Kuran'daki Astronomi Hataları

Kemal

☆☆☆☆
Disiplin Kurulu Başkanı
Mesajlar
434
Tepki puanı
271
Düşünce
Agnostik
Hayır hata yok, aslında sen eksik bilgi sahibisin. Belliki İslam'ı islam olmayanlardan ya da yarım yamalak bilenlerden öğrenmişsin. Hemen tefsir okumaya başlamalısın. Elmalılı Hamdi ile başla.
Neden tefsir okuyup başkasının bakış açısını kabul edeyim ki. Ben kendi düşüncelerime göre konuşurum. Tefsirler çelişkileri kılıfına uydurma mekanizmalarıdır.
 

KejooN

☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
446
Tepki puanı
248
Düşünce
Agnostik
Peki yukarıdaki ayetleri okuyan birinde soru işaretleri olması anormal mi sence?
Gayet de kafa kurcalayıcı, güzel bulunmuş ayetler. Tebrik ederim bu konuda. Ama demek istediğim her şey ilk bakışta göründüğü gibi olmayabilir. Daha derinine inmek gerekebilir. Üzerine daha fazla düşünüp daha fazla araştırmak.

Konu ile alakasız olarak kendimden bahsetmek istiyorum. Mesela siyasette tarafsız bir bilgi sahibi olabilmek için, mesela şuan ki hükumet AKP'yi destekleyen gazete veya televizyonlardaki haberlere bakarım, bir de Sözcü gazetesi ve Halk TV'ye bakarım. Aradaki farklılıklardan daha doğru bir bilgi yorumu alabileceğime inanırım.

Velhasılı kelam Kur'an a dair bilgiler araştırırken, hem gerçekten iyi bir ateist bilgi kaynağından, hem de Kur'an hakkında geniş bir bilgiye ve mantıklı yorumlama yeteneğine sahip bir bilgi kaynağı bulmanı tavsiye ederim. En doğru sonucu bulmana çok yardımcı olacaktır.
 

KejooN

☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
446
Tepki puanı
248
Düşünce
Agnostik
Neden tefsir okuyup başkasının bakış açısını kabul edeyim ki. Ben kendi düşüncelerime göre konuşurum. Tefsirler çelişkileri kılıfına uydurma mekanizmalarıdır.
Mesele kabul etmek değil ki güzel kardeşim. Farklı bakış açılarını da görmek. Sen tüm bakış açılarını gör, hangisi sana uygun gelirse onu seç zaten. Akıllı bir insanın da yapması gereken budur. Bin bilsen de bir bilene sor. Çünkü tek bir insan her konuda yeterli bilgiye ve bakış açısına sahip olmayabilir. Saçımızı kestirmek için bir berberin aklına ve tecrübesine ihtiyaç duyarken bir ev almak için mühendis, mimar gibi bir çok kişinin aklına ve tecrübesine ihtiyaç duyarız. Her şeyi sadece kendim düşünebilirim demek, ben tek başıma hem Mars'a giderim, hem gökdelen dikerim, hem Bethooven gibi müzik bestelerim gibi bir şey demek olur. :)
 

NoTThingLosE

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
1,825
Tepki puanı
353
Düşünce
Sünni
Sorularla İslamiyet sitesindeki yer alan yazıda Kur'an'da dünyanın yuvarlak oluşunun 1400 yıl önce geçtiğini belirtiyor.
Sorularla İslamiyete sorulan bir soruya cevap olarak şu ifadeler veriliyor:
"Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Herşeyi 'sapasağlam ve yerli yerinde yapan' Allah'ın sanatı (yapısı)dır (bu). Şüphesiz O, işlediklerinizden haberdardır." (Neml, 27/88)


Neml suresindeki ayette Dünya'nın sadece döndüğü değil, dönüş yönü de vurgulanmaktadır. 3.500-4.000 metre yükseklikteki ana bulut kümelerinin hareket yönü daima batıdan doğuya doğrudur. Hava durumu tahminleri için çoğunlukla batıdaki duruma bakılmasının sebebi de budur.

Bulut kümelerinin batıdan doğuya doğru sürüklenmesinin asıl sebebi Dünya’nın dönüş yönüdür. Günümüzde bilindiği gibi, Dünyamız da batıdan doğuya doğru dönmektedir. Bilimin yakın tarihlerde tespit ettiği bu bilimsel gerçek, Kur'an’da yüzyıllar öncesinden -Dünya'nın bir düzlem olduğu, bir öküzün başının üstünde sabit durduğu sanılan 14.yy.da haber verilmiştir.

Dünyanın yuvarlak olduğunu haber veren diğer ayetler:

“Ey cin ve insan topluluğu! Göklerin ve yerin kuturlarından geçmeye gücünüz yetiyorsa haydi çıkın. Çıkamazsınız, ancak bir imkan ile çıkabilirsiniz.”(Rahman, 55/33)

Ayetteki ‘kuturlar’ tabiri bilindiği gibi çaplar demektir. Çap, yuvarlak bir şekil olduğuna göre, hem göklerin, hem dünyanın yuvarlak olduğu anlaşılır.

Einstein’e göre, kainatta her şey, kainata tabi olarak küreseldir. Ondan yedi yüz sene önce yaşamış olan Muhyiddin ibn Arabî ise, Fütuhat'ın birinci cildinde aynen şöyle der: “Allah, kemal sahibidir. Kainatta kendi kemal sıfatını göstermiş, gökleri mükemmel yaratmıştır.” Mükemmel şekil küredir. Onun için Allah kainatı küreler şeklinde yaratmıştır.

“Bundan sonra arzı yapıp düzenledi, ondan suyunu ve otlağını çıkardı.” (Nâziât, 79/31-31)

“Allah geceyi gündüze dolar, gündüzü de geceye dolar.” (Zümer, 39/5)

Ayetlerindeki ‘daha’ fiili yapıp düzenlemek’ anlamına geldiği gibi ‘deve kuşunun yumurtlama yeri, udhiyye, uhuvve, yuvarlak taş ve ceviz atmak’ anlamına gelen 'dahu’ mastarıyla da alakalıdır. Arapça’da bir fiilin iki değişik anlama gelebilmesi özelliğinden faydalanılarak, Dünya’nın yuvarlak olduğu anlatılmaktadır. Ayrıca ikinci ayette “dolamak” diye tercüme edilen Arapça ‘tekvir’ kelimesi, yuvarlak şekilde sarmak manasına gelir. Bu ayette de, gece ve gündüzün oluşmasına, Dünya’nın yuvarlak olması ve dönmesinin sebep olduğu kastedilmektedir.

“Gece de bir alamettir onlara. Ondan gündüzü soyar çıkarırız.”(Yâsîn, 36/37)

“Soyup çıkarmak” fiilinin Arapça’sı olan ’sehl’ kelimesinin “yuvarlak bir şeyi soymak”tır. Türkçe’de de hayvanların derilerinin soyulduğu yere ’salhane’ (selhhane) denir.

Onlar hiç bilmedikleri bir zamanda aniden kıyametin gelmesini mi gözlüyorlar?” (Zuhruf, 43/66)

Kur’an-ı Kerim, kıyametin ansızın, bir anda kopacağını, bu ayetle ifade ederken, A’raf suresinin 97. ve 98. ayetleri şöyle demektedir:

“Kasabaların halkı, geceleri uyurken onlara gelecek baskınımızdan güvende midirler? Yahut kasabaların halkı, kuşluk vakti eğlenirken, baskınımızın kendilerine gelmesinden güvende midirler?”

Kıyamet aniden gelecek ve geldiği zaman Dünya’nın bir tarafında gündüz, öbür tarafında gece olacaktır. Bu da küre şeklinden başka bir şey değildir.
 

NoTThingLosE

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
1,825
Tepki puanı
353
Düşünce
Sünni
Kuranda hata sürüyle... Bu kadar hataya rağmen bu kitaba hala nasıl inanıyorlar hayret ediyorum doğrusu. Bu kitabın tanrı tarafından gönderilmediğini anlamak için daha ne olması gerekiyor!
Hataları gösterirsen sana yardımcı olucam ki bu tabikide sizlerin işine gelmeyecek. Çünkü siz yalanlamayı, çamur atmayı sevensiniz.
 
Moderatör tarafından düzenlendi:
Mesajlar
16
Tepki puanı
0
Düşünce
Muvahhid
Kuran'ın gök cisimleri ve hareketleri konusunda, evrenin yapısı ve işleyişi konusunda oldukça yanlış fikirlere sahip olduğu göze çarpmaktadır. Kuran;
Dünyayı düz sanmaktadır.
Göğü/uzayı düz sanmaktadır.
Yeryüzünü evrenin en aşağı kısmı sanmaktadır.
Dünyanın kendi çevresinde döndüğünü bilmemektedir.
Kütleçekimi hakkında yanlış bilgilere sahiptir.

- - - - - - - - - - - -

- Biz dünyaya yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik. (Saffat 6)

Kuran işte bu göğün yerden yükseltildiğini düşünüyor ki bu çok yanlıştır. Çünkü yıldızlı gök dünyadan daha önce vardı. Hatta dünya bu yıldızlı uzay boşluğundan çekilen parçalardan oluştu. Bunu bilmediği için,kütle çekimini bilmediği için yıldızlı göğün yeryüzünden yükseltildiğini sanıyor Kuran.

- - - - - - - - - - - -

- Göğü Allah yükseltti ve düzenini o kurdu. (Rahman 7)
- Görmekte olduğunuz gökleri direksiz olarak yükselten, sonra Arş'a istiva eden, güneşi ve ayı emrine boyun eğdiren Allah'tır. (Rad 2)
- Ve yükseltilmiş tavana and olsun. (Tur 5)
- Ve göğü nasılda yükseltmişiz. (Ğaşiye 18)
- Onu yükseltti ve bir tavan gibi yaptı. (Naziat 28)
- Gökleri yarattı direkler olmaksızın. (Lokman 10)


Tavan düz yada kubbemsi olur. Yuvarlak değildir. Oysa dünya yuvarlak olduğu için gök/uzay dünyanın tavanı olamaz. Olsa olsa dünyayı her bir tarafından sarmalayan bir şey olur. Yani dünyayı düz sanan birinin ifadesidir göğü düz bir tavan olarak sunan ifade.
Yıldızlarla dolu bu gök yerden yükseltildiği için, gökyüzünün yere düşmesi tehlikesi vardır Kuranda.

- - - - - - - - - - - -

- Görmedin mi, Allah, yerdeki eşyayı ve emri uyarınca denizde yüzen gemileri sizin hizmetinize verdi. Göğü de o tutar, yer üzerine düşmesin diye. (Hacc 65)

Göğü nesnel bir tavan olarak düşündüğü için, yeryüzüne düşecek bir şey sanma cehaletine düşüyor Kuran. Tıpkı bir evin tavanının çökmesi gibi.

- - - - - - - - - - - -

- Onlardan öncekiler de hile yapmışlardı. Sonunda Allah da onların binalarını temellerinden söktü üstlerindeki tavan da tepelerine çöktü. (Nahl 26)
- Biz, gökyüzünü korunmuş bir tavan gibi yaptık. (Enbiya 32)


Evreni bir ev gibi düşünen, dünyayı evin düz zemini göğü de evin tavanı zanneden bir yanılgının içindedir Kuran. Gök yazılı bir kağıt gibi düz sanılıyor. O yazılı düz kağıt gibi dürüleceği söyleniyor.

- - - - - - - - - - - -

- Gök o gün yazılı bir kağıt gibi, kitap sayfası gibi dürülecek. (Enbiya 104)

Dünyayı evrenin en alt kısmı sanarsanız, göğü de dünyadan yükseltilmiş bir yer sanarsanız; göğün yere düşme tehlikesinin olduğu yanılgısına da düşersiniz böylelikle.

- - - - - - - - - - - -

- Göğü Allah yükseltti ve düzenini o kurdu. (Rahman 7)
- Göğü de o tutar, yer üzerine düşmesin diye. (Hacc 65)


Görünen o ki düz bir dünyanın üzerinde direksiz yükseltilmiş düz bir gök hayali var kuranda. Ve bu göğün yer üzerine düşme tehlikesi var. Tabi burada gök yukarısı dünyada aşağısı konumunda sanılmaktadır.
Oysa uzay bilgisi olan herkes bilir ki;
Yukarısı ve aşağısı gibi kavramlar söz konusu değildir uzayda.
Dünyayı evrenin en aşağısı zanneden biri için söz konusudur göğün düşme hareketi.
(Zaten Arapça Dünya/deni kelimesi edna/en aşağı olan kelimesinden türetilmiştir. Ve en aşağıda olan anlamına gelir. Yani Kuran gök yukarıda dünya aşağıdadır diyerek, kendinden öncekilerin dünyayı evrenin en alt zemini sanma yanılgısını sürdürüyor.)
Dünyayı evrenin en aşağısı zannettiği için; var olan her şeyin gök ve yer/dünya arasında olduğunu sanıyor.

- - - - - - - - - - - -

- Biz, göğü, yeri ve bunlar arasındakileri, oyun olsun diye yaratmadık. (Enbiya 16)
- Rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennet için yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır. (Âli İmran 133)


Yer’den kastedilen dünya gezegeni olduğuna göre, dünya da uzayda diğer gök cisimlerinden bir olduğuna göre “gök ile yer kadar” demek anlamsız bir ifadedir. Hatta bu ifadeden yerin en altta, uzayın ise üstte algılandığı anlaşılmaktadır.

- - - - - - - - - - - -

Ve Kuran Dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü bilmediği için, Güneşin doğup batması olayını Güneşin hareketine yoruyor. Oysa olay sadece dünyanın kendi etrafında dönmesi olayıdır. Bunu bilmeyen Kuran yazarı olayı Güneşin bir yere gidip gelmesi olarak sunuyor.

- Allah kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik) verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni (Nemrut'u) görmedin mi! İşte o zaman İbrahim: Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti. O da: Hayat veren ve öldüren benim, demişti. İbrahim: Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir, dedi. Bunun üzerine kafir apışıp kaldı. (Bakara 258)

Görüldüğü gibi Güneş bir yere gidip geliyor sanmaktadır kuran. Oysa olay sadece Dünyanın kendi etrafında dönmesidir. Güneşin bir yere gidip geldiği yoktur. Yani Kuran kendi çağının astronomi cehaletini aynen paylaşmaktadır.

- - - - - - - - - - - -

Aslında dünyanın düz olduğunu direk söyleyen ayetlerde vardır Kuran da:

- Ve yeryüzünü düz yaptı (sutıhat-düz olan-سُطِحَتْ). (Ğaşiye 20)
- Yeri bir döşek kıldık. (Nebe 6)


Döşek de yuvarlak değil düz bir şey'dir. Üzerine uzanacağınız düz bir zemini ifade eder.

- Ve yeryüzünü yayıp döşedi. (Naziat 50)
- Ve yeri döşeyip yaydık (medednâ-hâ-مَدَدْنَاهَا). (Kaf 7)
- Yeryüzünü uzunlamasına yaydık (medednâ-hâ-مَدَدْنَاهَا). (Hicr 19)
- Ve yere ve onu düzleyene(tahaha-طَحَاهَا). (Şems 6)


(ayette geçen tahaha açıkça düzleştirmek, düz kılmak anlamlarına geldiği halde modern çevirilerde farklı anlamlar verilmeye çalışılıyor. Böylece olayın üstü örtülmeye çalışılıyor.)
İbni Abbas, İbni Kesir ve Celaleyn tefsiri, bu ayetler dünyanın düz oluşunu çok iyi anlatır demişlerdir.

- - - - - - - - - - - -

- O’dur ki Güneş’i bir ışık yaptı. Ay ise bir nûrdur, ona birtakım konaklar da tayin etti ki yılların sayısını ve vakitlerin hesabını bilesiniz. (Yunus 5)

Ay’ın bir nur olmadığı sadece geceleri güneşten aldığı ışığı yansıttığı biliniyor.
 
Mesajlar
16
Tepki puanı
0
Düşünce
Muvahhid
Kemal beyin yukarıdaki iddialarına cevaplar!

Yukarıda gösterilen ayetlerin mealleri hatalı olup, Kur’an’ın kendisinde ise, asla bir hata veya bir sorun yoktur. Söz konusu iddialar da dayanaksız olup gerçeği yansıtmamaktadır. İşte bu ayetlerin açıklamalı doğru mealleri ve söz konusu iddiaların cevapları aşağıdadır.

Cevap-1:

Saffat-6.ayetin açıklamalı doğru meali!

Saffat-6: Şüphesiz biz dünya semâsını,
(dünyanın da için bulunduğu semayı ışık yansıtan) gezegenlerle süsleyip donattık. ‘’şeklindedir. (Bu doğru mealdir)

Cevap: a) Ayette asla yıldız ifadesi yoktur. Çünkü Arapça da Yıldızlara (نجوم) ‘’nucum’’, Gezegenlere de, (كواكب)’’ kevakib’’denir. Bu ayette de kevakib, yani gezegenler ifadesi kullanılmıştır. b) Yine bu ayette ‘’dünyaya yakın gök…’’diye bir ifade de yok. Çünkü ayette (السماء الدنيا) ‘’es semae ddünya’’yani Dünyanın da içinde bulunduğu semayı gezegenlerle donattık…’’şeklindedir. Peki ayette göre göğün yerden yükseltildiğinin düşüncesi doğru mealin neresinden çıkarılabilir? İşte ayetin doğru mealine göre ileri sürmüş olduğunuz iddia için hiçbir gerekçe yok. Bu nedenle söz konusu iddianız geçersizdir.
-----------------------------------------------------------------------------------------------
--------------

Cevap-2:

RAHMAN-7.ayetin doğru meali!


وَالسَّمَاء رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمِيزَانَ ﴿٧

Rahman-7: Semayı (dünyayı sarmalayan atmosferi) yükseltti ve onun düzenini kurdu.

Aşağıdaki tefsir metninde de buradaki semadan maksat atmosfer tabakasıdır deniliyor.
والسقف إشارة إلى الجوّ الذي يحيط بالأرض أو ما يسمّى بالغلاف الجوّي، وهو بمثابة السقف الذي يمنع النيازك والشهب أن تهوي إلى الأرض وتصدّ الأشعّة الضارّة من الوصول إلى الأرض (تفسير الأمثل في كتاب الله المنزل).

RAD-2.ayetin açıklamalı doğru meali!

اللّهُ الَّذِي رَفَعَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي لأَجَلٍ مُّسَمًّى يُدَبِّرُ الأَمْرَ يُفَصِّلُ الآيَاتِ لَعَلَّكُم بِلِقَاء رَبِّكُمْ تُوقِنُونَ ﴿٢

Rad-2: Allah, o dur ki, semaları (uzayda bulunan bütün gök cisimlerini) görebildiğiniz herhangi bir destek olmadan (denge ve çekim kanunu ile aralarındaki mesafe ölçüsünü) yükseltip (kendi yörüngelerinde) tutmasını sağlamıştır. Bir de Arş’a (tüm varlık alemine) kanunlarını koymuş olup, Güneş’i ve Ay’ı da (belli kanunlara bağlayıp) buyruğu altına almıştır. Bütün bunlar belirlenmiş bir süreye kadar (kendi yörüngelerinde) hareket etmelerini sağlar.Her işi yerli yerinde O idare eder,(varlığını gösteren) belgeleri açıklar ki, (ahirette) Rabbinizle karşılaşacağınıza kesin olarak inanasınız.

TUR-5.ayetin açıklamalı doğru meali!

TUR-5: Yükseltilmiş tavana (
dünyanın üstünü ve çevresini sarmalayıp bir tavan gibi süpernova patlamalarından ortaya çıkan çok yüksek enerjili parçacıklardan, meteor taşlarından ve güneşten gelen zararlı ışınlarından koruyan atmosfere), and olsun.

Not:
Zaten burada sema (gök) ifadesi geçmiyor, sadece (سقف)‘’sakf’’kelimesi geçiyor. Ki, aşağıdaki tefsir metninde de belirtildiği gibi bu ayette (سقف)‘’sakf’’,dünyayı sarmalayan atmosferdir. Çünkü (Enbiya-32.ayette) buna açıkça vurgu yapılmaktadır. Bkz: (تفسير الأمثل في كتاب الله المنزل) ‘’Tefsirül emsel fi kitabillahil münezzel’’

والسقف إشارة إلى الجوّ الذي يحيط بالأرض أو ما يسمّى بالغلاف الجوّي، وهو بمثابة السقف الذي يمنع النيازك والشهب أن تهوي إلى الأرض وتصدّ الأشعّة الضارّة من الوصول إلى الأرض (تفسير الأمثل في كتاب الله المنزل).
 
Mesajlar
16
Tepki puanı
0
Düşünce
Muvahhid
Kemal beyin yukarıdaki iddialarına cevaplar!

Yukarıda gösterilen ayetlerin mealleri hatalı olup, Kur’an’ın kendisinde ise, asla bir hata veya bir sorun yoktur. Söz konusu iddialar da dayanaksız olup gerçeği yansıtmamaktadır. İşte bu ayetlerin açıklamalı doğru mealleri ve söz konusu iddiaların cevapları aşağıdadır.

Cevap-1:

Saffat-6.ayetin açıklamalı doğru meali!

Saffat-6: Şüphesiz biz dünya semâsını,
(dünyanın da için bulunduğu semayı ışık yansıtan) gezegenlerle süsleyip donattık. ‘’şeklindedir. (Bu doğru mealdir)

Cevap: a) Ayette asla yıldız ifadesi yoktur. Çünkü Arapça da Yıldızlara (نجوم) ‘’nucum’’, Gezegenlere de, (كواكب)’’ kevakib’’denir. Bu ayette de kevakib, yani gezegenler ifadesi kullanılmıştır. b) Yine bu ayette ‘’dünyaya yakın gök…’’diye bir ifade de yok. Çünkü ayette (السماء الدنيا) ‘’es semae ddünya’’yani Dünyanın da içinde bulunduğu semayı gezegenlerle donattık…’’şeklindedir. Peki ayette göre göğün yerden yükseltildiğinin düşüncesi doğru mealin neresinden çıkarılabilir? İşte ayetin doğru mealine göre ileri sürmüş olduğunuz iddia için hiçbir gerekçe yok. Bu nedenle söz konusu iddianız geçersizdir.
-----------------------------------------------------------------------------------------------
--------------

Cevap-2:

RAHMAN-7.ayetin doğru meali!


وَالسَّمَاء رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمِيزَانَ ﴿٧

Rahman-7: Semayı (dünyayı sarmalayan atmosferi) yükseltti ve onun düzenini kurdu.

Aşağıdaki tefsir metninde de buradaki semadan maksat atmosfer tabakasıdır deniliyor.
والسقف إشارة إلى الجوّ الذي يحيط بالأرض أو ما يسمّى بالغلاف الجوّي، وهو بمثابة السقف الذي يمنع النيازك والشهب أن تهوي إلى الأرض وتصدّ الأشعّة الضارّة من الوصول إلى الأرض (تفسير الأمثل في كتاب الله المنزل).

RAD-2.ayetin açıklamalı doğru meali!

اللّهُ الَّذِي رَفَعَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي لأَجَلٍ مُّسَمًّى يُدَبِّرُ الأَمْرَ يُفَصِّلُ الآيَاتِ لَعَلَّكُم بِلِقَاء رَبِّكُمْ تُوقِنُونَ ﴿٢

Rad-2: Allah, o dur ki, semaları (uzayda bulunan bütün gök cisimlerini) görebildiğiniz herhangi bir destek olmadan (denge ve çekim kanunu ile aralarındaki mesafe ölçüsünü) yükseltip (kendi yörüngelerinde) tutmasını sağlamıştır. Bir de Arş’a (tüm varlık alemine) kanunlarını koymuş olup, Güneş’i ve Ay’ı da (belli kanunlara bağlayıp) buyruğu altına almıştır. Bütün bunlar belirlenmiş bir süreye kadar (kendi yörüngelerinde) hareket etmelerini sağlar.Her işi yerli yerinde O idare eder,(varlığını gösteren) belgeleri açıklar ki, (ahirette) Rabbinizle karşılaşacağınıza kesin olarak inanasınız.

TUR-5.ayetin açıklamalı doğru meali!

TUR-5: Yükseltilmiş tavana (
dünyanın üstünü ve çevresini sarmalayıp bir tavan gibi süpernova patlamalarından ortaya çıkan çok yüksek enerjili parçacıklardan, meteor taşlarından ve güneşten gelen zararlı ışınlarından koruyan atmosfere), and olsun.

Not:
Zaten burada sema (gök) ifadesi geçmiyor, sadece (سقف)‘’sakf’’kelimesi geçiyor. Ki, aşağıdaki tefsir metninde de belirtildiği gibi bu ayette (سقف)‘’sakf’’,dünyayı sarmalayan atmosferdir. Çünkü (Enbiya-32.ayette) buna açıkça vurgu yapılmaktadır. Bkz: (تفسير الأمثل في كتاب الله المنزل) ‘’Tefsirül emsel fi kitabillahil münezzel’’

والسقف إشارة إلى الجوّ الذي يحيط بالأرض أو ما يسمّى بالغلاف الجوّي، وهو بمثابة السقف الذي يمنع النيازك والشهب أن تهوي إلى الأرض وتصدّ الأشعّة الضارّة من الوصول إلى الأرض (تفسير الأمثل في كتاب الله المنزل).
 
Mesajlar
16
Tepki puanı
0
Düşünce
Muvahhid
RAD-2.ayetin açıklamalı doğru meali!

اللّهُ الَّذِي رَفَعَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي لأَجَلٍ مُّسَمًّى يُدَبِّرُ الأَمْرَ يُفَصِّلُ الآيَاتِ لَعَلَّكُم بِلِقَاء رَبِّكُمْ تُوقِنُونَ ﴿٢﴾

Rad-2: Allah, o dur ki, semaları (uzayda bulunan bütün gök cisimlerini) görebildiğiniz herhangi bir destek olmadan (denge ve çekim kanunu ile aralarındaki mesafe ölçüsünü) yükseltip (kendi yörüngelerinde) tutmasını sağlamıştır. Bir de Arş’a (tüm varlık alemine) kanunlarını koymuş olup, Güneş’i ve Ay’ı da (belli kanunlara bağlayıp) buyruğu altına almıştır. Bütün bunlar belirlenmiş bir süreye kadar (kendi yörüngelerinde) hareket etmelerini sağlar.Her işi yerli yerinde O idare eder,(varlığını gösteren) belgeleri açıklar ki, (ahirette) Rabbinizle karşılaşacağınıza kesin olarak inanasınız.

TUR-5.ayetin açıklamalı doğru meali!

TUR-5: Yükseltilmiş tavana (
dünyanın üstünü ve çevresini sarmalayıp bir tavan gibi süpernova patlamalarından ortaya çıkan çok yüksek enerjili parçacıklardan, meteor taşlarından ve güneşten gelen zararlı ışınlarından koruyan atmosfere), and olsun.

Not:
Zaten burada sema (gök) ifadesi geçmiyor, sadece (سقف)‘’sakf’’kelimesi geçiyor. Ki, aşağıdaki tefsir metninde de belirtildiği gibi bu ayette (سقف)‘’sakf’’,dünyayı sarmalayan atmosferdir. Çünkü (Enbiya-32.ayette) buna açıkça vurgu yapılmaktadır.Bk: (تفسير الأمثل في كتاب الله المنزل) ‘’Tefsirül emsel fi kitabillahil münezzel’’


والسقف إشارة إلى الجوّ الذي يحيط بالأرض أو ما يسمّى بالغلاف الجوّي، وهو بمثابة السقف الذي يمنع النيازك والشهب أن تهوي إلى الأرض وتصدّ الأشعّة الضارّة من الوصول إلى الأرض (تفسير الأمثل في كتاب الله المنزل).

-------

CEVAP-3

ĞAŞİYE- 18.ayetin açıklamalı doğru meali!

Ğaşiye- 18: Ve semaya
(gök cisimlerine) bakmıyorlar mı,(uzayda birbirleriyle çarpışmamak için aralarındaki mesafe ölçüsü) nasıl yüksek tutulmuştur!

Naziat-28. ayetin açıklamalı doğru meali!

Naziat-28: Onun
(o sema ve içinde bulunan gök cisimlerinin birbirleriyle çarpışmaması için) sınırlarını (mesafe ölçüsünü) yükseltti ve kusursuz işleyen bir sisteme bağladı.

Lokman-10.ayetin açıklamalı doğru meali!

Lokman-10: Allah bütün semaları
(gezegenler, arz ve uzaydaki bütün gök cisimlerini) görebileceğiniz destekler olmaksızın (göremediğiniz evrendeki temel kuvvetlerle dengede tutulacak şekilde) yarattı.

Çünkü Kur’an’ı kerim, göremediğimiz desteklerden
(kuvvetlerden) söz ediyorsa, o gözle göremediğimiz destekler evrendeki temel kuvvetlerden başka bir şey değildir. İşte evrenin yaşaması da gözle görülmeyen Allah’ın yaratmış olduğu bu temel kuvvetlere bağlıdır. "Semâvât" kelimesine gelince; Uzayda kendi yörüngelerinde hareket eden bütün yıldızları, güneş sistemi ve galaksileri ifade eder. Semavat tanımı, aşağıda da geçmektedir.

فالسماء تشمل كل ما فوقنا مما نشاهده وما غاب عنا من الكواكب والنجوم والمجرات (إسلام ويب - مركز الفتوى) ولعل الأعمدة التي تمسك السماء وهي لا ترى هي الجاذبية التي تجعل لكل شيء مداراً ثابتاً بقدرة الخالق سبحانه.......... وتلك الجاذبية جعلها الله سبحانه حائلة دون أن ينهارالكون وتصطدم الشمس بالقمر وتتناثر الكواكب، وقد أشار إلى هذا المعنى بعض العلماء المعاصرين. - والحاصل أن هذه الآية وما أشبهها تشير إلى بعض مظاهر قدرة الله تعالى في هذا الكون.. ذلك أن الجاذبية لم تكتشف إلا بعد نزول القرآن بمئات السنين، وهي كذلك دليل قاطع وبرهان واضح على أن هذا القرآن منزل من عند الله -سبحانه وتعالى- وأنه معجزة الإسلام الخالدة يتجلى صدقه وإعجازه في الكون والنفس والآفاق (اسلام ويب - مركز الفتوى)].

Ayrıca bu ayete başka bir bilimsel nokta daha vardır. Kur’an bunları bilemediğiniz şeklinde değil de, göremediğiniz şeklinde bir ifade kullanmıştır. O zaman bu temel kuvvetler ne biliniyordu, ne de görülüyordu, eğer Kur’an, bunları göremediğiniz şeklindeki ifadeyle değil de bilemeyeceğiniz şeklinde bir ifade kullansaydı, o zaman bu ifade bugünkü bilime aykırı olurdu, çünkü bugün bu temel kuvvetler bilinmektedir. İşte eğer kur’an,1400 sene önce yaşamış olan bir beşer sözü olsaydı, ne görünmeyen bu desteklerden/temel kuvvetlerden söz edebilirdi, ne de burada bilemeyeceğiniz ifadesi yerine göremediğiniz şeklinde bir ifade kullanabilirdi. Yüce Yaratıcı burada bir tabiat kanununa işaret etmekte, gökyüzündeki bu cisimleri bizim görebileceğimiz bir destek olmaksızın kudretiyle yönettiğini haber vermektedir. O, bu büyük kütleleri uzay boşluğunda hareket eden bir sisteme bağlamış, bunları birbirinden uzak tutmak ve birbirine çarpmamalarını sağlamak için merkezcil kuvvet, kütle çekim vs. koymuş, böylece bir denge sağlamak suretiyle bunların sonsuz olarak birbirlerinden uzaklaşmalarını veya birbiri üzerine düşmelerini önlemiştir.

Peki, hani tavan düz, ya da kubbemsi gök? Yuvarlak değildir vs. Yani dünyayı düz sanan birinin ifadesidir, demenizin dayanağı nerede kalıyor? İşte doğru meallere göre iddialarınızın hiçbir dayanağı kalmamaktadır. Evet, bu temel kuvvetlerden kütle çekim kuvveti olmasaydı, yani gök cisimleri yörüngelerinde tutan bu denge ve düzen olmasaydı, bunlardan bir kısmı dünyamızla ve birbirleriyle uzay boşluğunda çarpışacaklardı. Zaten kur’an da (ان تسقط علي الارض) ‘’en teskuta alel ardı’’ yani kur’an da göğün, yani gök cisimlerinin dünya üzerine düşmesin…’’ diye şeklinde bir ifadesi de yoktur, öyle anlaşılsa bile, bundan maksat yine gök taşlarıdır. İşte ayette göğün yer üzerine düşmesi şeklindeki ifade tamamen meal hatasından kaynaklanıyor. Oysa kur’an da (Hac-65.ayette) söz konusu ifade (ان تقع) ‘’en tekaa’’dır. Bunun anlamı da; onunla bir araya gelmek, aynı yörüngeye girmek, çarpışmak vs. gibi şeklinde anlaşılmaktadır. Ama maalesef, burada olduğu gibi meallerde bir çok çeviri hatası olduğundan Kur’an ayetlerinin yanlış anlaşılmasına sebep olunmaktadır. Halbuki, her ayetin meali doğru yapılsaydı, hiçbir sorun kalmazdı.

-------------------
 
Mesajlar
16
Tepki puanı
0
Düşünce
Muvahhid
RAD-2.ayetin açıklamalı doğru meali!

اللّهُ الَّذِي رَفَعَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي لأَجَلٍ مُّسَمًّى يُدَبِّرُ الأَمْرَ يُفَصِّلُ الآيَاتِ لَعَلَّكُم بِلِقَاء رَبِّكُمْ تُوقِنُونَ ﴿٢﴾

Rad-2: Allah, o dur ki, semaları (uzayda bulunan bütün gök cisimlerini) görebildiğiniz herhangi bir destek olmadan (denge ve çekim kanunu ile aralarındaki mesafe ölçüsünü) yükseltip (kendi yörüngelerinde) tutmasını sağlamıştır. Bir de Arş’a (tüm varlık alemine) kanunlarını koymuş olup, Güneş’i ve Ay’ı da (belli kanunlara bağlayıp) buyruğu altına almıştır. Bütün bunlar belirlenmiş bir süreye kadar (kendi yörüngelerinde) hareket etmelerini sağlar.Her işi yerli yerinde O idare eder,(varlığını gösteren) belgeleri açıklar ki, (ahirette) Rabbinizle karşılaşacağınıza kesin olarak inanasınız.

TUR-5.ayetin açıklamalı doğru meali!

TUR-5: Yükseltilmiş tavana (
dünyanın üstünü ve çevresini sarmalayıp bir tavan gibi süpernova patlamalarından ortaya çıkan çok yüksek enerjili parçacıklardan, meteor taşlarından ve güneşten gelen zararlı ışınlarından koruyan atmosfere), and olsun.

Not:
Zaten burada sema (gök) ifadesi geçmiyor, sadece (سقف)‘’sakf’’kelimesi geçiyor. Ki, aşağıdaki tefsir metninde de belirtildiği gibi bu ayette (سقف)‘’sakf’’,dünyayı sarmalayan atmosferdir. Çünkü (Enbiya-32.ayette) buna açıkça vurgu yapılmaktadır.Bk: (تفسير الأمثل في كتاب الله المنزل) ‘’Tefsirül emsel fi kitabillahil münezzel’’


والسقف إشارة إلى الجوّ الذي يحيط بالأرض أو ما يسمّى بالغلاف الجوّي، وهو بمثابة السقف الذي يمنع النيازك والشهب أن تهوي إلى الأرض وتصدّ الأشعّة الضارّة من الوصول إلى الأرض (تفسير الأمثل في كتاب الله المنزل).

-------

CEVAP-3

ĞAŞİYE- 18.ayetin açıklamalı doğru meali!

Ğaşiye- 18: Ve semaya
(gök cisimlerine) bakmıyorlar mı,(uzayda birbirleriyle çarpışmamak için aralarındaki mesafe ölçüsü) nasıl yüksek tutulmuştur!

Naziat-28. ayetin açıklamalı doğru meali!

Naziat-28: Onun
(o sema ve içinde bulunan gök cisimlerinin birbirleriyle çarpışmaması için) sınırlarını (mesafe ölçüsünü) yükseltti ve kusursuz işleyen bir sisteme bağladı.

Lokman-10.ayetin açıklamalı doğru meali!

Lokman-10: Allah bütün semaları
(gezegenler, arz ve uzaydaki bütün gök cisimlerini) görebileceğiniz destekler olmaksızın (göremediğiniz evrendeki temel kuvvetlerle dengede tutulacak şekilde) yarattı.

Çünkü Kur’an’ı kerim, göremediğimiz desteklerden
(kuvvetlerden) söz ediyorsa, o gözle göremediğimiz destekler evrendeki temel kuvvetlerden başka bir şey değildir. İşte evrenin yaşaması da gözle görülmeyen Allah’ın yaratmış olduğu bu temel kuvvetlere bağlıdır. "Semâvât" kelimesine gelince; Uzayda kendi yörüngelerinde hareket eden bütün yıldızları, güneş sistemi ve galaksileri ifade eder. Semavat tanımı, aşağıda da geçmektedir.

فالسماء تشمل كل ما فوقنا مما نشاهده وما غاب عنا من الكواكب والنجوم والمجرات (إسلام ويب - مركز الفتوى) ولعل الأعمدة التي تمسك السماء وهي لا ترى هي الجاذبية التي تجعل لكل شيء مداراً ثابتاً بقدرة الخالق سبحانه.......... وتلك الجاذبية جعلها الله سبحانه حائلة دون أن ينهارالكون وتصطدم الشمس بالقمر وتتناثر الكواكب، وقد أشار إلى هذا المعنى بعض العلماء المعاصرين. - والحاصل أن هذه الآية وما أشبهها تشير إلى بعض مظاهر قدرة الله تعالى في هذا الكون.. ذلك أن الجاذبية لم تكتشف إلا بعد نزول القرآن بمئات السنين، وهي كذلك دليل قاطع وبرهان واضح على أن هذا القرآن منزل من عند الله -سبحانه وتعالى- وأنه معجزة الإسلام الخالدة يتجلى صدقه وإعجازه في الكون والنفس والآفاق (اسلام ويب - مركز الفتوى)].

Ayrıca bu ayete başka bir bilimsel nokta daha vardır. Kur’an bunları bilemediğiniz şeklinde değil de, göremediğiniz şeklinde bir ifade kullanmıştır. O zaman bu temel kuvvetler ne biliniyordu, ne de görülüyordu, eğer Kur’an, bunları göremediğiniz şeklindeki ifadeyle değil de bilemeyeceğiniz şeklinde bir ifade kullansaydı, o zaman bu ifade bugünkü bilime aykırı olurdu, çünkü bugün bu temel kuvvetler bilinmektedir. İşte eğer kur’an,1400 sene önce yaşamış olan bir beşer sözü olsaydı, ne görünmeyen bu desteklerden/temel kuvvetlerden söz edebilirdi, ne de burada bilemeyeceğiniz ifadesi yerine göremediğiniz şeklinde bir ifade kullanabilirdi. Yüce Yaratıcı burada bir tabiat kanununa işaret etmekte, gökyüzündeki bu cisimleri bizim görebileceğimiz bir destek olmaksızın kudretiyle yönettiğini haber vermektedir. O, bu büyük kütleleri uzay boşluğunda hareket eden bir sisteme bağlamış, bunları birbirinden uzak tutmak ve birbirine çarpmamalarını sağlamak için merkezcil kuvvet, kütle çekim vs. koymuş, böylece bir denge sağlamak suretiyle bunların sonsuz olarak birbirlerinden uzaklaşmalarını veya birbiri üzerine düşmelerini önlemiştir.

Peki, hani tavan düz, ya da kubbemsi gök? Yuvarlak değildir vs. Yani dünyayı düz sanan birinin ifadesidir, demenizin dayanağı nerede kalıyor? İşte doğru meallere göre iddialarınızın hiçbir dayanağı kalmamaktadır. Evet, bu temel kuvvetlerden kütle çekim kuvveti olmasaydı, yani gök cisimleri yörüngelerinde tutan bu denge ve düzen olmasaydı, bunlardan bir kısmı dünyamızla ve birbirleriyle uzay boşluğunda çarpışacaklardı. Zaten kur’an da (ان تسقط علي الارض) ‘’en teskuta alel ardı’’ yani kur’an da göğün, yani gök cisimlerinin dünya üzerine düşmesin…’’ diye şeklinde bir ifadesi de yoktur, öyle anlaşılsa bile, bundan maksat yine gök taşlarıdır. İşte ayette göğün yer üzerine düşmesi şeklindeki ifade tamamen meal hatasından kaynaklanıyor. Oysa kur’an da (Hac-65.ayette) söz konusu ifade (ان تقع) ‘’en tekaa’’dır. Bunun anlamı da; onunla bir araya gelmek, aynı yörüngeye girmek, çarpışmak vs. gibi şeklinde anlaşılmaktadır. Ama maalesef, burada olduğu gibi meallerde bir çok çeviri hatası olduğundan Kur’an ayetlerinin yanlış anlaşılmasına sebep olunmaktadır. Halbuki, her ayetin meali doğru yapılsaydı, hiçbir sorun kalmazdı.

-------------------
 
Mesajlar
16
Tepki puanı
0
Düşünce
Muvahhid
HAC-65: Sizin gösterdiğiniz hatalı meal!
- Görmedin mi, Allah, yerdeki eşyayı ve emri uyarınca denizde yüzen gemileri sizin hizmetinize verdi. Göğü de o tutar, yer üzerine düşmesin diye. (Hacc 65)


Diyorsunuz ki, Göğü nesnel bir tavan olarak düşündüğü için, yeryüzüne düşecek bir şey sanma cehaletine düşüyor Kuran. Tıpkı bir evin tavanının çökmesi gibi. (sizden alıntı)

--------

CEVAP-4:

HAC-65.ayetin açıklamalı doğru meali aşağıdadır.

HACC-65:
(Ey insan!) Yeryüzünde var olan her şeyi ve koyduğu yasalarla denizde seyreden gemileri ve semanın (uzayda bulunan gök cisimlerinin) kendi iradesi olmadıkça yeryüzüne çarpmaması için (koymuş olduğu denge ve çekim kanunuyla) yerlerinde ve yörüngelerinde tutanın Allah olduğunu bilmiyor musun? Gerçekten de Allah, insanlara karşı çok şefkatli ve merhametlidir.

Aşağıdaki tefsir metinlerinde de hem bu duruma, hem de gök taşları vs.den dünyayı koruyan atmosfere vurgu yapılmaktadır. Yani kütle çekim kuvveti nedeniyle herhangi bir gök cismi ne dünya ile ne de birbirleriyle çarpışmaktadır. Hac-65.ayette de (أن تسقط)‘’en taskuta’ düşmesin’’ diye değil, (أن تقع) ‘’en tekaa’’şeklindedir, bu farklı olan iki kelimenin anlamları da farklıdır. Sakata düşmek demektir, tekaa ise, vaki olmak birleşmek, bulmak, bir araya gelmek, çarpışmak vs. gibi anlamları vardır. Ayrıca atmosfer nedeniyle de meteor taşları neredeyse yok olup etkisiz hale getirilmektedir, ama kıyametle ilgili Allah’ın izni söz konusu olunca, bütün bunlar da gerçekleşecektir. Aşağıdaki tefsir metinlerine de bakılabilir. وقع على الشيء : وجده (تعريف و معنى وقع في معجم المعاني الجامع)

(ويمسك السّماء أن تقع على الأرض إلاّ بإذنه) فالكواكب والنجوم تسير في مدارات محدّدة بأمر الله سبحانه وتعالى، كلّ ذلك لتسير في فاصلة محدّدة لها عن الكواكب الاُخرى، وتمنع إصطدام بعضها ببعض.وخلق الله طبقات جويّة حول الأرض لتحول دون وصول الأحجار السائبة في الفضاء إلى الأرض وإلحاق الضرر بالبشر.وذلك من رحمة الله لعباده ولطفه بهم، فقد خلق الأرض آمنة لعباده، فلا تصل إليهم الأحجار السائبة في الفضاء، ولا تصطدم الأجرام الاُخرى بالأرض (تفسير الأمثل في كتاب الله المنزل) .وإن الله رفع السماء عن الأرض بغير عمد ترونها؛ ولكنها مربوطة بقوى الجاذبية والقصور الذاتي؛ وحفظ الله توازن الكون؛ وإنه بهذه النواميس الكونية التي تسري بأمره؛ والتي خلقها - سبحانه - بحفظ الكون؛ ويمسك أجسام السماء أن تقع علي الأرض(زهرة التفاسير) (يمسك ) وملابسات مفعوله وهو كلمة ( السماء ) على اختلاف محامله ، أي يمنع ما في السماء من الوقوع علي الأرض في جميع أحواله إلا وقوعا ملابسا لإذن من الله . هذا ما ظهر لي في معنى الآية (التحرير والتنوير)

Hani, bu doğru meallere göre yukarıda ileri sürmüş olduğunuz iddiaların temel dayanağı nerede? Evet, sizin temel dayanağınız maalesef hatalı meal ve yorumlardır, asla Kur’an’ı kerim değildir!
 
Mesajlar
16
Tepki puanı
0
Düşünce
Muvahhid


- Onlardan öncekiler de hile yapmışlardı. Sonunda Allah da onların binalarını temellerinden söktü üstlerindeki tavan da tepelerine çöktü. (Nahl 26)

- Biz, gökyüzünü korunmuş bir tavan gibi yaptık. (Enbiya 32)

Evreni bir ev gibi düşünen, dünyayı evin düz zemini göğü de evin tavanı zanneden bir yanılgının içindedir Kuran. Gök yazılı bir kağıt gibi düz sanılıyor. O yazılı düz kağıt gibi dürüleceği söyleniyor.


(Sizden alıntı)

-------------

CEVAP-5:

ENBİYA-32.ayetin açıklamalı doğru meali aşağıdadır.

Enbiya- 32: Ve biz semayı
(dünyayı sarmalayan atmosferi) korunmuş bir tavan (gibi) yaptık. Halbuki onlar, bundaki (sınırsız kudretimize dair) belge ve delillerden yüz çeviriyorlar.

(Not: Hayvanlar ve bitkiler ancak atmosfer içinde yaşayabilir, çünkü atmosfer onları dış tehlikelerden (göktaşları, morötesi ve kozmik ışınlar) korur, onlara hem ısı,hem de yaşamaları için mutlaka gerekli olan oksijen gibi maddeleri sağlar. Arapçada sema, bizi sarmalayan ve üstümüzde bulunan her şeye denir, bu nedenle atmosfer de bizim için sema olup koruyucu bir tavan görevini görmektedir. Yani buradaki tavan sadece atmosfer için bir benzetmedir, koruyucu bir tavana benzetilmiştir. Burada semavat (çoğul) şeklinde bir ifade kullanılmadığı için sadece atmosfer kast edilmektedir. Ayrıca Türkçedeki Gök ile Arapçadaki Sema her zaman birbirinin yerine de geçmez.

ENBİYA-104.ayetin doğru meali de şöyledir.

يَوْمَ نَطْوِي السَّمَاء كَطَيِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ كَمَا بَدَأْنَا أَوَّلَ خَلْقٍ نُّعِيدُهُ وَعْدًا عَلَيْنَا إِنَّا كُنَّا فَاعِلِينَ ﴿١٠٤﴾

104-O gün
(kıyamet koptuğu zaman) kitap sayfalarını dürer gibi (adeta) semâyı (gök cisimlerini) düreriz (denge, düzen ve nizamını bozar, bitişik hale getiririz); İlk kez nasıl yarattıysak onu (o bütün yarattıklarımızı) yeniden öyle yaratacağız; Gerçekleştirilmesini kendi üzerimize aldığımız bir sözdür bu. Mutlaka yerine getireceğiz.

Bir başka âyet-i kerîmede de kıyamet gününde bütün yeryüzünün yalnızca Allah’ın yönetiminde bulunacağı, göklerin de O’nun kudret eliyle dürülmüş olacağı ifade edilmiştir. (Zümer 39/67). Yüce Allah kâinatı yoktan yaratmış ve sürekli olarak genişletip bugünkü haline getirmiştir (krş. Zâriyât 51/47). Kıyamet gününde yine sonsuz kudretiyle onu adeta dürerek önceki haline getirecek, yani mevcut haliyle yok edecek; sonra da âhiret hayatına, o âlem için planladığı şartlara uygun yeni bir âlem gerçekleştirecektir (evrenin değişimi hakkında bilgi için bk. İbrâhim 14/48) …Bunun mahiyeti itibariyle insanın tanıyıp bildiği ya da tasavvur edebildiği şeylerin ötesinde olduğu için, kıyamet gününde neler olacağına dair Kur’ânî tasvirlerin hepsi, kaçınılmaz olarak, temsilî terimlerle ifade edilmiştir; aynı şey, âhirette insanın başına gelecek olan iyi ya da kötü hallerin tasviri için de geçerlidir (II, 512). (M. Esed)

Kur'ân bu anlatımla, yaratmaya ilk başlandığı duruma dönüleceğini açıklıyor. Günümüzde, gerek ay, gerekse düşen meteorlar üzerinde yapılan ciddi araştırmalardan, yerin ve göklerin, yani bunlardaki cisimlerin tek parça halinde olduğu; sonraları ilâhî plân ve program gereği parçalanıp bugünkü duruma getirildiği anlaşılıyor. Kıyametin kopması ise, mevcut düzenin bozulması ve canlı adına her şeyin son bulması demektir. Bu durumda gök cisimlerinin bir araya getirilip kitap sahifeleri gibi üst üste konulup katlanması, ilk yaratıldığı şekle sokulması anlamına gelir. Sonra da âhiretteki ölümsüz bir hayata uygun şartları ve ortamı oluşturacak yeni bir düzen kurulur. Bunun sebebi gayet açıktır: Bugünkü mevcut sistemler ve düzenler, insan hayatını bir süre devam ettirmeğe, onun ihtiyaçlarını karşılayacak nesneleri periyodik olarak vermeye yönelik bir ölçüdedir. Âhiret hayatı ise, sonsuzdur ve ölümsüzdür. O bakımdan kurulacak olan yeni düzenin buna cevap verecek bir plân ve programda olması gerekir. İkinci düzen hemen kurulacak mı? İlk yaratılmada tekâmül söz konusu olduğu gibi, ikinci yaratmada da aynı şeyi düşünebilir miyiz? Bu konuda kesin bir şey söylemek çok zor. Ancak ilk yaratılışta, insanın yararlanabileceği kaynakların oluşması için uzun bir süreye ihtiyaç vardı. O bakımdan yerküre birkaç jeolojik devir geçirdikten ve gerekli kaynaklar oluştuktan sonra insan yaratılmıştır. Âhiret'te ise, buna gerek yoktur… (Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 8/3975-3976.)

ومعنى طي السماء تغيير أجرامها من موقع إلى موقع أو اقتراب بعضها من بعض كما تتغير أطراف الورقة المنشورة حين تطوى ليكتب [ ص: 160 ] الكاتب في إحدى صفحتيها . وهذا مظهر من مظاهر انقراض النظام الحالي ، وهو انقراض له أحوال كثيرة وصف بعضها في سور من القرآن وليس في الآية دليل على اضمحلال السماوات بل على اختلال نظامها (التحرير والتنوير)

İşte yukarıdaki iddialar ya meal hatasından kaynaklanmaktadır, ya da ayetlerin mesajı bilinçli olarak çarpıtılmaya çalışılmaktadır. Yine burada sema, ne anlama geldiğini anlatan bir tefsir metni de aşağıdadır.

من النعم العظيمة التي من الله بها علينا نعمة الغلاف الجوي للأرض فقد جعله الله كالسقف يحفظنا من الأشعة الكونية والأشعة فوق البنفسجية وغير ذلك.. فما علاك فأظلك فهو سماء لك ، وكذلك الغلاف الهوائي من فوقنا يظلنا ، ولذلك هو سماء لنا . وهو سقف محفوظ في الأرض بفعل قوي وجوده فيها ، اذ لولا الجاذبية الأرضية لكان ولى الغلاف الهوائي هاربا الى الفضاء الخارجي ، وما أتيحت حياة في الأرض لولاه (تفسير الأمثل في كتاب الله المنزل)

-------------------
 
Mesajlar
16
Tepki puanı
0
Düşünce
Muvahhid
- Biz, göğü, yeri ve bunlar arasındakileri, oyun olsun diye yaratmadık. (Enbiya 16)
- Rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennet için yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır. (Âli İmran 133)


Yer’den kastedilen dünya gezegeni olduğuna göre, dünya da uzayda diğer gök cisimlerinden bir olduğuna göre “gök ile yer kadar” demek anlamsız bir ifadedir. Hatta bu ifadeden yerin en altta, uzayın ise üstte algılandığı anlaşılmaktadır. (sizden alıntı)
- - - - - - - - - - - -

CEVAP-6,
ENBİYA-16. Açıklamalı doğru meali aşağıdadır.

Enbiya-16: Ve biz, semayı
(gök cisimlerini), arzı ve bu ikisi arasında var olan her şeyi (amaçsız, anlamsız) bir oyun (eğlence) olsun diye yaratmadık.

Ali İmran-133. ayetin açıklamalı doğru meali de aşağıdadır
.

Ali İmran-133: Rabbinizden bir mağfirete ermek ve (kötülüklerden) sakınanlar için hazırlanmış bulunan semalar ile arzın (uzaydaki bütün gök cisimleri ile arzın yan yana getirilmesiyle oluşan) genişliği (çapı) kadar olan cennete ulaşmak için koşuşun.

Yani öyle bir cennet ki, şayet bütün gök cisimleri, galaksiler, yıldızlar, gezegenler, güneş, ay, dünya vs. yan yana getirilip tek bir parça oluşturulduğundan meydana gelebilecek bir genişlikten söz ediliyor. Yani bu ayetin mesajı, sizin algıladığınız şekilde değildir. Çünkü aşağıdaki tefsir metninde de ayetin mesajı, ’’uzaydaki bütün gök cisimleri ile arzın yan yana getirilmesiyle oluşan genişliği (çapı) kadar olan cennete ulaşmak için koşuşun’’ şeklinde olduğu anlatılmaktadır. Yani burada anlamsız bir ifade asla yoktur.

7830 - ذكر أن معنى ذلك : وجنة عرضها كعرض السماوات السبع والأرض ، إذا ضم بعضها إلى بعض حدثني محمد بن الحسين قال : حدثنا أحمد بن المفضل قال : حدثنا أسباط ، عن السدي : "وجنة عرضها السماوات والأرض " ، قال : قال ابن عباس : تقرن السماوات السبع والأرض ، كما تقرن الثياب بعضها إلى بعض ، فذاك عرض الجنة (تفسير الطبري)

-----------------------------------------------------------------------------------
Yine diyorsunuz ki:

Ve Kuran Dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü bilmediği için, Güneşin doğup batması olayını Güneşin hareketine yoruyor. Oysa olay sadece dünyanın kendi etrafında dönmesi olayıdır. Bunu bilmeyen Kuran yazarı olayı Güneşin bir yere gidip gelmesi olarak sunuyor.
- Allah kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik) verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni (Nemrut'u) görmedin mi! İşte o zaman İbrahim: Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti. O da: Hayat veren ve öldüren benim, demişti. İbrahim: Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir, dedi. Bunun üzerine kafir apışıp kaldı. (Bakara 258)
Görüldüğü gibi Güneş bir yere gidip geliyor sanmaktadır kuran. Oysa olay sadece Dünyanın kendi etrafında dönmesidir. Güneşin bir yere gidip geldiği yoktur

.
Yani Kuran kendi çağının astronomi cehaletini aynen paylaşmaktadır. (sizden alıntı)

--------------

CEVAP-7

BAKARA-258. ayetin açıklamalı doğru meali!

Bakara-258: Allah kendisine hükümdarlık verdi diye
(şımarıp azarak) Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmış olanı bilmedin mi (haberi sana gelmedi mi)? Bir zaman İbrahim:“ Benim Rabbim hem diriltir (yaşatır),hem de ölümü gerçekleştirir” demişti. O da: “Ben (de idamlık olanları affetmek suretiyle) yaşatır ve (ölmesini istediğim kişiyi de) öldürürüm” demişti. ( Bunun üzerine) İbrahim: (o zamanki toplumun bilgi ve inanışından hareketle ona) Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir” demişti. Bunun üzerine o inkar etmiş olan (zalim ve diktatör) ne diyeceğini bilemez bir halde donup kaldı.

Burada’’ Allah güneşi doğudan getirir öyleyse sen de batıdan getir" ifadesi Allah’a değil, zalim ve diktatör hükümdarla tartışan ve bir beşer olan hz. İbrahim’e aittir. O bunu o zamanki bilgi ve inanışa göre söylemiştir. Bunu bu şekilde söylemesi de daha uygun idi. Zira hz. İbrahim güneşin doğuş ve batış olayını bugünkü bilime göre söylemiş olsaydı, herkes onunla dalga geçer ve ne kadar bilgisiz olduğunu ve bunu ancak aklı dengesi yerinde olmayan ve çok cahil biri söyleyebilir’ ’diyerek hz. İbrahim’i hiçbir şekilde ciddiye almayacaklardı. İşte bir beşer olan hz. İbrahim de bunu onların o günkü akıl, idrak, inanç ve sahip oldukları bilgiye göre ifade etmiştir. Yani onlarla anladıkları dille tartışmıştır.

Ayrıca’’ Güneşin bir yere gidip geldiği yoktur’’ şeklindeki iddianız da bilimsel olarak çoktan çürütülmüştür. Herhalde bundan haberiniz yok. Evet: Dünya gezegeni hem kendi ekseni etrafında, hem Güneş etrafında, hem de Güneş sistemine bağlı olduğu için Güneşle birlikte hareket eder, buna göre üç hareketi vardır. Güneşin hareketine gelince şöyledir: Yasin-38

وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَّهَا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ ﴿٣٨﴾

Yasin-38: Güneş de kendi
(sistemiyle birlikte) yörüngesinde düzenli bir karar/kanun dahilinde hareket eder durur; işte bu, en yüce olanın, her şeyi bilenin takdiridir.
 
Mesajlar
16
Tepki puanı
0
Düşünce
Muvahhid


G Ü N E Ş İ N H A R E K E T L E R İ


1: Güneş, Samanyolu merkezinin çevresinde yaklaşık 26.000 ışık yılı uzaklıkta döner. Galaktik merkez çevresinde bir dönüşünü yaklaşık 225–250 milyon yılda bir tamamlar. Yaklaşık yörünge hızı saniyede 220 kilometredir (+/-20 km/s). Bu da her 1.400 yılda bir 1 ışık yılıdır. Bu galaktik uzaklık ve hız bilgileri şu anda sahip olduğumuz en doğru bilgilerdir) (Vikipedi)

----------------------

2: Güneş Sistemi içindeki bütün cisimler Güneş’in etrafında dönerken, Güneş ve Güneş Sistemi’nin tamamı Samanyolu Gökadası’ nın merkezinin etrafında hareket ediyor. Samanyolu Gökadası’nı oluşturan, yıldızlardan ve devasa gaz bulutundan oluşan disk şeklindeki düzlemsel yapının bir parçası olan Güneş Sistemi saatte yaklaşık 800 bin kilometre hızla hareket ediyor ve gökadanın merkezi etrafındaki dönüşünü 230 milyon yılda tamamlıyor. Güneş 5 milyar yıl yaşında ve oluşumundan itibaren yörüngesini 20 defa tamamladığı düşünülüyor.

Kaynak: Güneş Hareket Ediyor mu? | TÜBİTAK Bilim Genç = www.bilimgenc.tubitak.gov.tr › makale › gunes-hareket-ediyor-mu ?

------------------------------

3: Güneşin iki çeşit dönme ve dolanma hareketi vardır . 1 – kendi ekseni etrafında dönme hareketi 2 – Samanyolu galaksisi etrafındaki dolanma hareketi. Güneşin kendi ekseni etrafındaki dönüşü, saat yönünün tersine doğrudur. Güneşin dönme hızı kutuplarında ve ekvatorunda farklı farklıdır. Bu da güneşin katı halde olmadığını gösterir. Güneşin Yapısı, Oluşumu ve Hareketleri – Fenokulu https://www.fenokulu.net › mobil › fen-konulari › konu941

------------------------------

4: Dünya Güneş etrafındaki bir tam turunu 1 yılda tamamlıyor, peki ya Güneş sistemimiz neyin etrafında dönüyor ve bu dönüş ne kadar sürüyor? Güneş de galaksimizdeki her yıldız gibi Samanyolu Galaksisi’nin merkezinin etrafında dönüyor. Dönüş hızı ise yaklaşık olarak saatte 828 bin kilometre. Bu sayı ses hızının hemen hemen 650 katına denk geliyor. Güneş Galaksi etrafındaki tam bir turunu 230 milyon yılda tamamlamaktadır ve bu süreye “Kozmik Yıl” da denilmektedir. Samanyolu Galaksisi’nin merkez etrafında dönen 4 ana kolu bulunmaktadır. Bunlar Perseus, Sagittarius, Cygnus ve Centaurus’tur. Güneş sistemimiz ise Perseus ve Sagittarius ana kolları arasında bulunan “Orion” denilen daha kısa segmentteki kolda bulunmaktadır.Kaynak https://starchild.gsfc.nasa.gov/docs/StarChild/questions18.html.http://earthsky.org/astronomy-essentials/milky-way-rotation

İşte Güneşin hareketleri de bilimsel olarak ortadadır.
 
Mesajlar
16
Tepki puanı
0
Düşünce
Muvahhid


Yine diyorsunuz ki:

Aslında dünyanın düz olduğunu direk söyleyen ayetlerde vardır Kuran da:

- Ve yeryüzünü düz yaptı (sutıhat-düz olan-سُطِحَتْ). (Ğaşiye 20) (sizden alıntı)

CEVAP-8

Ğaşiye - 20. ayetin doğru meali de aşağıdadır.

Ğaşiye - 20: Arza,(
bakmazlar mı?) Nasıl (önlerine) serilip yaşamaya elverişli hale getirilmiş?

1: Yukarıda gösterdiğiniz (Ğaşiye 20) ayetin meali her kime ait ise, bunun Arapça bilmediğini de göstermektedir. Çünkü ayette geçen (سُطِحَتْ) ‘’’SUTİHAT’’ edilgen geçmiş fiil kipi olup, (sutıhat-düz olan-سُطِحَتْ)‘ cümlesinin anlamı bu şekilde değildir. Yani - Ve yeryüzünü düz yaptı (sutıhat-düz olan-سُطِحَتْ) şeklindeki meal çok hatalıdır. Çünkü ayetin edilgen fiili, etken fiil olarak çevirmişsiniz.

2: Aşağıda da gösterildiği gibi asil Arapçada düzeltmek, düz etmek kelimenin karşılığı (سَوَّي تَسْوِيَةً) ‘’tesviye’’dir. Genel anlamı: düzeltmek, düz etmek, tesviye etmek, gidermek, pişirmek, düz yüzey haline getirmek, eşit yapmak, çözmek, uzlaştırmak, doğrultmak, düzgün yapmak, beraberlemek, düz etmek, pişirmek [genel] (Tesviye kelimesinin Türkçe Arapça çevirisi ve anlamı)

Örneğin: Arapçada düz bir araziden söz edersek, (ارض مستوية)‘’Ardun müsteviyetün’’dememiz gerekir. Yani ‘’düz bir arazı’’: Mesela: Şems-14.ayet şöyledir: فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَاۙۖ فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ فَسَوّٰيهَاۙ

Şems-14: Fakat onu yalanladılar, deveyi kestiler. Bunun üzerine Rableri, suçlarından dolayı onları helâk etti ve orayı (hiç kimse yaşamamış gibi) dümdüz etti. İşte burada (فَسَوّٰيهَاۙ)’’ fesevvaha’’dümdüz etti’’ denilmektedir. Yani Kur’an’i deyimle‘’ düz etmenin’’ karşılığı ‘’TESVİYE’’dir, sutihat değildir. Ayrıca (Gaşiye-19.) ayette de, yani Gaşiye-20.ayetten hemen önce de Dağlardan söz edilmiştir. Örneğin: وَاِلَى الْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ۠

Gaşiye - 19: Dağlara da (bakmazlar mı) nasıl (sağlamca) dikilmiş?

Peki, Kur’an’ın nice ayetlerinde, dağlardan, tepelerden, vadilerden, denizlerden, nehirlerden vs.den söz ediliyorsa, kur’an’a göre yer nasıl dümdüz olabilir? Bu hangi mantığa sığar?

(تعريف و معنى سطح في معجم المعاني الجامع - معجم عربي عربي) في الهندسة ) : ما له طول وعرض والجمع : سُطوحٌ السَّطْحُ

Yukarıdaki metin ‘’mu’cemül meani’’ adlı Lügat kitabına aittir. Burada (السطح - ما له طول وعرض ) ‘’es satıhu, ma lehu tulun ve irdun’’ yani Satıh,’’uzunluğu ve genişliği olana’’denir. Buna göre (سطحت)’’sutihat’’ yani yer gezegeni ‘’ uzun ve geniş yapılmıştır.’’

((وإلى الأرض كيف سُطحت } أي بسطت، فيستدلون بها على قدرة الله تعالى ووحدانيته، وصدرت بالإبل لأنهم أشد ملابسة لها من غيرها (تفسير الجلالين

Yukarıdaki Arapça metni de Celaleyn tefsirine aittir. Burada (أي بسطت) ‘’busitat’’ yani arz, yaşam için serilmiş, diyor, dümdüz yapılmış demiyor. Peki, serilen her şey dümdüz mü olur? Bir sergi dahi bir yere serilirse, o yerin dümdüz olduğu anlamına gelir? İşte eğer sutihat, dümdüz anlamında olsaydı, Mekke’nin yerleşim merkezi bir vadi, etrafı tepe, kaya ve dağlarla çevirili ve Medine deki Uhut sıra dağları vs. Bunlar ortada iken, o müşrik Araplar, ey Muhammed, hani dünya dümdüz diyorsunuz, ama yaşadığımız bölge bile dümdüz değil? Buranın neresi dümdüz? diye itirazda bulunmayacaklar mıydı? Neden böyle bir itirazları olmamış? Çünkü onlar da (سطح) ‘’satıh vb. kelimelerin anlamı düz olmadığını biliyorlardı da ondan.

-- أجمع أهل العلم على كروية الأرض ... الخ ، . قال ابن حزم رحمه الله

Yukarıdaki Arapça metninde de İbni Hazm, bütün ilim ehli, Arzın Küre şeklinde olduğuna dair İcmâ etmişlerdir, demektedir.

" البراهين من القرآن والسنة قد جاءت بتكويرها " انتهى من "الفصل في الملل والأهواء والنحل" (2/78) .

(El fasl, fil milel vel ehvai ven Nihel) adlı eserde de, Kur’an ve sünnettin delillerine göre de, Arz, küre şeklindedir, deniliyor.

İbni Kesir tefsir metni de aşağıdadır.

(تفسير ابن كثير) ( (وإلى الأرض كيف سطحت ) ؟ أي : كيف بسطت ومدت ومهدت

Bu metin ‘’İbni Kesir’’ tefsirine aittir. Burada da :) كيف بسطت ومدت ومهدت)’’ keyfe busitat ve müddet ve muhhidet’’ şeklindedir. Yani, ‘’önlerine nasıl serilmiş, uzatılmış ve yaşam için elverişli hale getirilmiştir’’ şeklindedir. Burada da (تسوية) dümdüz diye bir ifade yoktur. Serilmek illaki düzeltmek anlamında değildir,
 
Mesajlar
16
Tepki puanı
0
Düşünce
Muvahhid

- Yeri bir döşek kıldık. (Nebe 6)
(sizin gösterdiğiniz hatalı meal)

CEVAP-9

Yine bu meali yapan da çok hatalı yapmış. Çünkü ayet hem soru şeklindedir, hem de ayette döşek diye bir ifade yoktur. Ayetin metni şöyledir (ألم نجعل الارض مهادا) ‘’elem necalil arda mihaden’’

Nebe-6.ayetin açıklamalı doğru meali şöyledir.

Nebe-6: Biz yeryüzünü yaşam için elverişli kılmadık mı?

Aşağıdaki tefsir metinlerinde de, ayetin anlamı bu şekildedir.
وكذا قوله تعالى : (أَلَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ مِهَادًا) النبأ/ 6 ، أي: ممهدة مهيأة لكم ولمصالحكم، من الحروث والمساكن والسبل .
قال ابن كثير (الجمع بين القول بكروية الأرض ، وبين قوله تعالى : ( وَاللَّهُ جَعَلَ لَكُمُ ...) :

--------

- Ve yeryüzünü yayıp döşedi. (Naziat 50)
- Ve yeri döşeyip yaydık (medednâ-hâ-مَدَدْنَاهَا). (Kaf 7)
- Yeryüzünü uzunlamasına yaydık (medednâ-hâ-مَدَدْنَاهَا). (Hicr 19)
- Ve yere ve onu düzleyene(tahaha-طَحَاهَا). (Şems 6)
Diyorsunuz ki
: (ayette geçen tahaha açıkça düzleştirmek, düz kılmak anlamlarına geldiği halde modern çevirilerde farklı anlamlar verilmeye çalışılıyor. Böylece olayın üstü örtülmeye çalışılıyor.)
İbni Abbas, İbni Kesir ve Celaleyn tefsiri, bu ayetler dünyanın düz oluşunu çok iyi anlatır demişlerdir. (sizden alıntı)

------------------

CEVAP-10

Naziat-50
,diye bir ayet yoktur, herhalde 30.ayettir.

Naziat-30.ayetin açıklamalı doğru meali!


Naziat-30: Ve onun ardından yeryüzünü yuvarlayarak (geoit şeklinde) bir düzene koydu; Ondan da suyunu ve otlağını çıkarıverdi.’’

دحا اللهُ الأرضَ : بَسَطَها ومَدَّها ووَسَّعَها على هيئة بيضة للسُّكنى والإعمار (تعريف و معنى دحا في معجم المعاني الجامع - معجم عربي عربي)

تعريف و معنى دحا في قاموس المعجم الوسيط ،اللغة العربية المعاصرة ،الرائد ،لسان العرب ،القاموس المحيط. قاموس عربي عربي

("يقول تعالى: (والأرض بعد ذلك دحاها). وهي آية يتعمد كل باحث إسلامي أن يوردها في معرض التدليل على أن القرآن قد سبق زمانه بتحديد شكل الأرض شبه الكروي. فكلمة (دحاها) في قاموس هؤلاء الباحثين تعني جعلها كالدحية (وهي بيضة النعامة)

Yukarıda 1- Mucemül Meani el Camii- 2- Kamusul Mu’cemil Vasiyt – 3- Ellüğatül Arabiyye el muasırah- 4- er Raid bi lisanil Arap - 5- el Kamusul Muhiyt gibi adlı lügat kitaplarında da aynen şöyle yazılıyor. (دحا اللهُ الأرضَ : بَسَطَها ومَدَّها ووَسَّعَها على هيئة بيضة للسُّكنى والإعمار) ‘’Dehallahul arda, besataha ve meddeha ve vsse’aha ala hey’eti BİYDATIN lis sükna vel imar’’ Yani, Allah Arzı, yaşam ve imar için YUMURTAYA benzer bir biçimde serip,uzatmış ve genişletmiştir.’’ denilmektedir.

İşte Naziat-30.ayette, Yer gezegenin küre (geoit) şeklinde yaratılıp düzenlenmiş olduğu söylenmektedir. Kaynaklar: (قاموس المعجم الوسيط ،اللغة العربية المعاصرة ،الرائد ،لسان العرب ،القاموس المحيط. قاموس عربي عربي - معجم المعاني الجامع - معجم عربي عربي))

Kaynaklar: 1- Kamusul Mu’cemil Vasıyt. 2- El Lüğatül Arabiyye el Muasırah. 3- Er Raid,el Lisanul Arab. 4- el Kamusul Muhit. 5- Mu’cemül Meani el camii. İşte bunlarda, Naziat-30 ayete geçen (دحا) ‘’daha’’ nın anlamı, ‘’Yaşam için Arzı, YUMURTAYA benzer bir biçimde düzenlemektir’’ deniliyor. İşte hepsinin ortak ibaresi şöyledir: ((دحا اللهُ الأرضَ : بَسَطَها ومَدَّها ووَسَّعَها على هيئة بيضة للسُّكنى والإعمار

İşte birçok mealin ne kadar hatalı olduğunu görüyoruz!
 
Mesajlar
16
Tepki puanı
0
Düşünce
Muvahhid


CEVAP-11

KAF-7.ayetin açıklamalı doğru meali!

Kaf-7:
Ve yeryüzünün (biyolojik, kimyevî) yapısını, oluşturup yayarak verimli hale getirdik. Üzerine de (kökleri derinliklere kadar inen) sağlam dağlar yerleştirdik ve o yeryüzünde gözler, gönüller açan güzelim bitkileri, çeşit çeşit bitirdik.

HİCR-19.ayetin açıklamalı doğru meali!

وَالأَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ وَأَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَيْءٍ مَّوْزُونٍ ﴿١٩﴾

19- Ve yeryüzünün
( biyolojik, kimyevî ) yapısını, oluşturup yayarak verimli hale getirdik. Orada, ağır baskılı, derin temellere dayalı dağlar yerleştirdik. Yine orada (hayat için) her şeyi dengeli, âhenkli, ölçülü ürettik.

(وَالْأَرْضَ مَدَدْنَاهَا) بالمياه والهواء والمواد الترابية والحجريّة حتى أصبحت صالحة للسكنى ( المتشابه من القران)

ŞEMS-6.ayetin doğru meali!

Şems -6: Arza ve
onu yuvarlayıp genişçe düzenleyene.

وفي التنزيل العزيز : والأرضِ وما طَحاها ؛ قال الفراء : طَحاها ودَحاها واحد - "يقول تعالى: (والأرض بعد ذلك دحاها). وهي آية يتعمد كل باحث إسلامي أن يوردها في معرض التدليل على أن القرآن قد سبق زمانه بتحديد شكل الأرض شبه الكروي. فكلمة (دحاها) في قاموس هؤلاء الباحثين تعني جعلها كالدحية (وهي بيضة النعامة) ٌطحا المكان : اتسع . 6 - طحا الشيء : دفعه . 7 - طحا الشيء : بسطه . 8 - طحا الشيء : وسعه

Yukarıdaki Arapça metninde de el Ferra’nin de dediği gibi (طحا - دحا) her ikisi de bir olup arzın küre şeklinde genişçe yaratıldığını ifade etmektedir.

--------

Celaleyn ve ibni Kesir’in tefsirine ait metinler de aşağıdadır, bunlar da arzın dümdüz olduğunu söylemiyorlar.

((وإلى الأرض كيف سُطحت } أي بسطت، فيستدلون بها على قدرة الله تعالى ووحدانيته، وصدرت بالإبل لأنهم أشد ملابسة لها من غيرها (تفسير الجلالين

1-Yukarıdaki Arapça metni de Celaleyn tefsirine aittir. Burada (أي بسطت) ‘’busitat’’ yani arz, yaşam için serilmiş, diyor, dümdüz yapılmış demiyor…

الخ (تفسير ابن كثير) (وإلى الأرض كيف سطحت ) ؟ أي : كيف بسطت ومدت ومهدت

2-Yukarıdaki metin de‘’İbni Kesir’’ tefsirine aittir. Burada da :) كيف بسطت ومدت ومهدت)’’ keyfe busitat ve müddet ve muhhidet’’ şeklindedir. Yani, ‘’önlerine nasıl serilmiş, uzatılmış ve yaşam için elverişli hale getirilmiştir’’ şeklindedir. Burada da (تسوية) dümdüz diye bir ifade yoktur.

Peki, serilen her şey dümdüz mü olur? Bir sergi dahi bir yere serilirse, o yerin dümdüz olduğu anlamına gelir? İşte eğer sutihat, dümdüz anlamında olsaydı, Mekke’nin yerleşim merkezi bir vadi, etrafı tepe, kaya ve dağlarla çevirili ve Medine deki Uhut sıra dağları vs. Bunlar ortada iken, o müşrik Araplar, ey Muhammed, hani dünya dümdüz diyorsunuz, ama yaşadığımız bölge bile dümdüz değil? Buranın neresi dümdüz? diye itirazda bulunmayacaklar mıydı? Neden böyle bir itirazları olmamış? Çünkü onlar da (سطح) ‘’satıh vb. kelimelerin anlamı düz olmadığını biliyorlardı da ondan.
 
Mesajlar
16
Tepki puanı
0
Düşünce
Muvahhid
- O’dur ki Güneş’i bir ışık yaptı. Ay ise bir nûrdur, ona birtakım konaklar da tayin etti ki yılların sayısını ve vakitlerin hesabını bilesiniz. (Yunus 5)

Ay’ın bir nur olmadığı sadece geceleri güneşten aldığı ışığı yansıttığı biliniyor. (sizden alıntı)

-------------------------------

CEVAP-12

YUNUS-5.ayetin açıklamalı doğru meali!

هُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَٓاءً وَالْقَمَرَ نُورًا وَقَدَّرَهُ مَنَازِلَ لِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّن۪ينَ وَالْحِسَابَۜ مَا خَلَقَ اللّٰهُ ذٰلِكَ اِلَّا بِالْحَقِّۜ يُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ﴿٥﴾

Yunus-5: Güneşi ışık/enerji kaynağı, ayı da (güneşten ışık yansıttığı için) aydınlık yapan, yılların sayısını ve hesaplamayı bilmeniz için aya konak yerleri düzenleyendir. Allah bunları bir amaç uğruna yaratmıştır. O, bilen bir topluma âyetlerini açıklamaktadır.


Ayet, Güneş için (ضياء)ziyâ”,ifadesini kullanmış, “ziyâ’’ kaynağın bizzat kendisinden oluşmaktadır. Günümüzde bilimsel çalışmalar, güneşin ışığının, hidrojeni helyuma dönüştüren zincirleme nükleer patlamalardan oluştuğunu söylemektedir. Güneş her an sayısız atom bombalarının patladığı bir kaynaktır ki, bu patlamalardan kendisine tabi yıldızlara korkunç miktarlarda enerji ve ışık gitmektedir. Güneşin kendinden olan enerjisi, kendi sisteminin hayat kaynağıdır. İşte onun bizzat kendinden olan ışığı “ziyâ” tabiriyle anlatılmıştır. Ay ise sönmüş, soğumuş, kabuk bağlamış bir gezegendir. Kendinden bir ışığı yoktur. Ancak güneşten kendisine vuran ışığı yansıtır. İşte aydan yansıyan bu ışığa da “nûr” denmiştir. (Ateş, Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri, IV, 204)

Şimdi soruyoruz! Eğer (ضياء)ziyâ ‘’ ile (نُورًا) ‘’Nür’’ aynı şey ise, ne den aynı ayette art arda gelen Güneş için farklı bir tabir olan (ضياء) “ziyâ‘’, Ay için de (نُورًا)’’Nür’’ ifadesi kullanılmıştır? Yani, Kur’an’a göre, eğer Ay da Güneş gibi olsaydı, her ikisi için aynı tabirin kullanılması gerekmez midi? Her ikisi için ya ZİYA veya NÜR ifadesinin kullanılması gerekirdi. Ama görüyoruz ki, Güneş için ZİYA, Ay için da farklı bir kelime olan Nür ifadesi kullanılmıştır. Demek ki, Ziya ile Nür aynı şey değildir. Bu nedenle Ziya, ışığı kendisinden olan, Nür de, aydınlığı başkasından olan, yani, ışık yansıtan demektir.

Özetle, yukarıdaki iddiaların hiçbiri gerçeği yansıtmamaktadır. Yani Kur’an’ın Arapça metninde hiçbir hata veya sorun yoktur. Ama meallerde çok hatalar vardır, bu hatalar, Kur’an’ı kerimin yanlış algılanmasına sebep olmaktadır. Ayrıca buna ilaveten bilinçli bir şekilde Kur’an’ı kerimin bazı ayetleri çarpıtılmaya da çalışılmaktadır. Saygılarımla.



 
Üst