Müslüman Bir Toplumda Demokrasi Olmalı Mı Olmamalı Mı?

bilgelikyolunda

ll ☆
Yazar
Mesajlar
15,898
Tepki puanı
1,264
Düşünce
Sünni
Demokrasinin İslam’ın izin verdiği bir siyasal model olamayacağını savunanların en fazla üzerinde durdukları mesele, hâkimiyettir. Onlara göre, demokrasiler egemenlik hakkını halka verirken, Kur’ân ayetleri ısrarla hakimiyetin Allah’a ait olduğunu bildirmektedir. (Âl-i İmran, 3/154; Yusuf, 12/40)

Acaba otorite ve hakimiyetin Allah’a ait olmasının manası nedir? Tabii ki bunun anlamı Allah’ın yeryüzüne inip insanları yönetmesi demek değildir. Bilakis bununla kastedilen öncelikli mana, yeryüzünde ve bütün kâinatta genel ve kalıcı hakimiyetin Allah’a ait olmasıdır. Hakimiyetten anlaşılan ikinci mana ise ahirette nihai hükmü Allah’ın vereceği, kulları arasındaki bütün ihtilafların Allah tarafından çözüme kavuşturulacağıdır. Hüküm ve hakimiyetin Allah’a ait olmasının diğer bir manası ise yasama faaliyetinde Allah’ın vaz etmiş olduğu hükümlere muhalif bir yolun tutulmamasıdır.

Bu nedenledir ki hakimiyetin millete ait olmasıyla kastedilen, Allah’ın hakkını gasp ederek bunu insanlara verme demek değildir. Bilakis otorite ve egemenlik hakkını belirli şahıs ve zümrelerin elinden alarak, millete emanet etmektir. Bununla bir taraftan ele geçirdiği güç ve iktidarı baskı aracı olarak kullanarak halk üzerinde despotik bir rejim inşa eden diktatörlerin; diğer taraftan ise Allah adına yeryüzünde iktidar tekeli kuran teokratik rejimlerin önüne geçilmesi hedeflenmiştir.

Aslında yönetim ve siyasetin tanzimi, adil ve güvenilir bir toplumsal hayatın inşa edilmesi, zulüm ve haksızlıkların önlenmesi vs. insanın yeryüzünde “halife” olarak yaratılmasının da gereklerindendir.

Hulefa-i Raşidin devri siyasi icraatları da iktidarın kaynağının beşerî olduğu düşüncesine dayanır. Aynı şekilde İslam fukahası da ısrarla yönetici tayininin halkın rıza ve kabulüne dayanması gerektiğini, yani yöneticilerin iktidar yetkisini ilahî bir kaynaktan değil halktan alacaklarını ifade etmişlerdir. Egemenlik hakkının halka bırakılması, adil, hakkaniyetli, şeffaf ve denetlenebilir bir yönetimin ortaya çıkması adına fevkalade önemlidir. Zira tarihte, elinde tuttuğu iktidar gücünü ilahî bir kaynağa dayayan neredeyse bütün yöneticiler, baskı, istibdat ve zorbalığa yönelmişlerdir.

Demokrasiyi Allah’ın hakimiyetine zıt bir yönetim şekli olarak gören zihniyetin, Haricilerden bir farkı yoktur. Zira onlar da Hâkim-i Mutlak’ın Allah olduğunu öne sürerek Hz. Ali ve Muaviye’nin hakem tayin etmesine karşı çıkmışlardı. Hz. Ali, Haricilerin hakemlikle ilgili sözlerini, “Kendisiyle bâtıl amaçlanmış hak bir söz.” şeklinde tanımlamıştı. Buradan hareketle şunu ifade edebiliriz: Her ne kadar hakimiyetin Allah’a ait olduğu sözü hak bir söz olsa da, bunu demokrasiyi mahkum etmek için kullanmak yanlış bir yorumdur.

Esasında bu tür nedenlerle demokrasiyi reddetmek, İslam adına demokrasi düşmanlığı yapmak işin kolayına kaçmaktır. Sıradan bir Müslüman bile “Egemenlik Allah’ındır, milletin değil.” sloganıyla rahatlıkla demokrasi karşıtı olabilir. Bunun için hiçbir entelektüel faaliyete, derin düşünceye gerek yoktur. Önemli olan Müslümanların yönetimle ilgili problemlerine ikna edici çözümler üretebilmek, bu konuda alternatifler ortaya koyabilmektir. Fakat bu, sanıldığı kadar kolay bir iş değildir. Ne var ki bu yapılamadığı sürece mevcut modeller arasında en iyisi olan demokrasiye karşı gelmek ciddi komplikasyonlara sebep olacaktır.

Demokrasi karşıtları gittikçe yaygınlaşan şiddet sarmalına, toplum bireyleri mabeyninde sürekli tırmanan gerginlik ve çatışmalara, İslam coğrafyasında hâkim olan kaos ve anarşiye çözüm üretebiliyorlar mı? İslam’ın nihai ilkeleri olan, adalet, barış, diyalog, güvenlik gibi değerlerin gerçekleşmesi adına sahici çözümler bulabiliyorlar mı? Hayatın her alanında hâkim olmaya başlayan çoğulculukla nasıl baş edeceklerine dair ortaya koydukları bir reçeteleri var mı? Küreselleşen bir dünyada insanlığın ortak problemlerine çözüm üretebilecek birikim ve donanıma sahipler mi? Dünyanın huzur ve salahı adına kalıcı ve kabul edilebilir bir barış inşa edebiliyorlar mı? Temel hak ve özgürlükleri garanti altına alabilecek, zayıfları koruyabilecek, mazlum ve mağdurların hakkını savunabilecek adil bir sistem önerileri mevcut mu?

Sualleri çoğaltabiliriz: Doğu toplumlarının kılcallarına kadar işlemiş istibdat düşüncesini söküp atma adına nasıl bir strateji takip ediyorlar? Güç ve iktidarı ele geçirip onu kendi arzu ve çıkarları istikametinde kullanmak için fırsat bekleyen istismarcılara karşı ne tür önlemleri var? Uzun asırlardan beri zihinlerde kökleşen kutsal devlet anlayışı karşısında bireylerin haklarını koruyabiliyor; devletin ali menfaatleri karşısında tek bir ferdin dahi feda edilemeyeceğine âlemi ikna edebiliyorlar mı? İktidar sahiplerinin keyiflerince kanun yapmasının, devlet imkânlarını oligarşik bir azınlığın emrine vermesinin, halkı köleleştirmesinin önüne geçebiliyorlar mı? Dinin, iktidara gelmek için istismar edilen bir araç olarak kullanılması, siyasilerin şahsi çıkarlarının din kılıfında meşrulaştırılması karşısında ne gibi çözüm önerileri var?

Demokrasinin şöyle veya böyle bir çözüm ortaya koyduğu tüm bu suallere mukni cevaplar veremedikleri ve bu konularda alternatif çözümler geliştiremedikleri sürece, Müslümanların, demokrasi aleyhindeki söz ve gerekçeleri başkaları tarafından ciddiye alınmayacaktır.
 

bilgelikyolunda

ll ☆
Yazar
Mesajlar
15,898
Tepki puanı
1,264
Düşünce
Sünni
Yasama Yetkisi

Hakimiyet konusuyla yakından alakalı olan başka bir mesele de yasama yetkisidir. Demokrasi karşıtları yasama yetkisinin meclislere verilmesini, insan iradesini Allah iradesinin yerine koyma olarak kıymetlendirir. En başta şunu ifade etmek gerekir ki naslarla belirlenen hükümlerin sayısı sınırlı, hukukî olaylar ise sınırsız olduğu için içtihat faaliyeti kaçınılmazdır. Üstelik devlet yönetimi, ülke siyaseti ve idari işlerle ilgili naslarda yer alan hükümlerin evrensel ilke ve prensiplerden ibaret olduğunu ve bu konuların genel itibarıyla insan aklına ve insan tecrübesine bırakıldığı unutmamak gerekir. Osmanlı’da şeri hukukun yanında bir de örfi hukukun bulunması da bunu gösterir.

Öte taraftan demokrasinin ve bilhassa da yasamanın, toplumların özelliklerine göre bir kısım farklı özellikler arz edeceği muhakkaktır. Burada mevzubahis olan toplum, Müslüman bir toplumdur, en azından Müslümanların ağırlıkta olduğu bir toplumdur. Biz, böyle bir toplumda demokrasinin uygulanmasının mümkün olup olmadığını ele alıyoruz. Müslüman bir toplumun veya bu toplum tarafından seçilen vekillerin, dini, bütünüyle ihmal edeceklerini ve ona aykırı hükümler koyacaklarını farz etmek makul değildir. Nitekim Allah Resûlü de ümmetinin dalalet üzerinde ittifak etmeyeceğini ifade buyurmuştur. (Trimiz, Fiten 7) Eğer bu oluyorsa, dinî hassasiyetlerin kaybolması, toplum üzerinde ciddi bir baskı ve zorlamanın hâkim olması ve cehalet gibi halledilmesi gereken daha öncelikli problemler var demektir.

Tabii ki Türkiye gibi laiklik ve sekülerliğin din karşıtı bir ideolojiye dönüştüğü ve topluma dayatıldığı ülkelerde, Müslüman toplumun iradesinin yasama ve yönetim üzerinde etkili olması konusunda bir kısım sorunlarla karşılaşılacaktır. Fakat söz konusu sorunları aşmanın yolu demokrasi düşmanlığı yapmak veya demokrasiyi İslam karşıtı bir sistem olarak görmek değildir. Bilakis yine demokratik mekanizmalar vasıtasıyla söz konusu sorunların üstesinden gelmeye çalışmaktır.

Çağımız demokrasilerinin halkın manevî ve uhrevî ihtiyaçlarıyla yeterince ilgilenmedikleri, insanların dinlerini yaşama konusundaki talep ve ihtiyaçlarını yeterince müzakere etmedikleri bir gerçektir. Bunun önemli bir sebebi, pozitivist ve rasyonalist felsefenin Batı toplumları ve demokrasiler üzerindeki etkisidir. Ayrıca Hıristiyanlıkta ailevî, sosyal, içtimaî ve hukukî alanı düzenleyecek yasaların bulunmaması da dinin yasamayla ilişkisinin çok boyutlu ve derinlikli bir şekilde ele alınmasının önüne geçmiştir. Müslüman dünyasındaki demokrasi tecrübeleri ise henüz emekleme çağında olduğundan bu konu yeterince aydınlığa kavuşturulamamış, Müslüman toplumlara uygun çözümler geliştirilememiştir.

Bildiğiniz üzere demokrasilerde asıl olan, hukuk kurallarının, kültüre, toplumsal telakkilere, halkın örf ve âdetlerine uygunluk arz etmesidir. Farklı bir ifadeyle yasaları ortaya çıkaracak en önemli “yaratıcı kaynak” örftür. Müslüman toplumların ortak değer hükümlerini, kültürlerini ve örflerini şekillendiren ve belirleyen dinamik güç ise dindir. Bu sebeple yasama faaliyeti dinden bağımsız veya dine aykırı bir tarzda yürütüldüğü takdirde, yapılan kanunların kamusal vicdanda bir karşılığı olmayacaktır. Dolayısıyla da devletin çıkardığı kanun ve yasaların toplum üzerindeki yaptırım gücü oldukça sınırlı kalacaktır. Hatta bazı durumlarda halk arasında “devlet hukuku” ve “İslam hukuku” şeklinde ikili bir hukuk ortaya çıkacaktır. Bu sebeple din ve devletin barışık olmadığı, halkın talep ve beklentilerinin politik alanda ifadesini bulamadığı Müslüman ülkelerde gerçek bir demokrasi inşa etmek mümkün değildir.

Öte taraftan İslam’ın birey ve toplum yaşamıyla alakalı getirmiş olduğu bir kısım ilke ve kuralların, hukuk devletinin normatif bir güvencesi olduğu da hatırdan çıkarılmamalıdır. Zira bu kurallar bir taraftan yöneticilerin iktidarını sınırlarken, diğer yandan da egemen sınıfların çıkarlarına göre kanunlarla oynamasını engellemektedir. Ayrıca İslam’da Şari tarafından konulmuş bir kısım sabitelerin bulunması, devlet başkanının, kanun yapıcıların veya halk çoğunluğunun mutlak bir otoriteye sahip olmadığının da bir ifadesidir.

Burada zihne gelmesi muhtemel bir soru üzerinde durmakta fayda var. Bir toplumun tamamının Müslüman fertlerden oluştuğu devletlerde, Müslümanların dinleriyle ilgili beklenti ve taleplerinin yasama faaliyetine yansıması demokrasilerin de bir gereğidir. Fakat aynı devlet çatısı altında farklı din mensuplarının veya herhangi bir dine inanmayan insanların da yaşadığı toplumlarda hiçbir görüş diğeri üzerinde baskı unsuru haline getirilmeksizin birlikte yaşama nasıl sağlanacak, kısaca hak ve özgürlükler nasıl korunacaktır?

Aslında siyasi alanı bütünüyle dinden soyutlamak isteyenlerin asıl amacı, dinin, azınlık grupların özgürlüklerini kısıtlayacak bir baskı unsuru olmasının önüne geçmektir. İşte buradaki nirengi nokta da hem Müslümanların herhangi bir baskı olmaksızın dinlerini özgürce yaşayabilmeleri hem de kendi inanış ve yaşayışlarını başkalarına dayatmamalarıdır.

Her ne kadar bazı Müslümanlar zıt bir görüntü sergileseler de İslamî hükümler açısından bunun sağlanması hiç de zor değildir. Çünkü İslamî hükümler sadece Müslümanları bağlar. İslam, başka din mensuplarını inanmaya zorlamadığı gibi onları, getirmiş olduğu ahkamı uygulamakla da mükellef tutmaz. Kur’an onlarca ayet-i kerimesinde açık ve sarih olarak bunu vurgulamıştır. (el-Kâfirûn, 109/3-6) Bu sebepledir ki çoğulculuğun önemli bir sosyal olgu haline geldiği günümüz dünyasında, aynı toplumda çatışmaksızın bütün dinlerin, ideolojilerin, düşüncelerin birlikte var olabilmesinin en önemli çözümü demokrasidir.
 

bilgelikyolunda

ll ☆
Yazar
Mesajlar
15,898
Tepki puanı
1,264
Düşünce
Sünni
Başka Kültürlerden İstifade

Demokrasiyle alakalı gündeme getirilen itirazlardan birisi de onun Batı menşeli ve beşer ürünü olmasıdır. Bu açıdan kısaca Müslümanlar tarafından demokrasinin kabul veya reddedilmesinde bunun bir önemi olup olmadığının üzerinde durmak istiyoruz.

Acaba demokrasinin Batıdan ithal olması ve beşer mahsulü bir sistem olması onu nakıs hale getirir veya onun reddini gerektirir mi? Allah Resûlü’nün, “İlim Çin’de de olsa alınız.” (el-Beyhakî, Şuabü’l-iman 2/253), “Hikmet mü’minin yitiğidir, onu nerede bulursa alsın.” (Tirmizî, ilim 19) şeklindeki hadisleri açısından meseleye bakılacak olursa, bu sorunun cevabını bulmak hiç de zor olmayacaktır.

Kaldı ki İslam’ın ilk zamanlarında Müslümanlar, Bizans ve bilhassa da Sasanilere ait pek çok idari ve siyasi kurumu almada hiçbir mahzur görmemişlerdir. Hatta Shayegan’ın ifadesiyle İslam’ı büyük yapan unsurlardan birisi de doğuş döneminde çok çeşitli unsurların çok yönlü etkilerini özümseyerek olağanüstü bir sentezin potasında yoğurabilmesidir. (Daryush Shayegan, Yaralı Bilinç, s. 37)

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri başka kültürlerden istifade etmenin cevazını kendine has şu orijinal yaklaşımıyla izah eder: “Her bir Müslümanın her bir sıfatı Müslüman olması lâzım olmadığı gibi, her bir kâfirin dahi bütün sıfat ve sanatları kâfir olmak lazım gelmez. Binaenaleyh Müslüman olan bir sıfatı veya bir sanatı, istihsan etmekle (güzel görmekle) iktibas etmek (almak) neden câiz olmasın?” (Bediüzzaman, Münazarat, s.70-71)

Bir kıymetin Batı’dan gelmiş olması niye onun reddini gerektirsin ki! Burada önemli olan husus, başka kültür ve medeniyetlerden alınacak fikirlerin, değerlerin, sistemlerin dinin ilke ve esaslarına aykırı düşmemesidir. Hele demokrasinin beşer mahsulü olmasından hareketle onun reddine gitmek ancak bağnazlık veya cehaletle açıklanabilir. Zira Kur’an-ı Kerim baştan sona mü’minleri düşünmeye, tefekkürde bulunmaya, aklı işletmeye davet eder. Bu sebeple Batı medeniyetinin ve beşer aklının bir ürünü olmasından hareketle demokrasi hakkında hüküm vermek ne aklın ne de dinin tasvip edeceği bir tavır değildir.

Kaldı ki demokrasiye itiraz edenler de dahil olmak üzere çağımız Müslümanlarının elektronik aletlerden teknolojik cihazlara, dijital programlardan bilgisayar uygulamalarına, bilimsel araştırmalardan sosyal bilimlere kadar pek çok alanda Batı’dan istifade ettikleri bir gerçektir. Hatta modern dönemdeki İslamî sigorta ve katılım bankacılığı gibi uygulamalar bile sistem ve yöntem itibarıyla Batı’da gelişen sigorta ve bankacılık sistemine dayanmaktadır. Pekala Batıdaki siyaset alanındaki gelişmelerden istifade edilmesi de mümkündür.

Eğer demokrasinin Müslümanlara uygun bir yönetim şekli olup olmadığıyla alakalı bir kıymetlendirme yapılacaksa, hareket noktası burası olmamalıdır. Bilakis onun, İslam’ın ruhuna uygun olup olmadığına bakılmalı, Müslümanlar açısından vaat ettiği hayır ve güzellikler göz önünde bulundurulmalı, insan haklarını ne ölçüde koruyup korumadığı üzerinde durulmalıdır.

Demokrasiyle alakalı yapılacak değerlendirmelerde isme takılmaya da gerek yoktur. Zira asıl olan isim değil, içeriktir, özdür, muhteviyattır. İslam uleması da isim ve kavramlar hakkında tartışmanın gereksiz olduğunu ifade etmişlerdir. Peygamber Efendimiz ve Hulefa-i Raşidin zamanında devlete ve yönetim biçimine herhangi bir isim dahi verilmemiştir. Nasıl ki günümüzde Müslüman ülkelerde kurulan devletlerin ismine “İslam devleti” denilince bütün sorunlar bitmiyorsa; Müslümanların yaşadığı devletlerin rejimine “demokrasi” denilmesinin de tek başına bir faydası veya zararı olmayacaktır. Önemli olan içeriktir; yani adaletin sağlanması, hakların korunması, özgürlüklerin sağlanması ve güvenliğin temin edilmesidir.
 

bilgelikyolunda

ll ☆
Yazar
Mesajlar
15,898
Tepki puanı
1,264
Düşünce
Sünni
Tarihte “ulu’l-emr’e itaat” ifadesi diktatörlüğü meşrulaştırmak için istismar konusu yapılmıştır. Ayette ilk olarak bahsedilen Allah ve Resulüne itaat, onların getirdiği ilkelere riayet görmezden gelinirken, kavram yöneticilere/sultanlara mutlak biat ve itaat olarak sunulmuştur. Her çağın saray uleması, yöneticilerin Kur’an’a, Sünnete açıkça aykırı uygulamalarına dahi itaata çağırmıştır insanları. “Ulu'l-Emr’den maksat nedir? Kimlere, hangi durumlarda itaat etmek gerekir?” gibi sorular zihinlerden kaçırılmış, halka her daim, idareciye itaatin önemi, itiraz etmenin kötülüğü anlatılmıştır. Kimse “zalim idareciye hakkı söylemenin en büyük cihat” olduğunu bildiren hadis-i şeriften bahsetmemiştir. “Bir kötülüğü imkanınız varsa elinizle, değilse dilinizle düzeltin; ona da gücünüz yetmezse bari kalbinizle buğzedin!” hadis-i şerifi zalim melikler, adil olmayan iktidar sahipleri, kötülük yayan yöneticiler için gündeme gelmemiştir.

Saray uleması olan tipler iktidar-halk ilişkilerini anlatan ayetleri-hadisleri hep muktedirlerin lehine tefsir etmişlerdir. Fakir hırsızlık yapınca “cezayı hak ettiği!” ilan edilirken, yöneticiler çalınca nasların yorumu değişmiştir. Hz. Peygamber’in güçlü bir aileden gelen bir hırsızın korunması çabasına karşı “Kızım Fatıma da olsa cezasını verirdim” sözü satırlarda kalmıştır.

Maalesef din, kendilerinin din adamı olduğunu iddia eden böyle din bezirganlarının elinde sündürülebilen, kişilere göre uyarlanabilen bir hale sokuluyor. Bu sebeple insanların dine ve dindara, hocalara saygısı kalmıyor. Reform hareketlerinin esas saiklerinden birisi sözde din adamlarındaki bu çifte standart ve ilkesizlikti.

Zalim yöneticileri savunan bazı din bezirganlarının tarihte öne sürdükleri iddialardan biri de iktidarın şerik kabul etmeyeceği.

Şayet söz konusu olan, mutlak kudret, mutlak ilim, mutlak irade sahibi olan, zatıyla kaim Allah’ın hakimiyeti ise elbette şerik kabul etmez; çünkü Allah Kadir-i mutlaktır ve kimsenin desteğine, yardımına ihtiyaç duymaz. Fakat zalim idareciler Allah’a has olan bu vasfı gasp etmeye kalktılar. Tevhitle ilgili olan bu vasfı üzerlerine alarak diktatörlüklerine gerekçe, zulümlerine icazet yaptılar. Allah’a has olan “hakimiyetin şerik kabul etmemesi” konusu Emevi saltanatıyla birlikte insana ait yönetimlerle alakalı değerlendirilmeye başlandı. Zalim yöneticiler de bu meseleyi muhaliflerini ezmek, her şeyi kontrol etmek için sopa haline getirdiler.

Fakat mesele insani yönetimlerse, İlahi hakimiyetin aksine o şeriksiz (paydaşsız) yürütülemez. Sultanlar, padişahlar, krallar, devlet başkanları, valiler, muhtarlar.. gücü, yetkiyi paylaşmak, delege etmek zorundadırlar; çünkü beşer sınırlı güce, sınırlı ilme, sınırlı kabiliyete sahiptir. Büyük devlet birimlerini birilerinin desteği, ortaklığı olmadan yönetemezler.

Allah Hz. Peygambere bile: “ işleri onlarla müşavere et” (Ali İmran: 159) diyerek işlerinde yardım almasını, istişare etmesini emretmiştir. İsmi Şura olan surede Allah müminlerden bahsederken “onlar işlerini aralarında şura ile yaparlar” (Şura:38) demiştir.
 

Tumudurere

Çaylak
Mesajlar
59
Tepki puanı
32
Düşünce
Ateist
TC'nin botokslu imamı 4500 lira maaş alıp mistik islamı tekraren anlatıyor islamcı akp hükümeti sayesinde, öte yanda fizik öğretmeni ramazan gezer iş bulamayınca çöp topluyor çünkü islam'ın kuruluş amacı siyasi hükümet olmaktır akp örneğinde olduğu gibi, darül islam yönetimleri, yönettikleri insanlara eşit adalet ve eşit kazanç sunmak amacı taşımamışlardır hiçbir zaman. islam'ın temelinde eşitlik adalet demokrasi vaatleri yoktur zaten, islam'ın ilk adımlarında ganimet ve cizye vardır.
 

bilgelikyolunda

ll ☆
Yazar
Mesajlar
15,898
Tepki puanı
1,264
Düşünce
Sünni
TC'nin botokslu imamı 4500 lira maaş alıp mistik islamı tekraren anlatıyor islamcı akp hükümeti sayesinde, öte yanda fizik öğretmeni ramazan gezer iş bulamayınca çöp topluyor çünkü islam'ın kuruluş amacı siyasi hükümet olmaktır akp örneğinde olduğu gibi, darül islam yönetimleri, yönettikleri insanlara eşit adalet ve eşit kazanç sunmak amacı taşımamışlardır hiçbir zaman. islam'ın temelinde eşitlik adalet demokrasi vaatleri yoktur zaten, islam'ın ilk adımlarında ganimet ve cizye vardır.
Yazdıklarımı okusaydınız yanlış bulduğunuz şeylerin İslamda yasaklandığını, olması gerektiğini düşündüğünüz şeylerin İslamda emredildiğini görürdünüz.

Kendilerini Müslüman olarak tanımlayan kişilerin İslamda zaten yasaklanmış fiilleri yüzünden dönüp İslamı suçlamak sizce mantıklı mı?
 

Tumudurere

Çaylak
Mesajlar
59
Tepki puanı
32
Düşünce
Ateist
ahzap 36 ve yusuf 76 neyin izahatını yapar bilir misin? ahzap 36 ve yusuf 76 islamın siyasetini - dinini izahat olarak yapar ve ardına hiç yorum bırakmaz biçimde yusuf 76 din kelimesi siyaset anlamında olup melik insan ile abid insan hiyerarşisini topluma aşılar. bugün bile töre olarak araplarda siyasi hükümet seçimlerinin olmaması kur'an dan temellenmiş islam dinidir - islam siyaseti dir. hak din islam, doğru siyaset islam demektir maide 3'de. hak siyaset islam 'a karşı gelen abid insan olmaması için ahzap 36 yazılmıştır bu yordam gereğince.

ahzap 36'da demokrasi talebi (ضلل) delle dir, delalet dir, demokrasi talep edilemez çünkü seçme hakkı insanlara ait değildir, insanları yönetmek ulül emr'in maliki, melik insan 'a aittir. hal böyle iken ulül emr, hükümet seçimlerini kendi aralarında yapar ve hep böyle olmalıdır diye temenni etmişler öngörülerinde ama 21.yüzyılda abid insan, birer birer oy vererek melik insanı seçer olmuş hali-hazırdaki islam kaosu böyle sürünüme geçmiştir ve düzeltilemez çünkü malik olan melik insan ile malik olmayan abid insan ayrımı ayetlerin anlam bütünlüğünde vardır ve toplumu yönetme biçi din tamamlanmıştır.
 
Yazan tarafından düzenlendi:

bilgelikyolunda

ll ☆
Yazar
Mesajlar
15,898
Tepki puanı
1,264
Düşünce
Sünni
ahzap 36 ve yusuf 76 neyin izahatını yapar bilir misin? ahzap 36 ve yusuf 76 islamın siyasetini - dinini izahat olarak yapar ve ardına hiç yorum bırakmaz biçimde yusuf 76 din kelimesi siyaset anlamında olup melik insan ile abid insan hiyerarşisini topluma aşılar. bugün bile töre olarak araplarda siyasi hükümet seçimlerinin olmaması kur'an dan temellenmiş islam dinidir - islam siyaseti dir. hak din islam, doğru siyaset islam demektir maide 3'de. hak siyaset islam 'a karşı gelen abid insan olmaması için ahzap 36 yazılmıştır bu yordam gereğince.

ahzap 36'da demokrasi talebi (ضلل) delle dir, delalet dir, demokrasi talep edilemez çünkü seçme hakkı insanlara ait değildir, insanları yönetmek ulül emr'in maliki, melik insan 'a aittir. hal böyle iken ulül emr, hükümet seçimlerini kendi aralarında yapar ve hep böyle olmalıdır diye temenni etmişler öngörülerinde ama 21.yüzyılda abid insan, birer birer oy vererek melik insanı seçer olmuş hali-hazırdaki islam kaosu böyle sürünüme geçmiştir ve düzeltilemez çünkü malik olan melik insan ile malik olmayan abid insan ayrımı ayetlerin anlam bütünlüğünde vardır ve toplumu yönetme biçi din tamamlanmıştır.
Ahzab 36 meali:
"Allah ve Resulü herhangi bir meselede hüküm bildirdikten sonra, hiçbir erkek veya kadın müminin, o konuda başka bir tercihte bulunma hakları yoktur. Kim Allah'a ve Resulüne isyan ederse besbelli bir sapıklığa düşmüş olur."

Yusuf 76 meali:
"Yusuf, öz kardeşinin yükünden önce, öbürlerinin yüklerini aratmaya başladı. Sonra su kabını kardeşinin yükünden çıkarttı. İşte Biz Yusuf'a, kardeşini alıkoyması için böyle bir plan öğrettik. Yoksa, Allah dilemedikçe Hükümdarın kanununa göre, kardeşini alması uygun olmazdı. Biz dilediğimiz kimseleri pek üstün derecelere yükseltiriz. Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bir bilen bulunur."

Ahzab 36'da Allah'ın emrinden ve Peygamberin Allah tarafından kendisine vahiyle bildirilen emirlerine itaattan bahsediyor. Yoksa Peygamberin vahiy olmayan fikirleri karşısında farklı fikirlerin söylendiği ve Peygamberin kendi fikrini değil diğer fikirleri uyguladığı çokça görülmüştür.

Yusuf 76 da öyle:

Mısır kanunlarında hırsıza sopa vurulur ve çaldığı malın iki misli ödettirilirdi. Hz. Ya‘kub’un şeriatında ise hırsız yakalanarak çaldığı malın karşılığında mal sahibine hizmet ettirilirdi.

Burada iddianızın aksine melikin kanunu uygulanmamış. Demek ki melike koşulsuz itaat yok.

Kendilerine Müslüman diyenlerin -ister Arap olsun ister başka ırktan fark etmez- İslama göre zaten haram olan uygulamaları yüzünden dönüp İslamı suçlamak sizce mantıklı mı?

Yazdıklarım demokrasi talebinin bırakın (ضلل) delle , delalet olmasını Peygamber ve dört halife döneminde bizzat uygulanmıştır. Hz Peygamber, çoğunluğu Müslüman olmayanlardan oluşan Medine Site Devletinde seçimle devlet başkanı olmuş, dört halifenin tamamı da seçimle iş başına gelmiştir.

Yazdığım ilk dört mesajı linkleriyle birlikte okuyunuz. Eğer yazılanlar doğruysa size İslamı çarpıtarak anlatmışlardır. Yazılanlar doğru değilse neresi neden yanlış gösteriniz.
 

bilgelikyolunda

ll ☆
Yazar
Mesajlar
15,898
Tepki puanı
1,264
Düşünce
Sünni
Medine Site Devleti kurulurken Hz. Peygamber’in ilk icraatı kendisine şerikler/paydaşlar bulmak olmuştur. Bu paydaşlarıyla bir araya gelmiş, çok detaylıca çalışmışlar ve ortak bir metin hazırlamışlardır. Siyasal İslamcıların çok dillendirdiği, “tarihte ilk yazılı anayasa!” diye övündüğü 52 maddelik Medine Vesikası Medine kent yönetimine dairdir. Bu vesika, vahiyle desteklenen, Allah tarafından bizzat görevlendirilen Hz. Peygamber’in dünyevi işlerde, yönetimde kendisine paydaşlar, şerikler bulduğunun en net belgesidir.

Bu metinde Hz. Peygamber’in paydaşları, Yahudi kabileler, Hristiyanlar ve Müşriklerdir (putperestler)!

Vesikada tüm şeriklerin/paydaşların isimleri, hakları, sorumlulukları tek tek belirtilmiş ve kayıt altına alınmıştır. Medine ile alakalı kararlar verilirken Hz. Peygamber, Vesikası mucibince paydaşlarla beraber çalışmış, icraatları paydaşların da oluru ile yürürlüğe koymuştur. Bunun gibi, Dört Halife kendilerini “tek karar mercii!” “her şeyi kontrol eden güç!” görmemişler, arkadaşlarıyla sürekli istişare etmişlerdir. Hz. Ömer’den bir gömleğin hesabını vermesi istenmesi, “yanlış yaparsan seni eğri kılıçlarımızla doğrulturuz!” ifadesi sahabenin de Halifeyi tek ve mutlak yetki-güç sahibi görmediğini ortaya koymaktadır.

Hz. Musa kendisine Allah'ın Elçiliği gibi Allah’ın teyidinde kutsal bir görev verilince, Allah’tan şerik istemiş ve "Bu ağır yükü kardeşim Harun’la paylaştır" (Taha 29-32) demiştir. Allah da Hz. Mus'aya Hz. Harun'u şerik/paydaş kılmıştır.

Diktatörlerin akıbetlerinde görüldüğü üzere iktidarı tek başına taşımak isteyenler toplumu hüsrana uğratır, yönetimi çöküşe sürükler.

Müslüman olsun olmasın, “iktidar şerik kabul etmez” düşüncesiyle hareket eden, tüm yetkiyi ve gücü sınırlı sayıda kişide/kurumda toplayan toplumlar refahta, adalette, huzurda, milli gelirde, insani değerlerde en alttalar. Yeryüzünün en huzurlu, en adil, en müreffeh, en etkili yönetimleri ise pek çok şerikle birlikte yürütülen yönetimler. İnsanların denizleri aşarak, ölümleri göze alarak iltica etmek istedikleri ülkeler iktidarın paylaşıldığı, gücün denetlendiği ülkeler. Belçika, Almanya, Avusturya, İsviçre, Hollanda, İsveç, Japonya, Fransa, İngiltere… gibi devletler senelerdir koalisyonlarca yönetiliyor. Herkesi ve her şeyi kontrol eden liderleri yok, ama dünyada güçlü ve söz sahibiler.

İlginçtir, Müslüman bilim adamlarının çalışmalarına dayalı “İslamilik endeksi sıralaması”nda ilk sıraları hep koalisyonlarca yönetilen, yani iktidara şeriklerin olduğu Gayrı Müslim ülkeler alıyor.

“İktidar şerik kabul etmez!” sloganı otoriterleşmeyi meşrulaştırmak için üretilmiş bir galatı meşhur. İslami değil, Kur’ani değil, insani değil.
 

Tumudurere

Çaylak
Mesajlar
59
Tepki puanı
32
Düşünce
Ateist
islamın ganimete dayalı ekonomi modelinin artık iş yapamayacağını akplilerin %10'u bile anladılar. muhammed'in, savaşta öldürdüğü insanların akrabaları başına fidye koymasına denk olabilecek bir ekonomik kazanç bulanamadığı için dolaylı vergilere bindiriyor müslüman hükümetler. alemlere rahmet denilen muhammed, müstalik kabilesine baskın yapıp esir aldığı berre - cuveyriye ile dahi, 12 yaşında olmasına bakmaksızın fidye pazarlığı yapmış bir siyasetçi idi.

yusuf 76 'da fi dini meliki (فِي دِينِ الْمَلِكِ) arapça olarak din melik'in dini yani hükümetin siyaseti o şekilde yürüyor anlamında kullanılmıştır. din kavramının çevirisi siyaset dir. eski mısırda siyasi yetkinliği kutsal firavn soyuna verdiren miteolojideki mantığın evrimi devam ediyor.
 
Yazan tarafından düzenlendi:

bilgelikyolunda

ll ☆
Yazar
Mesajlar
15,898
Tepki puanı
1,264
Düşünce
Sünni
islamın ganimete dayalı ekonomi modelinin artık iş yapamayacağını akplilerin %10'u bile anladılar. muhammed'in, savaşta öldürdüğü insanların akrabaları başına fidye koymasına denk olabilecek bir ekonomik kazanç bulanamadığı için dolaylı vergilere bindiriyor müslüman hükümetler. alemlere rahmet denilen muhammed, müstalik kabilesine baskın yapıp esir aldığı berre - cuveyriye ile dahi, 12 yaşında olmasına bakmaksızın fidye pazarlığı yapmış bir siyasetçi idi.

yusuf 76 'da fi dini meliki (فِي دِينِ الْمَلِكِ) arapça olarak din melik'in dini yani hükümetin siyaseti o şekilde yürüyor anlamında kullanılmıştır. din kavramının çevirisi siyaset dir. eski mısırda siyasi yetkinliği kutsal firavn soyuna verdiren miteolojideki mantığın evrimi devam ediyor.
Beni Mustalik olayı ise kısaca şöyledir:
Huzaâ kabilesinden Benî Müstâlik oymağının reisi Hâris bin Ebî Dırar, kabilesiyle birlikte etrafta sözünü geçirdiği birkaç Arap kabilesini daha bir araya toplayarak Medine'ye, Müslümanların üzerine yürümeye hazırlanıyordu.(Tabakât, 2:63.)
Böyle bir hazırlığın olduğu haberi Medine'ye ulaştı. Peygamber Efendimiz, önce haberin doğruluk derecesini öğrenmek istiyordu. Yapılan araştırmalarla haberin doğruluğundan emin olununca savaşa çıkıldı. Savaşta Beni Müstalik'ten ölen kişi sayısı sadece 10'dur.(Tabakât, 2:64.)

Araplar çöl sıcağında erken olgunlaşırdı. Savaşta kılıç sallamak çok zordur ama 12 yaşında bile o coğrafyada bunu yapıp savaşabiliyorlardı.

Diğer asılsız iddialarınıza yukarıdaki mesajlarda ayet ve hadislerden deliller getirilerek zaten cevap verilmiş. Yazılanların neresi neden yanlış gösteremeden asılsız ve temelsiz uydurmalar anlamsız.
 

Tiglath

ll ☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
1,606
Çözümler
3
Tepki puanı
1,417
Düşünce
Ateist
İslam islamı eleştiren bireyin hakkına saygı duyar mi duymaz mı? Var mı böyle örnek? Haydi bakalım.
 

bilgelikyolunda

ll ☆
Yazar
Mesajlar
15,898
Tepki puanı
1,264
Düşünce
Sünni
İslam islamı eleştiren bireyin hakkına saygı duyar mi duymaz mı? Var mı böyle örnek? Haydi bakalım.
 

Tiglath

ll ☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
1,606
Çözümler
3
Tepki puanı
1,417
Düşünce
Ateist
Daha dün Sivas’ta insanlar yakıldı. Geç bunları.
 

Tumudurere

Çaylak
Mesajlar
59
Tepki puanı
32
Düşünce
Ateist
ben din kelimesinin anlamında siyaset var diyorum yani allah, muhammed'in siyasetine göre reaksiyon tepki veren bi tanrı olmuş hep ama dahası var, eski mısırlılarda da din, kral - melik egemenliğinin kullanım aracı idi yani din, siyasi kullanım aracı dır her zaman, fi dini meliki فِي دِينِ الْمَلِكِ insanları mutlu nihayete erdiren amaç değildir, tayyip'in kullanduğı gibi siyasi araçtır. allah deneme yanılma yordamı ile kendini geliştiren bi tanrı. olayların akıbetini allah deneme yanılma ile öğreniyor ki bu aşama, vahyin imkansızlığını ispatlıyor.

olayların akıbetine olay gerçekleşirken müdahele edemeyen allah olayların sonucuna bakabiliyor anca ve bu aşamada karar alan bi allah portresi var işte. allah tecrübeden ötürü birkaç akıbeti görür hale gelmiş zamanla. allah'a karar aldıran siyasi sebepler olmuş, ayetler muhammed'in siyasetine göre sebebi nüzul gerçekleşmiş ki bu aşamada eski mısır, sümerler, gassaniler, pergamonlu tıp hekimi galen 'in süryaniceye, oradan arapçaya çeviri metinleri gibi antik uygarlıkların kültürlerinden aşırma yapılarak ayetler yazılmış sanki allah gökten inzal ediyormuşcasına oysa pergamonlu galen bergama'da iken yazmış kuran'ın tıp ayetlerini.
 
Yazan tarafından düzenlendi:

bilgelikyolunda

ll ☆
Yazar
Mesajlar
15,898
Tepki puanı
1,264
Düşünce
Sünni
ben din kelimesinin anlamında siyaset var diyorum yani allah, muhammed'in siyasetine göre reaksiyon tepki veren bi tanrı olmuş hep ama dahası var, eski mısırlılarda da din, kral - melik egemenliğinin kullanım aracı idi yani din, siyasi kullanım aracı dır her zaman, fi dini meliki فِي دِينِ الْمَلِكِ insanları mutlu nihayete erdiren amaç değildir, tayyip'in kullanduğı gibi siyasi araçtır. allah deneme yanılma yordamı ile kendini geliştiren bi tanrı. olayların akıbetini allah deneme yanılma ile öğreniyor ki bu aşama, vahyin imkansızlığını ispatlıyor.

olayların akıbetine olay gerçekleşirken müdahele edemeyen allah olayların sonucuna bakabiliyor anca ve bu aşamada karar alan bi allah portresi var işte. allah tecrübeden ötürü birkaç akıbeti görür hale gelmiş zamanla. allah'a karar aldıran siyasi sebepler olmuş, ayetler muhammed'in siyasetine göre sebebi nüzul gerçekleşmiş ki bu aşamada eski mısır, sümerler, gassaniler, pergamonlu tıp hekimi galen 'in süryaniceye, oradan arapçaya çeviri metinleri gibi antik uygarlıkların kültürlerinden aşırma yapılarak ayetler yazılmış sanki allah gökten inzal ediyormuşcasına oysa pergamonlu galen bergama'da iken yazmış kuran'ın tıp ayetlerini.
Kafanızdan bir Tanrı profili uydurup sonra bu Tanrı’ya Allah deyip eleştiriyorsunuz. Buna saman adam safsatası denir; çünkü İslam’daki Allah ile uydurduğunuz Tanrı profilinin alakası yok :)
 

kavak

V ☆
Denetmen
Mesajlar
8,170
Çözümler
1
Tepki puanı
5,180
Düşünce
Ateist
Bu Sivas vahşetini ve insanlık suçunu unutmamalıyız ve unutturmamalıyı ki, gelecekte böyle ilkel eyleme bir daha başvurmaya kimse yeltenmesin.
 

Son konular

Üst