Mevlanâ Müslüman mıdır?

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,325
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
tasavvuf "evrenden artık tanrı yoktur" demek sorun çıkaracağı için "tanrıdan artık evren yoktur" deyip yobazların vahşetine uğramaktan korunmanın aracı olmuştur.
Evrenden artık Tanrı yoktur cümlesini siz tasavvufçuların ateistlere şirin görünmek için söylediğini iddia ettiniz. Hiçbir tasavvufçunun hiçbir zaman böylesi bir cümle kurmadığı, bunun sizin uydurmanız olduğu net olarak ortaya çıktı.

Şimdi de korumak için tam tersi anlama gelen cümlenin söylendiğini iddia ediyorsunuz ama insanların kalbini açıp bakmadığınız için Evren’den artık Tanrı yoktur cümlesini kurmak istedikleri iddiasının tamamen sizin uydurmanız olduğu açık.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,325
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
Mezheplerin din ile pek alakası kalmadığı gibi tarikatlerin de tasavvufla neredeyse hiç alakası kalmamıştır.
Mezheplerin din ile alakasının olmadığını söylemek, usul-u fıkıh konusunda işin alfabesini bile bilmeme anlamına gelir. Aynı şey tarikat tasavvuf ilişkisi için de geçerli. Bunları bilmek zorunda mısınız? Tabii ki hayır ama fikir namusu adına bilmediğiniz konularda yorum yapmamalısınız. Aksi takdirde cehaletiniz sizi komik duruma düşürür, tercih sizin
 

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
3,110
Tepki puanı
1,384
Düşünce
Ateist
Mezheplerin din ile pek alakasının kalmadığının en iyi örneği recm konusudur.

Kuran'da sopa yazmasa neyse. Ama yazıyorken başka bir uygulama yapmak, açıkça mezheplerin dinden çıktığını gösterir.

Bir de üstelik buna recm ayeti vardı keçi yedi gibi gülünç saçma sapan mazeretler öne sürmek dinden çıkmanın dik âlâsı.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,325
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
Mezheplerin din ile pek alakasının kalmadığının en iyi örneği recm konusudur.

Kuran'da sopa yazmasa neyse. Ama yazıyorken başka bir uygulama yapmak, açıkça mezheplerin dinden çıktığını gösterir.

Bir de üstelik buna recm ayeti vardı keçi yedi gibi gülünç saçma sapan mazeretler öne sürmek dinden çıkmanın dik âlâsı.
İslamın tek kaynağı Kuran değildir ki, Kuranda olmayan bir şey din dışı olsun.
Keçi meselesi de sahih değil zaten
 
Mesajlar
94
Tepki puanı
13
Düşünce
Muvahhid
Bunun, Celaleddin Rumi (Mevlana)'nın Mesnevisinden olduğunu söylerler:

Aşkın şerarı ateşi ta bağrıma düştü, ahım işiden yandı deyu başıma üştü. İmdadıma eşkim ile dide yetişti. Hepsi kalıp acz dediler: "eyvah!" Yansın ko dedim, sönsemeye söndürmeye Allah.

Görüldüğü üzere Müslüman. Ama, Mesnevisinde geçen, anlamlı sözlerin hepsini Şems-i Tebrizi'ye yazdı, Mevlana ona aşıktı.
Allah adıyla, Tebrizi'ye yazdı falan filan diye iddialar var. Mevlana, Şemsi Tebrizi, sevgiliydiler gibi iğrenç iddialar mevcut.

En ilginci şu, bu iddialar ilk kez, Mevlana Rumi zamanında yani kendi zamanında ortaya atıldı. Hele hele bu iddiaları ortaya, doğduğu yerin ahalisi, yani Konyalılar ortaya attılar.
Durumlar iyice karıştı anlayacağınız. Mevlana'nın karşıtları böyle bir iddia ortaya atınca, Mevlana kızdığından olsa gerek, Mesnevi'sinde karşıtlarına hakaretler savurdu.
Mevlana, şu zamanında en büyük Evliyalarından bir tanesidir. Bir Evliya bile hakaret etmişse, düşünün ne kadar kızmıştır. Bunun üzerine, Mevlananın Türk karşıtlarına yazdığı satırlar yanlış anlaşılır ve Mevlana Türk Düşmanı ilan edilir.

Bunun üzerine, Mevlana şu satırları yazar:

"Bigâne megirid merazin kuyem, der kuyi şuma hanei hod miçuyem, düşmen neyem er çend ki düşmen ruyem, aslen Türk'est eğerçi Hind'i miguyem."

Anlamı: "Beni bu köyden yabancı tutmayın, sizin köyünüzde kendi evimi arıyorum. Her ne kadar düşman yüzlüysem de düşman değilim. Gerçi Hintçe söylüyorsam da aslım Türktür."

Günümüzde Mevlananın Mesnevisindeki, Türklere karşın hakaretler hala yanlış anlaşılmaya devam etmektedir.
 

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
3,110
Tepki puanı
1,384
Düşünce
Ateist
Ayrıntılar hadis ile açıklanabilir. Ama zina cezası ayrıntı değil. Kuran'da da yazıyor. Yazandan başka bir ceza uygulanıyor. Sorunun bu olduğunu anlamamanın tek yolu anlamak istememektir.

@mahmudkazak , Celaleddin Rumi'nin Şems Tebrizi'ye olan ilgisine gerekçe gösterilen sorduğu soruya Şems'in yanıtı bana hiç çarpıcı gelmiyor. Sözde Celaleddin "Muhyiddini Arabi ilimle doldum taştım derken Muhammed ilmimi artır ya rabbi diye dua etmiş de, Arabi'nin ilmi Muhammed'den çok mu diye sormuş. Şems de bir bardak tabii dolar taşar deniz dolup taşmaz demiş. Celaleddin bu cevaba hayran olmuşmuş. Bu sorunun yanıtının bu olacağı besbelli. Bunda hayran olunacak bir şey yok. Bu konuda sen ne düşünürsün bilmiyorum. Fakat Şems Celaleddin'i bir daha eski haline gelmeyecek şekilde etkilemiş. Ölene kadar onun öldüğüne inanmamış, hep gelecek diye beklemiş. Bu sağlıklı gelmiyor bana.

Fakat Celaleddin'in vahdeti vücutçu olduğu kesin. Bunu bir çok şekilde ifade etmiştir. Fakat en net ifade eden Hallacı Mansur, o da canıyla ödedi bunu. Tabii hiç biri evrenden artık tanrı yoktur diyemedi açıkça. Onun yerine tanrıdan artık evren yoktur dediler. Aynı kapıya çıkar. Tasavvuf budur ama sabit fikirlilere anlatmanın bir yolu olmuyor. Sen ne düşünürsün bilmiyorum. Yani basmakalıp sabit fikirli muslimler pek verimli tartışma yapamıyor. Aynı lafları tekrarlamaktan başka bir iş yapmıyorlar. Tasavvuf geniş bir düşünce alanı. Hiç İslami bir davranışı olmayanlar da tasavvufla ilgilenebiliyorlar. O yüzden bu konuda çok farklı görüşler olması gerekiyor.
 
Mesajlar
94
Tepki puanı
13
Düşünce
Muvahhid
Ayrıntılar hadis ile açıklanabilir. Ama zina cezası ayrıntı değil. Kuran'da da yazıyor. Yazandan başka bir ceza uygulanıyor. Sorunun bu olduğunu anlamamanın tek yolu anlamak istememektir.

@mahmudkazak , Celaleddin Rumi'nin Şems Tebrizi'ye olan ilgisine gerekçe gösterilen sorduğu soruya Şems'in yanıtı bana hiç çarpıcı gelmiyor. Sözde Celaleddin "Muhyiddini Arabi ilimle doldum taştım derken Muhammed ilmimi artır ya rabbi diye dua etmiş de, Arabi'nin ilmi Muhammed'den çok mu diye sormuş. Şems de bir bardak tabii dolar taşar deniz dolup taşmaz demiş. Celaleddin bu cevaba hayran olmuşmuş. Bu sorunun yanıtının bu olacağı besbelli. Bunda hayran olunacak bir şey yok. Bu konuda sen ne düşünürsün bilmiyorum. Fakat Şems Celaleddin'i bir daha eski haline gelmeyecek şekilde etkilemiş. Ölene kadar onun öldüğüne inanmamış, hep gelecek diye beklemiş. Bu sağlıklı gelmiyor bana.

Fakat Celaleddin'in vahdeti vücutçu olduğu kesin. Bunu bir çok şekilde ifade etmiştir. Fakat en net ifade eden Hallacı Mansur, o da canıyla ödedi bunu. Tabii hiç biri evrenden artık tanrı yoktur diyemedi açıkça. Onun yerine tanrıdan artık evren yoktur dediler. Aynı kapıya çıkar. Tasavvuf budur ama sabit fikirlilere anlatmanın bir yolu olmuyor. Sen ne düşünürsün bilmiyorum. Yani basmakalıp sabit fikirli muslimler pek verimli tartışma yapamıyor. Aynı lafları tekrarlamaktan başka bir iş yapmıyorlar. Tasavvuf geniş bir düşünce alanı. Hiç İslami bir davranışı olmayanlar da tasavvufla ilgilenebiliyorlar. O yüzden bu konuda çok farklı görüşler olması gerekiyor.
Şems, Mevlanayı, etkilemiş. Bu sözünüz kesinlikle doğru. Sadece farklı açılardan değil, ilmî açıdanda büyük birşekilde etkilemiş Mevlanayı.

Şu konu ilgimi çeken konulardandır ağabeyciğim, şu Celaleddin'in, Tebrizi'nin katline inanmaması hususu. Sizin bu dediğinize, katılan birçok büyük şahsiyetler vardır. Hatta anlattığınız hafif bile kalır, zira Celaleddin, Tebrizinin öldüğüne inanmamakla beraber, onu görmek arzusuyla birkaç kez Suriyenin başkenti "Dımaşk"a bile gitmiştir.

Ayrıca, Tebrizinin ölümünden sonra onun için şiirler yazmış, ama şiirlerinde gizemli bir kısım var. Şiirlerini inceleyen şahsiyetler, şiirlerinde Şemsi Tebrizinin Tebrize gittiğine dair yazdığını görmüşler Mevlananın.

Mevlana, Tebrizinin ölümüne şu sebepten inanmıyordu.

Mevlana, Tebriziyle ilk buluştuğundan sonra, Tebrizi ona birçok şey öğretti. Onlar hep birlikte, Allah'ı anarmışlar. Hal böyle olunca, Konyalılar dedikodulara başladılar. Mevlana, Mesnevisinde karşıtlarına hakaretler püskürdü.
Hal böyle olunca,
Şemsi Tebrizi bunu gördü ve ölümünden 1 yıl önce alıp başını Konyadan çekip gitti.

Şama gitti o sıra. Mevlana çok üzülmüştü, Tebrizi öldü diye haberler yayıldı falan filan. Mevlana, Tebriziyi buldu. Ve Mevlana oğlu olan "Sultan Veled"i ona (hediyelerle beraber) elçi olarak gönderdi.

İşte Şemsi Tebrizi geri döndü falan gene dedikodular yayıldı. Mevlana sinir krizi geçiriyordu adeta (zira Şemsi Tebrizi karşıtlarına bir "selam" bile vermiyordu).

Şemsi Tebrizi tamamen kayboldu ve birdaha dönmedi. Ağabey, bana sorarsan, Şemsi Tebrizi 1 yıl önce Şama gittiği gibi, gene gitti, ölmedi.

Zira, Mevlana Tebrizinin ölümüne inanmazdı, çünkü Tebrizi ölümünden 1 yıl öncede alıp başını gitmişti. Gene o 1 yıl önceki gibi sır bir şekilde kaybolması falan. Gerçekten "bu adama noldu acep?" diyesi geliyor insanın.

Birde ağabey, bazı rivayetlere göre öldürüldü. Bazı rivayetlere göre kendi öleceğini biliyordu ve öylede oldu öldürüldü.
Kimi rivayetlere göre öldürüldü ve kuyuya atıldı.

Kimi rivayetlere göre yeniden kavga falan çıktığını görünce Mevlanayı terketti, alıp-başını Tebrize gitti.

--

Buarada ağabey, vahdeti vücut olayı. Mevlana sufiydi. Vahdeti Vücut (beden tekliği)de Sufi Metafiziğine aittir.
Bu sebepten, belkide vahdeti vücutçuydu bilemem.
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
3,110
Tepki puanı
1,384
Düşünce
Ateist
Kimi rivayetlere göre öldürüldü ve kuyuya atıldı.
Bildiğim kadarıyla bu rivayet doğru kabul ediliyor. Çünkü Celaleddin Şems ile karşılaşmadan çok aktif bir kişiydi. Sürekli vaazlar verirdi. Şems ile tanışınca uzlete çekildi. Aşk aşk aşk demeye başladı. Hiç vaaz vermiyordu. Aşkı şarap, gönlü kadeh ile simgeliyordu. Şarap içtik sarhoş olduk diye şiirler yazıyordu. Halk buna çok öfkelendi. Bunu Şems yaptı diye onu öldürdüler.

Celaleddin'e, Konya surları inşa edildiğinde surlara bir kitabe yazması istenmiş. Yazmış ve taş levha olarak surlara asılmış. Kitabede "düşmanın aşamayacağı, ama ihtilaf ve tefrikaya engel olamayacak bu surlar" ifadesi var. Yani veciz konuşma yeteneğini yansıtmış. Bugün bu kitabe yok! Böyle bir şey nasıl kaybolur bilmiyoruz. Surlar da yok ama kitabe saklanmalıydı. Ne yazdığı, hatırlayanlar tarafından nakledilmiş.

Not düşmem gerekir ki, hikayelerinin bazıları oldukça müstehcendir. Bunun nedeni bence kadınların aşkına inanmayışıdır. Tabii bunun da Şems yüzünden olduğu, ona aşık olduğu iddiaları var. Bütün bu etkenler Şems'in öldürülmesine yol açtı diye düşünülür, bence de doğrusu bu. Bildiğim kadarıyla Şems bir kayboldu, pir kayboldu. Bir daha göremedi. Birisi onu denemek için "Şems geldi" diye yalan müjde verdi. Celaleddin hemen hırkasını çıkarıp adama hediye etti. Adam şaka yapmıştım niye hemen inandın dedi. Ben hırkayı yalanına verdim, doğru olsa canımı verirdim dedi. Yani öldürüldüğünü biliyordu.
 
Mesajlar
94
Tepki puanı
13
Düşünce
Muvahhid
Bildiğim kadarıyla bu rivayet doğru kabul ediliyor. Çünkü Celaleddin Şems ile karşılaşmadan çok aktif bir kişiydi. Sürekli vaazlar verirdi. Şems ile tanışınca uzlete çekildi. Aşk aşk aşk demeye başladı. Hiç vaaz vermiyordu. Aşkı şarap, gönlü kadeh ile simgeliyordu. Şarap içtik sarhoş olduk diye şiirler yazıyordu. Halk buna çok öfkelendi. Bunu Şems yaptı diye onu öldürdüler.

Celaleddin'e, Konya surları inşa edildiğinde surlara bir kitabe yazması istenmiş. Yazmış ve taş levha olarak surlara asılmış. Kitabede "düşmanın aşamayacağı, ama ihtilaf ve tefrikaya engel olamayacak bu surlar" ifadesi var. Yani veciz konuşma yeteneğini yansıtmış. Bugün bu kitabe yok! Böyle bir şey nasıl kaybolur bilmiyoruz. Surlar da yok ama kitabe saklanmalıydı. Ne yazdığı, hatırlayanlar tarafından nakledilmiş.

Not düşmem gerekir ki, hikayelerinin bazıları oldukça müstehcendir. Bunun nedeni bence kadınların aşkına inanmayışıdır. Tabii bunun da Şems yüzünden olduğu, ona aşık olduğu iddiaları var. Bütün bu etkenler Şems'in öldürülmesine yol açtı diye düşünülür, bence de doğrusu bu. Bildiğim kadarıyla Şems bir kayboldu, pir kayboldu. Bir daha göremedi. Birisi onu denemek için "Şems geldi" diye yalan müjde verdi. Celaleddin hemen hırkasını çıkarıp adama hediye etti. Adam şaka yapmıştım niye hemen inandın dedi. Ben hırkayı yalanına verdim, doğru olsa canımı verirdim dedi. Yani öldürüldüğünü biliyordu.
Çok ilginç ve güzel rivayetler vermişsiniz. Tebrizi öldürüldüyse bile, diğer insanlar Mevlanayı kıskandıkları için Tebriziyi öldürmüşlerdir. Bunu doğrulayan rivayetlerde var.
Bu, Mevlananın gerçekten yaşadığı yerde Müslümanlar tarafından sevilen ve akıllı birisi olduğunu gösterir. Tabiiki boşu boşuna "evliya", "alim", "dahi" falan diyecekleri yoktur herhalde Mevlana için.

Şu Mesnevisinde geçen müstehcen hikayeler. Abi aşkla ilgilimi değilmi bilmem ama, kendisi sebebi şöyle açıklıyor:

"Benim beytim beyt değil ki! İklimdir. Benim şakam, şaka değil ki! İbret alınması için söylenmiştir."

Yani "ibret alınması için söyledim" demek istiyor. Yani, "ibret alınması için müstehcen şeyler bile söylerim!" gibisinden bir mesaj alıyoruz burdan.

Ağabey, Şemse aşık olduğu iddiaları palavra. Dediğim gibi kendisi bunu mesnevisinde ağır birşekilde yalanlıyor. Eğer Tebrizi öldürüldüyse, kesinlikle haklısın onun öldürülmesinde etken olmuştur.

Bide şu son rivayet, "doğru olsa canımı verirdim". Ağabey o rivayetten "Mevlana Tebrizinin öldüğünü biliyordu" demek yerine şöylede açıklaya biliriz,

yani Mevlana bu sözünden, Tebriziye karşı ne kadar saygı duyduğunu, onu ne kadar sevdiğini bildirmiş ola bilir. Ama o rivayetin gerçek olduğunu sanmıyorum, sonuçta evliya bir zatla, şakalaşmazlar, saygıyla davranırlar diye düşünüyorum. Heleki o devirde.
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
3,110
Tepki puanı
1,384
Düşünce
Ateist
Mevlana bu sözünden, Tebriziye karşı ne kadar saygı duyduğunu, onu ne kadar sevdiğini bildirmiş ola bilir.
Bence yalan müjdeyi hiç dikkate almadı ve inanmadı. Çünkü öldüğünden emindi. Tabii dediğin nedenle hırkasını hediye etti, o ayrı.
 
Mesajlar
94
Tepki puanı
13
Düşünce
Muvahhid
Bence yalan müjdeyi hiç dikkate almadı ve inanmadı. Çünkü öldüğünden emindi. Tabii dediğin nedenle hırkasını hediye etti, o ayrı.
Eğer öldüğünü bildiğini düşünüyorsanız, bu durumda "Mevlana, Tebrizinin ölmediğini söylüyordu" iddiası çürür. Zaten bu iddiayı, Mevlana şiirlerini okuyan bazı büyük şahsiyetler ortaya attılar. Sadece bir "iddia"dan ibaretti.
Mevlanayı severim.
 
Mesajlar
94
Tepki puanı
13
Düşünce
Muvahhid
Ben nötürüm. Sevdiğimi de söyleyemem sevmediğimi de. Ben tasavvufta bir tek Hallacı Mansur'u tanırım, onu da vahşi yobazlar öldürdüler. Başka tanımam.
Hallacı Mansur mu? Çok iyi bilirim. Çok severim. Kaynaklarda geçene göre,
Hallacı Mansur, feryat-figan ile ibadet edermiş. Öyle böyle değil yani. Ağlayarak, sızlayarak falan. Hepte "Enel Hak" derdi. Enel Hak, başka bi anlam verdiği için, ordakilerde Mansur ilahlık iddiasında bulunuyor falan dediler. Enel Hak, manası "Ben Hakkım (Allahım anlamında)"dır. Ama Mansur, "Hakk (Allah) Odur." Yani Allah birdir gibi manada diyormuş bunu.

Bunu duydular işte Mansur böyle diyor diye. Bazı Müslümanlar "bu Allah olduğunu söylüyor, dinden çıkmış kafir" dediler, diğer kısım "Hayır, o bu manayla demiyor" diye onu savundu.
Yani Mansurunda kaderi, Mevlananınki gibi oldu. Hakkında yaşadığı yerde dedikodular çıktı.

Bu yüzden zindana atıldı ve işkencelere maruz kaldı. Şimdi, Mansurun Mevlananın kaderini yaşamış olması şöyledir:
Hem Mansurdada Mevlananınki gibi dedikodular çıkıyor ve Mansurun hikayesinde bir "Şemsi Tebrizi" var.
Yani, Mansurunda çok sadık bir dostu var. "İbn Atâ" diye.

İşte İbn Ataya haber gelip-varıyor "dostun zindanda" diye. Buda gidip Mansura, "Özür dile de seni çıkarsınlar bu zindandan!" diyor. Hallac,

"Şimdi ben ne dedim? Neden özür dileyecek mişim? Ben Halık'ı (Yaratanı) bırakıp halka mı yalvaracak mışım?! Enel Hak! Enel Hak! Enel Hak!" diyor.

Ve. Hallacın, idam kararı geldi. İbn Ata, buna karşı çıktı ve kendiside, Hallac gibi inançsızlıkla suçlandı.

Bunları suçlayan o "yobaz" ise, vezir olan "Hamid bin Abbas"tır. İbn Atâ bu vezirin huzuruna çıkarılır ve ağır hakaretlere maruz kalır. İbn Atâ bu hakaretlere rağmen, gene dostunu savunur. Sonucu ölümle bitse bile.

Bağdatın uleması, Hallacın katledilmesine dair fetva verir ve Hallac asılarak idam edilir.

--

Ünlü İslam Alimlerinden bir tanesi olan Şibli, şöyle söyler:

"Ben Hallac-ı Mansur'u rüyamda görüp sordum: Sana işkenceler etmiş ve seni asarak idam etmiş şu halka Allah ne yapacak? Hallac ise şöyle cevap verdi: "Halk 2 kısma ayrıldı. Bir kısım beni savunurken diğer kısım beni haksız buldu. Çünkü onlar, benim ne kastettiğimi bilmiyorlardı. Allah, bu halkın 2-sinede rahmet etti. Çünkü her iki kısımda masum!"

--

Bu arada, şu İbn Atâ ile ilgili birşey daha söylemek isterim. Hallac, idamından önce, zindaydayken bir kitap yazmıştır: "Kitabüt-Tavasin" diye. Bu kitabınıda, zindandan, İbn Atâ çıkarıp, halk arasında yaymış, sonraki nesillere ulaştırmıştır.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,325
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
hiç biri evrenden artık tanrı yoktur diyemedi açıkça. Onun yerine tanrıdan artık evren yoktur dediler. Aynı kapıya çıkar. Tasavvuf budur
Yazılanların neresi neden yanlış gösterilmesine rağmen, aynı şeyleri hiçbir şey olmamış gibi tekrar ediyorsunuz. Bir de başkasını sabit fikirli olmakla suçluyorsunuz, trajikomik...
“Her mevcud Allah’tır.” önermesi ile “Allah’tan başka varlık yoktur.” önermesi aynı şeyi ifade etmez. Her mevcud Allah’tır dediğimizde panteizm olur ve sufiler bunu asla söylememişlerdir.

Ancak “Allah’tan başka varlık yoktur.” Allah’tan başka hakiki varlık yoktur anlamı çıkar.

Nitekim kevn alemi hakiki varlık değil izafi / zıllî varlıktır.

"Allah her şeydir.", "Her şey Allah'ın bir parçasıdır." ifadeleri panteist bir anlayışın ilkeleridir ve tasavvufun varlık anlayışı içerisinde bir karşılığı yoktur.

Biri her şeyi Allah olarak görmek, diğeri her şeyin arkasında Allah’ı görmektir.

İz, işaret anlamına gelen alem, Allah’ın bir parçası değil O’nun sıfat ve isimlerinin tecellileri ile izafi bir varlık şeklinde ortaya çıkmasıdır.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
7,325
Tepki puanı
494
Düşünce
Sünni
Vahdeti Vücut (beden tekliği)de Sufi Metafiziğine aittir.
Vahdet-i vücud, varlığın birliğini esas alan bir varlık tasavvurunu ortaya koyar.

Bu tasavvura göre "Allah her şeydir." veya "Her şey Allah'ın bir parçasıdır." denilmemiştir. Bu anlayış, panteizm yani vahdet-i mevcud olur.

Vahdet-i vücud
mevcudun değil varlığın birliğini esas alır.

Bu konuda temel hareket noktası şudur:

Varlık vardır, o da Allah’tır. Allah hakiki varlıktır. Diğer varlıklar, yani kevn alemi ise onun varlığı gibi hakiki bir varlığa sahip değildir.

Allah’ın varlığını kevn aleminin varlığından farklı kılan iki hususiyet vardır:

1. Allah, varlığı hem ezelî hem de ebedî olandır.

2.
Allah, varlığı kendinden olandır. Yani var olmak itibariyle başka bir varlığa ihtiyaç duymayandır.

Halbuki kevn alemi, hem ezelî ve ebedî değildir hem de varlığı kendinden değildir. Yani var olmak için başka bir varlığa ihtiyaç duymaktadır.

Bu bakımdan Allah’ın varlığı ile alemin varlığı bu iki keyfiyet itibariyle bir değildir. Bu yüzden bazı sufiler Allah’a hakiki varlık, aleme ise izafi / zıllî varlık demişlerdir.

Kişi ve gölgesi örneğini düşünürsek, kişi asıl varlık sahibidir, gölgesi ise ona bağlı olarak vardır. Gölgenin kendi başına bir varlığı yoktur. Allah ile alem münasebeti de bu nisbetledir.

“Her mevcud Allah’tır.”
önermesi ile “Allah’tan başka varlık yoktur.” önermesi aynı şeyi ifade etmez. Her mevcud Allah’tır dediğimizde panteizm olur ve sufiler bunu asla söylememişlerdir.

Ancak “Allah’tan başka varlık yoktur.” Allah’tan başka hakiki varlık yoktur anlamı çıkar.

Nitekim kevn alemi hakiki varlık değil izafi / zıllî varlıktır.

"Allah her şeydir.", "Her şey Allah'ın bir parçasıdır." ifadeleri panteist bir anlayışın ilkeleridir ve tasavvufun varlık anlayışı içerisinde bir karşılığı yoktur.

Biri her şeyi Allah olarak görmek, diğeri her şeyin arkasında Allah’ı görmektir.

İz, işaret anlamına gelen alem, Allah’ın bir parçası değil O’nun sıfat ve isimlerinin tecellileri ile izafi bir varlık şeklinde ortaya çıkmasıdır.
 

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
3,110
Tepki puanı
1,384
Düşünce
Ateist
Şemse aşık olduğu iddiaları palavra. Dediğim gibi kendisi bunu mesnevisinde ağır bir şekilde yalanlıyor.
Bu konuda bilgim yok. Ben Şems hayranlığını hiç saklamadı diye biliyorum. Hatta saplantılı ve tutkulu bir hayranlıktı bu. Yani buna aşk deniyor. Aşkı şarapla simgeleştirip şarap içtik sarhoş olduk demiş ve Şems'i kastetmiştir diye biliyorum. Müstehcen denilen hikayelerine baktığımızda ise bunlarda kadınların aşkına inanmama olduğunu görüyorum.

Neyse, Şems'e aşık olduğunu reddettiği bir kaç bukle Mesnevi beyti verirsen bilgilenmiş olurum.
 

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
3,110
Tepki puanı
1,384
Düşünce
Ateist
evliya bir zatla, şakalaşmazlar, saygıyla davranırlar diye düşünüyorum
Evliya ataması, ölümden sonra yapılır. Şaka olup da öyle ağır bir eşşek şakası da değil yani. Anadoluda çok hikaye vardır öldükten sonra evliya ataması yapılmasıyla ilgili. Yaşarken kadrin bilemedik evliya imiş diye çok yaygın bir söylemdir. Bir tanesini merak ettim soruşturdum. Buna siz neye dayanarak evliya diyorsunuz diye epey kişiye sordum. Edindiğim izlenim, mezarında olağanüstülükler gördükleri iddiaları. Nur inmişmiş, hayvanlar ziyaret etmişlermişmiş mezarın başında zikir çekmişlermişmiş falan filan. Hatta ilginç bir bilgi elde ettim, bu kişi sağlığında ağzı bozuk birisiymiş. İnsanlara sövermiş. Bunu da evliya olduğu anlaşılmasın diye mahsus yaparmışmış!!!

O kadar şizofrenik hikayeler anlatıyorlar ki, bu kişi namazlarını kabe'de kılarmışmış! Aynı anda iki yerde bulunur, cismi burada namaz kılarken bir kopyası kabe'de kılarmışmış! Bir gün arkasında namaza duran birini kovmuş. Anlam verememişler. Sonra yakın bir müridine onun bilmem ne günahı yüzünden bu namazı kabe'de kılamadım demiş. Mürit tabii durur mu, haberi yaymış. Böyle keramet haberlerini de bu şekilde uyduruyorlar.

Bu şizofrenik masallara bakınca bu halkın pek bir şey olacağını sanmıyorum. Bunlardan bir halt pek olmaz ya neyse... Atatürk bir umut verdi bize bu halk uygar olur dedi keşke umut vermese de ummasaydık.

Gerçi bütün bu masallara itiraz etmeyip laik olmayı başaranlar da var ama... Bilemiyorum. Bu laik muslimler benim elimi kolumu bağlayan. Onlara sert çıkamıyorum. Çünkü laik yani, asgari şartı sağlıyor. Laik olduktan sonra muslim olmasına bir şey diyemeyiz. İnanç özgürlüğü var.
 
Üst