Kuran'a Neden mi İnanmıyoruz

NoTThingLosE

☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
964
Tepki puanı
258
Düşünce
Sünni
Yav sen kafayı mı yedin. Şu yazdığını bi okusana. Bu ayet meninin sırt ile göğüs kafesi arasından geldiğini söylüyor. Hani testis? Kuranın dediği yer ile testis arasında yarım metre var.
"Öyleyse insan neden yaratıldığını bir düşünsün! O, bel ile göğüs nahiyesinden çıkan, atılan bir sudan yaratıldı."(Tarık, 86/5-7)

Ayet metninde sulb ve teraib arasındaki nahiyeden çıkan bir sıvıdan söz edilir. Normalde sulb; belkemiği, teraib ise kaburga kemiğidir. Erkek ile kadının üreme hücreleri bu bölgede yer aldığı için böyle ifade buyurulmuştur. Yoksa maksat, bu sıvının tamtamına nereden çıktığını bildirmek değildir.

Sulb, sulüb, saleb sâlib; başın arka dibinden kuyruk sokumuna kadar arka kemiğine denir ki omurga kemiği, amûdi fikarî ve bel kelimeleri ile ifade edilir. Dimağdan inen ve "nuha-ı şevki= omurilik" denilen ve sinir sisteminin ana hattı olan "korkar ilik" onun içinden iner. Beden şekillenme ve oluşumunun sertlik ve sağlamlık ekseni demek olan bir temel direğidir.

Teraib de "teribe"nin çoğuludur. Göğüs kemiklerine denir ki "göğüs tahtası" tabir edilir. İki meme ile boyun halkası kemiklerinin aralığına veya göğsün sağ tarafından dört ve sol tarafından da dört kaburgaya veya iki el, iki ayak ve iki göze de denilir. Özellikle göğüste gerdanlık takılan yere denir. Demek ki sırttaki omurların karşılığı olarak göğüs kemiğinin sağ ve sol kaburgalara doğru dallanan her boğumu bir teribe olup hepsine birden terib ve teraib denilmiştir. Bu durumuda asıl terâib, göğüs tahtasının eksenini teşkil eden ve boyundan memeler arasına doğru inen kemikler olup etrafı itibarıyla sinenin gerdanlık takılan bölümüne ve hepsine denir. Nitekim İmriu'l-Kays'ın:

"Beli ince, bembeyaz, göbekli değil, sinesi ayna gibi parlaktır." beytinde ayna gibi cilalanmış diye nitelediği terâib, kemikler değil, sinenin kendisidir.

Sulb ile terâib bedenin arkadan ve önden iki duvarını bel ve bağır gibi esaslı iki temel direğiyle ifade etmiş oluyor ki bunların arası üreme aygıtını kapsar. Şu halde "sulb ile terâib arası", bedenin bütün şekliyle ilgili olup ortasında bulunan üreme aygıtlarından kinâye olur.

İnsan bir baksın, hangi şeyden yaratıldı. Dökülüp atılan bir sudan yaratıldı.Bel kemiği ile kaburgalar arasından çıkar. Şüphesiz (Allah), onu yeniden-döndürmeye güç yetirendir. (Tarık Suresi, 5-8)

5. ayette Allah insanın neden yaratıldığını sorar. 6. ayette ise onun dökülüp atılan meniden yaratıldığını söyler. 7. ayette ise onun bel kemiği ile kaburga arasından çıktığı ifade edilir. 7.ayette çıkan şeyin meni olduğunu söyleyenler varsa da burada söylenen insanın çıkışıdır. Yani bel kemiği ile kaburga arasında tarif edilen yer bebeğin anne karnında oluştuğu yerdir. Bir sonraki ayette “o” zamiri insana gittiği açıktır. Eğer 8. ayete dikkatli bakılırsa “onu tekrar döndürmeye güç yetirendir” ifadesiyle, insanın tekrar öldükten sonra yaratılacağından söz edildiği görülür. Yani buradaki “o” ifadesi insandır. 7. ayette de “çıkan” olarak söylenenin insan olduğu açıklanmış olur.

7. ayetteki ifadede çıkan şeyin meni olduğu düşünülmüş ve bu şekilde açıklanmaya çalışılmıştır.

Tabi bu da günümüzdeki bilimsel gerçeklerle çelişiyor gibi gözükmektedir. Oysa ayetin geliş ve gidişi dikkatli okunduğunda burada kaburga ve belkemiği aşağıya arasından çıkan şeyin insan olduğu anlaşılmaktadır. (Burada tarif edilen bölgeyi yukarıdan aşağıya doğru düşülmeli. Kaburganın olduğu yer ile bel kemiğinin olduğu bölge düşünüldüğünde, tarif edilen yer bu ikisinin arasında kalan yukarıdan aşağıya doğru mide ve karın boşluğunun olduğu bölge oluyor) yani anne karnında bebeğin oluştuğu bölge. Dolayısıyla bu ayetin bilimle çelişmesi söz konusu değildir.

Bizim görüşümüz yukarıdaki gibidir. Fakat ayetten “meni”nin çıkışını anlayanların bir görüşünü de aktararak, siz okuyucularımızla paylaşmak istiyoruz: “Meni bildiğimiz gibi testislerde oluşur. Testisler ise Mesonephrosdan gelişirler. Mesonephros’lar anne karnındayken bebeğin sağ ve sol tarafında bel kemiği ile kaburga kemikleri arasında yer alırlar. Bebek doğmadan önce Mesonephroslar testislere dönüşürler ve inguinal kanal denen kanaldan testis torbasına inerler. Hatta nadir durumlarda bazı çocuklar testisleri aşağı inmeden doğabilirler. Özetlersek, meniyi üreten testisler, ilk aşamada, bel kemiği ile kaburga arasında oluşmakta, sonra aşağıya inmektedirler.”

Cidden bunun üstüne de anlamaz isen diyecek bir şeyim yok.
 

NoTThingLosE

☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
964
Tepki puanı
258
Düşünce
Sünni
Uzun gelir okumazsınız diye biraz daha kısalttım:

5. İnsan, neden yaratılmış olduğuna bir baksın.
6. Atılan bir sıvıdan yaratıldı.
7. Bel ile kaburgalar arasından çıkar.
8. Kuşkusuz O, onu yeniden döndürmeye gücü yetendir.
(Tarık 5-8)

Ayetlere dikkatli bakarsak; 5, 6 ve 8. ayetlerde insandan bahsedildiğini göreceğiz. 5. ayette “neden yaratılmış olduğuna bir baksın” denilen insandır. 6. ayette “atılan bir sıvıdan yaratılan” da insandır. 8. ayette “yeniden döndürülme”sinden bahsedilen insandır. Pek, o zaman 7. ayette “bel ile kaburgalar arasından çıkar” denilenin insan olduğunu düşünmüyoruz? Bizce önceki iki ayette ve sonraki ayette “insan”a atıf yapıldığı için bu ayette de atıf yapılanın “insan” olduğunu düşünmek daha uygundur. Dolayısı ile 7 ayette meniden ziyade, bel ile kaburgalar arasından çıkan şey insandır. Her ne kadar bazı tefsirler bunu bu şekilde anlamış olsa da, bize göre bu anlayışlar hatalıdır. Ayetin hem öncesinde hem de sonrasında “insan”a atıf yapılması, bu dediğimizi desteklemektedir. Ayrıca 7. ayette geçen “çıkar” fiilinin Arapçası “yahrucu”dur; bu fiilin aynısı 40. sure Mumin Suresi’nin 67. ayetinde “Sonra sizi bebek olarak çıkardı” ifadesinde geçmektedir. Görüldüğü gibi buradaki “çıkmak” ifadesi insanın doğumu için kullanılan fiildir ve insan bebekken bulunduğu bölge herkesin gördüğü gibi “bel ile kaburgaların arası”dır. Bu da “çıkmak” ile insanın doğumunun kastedildiği görüşünü desteklemektedir.

Bizim görüşümüz yukarıdaki gibidir. Fakat ayetten “meni”nin çıkışını anlayanların bir görüşünü de aktararak, siz okuyucularımızla paylaşmak istiyoruz: “Meni bildiğimiz gibi testislerde oluşur. Testisler ise Mesonephrosdan gelişirler. Mesonephros’lar anne karnındayken bebeğin sağ ve sol tarafında bel kemiği ile kaburga kemikleri arasında yer alırlar. Bebek doğmadan önce Mesonephroslar testislere dönüşürler ve inguinal kanal denen kanaldan testis torbasına inerler. Hatta nadir durumlarda bazı çocuklar testisleri aşağı inmeden doğabilirler. Özetlersek, meniyi üreten testisler, ilk aşamada, bel kemiği ile kaburga arasında oluşmakta, sonra aşağıya inmektedirler.”
 

Kemal

☆☆☆
Disiplin Kurulu Üyesi
ÖDG Üyesi
Mesajlar
387
Tepki puanı
253
Düşünce
Agnostik
Dostum yukarısını okusana?
Okudum. Yukarıda yazılanlar ile ayetin bi alakası yok. Ayet göğüs kafesi ile omurga arası diyor. Ayrıca meninin göğüs kafesi ile ve omurga ile bir alakası yok. Tıbben bu bilgi yanlıştır. Kuranı yazan hatalı bilgi vermiş. Tabi o dönemde böyle bir hata yapılması normal. Çünkü tıp o dönemde ilerlemiş değil.
 

NoTThingLosE

☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
964
Tepki puanı
258
Düşünce
Sünni
Okudum. Yukarıda yazılanlar ile ayetin bi alakası yok. Ayet göğüs kafesi ile omurga arası diyor. Ayrıca meninin göğüs kafesi ile ve omurga ile bir alakası yok. Tıbben bu bilgi yanlıştır. Kuranı yazan hatalı bilgi vermiş. Tabi o dönemde böyle bir hata yapılması normal. Çünkü tıp o dönemde ilerlemiş değil.
Daha diyeceğim bir şey yok..
 

Mete Turan

☆☆☆☆☆
Divan Kurulu Üyesi
ÖDG Üyesi
Mesajlar
1,752
Tepki puanı
1,015
Düşünce
Agnostik
Uzun gelir okumazsınız diye biraz daha kısalttım:

5. İnsan, neden yaratılmış olduğuna bir baksın.
6. Atılan bir sıvıdan yaratıldı.
7. Bel ile kaburgalar arasından çıkar.
8. Kuşkusuz O, onu yeniden döndürmeye gücü yetendir.
(Tarık 5-8)

Ayetlere dikkatli bakarsak; 5, 6 ve 8. ayetlerde insandan bahsedildiğini göreceğiz. 5. ayette “neden yaratılmış olduğuna bir baksın” denilen insandır. 6. ayette “atılan bir sıvıdan yaratılan” da insandır. 8. ayette “yeniden döndürülme”sinden bahsedilen insandır. Pek, o zaman 7. ayette “bel ile kaburgalar arasından çıkar” denilenin insan olduğunu düşünmüyoruz? Bizce önceki iki ayette ve sonraki ayette “insan”a atıf yapıldığı için bu ayette de atıf yapılanın “insan” olduğunu düşünmek daha uygundur. Dolayısı ile 7 ayette meniden ziyade, bel ile kaburgalar arasından çıkan şey insandır. Her ne kadar bazı tefsirler bunu bu şekilde anlamış olsa da, bize göre bu anlayışlar hatalıdır. Ayetin hem öncesinde hem de sonrasında “insan”a atıf yapılması, bu dediğimizi desteklemektedir. Ayrıca 7. ayette geçen “çıkar” fiilinin Arapçası “yahrucu”dur; bu fiilin aynısı 40. sure Mumin Suresi’nin 67. ayetinde “Sonra sizi bebek olarak çıkardı” ifadesinde geçmektedir. Görüldüğü gibi buradaki “çıkmak” ifadesi insanın doğumu için kullanılan fiildir ve insan bebekken bulunduğu bölge herkesin gördüğü gibi “bel ile kaburgaların arası”dır. Bu da “çıkmak” ile insanın doğumunun kastedildiği görüşünü desteklemektedir.

Bizim görüşümüz yukarıdaki gibidir. Fakat ayetten “meni”nin çıkışını anlayanların bir görüşünü de aktararak, siz okuyucularımızla paylaşmak istiyoruz: “Meni bildiğimiz gibi testislerde oluşur. Testisler ise Mesonephrosdan gelişirler. Mesonephros’lar anne karnındayken bebeğin sağ ve sol tarafında bel kemiği ile kaburga kemikleri arasında yer alırlar. Bebek doğmadan önce Mesonephroslar testislere dönüşürler ve inguinal kanal denen kanaldan testis torbasına inerler. Hatta nadir durumlarda bazı çocuklar testisleri aşağı inmeden doğabilirler. Özetlersek, meniyi üreten testisler, ilk aşamada, bel kemiği ile kaburga arasında oluşmakta, sonra aşağıya inmektedirler.”
Meninin kaburga ile göğüs kafesi ile falan bir alakası yok. Meni testiste üretilir. Senin attığın yazılarda Kuranın bu hatasını örtmeye çalışmışlar. Durum bu.
 

Orhan Yolcu

☆☆☆☆
Yönetim Kur. Üyesi
ÖDG Üyesi
Mesajlar
508
Tepki puanı
365
Düşünce
Agnostik
Adam utanmasa taşak göğüs kafesinin orda diyecek. :)
 

Mete Turan

☆☆☆☆☆
Divan Kurulu Üyesi
ÖDG Üyesi
Mesajlar
1,752
Tepki puanı
1,015
Düşünce
Agnostik
Peki tamam. İnanmamakta ısrar ediyorsunuz. O kadar konuya cevap verdim, onlara da cevaplar verinde tartışalım o konuları da.
Yukarıdaki adamın yazdığı küfürü ve kullanıcı adını görüyorsun değil mi?
Senle iyi tartıştık ve konuştuk. Birbirimizin görüşlerine katılmasak da konuşabildik. Bu iyi bir şey bence. Demek ki insan medeni olunca gayet iyi tartışılabiliyor.
 

NoTThingLosE

☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
964
Tepki puanı
258
Düşünce
Sünni
Yukarıdaki adamın yazdığı küfürü ve kullanıcı adını görüyorsun değil mi?
Senle iyi tartıştık ve konuştuk. Birbirimizin görüşlerine katılmasak da konuşabildik. Bu iyi bir şey bence. Demek ki insan medeni olunca gayet iyi tartışılabiliyor.
Malesef gördüm. Amacım o zaten medeni bir şekilde konuşup doğruyu yanlışı bulabilmek. Diğer konulara yazdıklarıma da bir bakarsan konuşalım onları da.
 

Heretik

☆☆☆☆☆
ÖDG Üyesi
Mesajlar
860
Tepki puanı
383
Düşünce
Ateist
Hoşgörülü birisi forumumuza girmiş hoşgelmiş hoşgitmiş O.O
 

NoTThingLosE

☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
964
Tepki puanı
258
Düşünce
Sünni
Neyse bu konuya devam edelim. :D Maide Suresi 33. ayetinde Allah ve Resulüne karşı savaşanların öldürülmesi gerektiği söylenmiştir. Dikkat edilmesi gereken husus “Allah ve Resulüne karşı gelenler” denmemiştir, “savaşanlar” denmiştir. Ayrıca Allah ve Resulüne karşı savaşan herkese de bu yaptırımlar uygulanmamıştır. Peygamber Efendimize karşı fiziki saldırıda bulunan insanlar dahi öldürülmemiştir. Maide 38’de ise hırsızların ellerinin kesilmesi söylenmektedir. Ayette “ibretli ceza” denmektedir. Yani hırsızlık yapmak isteyen başka kişilere örnek olması için bu hüküm koyulmuştur. İçtimai hayatın düzenini sağlayan bir kuraldır. Sonuçta ortada bir suç ve suçlu vardır daha da önemlisi huzurun sağlanması gereken bir toplum vardır. Bu hükümlerin amacı budur. Bugün dahi dünyada çok farklı yaptırımlar vardır. Birçok ülkede birçok farklı yaptırım vardır. ABD’de elektrikli sandalyede infaz, ilaçla infaz gibi çeşitli metodlar vardır. Yani suçluya ceza verme doğal bir şeydir, yadırganması gereken bir durum yoktur.
 

NoTThingLosE

☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
964
Tepki puanı
258
Düşünce
Sünni
Kafa kesme ayeti hakkında. Bunu Işid için kullanan çok kişi var umarım anlarsınız.
Öyleyse, inkâr edenlerle (savaş sırasında) karşı karşıya geldiğiniz zaman, hemen boyunlarını vurun; sonunda onları ‘iyice bozguna uğratıp zafer kazanınca da’ artık (esirler için) bağı sımsıkı tutun. Bundan sonra ya bir lütuf olarak (onları bırakın) veya bir fidye (karşılığı salıverin). Öyle ki savaş ağırlıklarını bıraksın (sona ersin)… (Muhammed Suresi, 4)

Pek çok ateist, bu ayeti referans alıp Işid zihniyetinde olanların gerçek müslüman olduğunu ve onların ayetin hükmünü yerine getirdiklerini söyler. Ya da İslam’ın, inkar edenlerin boynunu vurmayı emreden vahşet dini olduğunu iddia eder. Oysa gerçek, bilinenin tam zıttıdır. Ayette anlatılanı delilleri ile deşifre ettiğimde, okuduklarınıza çok şaşıracak ve eğer vicdan sahibi iseniz bu ayetin manasını çarpıtmaktan vazgeçeceksiniz…

Gelelim ayette boyun olarak çevrilen ”rikab” kelimesine. Rikab kelimesi Arapça’da “gözetleme, gözetim altında olma demektir”. Allah’ın isimlerinden biri ” Er Rakib” dir. RKB kökünden gelir bu kelime ve gözetlemek, denetlemek, korumak, bekçilik yapmak manaları vardır. Allah’ın kullarından bir an bile gafil olmadığını, sürekli gözetleyen, koruyan ve kontrol altında tutan olduğunu anlatır. Bu kısa bilgiden sonra sizlere ‘”Rakabe” kelimesinin geçtiği diğer sure ve ayet numaralarını vermek istiyorum. (İlk numara sure, ikincisi ayet numarasıdır.)

Rakabe kelimesinin geçtiği ayetler: (28-18), (28-21), (44-59), (11 -93), (5-117,) (50-18), (4-1)

İnternette yapacağınız kısa bir araştırmanın ardından Rakabe kelimesinin, diğer bütün ayetlerde gözetleyen… manasında çevrilmiş olduğunu göreceksiniz. Her ne hikmetse sadece Muhammed Suresi 4. ayette aynı kelime boyun olarak çevrilmiş. Ve pek çok meal yazarı da birbirinden etkilenerek ayette geçen “rikabi” kelimesine “boyunlar” manası vermişlerdir. Oysa boyun kelimesi Araça’da “A’nâk” kelimesi ile ifade edilir. Bu kelimenin Kuran’da geçtiği sure ve ayet numaraları da şöyledir;

Boyun “A’nâk” kelimesinin geçtiği ayetler: (17-29), (17-13), (8-12), (34-33), (38-33), (13-5), (26-4), (36-8), (40-71)

Bu bilgilerin ardından ayette anlatılanın ne olduğuna bakalım;
Savaşta inkar edenlerle karşılaştığınzda onların gözetleme/komuta merkezlerini vurun. Sonunda üstün geldiğinizde onları esir alın; onları ya karşılıksız veya fidye karşılığında salın. Savaş durumu kalkıncaya kadar bunu uygulayın… (Muhammed Suresi, 4)

Bir ayeti okuduğunuzda, başı, sonu, öncesi, sonrası ile beraber okumanız gerekir ki konu bağlamından kopmasın. Bu ayetin ilk cümlesinde inkar edenlerle karşı karşıya geldiğiniz savaş anında, o inkar edenlerin komuta/gözetleme merkezlerini vurun der. Sonra onlara üstün geldiğinizde onları esir alın der. Ve savaş bitiminde de aldığınız esirleri karşılıksız veya fidye karşılığında salın der.

Şimdi soruyorum; Savaş zamanı inkar edenlerin boyunlarını vurduğunuzda -ki bu da boyunlarını kesin manası içermez- boynunu keserek öldürdüğünüz adamı nasıl esir alacaksınız? Adam zaten ölmüş olmuyor mu? Ayette, boyunların kesilmesi ile uzaktan yakından alakalı bir anlatım yoktur. Bu ayetin manasını delillere rağmen çarpıtmaya devam edenler, İslam’ı değil, kendi samimiyetlerini ve vicdanlarını sorgulamalıdırlar. (Allah en doğrusunu bilir)

Sonuç: İslam’da savaş, “Kendilerine zulmedilmesi dolayısıyla, onlara karşı savaş açılana (mü’minlere, savaşma) izni verildi.” (Hac Suresi, 39) ayeti gereği, sadece saldırı olursa, savunma amaçlı yapılır. “Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı gidenleri sevmez.” (Bakara Suresi, 190) ayetinde de belirtildiği gibi, müslümanlarla savaşanlara karşı savaş haktır. Ama aşırı gidilmesi yasaktır. Ve savaş ortamı oluştuğunda taraflar ölmemek için birbirlerini öldürürler. Öldürmeden saldırganı etkisiz hale getirmenin adı da esir almaktır. Savaş sonrası esirler de karşılıklı veya karşılıksız serbest bırakılır.

IŞİD’in yaptığı katliamın kaynağı Kuran değil, uydurma sözde hadislerdir. IŞİD, müslümanım diyenlerin kafasını kesiyor. Oysa Allah ayette; “Kim bir mü’mini kasıtlı olarak öldürürse cezası, içinde ebedi kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazaplanmış, onu lanetlemiş ve ona büyük bir azab hazırlamıştır.’‘ (Nisa Suresi, 93) diyor. ”IŞİD gerçek müslüman” diyenler, bir de bu ayetler üzerinden baksınlar…
 

NoTThingLosE

☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
964
Tepki puanı
258
Düşünce
Sünni
Bakara 191 zaten en çok kullandığınız ayetlerden birisi.
Serçe parmağının ucuna bakarak bir insanın resmini çizmek ne kadar yanlış bir sonuç doğurursa, bir tek ayetin sadece mealine bakarak Kur’an hakkında hüküm vermek de en az onun kadar yanıltıcı olur.

Bazı yazarların dillerine doladıkları ve İslam’ın evrenselliğine, toleransına, ondaki engin fikir hürriyetine perde çekmek için yanlış yorumladıkları bir ayet-i kerime var:

“Onları bulduğunuz yerde öldürün. Sizi yurtlarınızdan çıkardıkları gibi siz de onları çıkarın. Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür…" (Bakara, 2/191)
Konunun tahliline geçmeden önce bazı Kur’an hükümlerini hatırlamak gerekiyor. Ta ki, Kur’anın gerçek maksadı anlaşılsın ve bu ayetin de gerçek yorumu ortaya konulabilsin.

Konuyla yakından ilgili bir ayet-i kerime:

“Dinde ikrah (zorlama) yoktur. Doğruluk sapıklıktan cidden ayrıldı…” (Bakara, 2/256)
Bu ayetin tefsirinde, ayet-i kerimeye “Zorlama denen şey dinde yoktur.” manası da verilerek, “Sadece dinî konularda değil, hiçbir konuda zorlamaya izin yoktur.” denilmiştir.

Aynı gerçeği ders veren bir başka ayet:

“Eğer Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın?” (Yûnus, 10/99)
Demek oluyor ki, peygamberlerin görevi ve Kur’anın hedefi hakkın ve hakikatin tebliğ edilmesi, duyurulmasıdır. İnsanlar bu dünyaya imtihan için gönderilmişlerdir. İmtihanın vazgeçilmez bir gereği de kişinin doğru ve yanlış yoldan birisini kendi iradesiyle seçebilmesidir. Zorlama iradeyi yok edeceğinden imtihanın da bir manası kalmaz.

Bu manaya kuvvet veren pek çok ayet vardır:

“Allah dileseydi onlar şirk koşamazlardı. Seni onların üzerine bekçi kılmadık; sen onların vekili de değilsin.” (En’am, 6/107)
“Peygambere düşen görev ancak tebliğdir (duyurmadır)." (Mâide, 5/99)
“Allah, dileseydi hepinizi bir tek ümmet kılardı...” (Nahl, 16/93)
Bir başka ayet-i kerimede şu hakikate dikkat çekilir:
“Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün alemlerden ganidir (müstağnidir).(Âl-i İmrân, 3/97)
 
Üst