriliyor. Tabii, tüm insanlığa indirildiği söylenen bir kitapta bu gibi sesleniş cümlelerinin olması, ve bizim gibi "tüm insanlar" kalıbına girenlerin bunları anlayamaması çok öngörülebilir.
15. ا ل د gibi harfleri, meselâ, elif, lâm, dal gibi isimleriyle tabir ve zikretmek, okuyan ve yazanların uyguladığı bir usuldür. Bundan anlaşılıyor ki, hem söyleyen, hem dinleyen ümmî olduklarına nazaran, bu tabirler, söyleyenden doğmuyor ve O'nun malı değildir; ancak, başka bir yerden O'na geliyor.

Ey arkadaş! Bu inceliklerin ince iplerinden dokunan yüksek belâgat nakışını göremeyen adam, belâgat ehlinden değildir. Belâgat uzmanlarına müracaat etsin.
16. الۤمۤ üç harfiyle üç hükme işarettir. Şöyle ki: Elif, هٰذَا كَلاَمُ اللهِ اْلاَزَلِىُّ "Bu Ezelî Allah’ın kelâmıdır. hükmüne; lâm, نَزَلَ بِهِ جِبْرِيلُ "Onu Cebrâil (a.s.) indirmiştir" hükmüne; mim, عَلٰى مُحَمَّدٍ عَلَيْهِ السَّلاَمُ "Muhammed’e (a.s.m.)" hükmüne işarettir.
Elif, Arapça'da kendisinden sonra gelen hiçbir harfe Bİ-TİŞ-MEZ! Dikkatinizi çekmiş miydi önceden?

Peki, Ezeli Rabb'imizin sıfatlarından birisi; Muhalefet'ün Li'l-Havadis, yani Yaratanımızın sonradan olan biz dahil tüm varlıkların hiçbirisine benzememesi, onlarla arasında benzeyiş yönünden ne bir bağlantı ne de bir ortaklığın olmaması, deyim yerinde ise bu Elif-Lam-Mim'de Rabbimizce kodlandığı üzere O'nun (C.C.) sonrakilere bitişmemesi, Elif'de mana olarak işaretlenmiştir.

Kur'an alfabesinde Lam harfini bir düzleme çizecek olsak çizime aşağıdan yukarıya değil; mantıksal olarak ve işin kolayı öyle olduğu için tepeden aşağıya doğru başlarız.

İşte, Elif'e bitişmeyen ve O'nun ile arasında benzeyişlik yönünden de, tıpkı biz insanlar gibi hiçbir ortak yönü olmayan Cebrail (AS), yukarıdan nüzul ile yine yukarıdan nüzul eden ayetleri, bir Lam inişiyle;

Gerek vahiy, gerekse de ilham yönüyle insanlar ve özellikle de peygamberlerce kontak kurulabilen meleklerden Cebrail (AS), ne Elif'e ve ne de Lam'a benzemeyen ve ayette Mim ile mimlenen Hz. Muhammed(ASM)'a indirmiş ve bağlamıştır o Rabbani hitapları..

Aynen الم 'deki gibi.. Kendisinin kimin ile bağlı olduğu açıkca belli olan, harflerinin diziminde bile tesadüf olmayan, eşsiz, Ezeli bir hitap ve bir ilan.. “Kur'an-ı Mu'ciz'ül Beyan”…

Evet, nasıl ki Kur’ân’ın hükümleri uzun bir sûrede, uzun bir sûre kısa bir sûrede, kısa bir sûre bir âyette, bir âyet bir cümlede, bir cümle bir kelimede, o kelime de sin, lâm, mim gibi hurûf-u mukattaada resmedilir, görünür. Aynen öyle de, الۤمۤ’in her bir harfinde zikredilen hükümlerden biri benzeşmiş görünüyor.

17. Şifrevari şu hurûf-u mukattaanın zikri, Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın fevkalâde bir zekâya sahip olduğuna işarettir ki, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, remizleri, îmaları ve en gizli şeyleri apaçık gibi anlar.

18. Şu harflerin kesik olması, harf ve lâfızların içerdikleri kıymet, yalnız ifade ettikleri mânâlara göre olmayıp, harflerin sırlarını araştıran ilimde anlatıldığı gibi, adet ve sayılar gibi harflerin arasında doğal ilişkilerin bulunduğuna işarettir.
Bu harf dizilimlerinden birçok İslam âlimi ebcet ve cifir ilmini de kullanarak gaybi sırlar ve ince manalar çıkararak bu harflerin öyle rastgele bir harf tercihi ve dizilimi olmadığını ortaya koymuşlardır. Mesela
Taberî, Şûrâ sûresi’nin başındaki hurûf-u mukattaayla alâkalı İbn Abbas’tan bir rivayet aktarır. İbn Abbas’a bu âyetin tefsiri sorulduğunda o önce cevap vermek istemez. Sual birkaç defa tekerrür edince o, bugünkü Bağdat’ın krokisini çizip anlatıyormuş gibi şu tür izahta bulunur: “Etrafında iki nehir bulunan tepemsi bir yere bir şehir kurulacak, orada, peygamber torunlarından adı Abdulilâh veya Abdullah olan önemli bir kişi/kişiler bâğiler tarafından öldürülecektir.” der.
(et-Taberî, Câmiu’l-beyân 25/6.)
General Abdülkerim Kasım, Abdulilâh ve merhum Faysal’a karşı ihtilâl yapınca Faysal taraftarları bu meseleyi kaleme alıp halka dağıttılar.
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
12,542
Tepki puanı
935
Düşünce
Sünni
Okuduğum okulda bu gibi harflere yapılan yorum, eskiden Mekke'de insanların konuşmaya başlamadan önce, dinleyicilerin dikkatlerini çekmek için çıkardıkları farklı sesler olarak gösteriliyor. Tabii, tüm insanlığa indirildiği söylenen bir kitapta bu gibi sesleniş cümlelerinin olması, ve bizim gibi "tüm insanlar" kalıbına girenlerin bunları anlayamaması çok öngörülebilir.
19. Allah, bu üç harf ile dikkatleri ve zihinleri bu harflerin çıkarıldığı yerlere çeviriyor. Böylece, insanları, hem bu üç mahrece hem de diğer bütün harflerin çıktığı bu üç mahreç içindeki diğer küçük mahreçlerde, bütün harflerin, kelimelerin ve lafızların muhteşem ve harika yaratılışlarını hayretle tefekkür etmeye davet ediyor.

Demek ki, bu âyetleri gönderen kim ise, bütün harflerin çıkış yerlerini, o harflerden meydana gelen kelimeleri ve o kelimelerin müsemmaları olan eşyayı yaratan da O'dur.

Kur’an, Fâtiha Suresi ile duyguları uyandırdıktan sonra dilin maddesi olan elifba harflerinden başlaması ve daha söylerken kalbin en derin kısmından dudağın ucuna kadar bütün harflerin tüm mahreçlerine uygun üç mahreçten özel tertib ile çıkarak insana kendini tarttırıp tanıtacak olan "elif, lâm, mim" harflerini düşündüre düşündüre okutması, dil sırrı içinde seslerden kelimelere, kelimelerden manalara, manalardan eşyaya, eşyadan yaratma sırrına ve varlığın başlangıcına ve Allah'ın ilmine kadar götürmesi, bu yüce kitabın başlangıçtan sonuca kadar insanlığa yol göstermeyi üzerine aldığını büyük bir belağatle ifade etmektedir.
Buna göre âyet sanki şunu demektedir:
"Ey düşünür! 'Elif, lam, mim' sembolüne bak ve harflerin çıkış yerlerine riayet ederek elif lâm mim diye oku. Okurken kendini bir tart, ruhundan bedenine, içinden dışına, göğsünden dudaklarına doğru yokken var olarak çıkıp gelen o sesleri de iyice bir dinle. Bu sırada bir elifba, ebced okurcasına bütün elifba harflerini şekilleriyle hayalinden geçir ve düşün. Aslında hiçbir manası olmayan bu tek ve basit seslerden, sayılmayacak kadar manayı taşıyan kelimelerin ve bu kelimelerden sözlerin ve bu sözlerden kâinatı anlatan yüce kitapların meydana gelme şekillerinde, nasıl bir kudret ve nasıl bir yaratılış sırrı gizli olduğunu düşün."

"O zaman anlarsın ki kâinatta her mana, her feyiz (nimet), her ilerleme, her olgunluk, her ümit bir sosyal düzene, hem de layık olduğu konumu ile bir sosyal düzene borçludur. Kendi kendine hiçbir manası, hiçbir kuvveti, hiçbir belirtisi olmayan basit maddelerin tek tek parçaları, layık oldukları bir sosyal düzeni buldukları zaman onlardan kimyalar, hikmetler, şekiller, hayatlar fışkırarak şu gözümüzün önündeki görülen kâinat meydana geliyor."

"Sen seslerden kelimeyi, kelimelerden manaları, manalardan eşyayı okuyup görebiliyorsan, böyle yokluğun var, anlamsızın anlamlı olabilmesi, ayrı ve dağınık şeylerin birleşip bir bütün meydana getirebilmeleri, bütün bunlar üzerinde ezelden ebede kadar hakim ve her şeyi kuşatan bir kudret-i vahdaniyenin delili ve tanığı olduğunda tereddüd edebilir misin?"

Hayır edemezsin ve etmek için kendinde hiçbir hak göremezsin…" (Elmalılı, Hak Dini, Kur'an Dili, Bakara 1. âyetin tefsiri. )


Ey zihnini belâgatin boyasıyla boyayan arkadaş! Bu incelikleri sıkacak olursan, هٰذَا كَلاَمُ اللهِ "Bu Allah’ın kelâmıdır." içinden çıkacaktır.
الۤمۤ benzerleriyle beraber, sentez şeklinden kesik kesik olarak zikirleri, bu şeklin bağımsız olup hiçbir imama tâbi olmadığına ve hiç kimseyi taklit etmiş olmadığına ve üslûpları acaip, çeşitleri garip yeni varlık sahasına gelen bir eşsiz güzellik olduğuna işarettir.
20. Hatip ve beliğlerin âdetindendir ki, mesleklerinde daima bir örneğe tâbi oluyorlar ve bir örnek üzerine nakış dokuyorlar ve işlenmiş bir yolda yürüyorlar. Halbuki, bu harflerden anlaşıldığına nazaran, Kur’ân hiçbir örneğe tâbi olmamıştır ve hiçbir belâgat nakışı örneği üzerine nakış yapmamıştır ve işlenmemiş bir yolda yürümüştür.

21. Kur’ân, baştan aşağıya kadar, nâzil olduğu yapı üzerine bâkidir. Bu kadar Kur’ân’ı taklit etmeye aşırı istekli olan dostlar ve saldıran düşmanlara rağmen, şimdiye kadar Kur’ân’ın ne taklidi yapılabilmış ve ne de bir örneği gösterilebilmiştir.

Evet, Kur’ân, milyonlarca Arabça kitaplarla karşılaştırılırsa, benzeri bulunamaz. O halde, Kur’ân, ya hepsinin altındadır; bu ise imkansızdır. Öyle ise hepsinin üstünndedir; öyle ise Allah’ın kelâmıdır.

22. İnsanlığın san’atı olan bir şey, başlangıçta çirkin ve düzensiz olur, sonra yavaş yavaş düzene sokulur. Kur’ân ise, ilk ortaya çıktığında gösterdiği tatlılığı, güzelliği, gençliği şimdi de öylece korumaktadır.

Ey belâgat inceliğinin kokusunu koklayan arkadaş! Zihnini şu 22 maddeye gönder ki, bal arısı, اَشْهَدُ اَنَّ هٰذَا كَلاَمُ اللهِ "Bunun Allah’ın kelâmı olduğuna şehadet ederim." balını çıkarsın!
 

Son konular

Son mesajlar

Üst