Kuran'dan Belagat Örnekleri

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
3,684
Tepki puanı
274
Düşünce
Sünni
Ben fırsat buldukça bu başlık altında paylaşım yapacağım. Bu konuda farklı örnekler eklemek isteyen arkadaşlar varsa katkıları bizi memnun eder.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
3,684
Tepki puanı
274
Düşünce
Sünni
وَلَئِنْ مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ Bu cümle, azabın dehşetini göstermek için en hafif azabın şiddetli tesirine işaret eder. Yani azabın en azını ifade ederek ayetin bütünündeki manayı kuvvetlendirir. İşte:

لَئِنْ [eğer] kelimesi, şüphede bırakmayı ifade eder. Şüphe, azlığa bakar;

مَسَّ [dokunsa] kelimesi, azıcık dokunmak manasındadır, yine azlığı ifade eder.

نَفْحَةٌ [küçük bir esinti] kelimesi, hafif bir kokuya işaret edip azlığı ifade ettiği gibi, kipi de birliği gösterir. "Masdar-ı merre", yani fiilin bir defa yapıldığını bildiren mastar, gramer ilminde "biricik" demektir, azlığı ifade eder

نَفْحَةٌ kelimesindeki belirsizliğe işaret eden tenvin, azlığı ifade etmek içindir; o kadar küçük ki, bilinemiyor demektir.

مِنْ ifadesi, "bir parça" demektir, azlığı bildirir.

عَذَابِ[azap] kelimesi de azlığa işaret eder, çünkü nekale yani şiddetli azaba ve ikaba yani ahiret azabına nispeten hafif bir cezadır.

رَبِّكَ [Rabbin] kelimesi de, Cenab-ı Hakk'ın Kahhar, Cebbar ve Muntakim isimlerine karşılık yine şefkati hissettirmekle azlığa işaret ediyor
 

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
3,684
Tepki puanı
274
Düşünce
Sünni
وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ Şu cümlenin hey’atı, sadakanın şerait-i kabulünün beşine işaret eder.

Birinci şart: Sadakaya muhtaç olmamak derecede sadaka vermek ki وَمِمَّا lafzındaki مِنْ -i teb’iz ile o şartı ifade eder.

İkinci şart: Ali’den alıp Veli’ye vermek değil belki kendi malından vermektir. Şu şartı رَزَقْنَاهُمْ lafzı ifade ediyor. “Size rızık olandan veriniz.” demektir.

Üçüncü şart: Minnet etmemektir. Şu şarta رَزَقْنَا daki نَا lafzı işaret eder. Yani “Ben size rızkı veriyorum. Benim malımdan benim abdime vermekte minnetiniz yoktur.”

Dördüncü şart: Öyle adama veresin ki nafakasına sarf etsin. Yoksa sefahete sarf edenlere sadaka makbul olmaz. Şu şarta يُنْفِقُونَ lafzı işaret ediyor.

Beşinci şart: Allah namına vermektir ki رَزَقْنَاهُمْ ifade ediyor. Yani “Mal benimdir, benim namımla vermelisiniz.”

Şu şartlarla beraber bir tevsi de var. Yani sadaka nasıl mal ile olur. İlim ile dahi olur. Kavl ile fiil ile nasihat ile de oluyor. İşte şu aksama مِمَّا lafzındaki مَا umumiyetiyle işaret ediyor. Hem şu cümle de bizzat işaret ediyor. Çünkü mutlaktır, umumu ifade eder.

İşte sadakayı ifade eden şu kısacık cümlede, beş şart ile beraber geniş bir dairesini akla ihsan ediyor. Heyetiyle ihsas ediyor. İşte heyette böyle pek çok nazımlar var.

Kelimatın dahi birbirine karşı, aynen geniş böyle bir daire-i nazmiyesi var.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
3,684
Tepki puanı
274
Düşünce
Sünni
Kuranda anlatılan dört temel unsur vardır. Bunlar Tevhid (Allahın varlığı ve birliği), Nübüvvet (peygamberlik), Haşir (ahiret) ve adalettir. Bu dört unsur, Kur’ân’ın bütününde bulunduğu gibi, Kur’ân’ın sûrelerinde, âyetlerinde, kelâmlarında, hattâ kelimelerinde bile açıkça veya işareten veya remzen (gizli bir manayı ince bir işaretle göstererek) bulunmaktadır.
بِسْمِ اللهِ اَلرَّحْمٰنِ اَلرَّحِيمِ (Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla) ifadelerine bakalım:
Evet, قُلْ (De ki) kelimesi, Kur’ân’ın çok yerlerinde kelime olarak bizzat veya mukadder (lafız olarak söylenmediği halde gizli olarak kastedilen mana) olarak vardır. بِسْمِ اللهِ tan evvel قُلْ kelimesi mukadderdir. Yani, “Ya Muhammed! Bu cümleyi insanlara söyle ve tâlim et.” Demek besmelede İlâhî ve gizli ve dolaylı bir şekilde bir emir var. Bundan dolayı, şu mukadder olan قُلْ emri, risalet ve nübüvvete işarettir. Çünkü resul olmasaydı, tebliğ ve tâlime memur olmazdı. Hasrı yani bir hükmün yalnızca bir şeye verilmesini ifade eden câr (بِ) ve mecrûrun (سْمِ) öne alınması, tevhide îmadır. اَلرَّحْمٰنِ (Kullarına karşı çok merhametli olan ve şefkat eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah) nizam ve adâlete, اَلرَّحِيمِ (Rahmeti herşeyi kuşatmakla birlikte, dilediği varlıklara çok özel ihsanı ve hususî rahmet tecelîsi olan Allah) de haşre delâlet eder. Çünkü اَلرَّحْمٰنِ dünyada daha çok tecelli eden isimken ve Allah bu ismin tecellisiyle kabul eden ve inkar eden her varlığa rızık ve ihsanda bulunmaya devam ederken, اَلرَّحِيمِ daha çok ahirette tecelli edecek olan isimdir ve Allah bu ismin tecellisiyle sadece kabul edenlere ihsan edecektir.
Görüldüğü gibi sadece besmele olan bir ayette bile bu dört unsur vardır
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
3,684
Tepki puanı
274
Düşünce
Sünni
Evet besmeleyi incelemeye devam edelim:
Besmele harf-i cer olan ب ile başlar. سِا م ْ ٌ kelimesinin sonu kesre kılınmıştır. Kesre, inkisardan gelir. Ve başlangıçtaki bu kesre bize Allah’ın huzuruna gelirken âdeta münkesir, yani kırık bir kalble gelmeyi ders verir. Esasen, her hayırlı işte havl ve kuvvetine dayanacağımız Allah’a karşı kalbimiz münkesir olmalıdır ki, aczimiz O’nun kuvvetini davet eden bir şefaatçi olsun...
 

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
3,684
Tepki puanı
274
Düşünce
Sünni
ب‘ de yakınlık, dostluk anlamı vardır. İnsan, Allah ve Peygamber'e yakın olmak istiyorsa Besmele çekmelidir.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
3,684
Tepki puanı
274
Düşünce
Sünni
ب‘ de birlikte olma, sarılma mânâsı vardır. İnsan, Besmele ile Allah’ın Rahmân ve Rahîm isimlerine sarılır.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
3,684
Tepki puanı
274
Düşünce
Sünni
الله lafzına benzeyen kelimelere baktığımızda karşımıza çıkan kelimelerden biri ول َه dir. ول َه 'irtifa etti, yükseldi’ mânâsına gelir. Müşrik istediği kadar şirk koşadursun Allah, müşriğin her türlü şirkinden yüksek ve aladır. الله lafzınının içinde bu anlam da vardır.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
3,684
Tepki puanı
274
Düşünce
Sünni
Yine الله lafzına benzeyen bir kelime de لاَه dir ve ‘gizlendi’ demektir. Allah, gözle görülmez; çünkü gündüz gecenin zıddı olduğu için görünür ve bilinir. Sıcaklık soğuklukla hissedilir. Hâlbuki Allah’ın zıddı ve benzeri yoktur. Zıddı ve benzeri bulunmayan bir şeyi görmeye imkân yoktur.
Hz. İbrahim Hakkı gibi deriz:
“Bulunmaz Rabbimin zıddı ve niddi misli âlemde
Ve sûretten münezzehtir, mukaddestir Teâlâllah
Şerîki yok, berîdir doğmadan doğurmadan ancak
Ehad’dir, küfvü yok, İhlâs içinde zikreder Allah.”
 

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
3,684
Tepki puanı
274
Düşünce
Sünni
Yine الله lafzına benzeyen bir kelime de ا ل َه dir ve ‘iltica etti, sığındı’ mânâsına gelir Kendisine iltica edilen ve ona ilticanın bir faydası olan sadece Allah’tır ve bu iltica mânâsı daالله lafzında gizlidir. ا ل َه kelimesinin bir diğer mânâsı da ’ َkulluk yaptı’dır. Ve Allah, kulluğa tek lâyık zât demektir. ا ل َه ’ himaye etti’ mânâsına da kullanılır ki, Allah’ın kulunu koruyup, himaye etmesini ifade eder.
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
3,684
Tepki puanı
274
Düşünce
Sünni
الله lafzında başka isimlerde olmayan bir mucizevi yön vardır:
Başından elif’i kaldırdığımız zaman لله kalır ki, yine “Allah” demektir.
Başından lam'ı kaldırdığımız zaman له yine “Allah” demektir.
Her iki ل‘ la beraber kaldırdığımız zaman ـه (Hû) kalır ki, Allah’ın zâtının unvanıdır ve yine “Allah” demektir.
Aslında her nefes alışverişimiz, bir “Hû”dan ibarettir. Yani “Hû” bizim hayat kaynağımızdır. O’nu demeden yaşamamız mümkün değildir.
Bismillâh derken, işte bu mânâları mütalâa ve müşâhede etmiş oluyoruz
 

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
3,684
Tepki puanı
274
Düşünce
Sünni
اَلرَّحْمٰنِ “Rahmân”, Allah’a has bir sıfattır. İnsanlara “Rahmân” denmez. Rahmân, sonsuz merhamet edici, sonsuz nimetlerle besleyici mânâsına gelir denebilir belki ama tam tercüme mümkün değildir. Nasıl ki, “Allah” kelimesini tercüme etmek mümkün ve muvafık değildir. Öyle de; “Rahmân” kelimesini dahi tercüme etmek mümkün ve muvafık değildir. Çünkü isimdir. Hususî isimler ise tercüme edilmezler. Hele Rahmân’ı “esirgeyici, bağışlayıcı” şeklinde tercüme etmek büyük hatadır. Zira dilimizde ‘esirgeyici’ demek, cimri ve eli tutuk demektir.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
3,684
Tepki puanı
274
Düşünce
Sünni
اَلرَّحْمٰنِ Rahmân’da cebrîlik yani zorlama vardır. Allah kâinatı yaratırken kâinata, bizi yaratırken bize sormamıştır. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder ve kimse O’na müdahale edemez. Meseleyi sadece Rahmân açısından mütalâa edecek olursak; irade söz konusu olamaz. Böylece de insan, diğer varlıklar gibi, ne kötülüklerinden sorumlu olur ne de iyiliklerinden dolayı mükâfata erebilir. Ancak Allah murad buyurdu ve insanlarda iradeyi yarattı; iradesini iyiye kullananları mükâfatlandırma, kötüye kullananları cezalandırma hikmetiyle, Rahîmiyeti ile de tecellî etti. Böylece insana esfel-i safilînden a’lâ-yı illiyyîne kadar, ya aşağıların aşağısına düşme veya yukarıların yukarısına çıkma imkânını vermiş oldu. Kuş kanat çırpıp yavrularının başında dönüyor ve bir hayvan olan anne, yavrusuna karşı o derin şefkatiyle davranıyorsa; bütün bunlar Rahmân’ın cilveleridir. Ancak, bunlarda irade yoktur ve bu varlıklar Rahmân’ın kendilerine öğrettiği sınırlar içerisinde yaşamak zorundadırlar.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
3,684
Tepki puanı
274
Düşünce
Sünni
Bir de iradeye bakan Allah’ın özel rahmet tecellîsi vardır ki, onu da bize اَلرَّحِيمِ “Rahîm” kelimesi ifade etmektedir. Demek oluyor ki, اَلرَّحْمٰنِ “Rahmân” olmasaydı, biz var olamayacaktık. Kâinat ve bütün varlıklar yok olacaktı. Şayet اَلرَّحِيمِ “Rahîm” olmasaydı irademizi kullanamayacak ve Allah’ın sanatının inceliklerini kavrayamayacaktık.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
3,684
Tepki puanı
274
Düşünce
Sünni
اَلرَّحْمٰنِ Rahmân, kâinatı kitap gibi önümüze serdi. اَلرَّحِيمِ Rahîm, kainat kitabından aldıklarımızı kalbimizde iman hâline getirme fırsat ve iradesini verdi. Kainatta Allah'ın varlığına, birliğine, sıfatlarına dair okumalar yapabilsek de Zatı madde olmadığı biz de madde ötesini idrak edemediğimiz için Zatını idrak edemiyoruz.
Onun içindir ki biz de:
“İdrâk-i meâlî bu küçük akla gerekmez
Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.”
diyor, aczimizi itiraf ve ilân ediyoruz.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
3,684
Tepki puanı
274
Düşünce
Sünni
Allah kâinattaki bütün hakikatleri, gönderdiği kitaplarında izah etmiştir. Bütün kutsal kitap ve sayfalarda anlatılan hususlar en son kitap Kur’ân’da detaylarıyla ele alınmıştır. Kur’ân-ı Kerim, bütünüyle Fatiha sûresinde, Fatiha sûresi de Besmele’de özetlenir. İşte Besmele, bütün peygamberler ve kitapları birbirine bağlayan böyle nuranî bir iptir. Kâinattaki bütün hakikatler bir çekirdek hâlinde ve muhakkak surette Besmele’de yer almaktadır. Ancak onu bulup çıkarmaya, herkes muvaffak olamaz.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
3,684
Tepki puanı
274
Düşünce
Sünni
Belagatta bir lafzın anlama üç şekilde delâleti olur:
Birincisi: Vaz’ delâletidir. Her kelime, kendine ait bir anlama delâlet eder; yani o lafız, önce herkesin anlayacağı o anlam içindir. Tüm insanların anlayışı bu merkezdedir. Meselâ اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ dediğimizde "Hamd alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur." anlamı vaz’î bir delâlettir.
İkincisi: Aklî delâlettir ki, bir kademe daha özeldir. Meselâ: Aynı cümlede, niçin اَلْحَمْدُ önce ِللهِ sonra zikredilmiştir, “Allah” lafzının delâlet ettiği anlamlar nasıldır, gibi sorularla bazı hakikatlere yol bulma aklî bir delâlettir.
Üçüncüsü: Zevkî delâlettir; bu, ikinci kademe olan aklî delâletin bir kademe daha üstündedir. Havâssü’l-havâssa has bir husustur. Meselâ, اَلْحَمْدُ ِللهِ cümlesini oluşturan sözcüklerin sıralanışı ve eş anlamlılarına kıyasla bu sözcüklerin tercih hikmeti gibi meselelerin yanında, görünenden öte bazı anlamları duyarak zevketme bu anlama dahildir.
İşte bu üç yolla Kur’ân’ı incelemeyi denemek hem benim, hem de belki çoklarının başından aşkın bir meseledir. Bununla beraber Kur’ân’a saygımın ifadesi olarak O’nun bu cephesinden bahsetmeden geçmeyi de Kur’ân’a karşı hürmetsizlik sayıyorum. Anlatılan, Kur’ân’dır. Anlatmak istediğim meseleleri ben tam anlatamazsam, siz de tam anlamasanız dahi yine de anlayacaksınız ki, bu kelâm Allah Kelâmı’dır.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
3,684
Tepki puanı
274
Düşünce
Sünni
Fatiha sûresinin kendisinden sonraki sûrelerle ciddî bir irtibatı olduğu gibi, kendisinden önceki Besmele ile de irtibatı vardır ki, buna “siyak (öncesi) ve sibak(sonrası)” denir. Zaten her söz siyak ve sibakıyla değerlendirilir ve aradaki münasebetler de ancak bu şekilde tespit edilmiş olur. “Bismillâh” ile Fatiha arasında âdeta şiir âhengi içerisinde bir münasebet mevcuttur.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
3,684
Tepki puanı
274
Düşünce
Sünni
Besmele ile Fatiha Suresindeki münasebeti incelersek:
Besmele’de, kendisini bu şekilde, Rahmâniyet ve Rahîmiyetiyle anlatan Allah’a karşı biz nasıl karşılık vermeliyiz? İşte bu soruya bizim cevabımız اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ "Hamd alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur." şeklinde oluyor. Bizi var eden, sonra insan eyleyen, sonra da en son ve en büyük Peygamber olan Hz. Muhammed'e ümmet eyleyen Allah'a hamd olsun.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
3,684
Tepki puanı
274
Düşünce
Sünni
بِسْمِ اللهِ اَلرَّحْمٰنِ اَلرَّحِيمِ (Rahman ve Rahim Allahın adıyla) Besmelede önce Allah lafzı karşımıza çıkıyor ve Allah kendini Rahman ve Rahim olarak tanıtıyor. Biz de Allah'ın eserlerinde Allah'a ait delilleri araştırırken kainatta adeta peş peşe dalgalar halinde şefkat ve merhamet var olduğunu görüyoruz. Bütün bunların ötesinde Allah kendisini hissettiriyor. Kainattaki her varlık bu rahmet, şefkat ve merhametten nasibini alıyor. Biz de şuurlu varlıklar olarak şuursuz varlıkların da namına اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ "Hamd alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur." diyoruz. İşte بِسْمِ اللهِ اَلرَّحْمٰنِ اَلرَّحِيمِ ve اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ arasında böyle bir münasebet var.
 
Üst