• AntiDogmatik
    Sorgulamaktan korkmayanlar için özgür düşünce platformu.
  • Din toplumun afyonudur.
    Karl Marx
  • Din; sıradan insanlar için gerçek, aydınlar için yalan, iktidarlar içinse kullanışlıdır.
    Lucius Annaeus Seneca
  • Din, sıradan insanları pasif ve sessiz tutmak için bulunmaz bir kaynaktır.
    Napoléon Bonaparte
  • Sorgulamayan insan cahildir, sorgulatmayansa zalim!
    Mustafa Kemal Atatürk
  • Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir.
    Carl Sagan
  • Aptal bir şeyi 50 milyon kişi de söylese, o hala aptal bir şeydir.
    Anatole France
  • Aydınlanma; kişinin kendi aklını kullanmaya cüret etmesidir.
    Immanuel Kant
  • Dünyada iki çeşit insan var: Aklı olan ve dini olmayanlar, dini olan ve aklı olmayanlar.
    Ebu Ala el Maarri
  • İnsanı yaratmak mı tanrının büyük hatası, tanrıyı yaratmak mı insanın büyük hatası?
    Friedrich Nietzsche
  • İmana sarılmak, aklı terk etmektir.
    George Smith
  • İnsanlar gerçek olmasını diledikleri şeylere inanırlar.
    Julius Caesar
  • En tehlikeli insan tipi az anlayan, çok inanandır.
    Anton Chekhov

Memeli evriminin macerası

Entropyy22

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
1,262
Tepki puanı
478
Düşünce
Ateist
Yarı sucul domuz büyüklüğündeki bir hayvan hem gezegenin en iri kara hayvanlarından birine hem de bir deniz memelisine dönüşecekti.
c.jpg
d.jpg

Paleosende ve eosen dönemin ortalarına kadar kuzeyden güneye kutup bölgeleri dahil ılıman bir iklim hakimdi. Antartikada geniş ormanlar kuzey kutbunda subtropikal bitkiler yaygındı.
Bu tıknaz kısa bacaklı hayvan tethys denizi etrafında çoğaldı. Çocukları ve torunları Kuzeyden yenidünyaya geçti. Her bölgede bir grup soy memeli evriminde yeni tohumlar atmak için izole oluyor ve ayrılıyordu.
Bu torunlardan bazısı zamanının daha çoğunu karada bazısı ise zamanının daha çoğunu eosenin ılık kıyılarında suda geçiriyordu. İşte bu tercih çocuklarının bir soyunu 10 tonluk fillere diğer soyunu ise 10 tonluk deniz ineğine çevirecektir.
r.jpg
g.jpg

Bu evrim hikayesinin kanıtları memeli evriminin en güçlü kanıtlarına sahiptir. Moleküler kanıtlar kesinlikle ama kesinlikle Fillerin en yakın yaşayan akrabasının deniz inekleri olduğunu söyler. Şimdi bu evrimi kendi gözümüzle göreceğiz.

Buyrun: http://www.theridiidae.com/uploads/6/6/8/0/6680387/kuntneretal2011_zooscripta_afrotheria.pdf

w.jpg


Taksonomik olarak tethys denizi çevresinde evrilen bu otçul hayvanlara Paenungulat’lar denilir. Paenungulat kelime anlamı olarak birçeşit toynaklı ya da toynaklıya çok yakın veya neredeyse toynaklı hayvan demektir.
Paenungulatlar, Proboscidean’lar yani hortumlular ki fillerle temsil edilir. Sirenia deniz inekleri ise yaşayan 1 tür dugong ve 3 tür manate ile temsil edilir.
q.jpg

Dugong ve manateler birbirine çok benzerler. Dugon sadece tropikal kıyılarda deniz diplerindeki ot,kök ve yumruları yer.Manateler ise 2 türü su üstündeki ot ve yapraklarla bir türü ise hem dipte hem de biraz daha yukarılarda beslenir.
ğğğ.jpg

Bu beslenme tarzı manate ve dugongların kafa iskeletlerinde çene ve yüz görünüşlerine direk yansımıztır Sığ sularda daima deniz diplerinden beslenen dugongun burnu ve üst çenesi aşağıya doğru neredeyse dik açıyla kıvrılır.

ççççççççç.jpg
 

Ekli dosyalar

Entropyy22

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
1,262
Tepki puanı
478
Düşünce
Ateist
Manatelerde ise ağızlarına dikkat edin su üstünden beslenen amazon manate en altta. Bazen su üzerinde ama diplerden de beslenen Afrika manate ortada ve daha az su üstünde beslenen batı hint manate üstte

Ekli dosyayı görüntüle 1561Ekli dosyayı görüntüle 1562
ööö.jpg


Manateler atlantik kıyılarında ve güney amerika ve afrika nehirlerinde yaşarken dugong sadece batı hint kıyılarında yaşar.
nm.jpg


Sirenia evrimi 50 milyon yıllık oldukça önemli fosillere sahiptir. Yaşayan sirenler yani deniz inekleri arka bacaklarını tamamen kaybettiler. Oysa pezosiren 50 myö arka bacaklara sahipti.
erty.jpg
tyu.jpg

Yine Prorastromus ön dişlere sahipti. Yaşayan deniz ineklerinde yetişkinlikte köpek dişleri ve kesici dişler bulunmaz.
diş.jpg

Deniz inekleri tıpkı kara inekleri gibi nasır bir pedle önde otları tutar ve arka dişleriyle ezer.
78.jpg

Okla işaretli ön bölgeler deniz ineklerinin kaybolan ön dişlerinin yerini alan nasır pedler. Peki yaşayan deniz ineklerinde ataları pezosiren gibi ön dişlerinin mirası var mı?
12.jpg

Ne dedik eosen başında deniz ineklerinin ön dişleri vardı. Hem köpek dişleri hem de kesici dişleri. Peki şimdi yaşayanlarda yok. Ama evrimsel bir mirası olmasını da bekleriz.

10.jpg

İşte o nasır pedin altında geçmiş atalarının ön dişlerinin soketleri yerli yerinde durur. 4 kesici 2 köpek dişi yuvasının izleri. İlk resim.
99.jpg
 

Ekli dosyalar

  • 16.2 KB Görüntüleme: 13

Entropyy22

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
1,262
Tepki puanı
478
Düşünce
Ateist
Filler,deniz inekleri ve Hyrax'ın ortak atadan türediğini nasıl biliyoruz? Üçünün de 2. kesici dişleri tusk haline gelir. Yani irileşirken diğer kesici dişleri yok olur.
14.jpg
15.jpg

Yatay diş değiştirirler. Aşağıdaki manate radyografisi. Bakın arkada dişler oluşuyor ve her ay 1 mm ilerleyerek öndeki dişi ağız dışına itiyorlar. Filler de deniz inekleri de yatay diş değiştirir
25.jpg

Şimdi vay anasını diyeceğiniz evrimin görüntüsünü veriyorum.
fil.jpg

Hyrax'ın genişlemiş tırnakları yani toynakları var.

toynak.jpg
toynak2.jpg

Ya deniz ineklerinin? Ama onlar arka ayaklarını kaybettiler. Ve ön ayakları da yüzgece dönüştü.
kokokok.jpg

Peki toynaklar? he işte evrimin görüntüsü.. İlk foto filin toynakları ikinci foto deniz ineğinin toynakları

EIjQ3quW4AAdmvQ.jpg
lo.jpg


Yüzgeçte Toynağın ne işi var? İşte bu toynaklar, 50 milyon yıl önce karada dolaşan toynaklı yarı sucul ortak atanın miraslarıdır. İşte bu evrimin en çarpıcı fotoğrafıdır.
987654321.jpg


Alıntıdır.
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

Minik Kuş

Üye
Mesajlar
245
Tepki puanı
15
Düşünce
Sünni
meme evrimsel süreç ile oluşamaz ki memeli canlıların evriminden bahsedelim.sonra; ilk canlida meme bile yoktu sizin teoriye göre.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
4,139
Tepki puanı
334
Düşünce
Sünni
Biliyoruz ki genetik benzerlikler, fizyolojik benzerlikler için şarttır. Bu durumda benzer fizyolojiye sahip canlıların benzer genetiğe sahip olması normaldir. Hayali varsayım olan, bu benzerliklerin birbirinden makroevrim sonucu oluşmuş olması. Bu benzerliklerin yaratılış tezinde de gayet mantıklı açıklamaları var. Yani genetik, fizyolojik, anatomik olarak var olan benzerliğin makroevrim haricinde hiçbir mantıklı açıklaması yokmuş gibi evrime kanıt olarak sunmak ya mantık eksikliğini ya da bilinçli olarak bilimsel etiğe aykırı olarak ideolojik yönlendirmeyi gösterir.

Makroevrim, yani örneği dinozorun kuşa dönüşmesi gibi büyük değişimler hiçbir bilimsel temele dayanmayan sadece hayal gücüne dayalı bir VARSAYIMdan ibarettir. Üstelik bu VARSAYIM, İMKANSIZdır. Örneğin ilk oluşan canlı kemosentez gibi bir enerji elde etme yöntemi ile hayatını devam ettiriyor idiyse, çok karmaşık bir sistem olan bu yöntemi cansızken öğrenemezdi. Canlı olduğu andan itibaren öğrenmesi mümkün mü? Enerji elde etmeden hayatını devam ettiremeyeceği için mümkün değil.
İkinci olarak kemosentez yapan canlı mesela solunuma geçmesi için bir çok mutasyon geçirmesi gerekir. Ama daha ilk mutasyonda kemosentez yapma özelliğini kaybeder. Henüz solunum da yapamadığı için ölür.
Elimizde bu çelişkiyi çürüten tek bir bilimsel çalışma bile yok.

Makroevrimcilerin elinde sadece bilimsel bir gerçek olan mikroevrim ve benzer organları birbirine benzemesi normal olan genetik benzerlikler var. Fizyonomisi benzer olan organları genetiği de, sitolojisi de, anatomisi de ve daha bütün bilimsel inceleme sonuçlarının zaten benzer çıkması beklenir. Bu benzerlikler olması için aynı atadan gelmiş olması şart değil ki. Bu sadece bir VARSAYIM. Bu varsayımın imkansızlığına dair yazdıklarımızın yanlış olduğunu gösterebilen henüz çıkmadı.

Öyle bir anlatıyor ki zannedersiniz hepsi bilimsel kanıtlı. Halbuki bu öykü, makroevrimcilerin hayali VARSAYIMından ibaret. Hangi tarihlerde, hangi genlerde, neden böyle bir mutasyon olduğu net olarak ortaya konulacağı ana kadar bu iddia hayali VARSAYIM olmaya devam edecek. İşin bilimsel etik dışı taraflarından biri de, bunları sürekli tartışmasız bilimsel gerçeklermiş gibi çok sık tekrarlayarak okuyucu/izleyicinin zihnine telkin yoluyla empoze etmek. Maalesef, Yaratıcının varlığını inkar etmeyi dogma haline getirmiş tiplerde başarılı da oluyorlar. Çünkü bu tipler, Yaratıcının varlığını inkar etmek için yalan doğru ayrımı yapmadan her argümanı kabul etmeye dünden razı. Ne diyordu Hitlerin Propaganda Bakanı Goebbels "Bir yalanı yeterince tekrar ederseniz, bir süre sonra insanlar gerçekmiş gibi inanmaya başlar" Anlaşılan makroevrimciler, Hitlerin metodlarını uyguluyor.

Benzer işlevler gören organların benzer anatomisi, benzer histolojisi, benzer fosili, benzer genetiği olur zaten. Bu benzerliklere kimsenin itirazı yok. Bu benzerlikler, evrimsel olarak aynı atadan geldiğini gösterdiğine dair hayali VARSAYIMa itiraz var. Pek tabii ilk andan itibaren de bu benzerliklerde yaratılmış olabilir. Bilimsel verinin makroevrimci bakış açısıyla yapılan YORUMuna yeni bir bilimsel makale yayınlayarak değil, aynı makalenin daha farklı YORUMlanabileceğini anlatarak karşı çıkılır. Hatta bilimsel çalışmayı yapanlar, bizzat kendileri de kendi yaptıkları bilimsel çalışma sonucu ulaştıkları verileri makroevrimci bakışla YORUMlasa da sonuç değişmez. Çünkü ulaşılan netice ve yapılan YORUM, bilimsel gerçeklik değil; halen bir YORUMdur. Nitekim Einstein elindeki birçok bilimsel makaledeki verileri, bizzat bilimsel makaleleri yazanlardan daha doğru YORUMladı ve daha doğru sonuçlara ulaştı.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
4,139
Tepki puanı
334
Düşünce
Sünni
TERMODİNAMİĞİN İKİNCİ KANUNU:
"Gözlenen her şeyde, düzenlilikten düzensizliğe doğru bir gidiş vardır. Bu, gelecekteki transformasyonlar için mevcut enerjinin dağılımını yansıtır."
( R. B. Lindsay, American Scientist, Voi. 56, p. 100, 1968. )
İKİNCİ KANUN, bir başka şekilde şöyle ifade edilir:
"Kâinattaki her şeyin devamlı olarak, enerji vererek, düzenli halden daha düzensiz bir hale dönüşme eğilimidir." (H. Blum, American Scientist, Vol. 43, p. 595, 1955. )
Bu kanunu biz de kendi çevremizde gözleyebiliriz. Odamızı düzeltmek için bir gayret sarf ederiz, fakat kendi haline bıraktığımızda hızla ve kolayca dağılır. Binaları, makinaları ve vücudumuzu çalışan bir düzende yapmak ne kadar zorsa, bütün bunları tahrip etmek ve bozmak da o derece kolaydır. Gerçekten yapacağımız tek şey hiçbir şey yapmamaktır; her şey, enerji vererek, kendiliğinden bozulup, çarpışarak parçalanacaktır. İşte ikinci kanunun mahiyeti budur. (1. Asimov, Smithsonian Institute Journal, June, p. 6, 1970. )
Şimdi termodinamiğin ikinci kanununu, Huxley tarafından, tarif edilen şekliyle Evrim Teorisiyle karşılaştıralım:
"Evrim geniş manada; zaman içinde vuku bulan basitten yüksek yapılı canlılara doğru yüksek seviyede bir organizasyonu netice veren bir işlem olarak tarif edilir." (J. Huxley, «Evolution and Genetics» in What Is Science?, J. R. Newman, Ed., Simon and Schuster, New York, p. 272,1955. )

Gözlenen bütün tabiî sistemlerde düzensizliğe doğru gitme eğilimi vardır. Bu gerçek hem mikro hem de makro seviyelerde olmak üzere bütün kâinatta geçerlidir. Bu eğilimin zıddına cereyan eden bir olayla şimdiye kadar karşılaşılmamıştır. Çünkü bu bir tabiat kanunudur.

Diğer taraftan Huxley'in tarif ettiği şekliyle genel Evrim Teorisine göre, tabiî sistemlerin daha da yüksek seviyede bir karmaşıklığa sahip olacak şekilde düzensizlikten düzenliliğe doğru eğilimleri vardır. Bu eğilim, güya ister mikro, ister makro seviyede olsun kâinatın her noktasında geçerlidir. Sonuç olarak; toz parçacıklarının insana evrimleştiğine inanılmaktadır.

Akıllı bir insanın, bu iki hadise arasındaki temel tezatı görmemesi cidden anlaşılması zor bir şey. Her ikisinin de doğru olamayacağı açıktır. Fakat hiçbir modern bilim adamı termodinamiğin ikinci kanununa karşı çıkacak cesareti kendinde bulamaz.

Makroevrimciler tarafından bu iki hadise karşısında verilen her zamanki cevap termodinamiğin ikinci kanununun yalnız kapalı sistemler için geçerli olduğudur. İddialarına göre, eğer sistem bir dış enerji kaynağına açıksa, dışarıdan sağlanan enerjinin harcanmasıyla bu sistem içinde karmaşık bir düzen oluşturulup devam ettirilebilir.

Nitekim güneş sistemimiz bir açık sistemdir ve güneşten dünyaya enerji sağlanmaktadır. Evrim olayı esnasında yeryüzündeki entropi azalması veya bir başka ifade ile düzenliliğin artması güneşteki entropi artışı ve düzenlilik azalmasından daha çok gerçekleşmektedir. Sonuç olarak, düzenlilikte net bir azalış meydana gelerek termodinamiğin ikinci kanununun bozulmadığı söylenmektedir.

Düzenli halin oluşması ve devamı için açık bir sistem ve uygun bir dış enerji kaynağı gerekli fakat yeterli olmayan şartlardır. Çünkü yönlendirilmemiş kontrolsüz enerji yapıcı değil yıkıcıdır.

Meselâ, güneşten gelen ultraviyole ışığın büyük bir kısmını absorbe eden atmosferin üst kısmındaki koruyucu ozon tabakası olmaksızın yeryüzünde hayattan bahsedilemez. Böyle radyasyonlara maruz kalan bakteriler bir kaç saniyede ölürler. Çünkü ultraviyole ışınlar veya herhangi bir radyasyon çeşidi kimyevî bağları parçalar ve proteinlerle DNA molekülleri gibi biyolojik yönden aktif makro moleküllerin oldukça kompleks olan yapılarını bozar. Hayatî öneme sahip bu önemli moleküllerin bozulmasını hemen ölüm takip eder.

Kompleks moleküllerin ve sistemlerin daha basit bileşiklerden oluşmasında, bir dış enerjiden başka şeylere de ihtiyaç olduğunu, Simpson ve Beck'in şu ifadesinden anlamaktayız:

"Düzenin tesisi ve devamı için basit bir enerji sarfiyatı yeterli değildir. Bir çini dükkânında bir boğa iş yapabilir, fakat hiçbir zaman bir organizasyon ortaya çıkaramaz. İş yapma, belirli bir çalışmayı gerektirir ve bunun için de birçok hususiyetlerin olması gerekir. Her şeyden önce, nasıl iş görüleceğinin bilinmesi icap eder."(G. G. Simpson and W. S. Beck. Life: An Introduction to Biology, 2 nd Ed., )

Nitekim, yeşil bir bitki, sahip olduğu son derece karmaşık fotosentez sistemi sayesinde güneşten gelen ışık enerjisini yakalar ve bu ışık enerjisini kimyevî enerjiye dönüştürür. Yeşil bitkideki diğer kompleks sistemler sayesinde bu kimyevî enerji basit bileşiklerden kompleks molekül ve sistemlerin yapılmasında kullanılır. Çok önemli bir husus da yeşil bitkilerin bu kompleks enerji dönüşüm mekanizmalarını yönlendirme, devam ettirme ve çoğaltma görevlerini üstlenen bir genetik sisteme sahip olmalarıdır. Bu genetik sistem olmaksızın hücre içi olayların gerçekleşmesnde hiçbir düzen olmayacak, bir kaos ortaya çıkacak ve hayat imkânsız hale gelecektir.

Öyleyse bir sistemde kompleksliğin teşekkülü için şu dört şartın yerine getirilmesi lâzımdır:

1— Sistem, bir açık sistem olmalıdır.

2— Uygun bir dış enerji kaynağı bulunmalıdır.

3— Sistemin enerji dönüştürme mekanizması olmalıdır.

4— Bu enerji dönüşüm mekanizmalarını yönetme, devam ettirme ve çoğaltma için bir kontrol mekanizması bulunmalıdır.

Makroevrim açısından çözülemeyen bir problem de böyle kompleks enerji dönüşüm mekanizmalarının ve genetik sistemlerin, nasıl ortaya çıktığıdır. Çünkü termodinamiğin ikinci kanunu olarak ifade edilen ve kâinatta geçerli bir tabiat kanununa göre, sistemlerin düzensizliğe doğru tabiî eğilimleri vardır.

Yaratılışa inanan birisi, tamamen bilim dışı olan makroevrim hipotezine karşı çıkar. İlk canlının enerji üretebilmesi için sahip olması gereken karmaşık kimyasal reaksiyon sistemleriyle beraber ortaya çıkmasını ve devamını tabiat üstü bir Yaratıcıya verir ve kâinattaki ince ve hassas nizamın kurucusu ve işleticisi olarak bir Yaratıcıyı görür. Yaratılışçılık bilim üstü bir modeldir. Fakat ilmin en belirgin kanunlarıyla çelişen makroevrim hipotezi gibi bilim dışı değildir.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
4,139
Tepki puanı
334
Düşünce
Sünni
Carlton Brett hakkında wikipedia da şöylebir bilgi var:
"Carlton Brett, Cincinnati Üniversitesi Jeoloji Profesörüdür. Araştırmaları, deniz seviyesi, iklim ve karbon döngüsündeki bölgesel ve küresel değişimlerin biyotik değişim (biyoeşiller) ve nesli tükenme ve zamana özgü tortul yüzey bölümleriyle ilişkilendirilmesine odaklanmaktadır."
Carlton Brett der ki,
"Yeryüzünde hayat zaman içinde, yavaş yavaş ve kademe kademe mi gelişti? Fosil kayıtlarının bu soruya cevabı; "Hayır"dır." (Carlton E. Brett, "Statis: Life in the Balance", Geotimes, vol. 40 (Mart 1995), s.18 )
 

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
4,139
Tepki puanı
334
Düşünce
Sünni
Coelacanth (sölekant) hakkındaki, izleyicilerin pek bilgi sahibi olmamasından da yararlanarak, denizden karaya geçiş ara formu iddiasını evrim ağacı devam ettiriyor. Oysaki bu hayvanların, 150 ila 600 metre arası derinlikte yaşadıkları, hayatları boyunca 150 metre derinliğin üstüne çıkmadıkları tespit edilmiştir. Coelacanth'ların sözde atası hakkında hiçbir bulgu yoktur. Fosiller Coelacanth’ın, dinozorların sahneye çıkmasından 150-200 milyon yıl önce var olduklarını gösteriyor ve Güney Afrika’da bulunan dünyaca ünlü JLB Smith Balık Bilimi Enstitüsü’nün yöneticisi profesör Michael Bruton Coelacanth’ı son derece karmaşık bir hayvan olarak tanımlamaktadır ve hiçbir atası olmadan aniden ortaya çıkmışlardır.

Doğum, bu canlıların kompleks özelliklerinden biridir. Coelacanthlar yavrularını doğumla dünyaya getirirler. Portakal büyüklüğündeki yumurtaları, balığın içindeyken çatlar. Üstelik yavruların annenin bedeninden plasenta benzeri bir organ sayesinde beslendiklerine dair bulgular mevcuttur. Plasenta anneden yavruya oksijen ve besin sağlamanın yanı sıra yavrunun bedeninde solunum ve sindirimden arta kalan maddeleri uzaklaştıran kompleks bir organdır. Karbonifer döneme ait (360-290 milyon yıl önceki dönem) embriyo fosilleri böyle kompleks bir sistemin memelilerin ortaya çıkmasından çok önce var olduğunu göstermektedir.

Öte yandan, Coelacanthların çevredeki elektromanyetik alanlara duyarlı olduğunun tespit edilmesi bu canlılarda kompleks bir duyu organının da varlığını göstermiştir. Focus dergisinde bu sorun şöyle ifade edilmektedir:

Fosillere göre, balıkların ortaya çıktığı tarih, günümüzden yaklaşık 470 milyon yıl öncesine denk geliyor. Coelacanth’ın ortaya çıkması ise bu tarihten 60 milyon yıl sonra. Çok ilkel özelliklere sahip olması beklenen bu yaratığın, son derece karmaşık bir yapı sergilemesi şaşkınlık uyandırıyor.

Tüm bunlar makroevrim teorisine büyük birer darbedir: Plasenta benzeri bir organın ve elektromanyetik dalgaları algılayan kompleks yapıların bu kadar eski dönemlerde kusursuz şekilde bulunduklarının gösterilmesi, doğa tarihinde makroevrim teorisinin iddia ettiği gibi basitten komplekse doğru aşamalı makroevrim yaşanmadığını açıkça göstermektedir.

1966 yılında ele geçirilen bir Coelacanth yakalandıktan hemen sonra donduruldu. Bilim adamları balığın kanı üzerinde inceleme yaptıklarında çok şaşırdılar: Coelacanth, köpek balığı kanı taşıyordu!

Focus, Coelacanth’da köpek balığı kanı bulunmasını, Profesör Keith S. Thomson’un ifadesiyle “evrimsel bir sorun” olarak nitelemektedir. Dergi sorunu daha açık hale getirmekte ve moleküler analizlere dayanılarak, kıkırdaklı balıklar sınıfındaki köpek balıklarıyla, kemikli balıklar sınıfındaki Coelacanthlar arasında hiçbir evrimsel akrabalık kurulamadığını belirtmektedir. Görüldüğü gibi iki canlı arasındaki benzerliğe getirilecek hiçbir makroevrim yanlısı açıklama bulunmamaktadır. Makroevrimcilerin çoğu benzerliği açıklamada başvurdukları moleküler analiz yöntemleri bile bu konuda bir işe yaramamaktadır. Getirilebilecek tek açıklama, bu canlıların ortak bir tasarımla, yani Allah’ın yaratışıyla yaratıldıkları gerçeğidir.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
4,139
Tepki puanı
334
Düşünce
Sünni
Şempanzelerle insanlar arasındaki genetik fark %1,23 tür. Makroevrimcilere göre bu farkın oluşmasının mutasyondan başka yolu yok. İnsan DNA sında 3,5 milyara yakın nükleotid olduğu düşünülürse bu fark aşağı yukarı 43 milyon nükleotide karşılık gelir. Makroevrimcilerin iddiasına göre 50-60 milyon yıl önce ortada maymun bile yoktu. Yani insan ve şempanzenin 43 milyon farklı nükleotide ulaşması için ortalama her yıl bir mutasyon geçirmiş olması gerekir. Bunun mümkün olmadığı elimizdeki bilimsel verilerle net olarak ortada
 

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
4,139
Tepki puanı
334
Düşünce
Sünni
Amerikalı moleküler biyolog Jonathan Wells, 2000 yılında yayınlanan Icons of Evolution adlı kitabında bu mekanizmalardan şöyle söz eder:

Dogmatik Darwinistler işe, kanıtlar hakkında dar bir yorum empoze ederek ve bunu bilim yapmanın tek yolu olarak göstererek başlarlar. Bunun ardından eleştiri getirenler bilimsel olmamakla damgalanır; yazdıkları makaleleler, yönetim kurullarına dogmatik (evrimci)lerin hakim olduğu önde gelen bilim dergileri tarafından reddedilir, kendilerine gelen bilimsel projeleri "ön yorum" için dogmatik evrimcilere yollayan devlet kurumları ise (evrim teorisine) eleştiri getirenlere fon sağlamazlar; ve sonuçta evrimi eleştirenler bilimsel camiadan tamamen dışlanır. Bu süreç içinde, Darwinist bakış açısı aleyhinde deliller yok edilir, güçlüler karşısındaki şahitlerin susturulması gibi. Ya da deliller özelleşmiş teknik bilim dergilerinin içine gömülür, öyle ki bunları buradan ancak kararlı bir araştırmacı bulup çıkarabilir. Eleştiri getirenler susturulduktan ve karşı deliller gömüldükten sonra, artık dogmatik evrimciler teorileri hakkında bilimsel bir tartışma bulunmadığını ve aleyhinde de bir delil olmadığını ilan ederler.

Zaten bir şekilde seslerini duyurabilen bilim adamlarıyla ilgili çalıştıkları üniversiteler ya işe son verme kararı veriyor ya da bu akademisyenle aynı fikirde değiliz diye açıklama yapıyor. Üzerlerinde baskı olmasa durduk yere neden böyle açıklama yapsınlar ki?
 

Entropyy22

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
1,262
Tepki puanı
478
Düşünce
Ateist
Filler,deniz inekleri ve Hyrax'ın ortak atadan türediğini nasıl biliyoruz? Üçünün de 2. kesici dişleri tusk haline gelir. Yani irileşirken diğer kesici dişleri yok olur.
Ekli dosyayı görüntüle 1573Ekli dosyayı görüntüle 1574
Yatay diş değiştirirler. Aşağıdaki manate radyografisi. Bakın arkada dişler oluşuyor ve her ay 1 mm ilerleyerek öndeki dişi ağız dışına itiyorlar. Filler de deniz inekleri de yatay diş değiştirir
Ekli dosyayı görüntüle 1575
Şimdi vay anasını diyeceğiniz evrimin görüntüsünü veriyorum.
Ekli dosyayı görüntüle 1576
Hyrax'ın genişlemiş tırnakları yani toynakları var.

Ekli dosyayı görüntüle 1577Ekli dosyayı görüntüle 1578
Ya deniz ineklerinin? Ama onlar arka ayaklarını kaybettiler. Ve ön ayakları da yüzgece dönüştü.
Ekli dosyayı görüntüle 1579
Peki toynaklar? he işte evrimin görüntüsü.. İlk foto filin toynakları ikinci foto deniz ineğinin toynakları

Ekli dosyayı görüntüle 1582Ekli dosyayı görüntüle 1580

Yüzgeçte Toynağın ne işi var? İşte bu toynaklar, 50 milyon yıl önce karada dolaşan toynaklı yarı sucul ortak atanın miraslarıdır. İşte bu evrimin en çarpıcı fotoğrafıdır.
Ekli dosyayı görüntüle 1581

Alıntıdır.
Copy pasteler bittiyse şu güzel konuya bir kaç bilgi daha ekleyelim. Bilimsel araştırmalar eşliğinde tabiki.

Deniz ineklerinin 50 milyon yıl önce yaşamış olan 4 bacaklı ve ayaklı yani karada dolaşabilen atalarından bahsettk. Pezosiren bunlardan biri.
abc.jpg

Yaşayan sirenlerin arka bacaklarını tamamen kaybettiklerini biliyoruz. Bu yolculuk Diğer deniz memelileri olan Balinalarda da aynı yönde oldu.
bgbg.jpg


Tıpkı Balinalarda olduğu gibi Siren'lerinde bacaklarını kaybederken geçiş türleri yaşamıştır. Halitherium bunlardan biridir.

Bilimsel kaynak: https://www.researchgate.net/figure/Vaches-de-mer-A-Halitherium-schinzii-du-Stampien-B-Trichechus-manatus-le-Lamantin_fig2_289818857

89.png

En üstteki Halitherium, ortada Manate altta Dugong iskelet şemaları. Halitheriumun çene ve kafatasından anlaşıldığı gibi dugong ailesinden. Halitherium 35 myö yaşadı ve arka bacaklarından Femur kemikleri mevcuttu. Tam bir ara geçiş fosili.
89.png

Şimdi 2. ve çok çarpıçı bir bilgi paylaşalım. Bu bilgiden sonra deniz memelilerinin nasıl arka bacaklarını kaybettiklerini daha iyi anlaşılacaktır.
Steller deniz ineğinden bahsedeceğim size. Bilimsel adı Hydrodamalis gigas. Alman doğa bilimci Steller 1741 yılında keşfediyor. Deniz ineklerinin en irisi yaklaşık 10 ton. Ve arktik sularda yaşıyor. Yani diğer deniz ineklerinden farklı. Diğerleri hep tropikal ılık sularda yaşadı.
1.jpg
2.jpg

Şimdi balinaların ve sirenlerin arka bacaklarını nasıl kaybettiklerini,ara geçiş türü ne demek olduğunu göreceksiniz. 1. foto dugong, 2. foto steller deniz ineği iskeleti Ne görüyorsunuz?
23.jpg
24.jpg

Steller deniz ineği yüzgeçlerinin içindeki ön bacaklarında parmak kemiklerini kaybetmiştir. Bu hayvanın 1768 yılında soyu tükendi. Bakın Halitherium nasıl arka bacaklarından femura sahip olarak bir geçiş türüyse Steller deniz ineği ön uzuvlarından parmaklarını kaybederek,

31.jpg
32.png
 

Entropyy22

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
1,262
Tepki puanı
478
Düşünce
Ateist
Ön uzuv kaybı için ara geçiş türüdür. Çok irileştikleri, soğuk iklimde yaşadıkları gibi olgular ön uzuvlarının kaybını tetiklemiştir.
99.jpg
100.jpg
101.jpg


Evrimin harika gösterimi, 4 ayaklı pezosiren'den arka bacaklarının yarısını kaybeden Halitheriuma, arka bacaklarını tamamen kaybeden dugong ve manatelerden, ön bacaklarının da yarısını kaybeden steller deniz ineğine...
20.jpg
30.jpg
40.png


Bilimsel kaynak: https://www.researchgate.net/figure/Vaches-de-mer-A-Halitherium-schinzii-du-Stampien-B-Trichechus-manatus-le-Lamantin_fig2_289818857
 

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
4,139
Tepki puanı
334
Düşünce
Sünni
Madem yalan dolan hayal VARSAYIM ısrarla devam ettiriliyor, biz de ısrarla çürütürüz:

Biliyoruz ki genetik benzerlikler, fizyolojik benzerlikler için şarttır. Bu durumda benzer fizyolojiye sahip canlıların benzer genetiğe sahip olması normaldir. Hayali varsayım olan, bu benzerliklerin birbirinden makroevrim sonucu oluşmuş olması. Bu benzerliklerin yaratılış tezinde de gayet mantıklı açıklamaları var. Yani genetik, fizyolojik, anatomik olarak var olan benzerliğin makroevrim haricinde hiçbir mantıklı açıklaması yokmuş gibi evrime kanıt olarak sunmak ya mantık eksikliğini ya da bilinçli olarak bilimsel etiğe aykırı olarak ideolojik yönlendirmeyi gösterir.

Makroevrim, yani örneği dinozorun kuşa dönüşmesi gibi büyük değişimler hiçbir bilimsel temele dayanmayan sadece hayal gücüne dayalı bir VARSAYIMdan ibarettir. Üstelik bu VARSAYIM, İMKANSIZdır. Örneğin ilk oluşan canlı kemosentez gibi bir enerji elde etme yöntemi ile hayatını devam ettiriyor idiyse, çok karmaşık bir sistem olan bu yöntemi cansızken öğrenemezdi. Canlı olduğu andan itibaren öğrenmesi mümkün mü? Enerji elde etmeden hayatını devam ettiremeyeceği için mümkün değil.
İkinci olarak kemosentez yapan canlı mesela solunuma geçmesi için bir çok mutasyon geçirmesi gerekir. Ama daha ilk mutasyonda kemosentez yapma özelliğini kaybeder. Henüz solunum da yapamadığı için ölür.
Elimizde bu çelişkiyi çürüten tek bir bilimsel çalışma bile yok.

Makroevrimcilerin elinde sadece bilimsel bir gerçek olan mikroevrim ve benzer organları birbirine benzemesi normal olan genetik benzerlikler var. Fizyonomisi benzer olan organları genetiği de, sitolojisi de, anatomisi de ve daha bütün bilimsel inceleme sonuçlarının zaten benzer çıkması beklenir. Bu benzerlikler olması için aynı atadan gelmiş olması şart değil ki. Bu sadece bir VARSAYIM. Bu varsayımın imkansızlığına dair yazdıklarımızın yanlış olduğunu gösterebilen henüz çıkmadı.

Öyle bir anlatıyor ki zannedersiniz hepsi bilimsel kanıtlı. Halbuki bu öykü, makroevrimcilerin hayali VARSAYIMından ibaret. Hangi tarihlerde, hangi genlerde, neden böyle bir mutasyon olduğu net olarak ortaya konulacağı ana kadar bu iddia hayali VARSAYIM olmaya devam edecek. İşin bilimsel etik dışı taraflarından biri de, bunları sürekli tartışmasız bilimsel gerçeklermiş gibi çok sık tekrarlayarak okuyucu/izleyicinin zihnine telkin yoluyla empoze etmek. Maalesef, Yaratıcının varlığını inkar etmeyi dogma haline getirmiş tiplerde başarılı da oluyorlar. Çünkü bu tipler, Yaratıcının varlığını inkar etmek için yalan doğru ayrımı yapmadan her argümanı kabul etmeye dünden razı. Ne diyordu Hitlerin Propaganda Bakanı Goebbels "Bir yalanı yeterince tekrar ederseniz, bir süre sonra insanlar gerçekmiş gibi inanmaya başlar" Anlaşılan makroevrimciler, Hitlerin metodlarını uyguluyor.

Benzer işlevler gören organların benzer anatomisi, benzer histolojisi, benzer fosili, benzer genetiği olur zaten. Bu benzerliklere kimsenin itirazı yok. Bu benzerlikler, evrimsel olarak aynı atadan geldiğini gösterdiğine dair hayali VARSAYIMa itiraz var. Pek tabii ilk andan itibaren de bu benzerliklerde yaratılmış olabilir. Bilimsel verinin makroevrimci bakış açısıyla yapılan YORUMuna yeni bir bilimsel makale yayınlayarak değil, aynı makalenin daha farklı YORUMlanabileceğini anlatarak karşı çıkılır. Hatta bilimsel çalışmayı yapanlar, bizzat kendileri de kendi yaptıkları bilimsel çalışma sonucu ulaştıkları verileri makroevrimci bakışla YORUMlasa da sonuç değişmez. Çünkü ulaşılan netice ve yapılan YORUM, bilimsel gerçeklik değil; halen bir YORUMdur. Nitekim Einstein elindeki birçok bilimsel makaledeki verileri, bizzat bilimsel makaleleri yazanlardan daha doğru YORUMladı ve daha doğru sonuçlara ulaştı.
 

Minik Kuş

Üye
Mesajlar
245
Tepki puanı
15
Düşünce
Sünni
aynen bro ; evrim yani değişim var ama bunların bahsettiği gibi değil.meme filan ilk canlıda yoktu
 

Minik Kuş

Üye
Mesajlar
245
Tepki puanı
15
Düşünce
Sünni
almiş otomatik memeli hayvanları koymuş.ilk memesiz hayvandan başlayıp gelişen süreci anlatsana madem öyle. : D

memesiz hayvanlara niye memesiz diyoruz saniyorsa xD

bu kadar basit.
 

Entropyy22

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
1,262
Tepki puanı
478
Düşünce
Ateist
almiş otomatik memeli hayvanları koymuş.ilk memesiz hayvandan başlayıp gelişen süreci anlatsana madem öyle. : D

memesiz hayvanlara niye memesiz diyoruz saniyorsa xD

bu kadar basit.
Hepiniz ensest cocugusunuz sizi aşar bu konular takmayın kafanızı.
 

Entropyy22

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
1,262
Tepki puanı
478
Düşünce
Ateist
puhaaaa aa bunu evrime inanan biri mi söylüyor!..

hepiniz evrime göre;" akraba mahsülüsünüz be " neyi ispatladın şimdi?

kendi ayağına sıkmışsın :Sss
Evrim icin sikıntı yok ama kardesin kardesi becermesinden zevk alan bir sapık tanrı var ortada bu kesin.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆
Üye
Mesajlar
4,139
Tepki puanı
334
Düşünce
Sünni
Ensest ilişkiden zevk alan sapık bir tanrı yok, o sapık bilinç altlarının iftirası
 

Minik Kuş

Üye
Mesajlar
245
Tepki puanı
15
Düşünce
Sünni
ulan hala gülüyorum xD

adam evrim diyerek "ensestin" dibine vuruyor haberi yok.bi de biz anlamazmişiz diyor.şaka gibi.
 
Üst