Muhammed Efsanesinin Doğuşu

Tiglath

ll ☆☆☆
Yazar
Mesajlar
1,228
Çözümler
1
Tepki puanı
897
Düşünce
Ateist
Peygamber diye empoze edilen kişilerden hiçbirinin yaşadığına dair,bugün elimizde bilimsel anlamda bir veri YOK..!
Haklısınız. Kendine vahyolan sözde kitap dahil, yaşadığı dönem dahilinde hakkında hiçbir yazı, eser, iz bulunamayan kişi yok hükmündedir. Evet Muhammed yoktur.
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
14,395
Tepki puanı
1,094
Düşünce
Sünni
Peygamber diye empoze edilen kişilerden hiçbirinin yaşadığına dair,bugün elimizde bilimsel anlamda bir veri YOK..!
Haklısınız. Kendine vahyolan sözde kitap dahil, yaşadığı dönem dahilinde hakkında hiçbir yazı, eser, iz bulunamayan kişi yok hükmündedir. Evet Muhammed yoktur.
Hz. Muhammed'den bahs eden en eski kaynaklar yedinci yüzyılın başları ile ortalarına denk gelmektedir. Zaten Müslümanların yayılış tarihi de bu dönemlere denk geldiğini göz önünde bulunduranlar, bunda bir tuhaflık görmeyecektir. Oryentalistler arasında genelde kabul gören 'Süryani Ortodoks Edessa Papazı Yakub (640-708)' tarafından kaleme alınmış olan eserde, Arap istilaların Tanrı’nın Hıristiyanlara olan ilahi cezası oldugu anlatılıyor.

Kutsal Kitab'ın 1inci Krallar, 14üncü Babın tefsirinde şu ifadelere yer veriyor Ve yedinci yüzyılın sonlarına doğru yazdığı kabul edilen kronikinde, şu ifadeler de dikkat çekiyor:

- Muhammed tüccarlık yaparken Şam'a, Filistin'e ve diğer komşu ülkelere seyahat ediyordu.... Yedi yıl Araplara krallık yaptıktan sonra yerine Ebubekr geçerek, iki yıl da o krallık yaptı...1
Başka bir kaynağa bakıyoruz ve 8inci yüzyıla ait Thomas Presbyter'e (640) atf edilen Süryani bir el yazması ile karşılaşıyoruz:

- 945 yılında (634)... Muhammed'in Arapları ile Romalıların arasında, Gazze'nin 12 mil doğusunda bir savaş oldu....

Aynı eser de:

- 4 Şubat 634 sabahın erken saatlerinde Bizanslılar ve Muhammed'in Arapları arasında bir mücadele başladı.

Ermeni Rahip Sebeos tarafından 660'lı (656-661) yıllarda yazıldığı ileri sürülen ve Ermenice yazılmış olan döküman da, beşinci yüzyılın sonundan başlayıp, 661'e kadar Araplar ve Yahudiler arasındaki ilişkiler anlatılmaktadır. Hz. Muhammed'in adı bu kaynakta "Mamet" olarak geçmekte ve Emevi Halifesi Muaviye'nin zaferi üzerine, Muhammed'in ağzından şöyle seslenmekte Sebeos:

- Siz İbrahim'in çocuklarısınız ve Tanrı, İbrahim ve onun soyuna verdiği sözü sizinle yerine getirmek istiyor. İbrahim'in Tanrısını sevin ve babanız İbrahim'e verilen bu toprakları, gerekirse, mücadele ederek alın. Size kimse karşı koyamayacaktır, çünkü Tanrı sizlerle.2

Doğu Suriye'li bir Rahip tarafından kaleme alınan (670 - 680) metin de, Arapların Bizanslılara karşı zaferi de şu sözlerle anlatılmaktadır:

Gerçekten, İsmail'in evlatlarının, iki krallık (Bizans ve Sasanlar) üzerine başardıkları zafer, aslında o güne kadar bunlara izin vermeyen Tanrı'nın zaferidir.Onun için bu zafer, Araplara değil, Tanrı'ya ait olan bir zafer. Bizim arayıp bulamadığımız İbrahim'in tapınağıdır burası. Şunu biliyoruz ki, İbrahim, zengin idi ve Kenanlıların arzularına uymak istemediği için, yalnız kalmayı yeğledi. Bunun için çöllere göç etti. Çadırlarda yaşayanların adeti olduğu gibi oraya bir tapınak inşaa etti, bu tapınağın üzerinde ibadet etti ve kurbanlar sundu. O yer, bu yerdir. Bu yerde Araplar ibadet ederken yeni birşey yapmıyorlar, tam tersine onlar, ataları olan İbrahim'den öğrendikleri gibi ibadet ediyorlar. Kutsal krallığının başı dediğimiz Hasor (Kuzey Kenan) Araplara aittir. İbrahim'in dördüncü oğlunun isminden esinlenerek (Madian) bu yere Medine ismini verdiler. Bu yer "Yatrib" olarakta anılmakta.3

"Corpus Scriptorum Christianorum Orientalium" eseri de, Hz. Muhammed'i bir askeri lider olarak anlatır.

- İskenderin yılı 940'da Heraklius ve Bizanslılar Konstantinopel'e girdi. Muhammed ve Arapları'da güneyden yola çıkıp ülkeyi teslim almak istediler. 4

629 tarihinde, Kudüs yakınları, Mute Meydanında olan savaşa Hz. Muhammed katılmamıştı. Ancak, Bizans Kayseri Heraklios'a haber gönderen elçi,"Muhammed ve Arapları geliyor..." demesi ve kayıtlara böyle geçmesi düşünülebilinir.

Mezopotamya'da yaşamış olan Keşiş Yohannes bar Penkaye, kendi sözleri ile "Arapların hakimiyetinin 67'inci yılında", yani 686-687 yılında kaleme aldığı eserinde ( Ktaba d-reš melle) bize şu gerçek dışı bilgileri veriyor:

- Onlar (Araplar) Muhammed'in geleneğine öylesine sarılmışlarki, Onun (Muhammed'in) yasalarını kabul etmeyen ve emirlerini yerine getirmeyen herkesi ölüm cezasına çarptırıyorlar.5

Yine "Corpus Scriptorum Christianorum Orientalium" eserinde bulunan "Zuknin Kroniki de" :

O (Muhammed) onlara (Araplar'a) tek Tanrı'yı anlattı ve onlar ( Araplar) onun liderliği altında Bizans'a galip geldiler. Onlara , onların arzularına göre yasalar verdiği için, onu "Peygamber (orijinal metin de: nbîyâ)" ve "Tanrı'nın Elçisi (orijinal metin de:rasùlâ)" diye andılar.

Aynı Kronikin başka bir yerinde:

"Kan dökmeden, savaşmadan kazandılar...Onlara bu zaferi veren Tanrı'dır..."6

A. Palmer, sekizinci yüzyıldan kalan bir metnin parçasını tercüme ettiği bölümde:

- O (Muhammed) 932 (620-621) yılında dünyaya geldi ... yedi yıl hükmetti... deniyor.
Emevi Halifesi Muaviye'nin zamanında kaleme alınan ve Kilise konularını ele alan "Maronit Kroniklerin"de, Halife Ali ile alakalı şu kaynakların da yer alması oldukça ilginçtir:

- Ali, Muaviye'ye karşı savaşmak için tekrar hazırlıklara başladı, ama onlar onu Al-Hira'da ibadet ederken öldürdüler... 7

İspanyol kronikleri diye anılan ama aslında İspanya'ya ait olmayan, 8inci yüzyıla ait olan küçük bir metin de, Abdullah oğlu Muhammed'in, "büyük bir kabilenin soyundan" geldiğini ve "çok büyük bir alim" olduğu anlatılmaktadır. Ayrıca, Arapların onu "Havari" ve "Tanrı Elçisi" olarak kabul ettikleri için büyük bir saygı ve derin bir sevgi besledikleri dile getiriliyor.8

Yine yedinci yüzyılın ortalarında yazılmış olan başka bir metinde şöyle deniyor:

- O sapıtmışlar sizi aldatıyor: ne oluyorsa o sapkınların emirleri yüzünden oluyor. Bu gerçek değildir. Aslında Muhammed'in arapları, Tanrı'nın acı çektiğini ve öldüğünü söyleyenlere yardım etmiyorlar...9
Metnin orijinalinde geçen terim "Arabes Mohammetani"

Kaynaklar:
1) The Quest of Historical Muhammad, s. 32; Robinson, a.g.e., s. 49.
2) Bu vakayinâme F. Macler tarafından Historie d’ Heraclius başlığıyla Fransızca’ya tercüme edilerek 1904’te yayınlanmıştır. 1999 yılında da Armenian History Attributed to Sebeos adı altında Robert W Thomson, J.D.Howard-Johnston ve Tim Greenwood tarafından İngilizce’ye tercüme edilerek yayınlanmıştır.
3) Chronike Minora (SSCO, Scriptoris Syri III 4)
4) Corpus Scriptorum Christianorum Orientalium („Chronica minora“ III) / İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 17
5) Kitap X-XV: A. Mingana: Sources syriaques, Bab 14-15. Mosul 1908. Oriens Christianus 87 (2003)
6) Corpus Scriptorum Christianorum Orientalium
7) Maronit Kronikleri A. Palmer
8) Claude Cahen, Note sur l'accueil des chretiens d'Orient a l'islam 53. 1954
9) Iso'yahw Patriarche III., Liber Epistularum, Ingilizceye tercüme R. Duval (CSCO, Vol:11. Scriptorus Syri Tomus II), 97
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
14,395
Tepki puanı
1,094
Düşünce
Sünni
Peygamber diye empoze edilen kişilerden hiçbirinin yaşadığına dair,bugün elimizde bilimsel anlamda bir veri YOK..!
Haklısınız. Kendine vahyolan sözde kitap dahil, yaşadığı dönem dahilinde hakkında hiçbir yazı, eser, iz bulunamayan kişi yok hükmündedir. Evet Muhammed yoktur.
Muhammed diye birinden bahseden İslam dışı kaynakları nereye koyacağız?

Abbasiler döneminde basılan sikkenin üzerinde 77 yılına ait olduğunu yazdığını ve 77 hicri yıl geriye gidince hicret tarihine geldiğimizi nereye koyacağız?

Muaviye döneminden kalma kitabelerde daha önce hiç kullanılmayan Emirel Müminin ifadelerini nereye koyacağız?

Hz Ömer döneminden kalan kitabelerde besmele olmasını nereye koyacağız?
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
14,395
Tepki puanı
1,094
Düşünce
Sünni
Peygamber diye empoze edilen kişilerden hiçbirinin yaşadığına dair,bugün elimizde bilimsel anlamda bir veri YOK..
Haklısınız. Kendine vahyolan sözde kitap dahil, yaşadığı dönem dahilinde hakkında hiçbir yazı, eser, iz bulunamayan kişi yok hükmündedir. Evet Muhammed yoktur.
4000 YILLIK PAPİRÜS

Tarih 1828'di.. Mısır'da bir papirüs bulundu.. MÖ 1600'lü yıllara aitti.. Papirüs'ü İpuwer isimli bir Mısırlı yazmıştı.. 1909 yılında çevrildi.. Yazılanlar inanılmazdı..



1580756108809.png






Mısır'daki kıtlık, kuraklık ve felaket dönemini anlatıyordu.. Nehirlerden kan akmıştı.. Sular zehirlenmişti.. Gökyüzü karalara boyanmıştı.. Mısır yerinden sarsılmış, büyük yangınlar çıkmıştı.. Kurbağalar, çekirgeler heryeri sarmıştı.. Tarlalarda ekinler mahvolmuştu..

İsrailoğullarının Mısır'dan çıktığı dönemden söz ediyordu..

“Biz de onların üzerine ayrı ayrı mucizeler olarak tufan, çekirge, kımıl (haşereler), kurbağalar ve kan gönderdik. Yine de büyüklük tasladılar. Ve suçlu bir topluluk oldular."

"Üzerlerine azap çökünce: 'Ey Musa! Sana verdiği söz hürmetine bizim için Rabbine duâ et. Eğer bu azabı bizden kaldırırsan, sana kesinlikle inanacağız ve İsrailoğullarını mutlaka seninle göndereceğiz.'

"Biz, geçirecekleri bir süreye kadar onlardan azabı kaldırınca, hemen yeminlerini bozdular.”
(Araf, 7/133-135)

Hz Yusuf meselesine bilimsel veriler ışığında bakalım:

İmhotep M.Ö.2600 lerde yaşamış Eski mısırlı bir vezirdir. İlk basamaklı piramidin mimarıdır. Filozof, din adamı ve hekimdir. Bilinenin aksine Hipokrat tan binlerce yıl önce, bu günkü anlamda modern tıbbın ilk uygulayıcısıdır. Mısır belgelerine göre rüya tabircisidir. Yedi yıl sürecek kıtlığı önceden bilmiş ve tedbir alarak halkının kıtlıktan zarar görmesini engellemiştir. Onbir kardeşi vardır. 110 yaşında ölmüştür. Bir rivayete göre ise öldürülmüş ve diri diri mumyalanmıştır.

Hz. Yusuf ise bir peygamberdir. Hz. İbrahim’in oğlu olan Hz. İshak’ın torunudur. Yani Hz. Yakup (İsrail)’un oğludur. Onbir kardeşi vardır. Mısırlılara satılmış köle olmuş ve rüyaları doğru yorumlayarak yedi yılık kuraklığı önceden bilmiş ve Firavunun veziri olmuştur. Hz. Yusuf da hekim, astronom ve mimardır. O da 110 yaşında ölmüştür.

Mümin suresi 34. Ayet meali: «And olsun ki, Yusuf da, daha önce, size belgelerle gelmişti. Size getirdiği şeylerden şüphelenip durmuştunuz. Sonunda Yusuf helak olunca, Allah onun ardından hiçbir peygamber göndermeyecek demiştiniz. Allah, aşırı şüpheciyi işte böylece saptırır.»

Bu ayette bu cümleyi söyleyen firavun ailesinden iman eden birisidir. Ve Hz. Musa’yı desteklemektedir.

Bu ayetin bütün meallerinde “helak” kelimesi hep “vefat” şeklinde verilmiştir.

Mümin süresi 34. Ayeti tetkik ettiğimizde Hz. Yusuf’un sadece İsrailoğulları’nın değil aynı zamanda Eski Mısırlılara da gönderilmiş bir peygamber olduğunu anlıyoruz. Ayrıca bu ayetten Hz. Yusuf’un normal olarak ölmediğini anlıyoruz. Hz. Yusuf’un helak olduğunu; yani kaza sonucu öldüğünü veya öldürüldüğünü anlıyoruz.

Bu bilgiler İmhotep in Hz. Yusuf olabileceği hakkındaki fikrimizi güçlendirmektedir.

En doğrusunu Allah bilir
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
14,395
Tepki puanı
1,094
Düşünce
Sünni
Peygamber diye empoze edilen kişilerden hiçbirinin yaşadığına dair,bugün elimizde bilimsel anlamda bir veri YOK..!
Haklısınız. Kendine vahyolan sözde kitap dahil, yaşadığı dönem dahilinde hakkında hiçbir yazı, eser, iz bulunamayan kişi yok hükmündedir. Evet Muhammed yoktur.
Naram Sin milattan önce 2254-2218 yılları arasında hüküm sürmüş bir Akad kralı- imparatorudur. Tarihte imparator unvanını alan ilk kraldır. Namı “Dünyanın dört tarafının kralı” dır. Kendisi peygamber kraldır. Birçok çeviride sanırım yetersiz bilgiden veya kasıttan dolayı “tanrı kral” gibi çeviri yapılmaktadır.

Kuran’da Kehf suresi 84. Ayetin devamında Zülkarneyn için “Ve ona her şeyden bir sebep verdik” denmektedir. Yani Zülkarneyn ’ne harita dışında başka araç ve gereçler de verilmiş demektir.

Bu arada Hadid suresi 25. Ayetten de bahsetmek gerekir.

Hadid suresi 25. Ayet:

لَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَأَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْمِيزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ وَأَنْزَلْنَا الْحَدِيدَ فِيهِ بَأْسٌ شَدِيدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللَّهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِ إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ (25)

Lekad erselnâ rusulenâ bil beyyinâti ve enzelnâ meahumul kitâbe vel mîzâne li yekûmen nâsu bil kıst(kıstı), ve enzelnâl hadîde fîhi be’sun şedîdun ve menâfiu lin nâsi ve li ya’lemallâhu men yansuruhu ve rusulehu bil gayb(gaybi), innallâhe kavîyyun azîz (azîzun).

Biz resullerimizi açık delillerle göndermiştik ve insanların standardı yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve ağırlık oluşturanı (ağırlık birimini) indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah’ın dinine ve resullerine görmeden yardım edenleri belirlemesi içindir. Kesinlikle Allah yaptırım güçlü, kuvvetlidir.

Ayetin başında standart ağırlık biriminden bahsedilmektedir. Bu peygamberler kimlerdir? En azından birinin kim olduğunu söyleyebilirim. Bu peygamber, Zülkarneyn yani Naram Sin’dir. Çünkü aşağıda göreceğimiz gibi, tarihte ilk kez standart ağırlık oluşturan birimi uygulayan kişi Naram Sin’dir.

Bu gün kullandığımız ağırlık birimimiz gramdır ve bu kelimenin Yunanca olduğu düşünülmektedir. Bir gram, bir santimetre küp suyun ağırlığına eşittir. Bir kilogram ise bir litre suyun ağırlığına eşittir. Tarihte ilk kez suyun ağırlığını standart olarak alan ve bunu tartı ağırlık ölçüsü, ağırlık birimi olarak kullanan Akad kralı Naram Sin’dir. Bu birimin ismi de gur-küptür. Gram küpe ne kadar benzediği sizin de dikkatlerinizden kaçmayacaktır. Aslında Yunanlılar bu birimi ve yöntemi Akadlardan almışlardır.

Bu ayet bizim Naram Sin’in Zülkarneyn olabileceği düşüncemizi kuvvetlendirmektedir. Ayrıca Naram Sin’in yani Zülkarneyn’in bir resul olduğunu ispat etmektedir.

Akadlar ise semitik bir kavimdir. Kısacası Arapların atalarıdır.

Naram Sin isminin anlamı “Sin’in sevdiği” demektir. Sin, o dönemde her şeyin yaratıcısı olan Tanrı, Allah anlamındadır. Aslında Naram Sin tek bir yaratıcıya inanan dindar biridir. Bu nedenle diğer putperest ibadetlerine karşı çıkmış ve onları ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Benim anladığım kadarıyla tam bir müslümandır. Fakat sonradan yazılan birçok tablette veya çeviride sanki putperest gibi anlatılmaya çalışılmıştır. Ölümünden sonra putperestlere karşı gösterdiği çabalar nedeni ile kötülenmiştir (The curse of Akkad ) (Wikipedia contributors. "Naram-Sin of Akkad." Wikipedia, The Free Encyclopedia. Wikipedia, The Free Encyclopedia, 11 Mar. 2016. Web. 24 Mar. 2016.)

Akad laneti tabletlerinde, putperestler başlarına gelen kötü olaylara Naram Sin’in putlara karşı kötü davranmasının neden olduğunu anlatmaktalardır.

Tarihi kaynaklarda taktığı iki boynuz şeklinin hilali, yani Sin denen yaratıcı tanrıyı ifade ettiği tezi mevcuttur. Bu iki boynuz aynı zamanda ilk imparatorluk tacıdır. Daha sonraki krallar ve imparatorların taç giymesinin de bundan kaynaklandığını düşünenler vardır. Çünkü yaratıcı Tanrı adına yönetici olmayı, İlahi halifelik görevini ifade etmektedir. İşte bu nedenle ayette “zu karneyn (iki boynuz sahibi)” denmeyip, “Zu el karneyn (iki boynuz sahibi, Taç sahibi)” denmektedir.

Naram Sin’den bahsetmişken onun çok büyük bir hayranı olan Asur’un son krallarından Nabonidus’tan da bahsetmek gerekir. Bu kral milattan önce 556-539 yılları arasında yaşamıştır. Çok ilginç bir kraldır. İsmi aslında “Nida Eden Nebi” anlamına gelmektedir. Yakaran peygamber anlamındadır. Vücudunda yaralar olan hasta bir kraldır. Krallığını on yıllığına oğluna bırakmış, tedavi amacıyla Arabistan’daki Teyma şehrine yerleşmiştir. Bazı rivayetlere göre ise Medine şehrine yerleşmiştir. Çünkü o dönemde bu bölgeler yalnızca Sin, yani yaratıcı Tanrı’ya tapanların (Haniflerin) tapınaklarının olduğu bölgelerdir. Nida Eden Nebi de sadece yaratıcı tanrı olan Sin’e kulluk etmeye çalışan biridir. Hatta kralken bile halkın tanrısı olan Marduk ve diğerlerine tapmayı reddetmiştir. Nida Eden Nebi, Naram Sin’in çok büyük bir hayranıdır. Onun antik sarayını buldurmak için arkeolojik kazılar yaptırmış ve yaşadığı zamanı hesaplattırmıştır. Bu nedenle arkeolojinin babası olarak kabul edilmiştir. On yıl sonra iyileşerek ülkesine dönmüştür. Fakat nihai akıbeti tam olarak bilinmemektedir. Kuran’da bahsedilen Eyüp peygambere benzemektedir. Ben bunların yani Asurluların Kuran’da bahsi geçen Sabiiler olduğunu düşünüyorum. Budizm’in kurucusu Gotama Buda ile bir bağlantısının olabileceğini de düşünüyorum. Çünkü kişisel özellikleri ve yaşadıkları zaman dilimi aynıdır. Ayrıca Nabonidus’un Pers işgalinden sonra bugünkü İran’ın Kermanya bölgesine gönderildiği yönünde veriler mevcuttur.(Wikipedia contributors. "Nabonidus." Wikipedia, The Free Encyclopedia. Wikipedia, The Free Encyclopedia, 1 Feb. 2016. Web. 28 Mar. 2016.)"

En doğrusunu Allah bilir.
 

Ahlaksız

lll ☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
1,746
Tepki puanı
1,400
Düşünce
Ateist
İslam peygamberi Muhammed haşimoğullarındandır ve Mekke'de kafirlerle savaşmıştır;
https://tr.wikipedia.org/wiki/Haşimoğulları
Yahudi Haşmonayim ailesinden Matatyahu'da kafirlere (yunanlılara) karşı savaşmıştır;

Antiocus tarafından kısıtlanan Yahudi ibadetleri dindar bir Yahudi olan Haşmonayim ailesinden Matatyahu, Yunan emperyalizmine karşı çıkmış ve onların, tapınmaya değer görmediği tanrılarını reddetmiştir.Bu reddediş aynı zamanda bir ayaklanmaya da ön ayak olmuştur. Matatyahu ve taraftarları uzun süredir düşmanlık besledikleri birkaç Helenist
Yahudiyi öldürerek uzun bir müddet ortadan kayboldular. Ölümün oradından b.c 166'da oğlu Yahuda Makkabi, dindar Yahudileri yanına alarak Slevekos hanedanlığına karşı ayaklandı ve o koşullarda ciddiye alınacak bir zafer kazanmış oldu.
HELEN YAHUDİLİĞİ:MAKKABİLER HAREKETİ isimli makale..Yazan,Umut ATASEVEN
Ayrıca;
https://tr.wikipedia.org/wiki/Makkabiler

Mekke'nin adının,Makaroba olarak tarihi kayıtlarda geçtiğini de not düşeyim..
Makkaba,Makoraba..!

Bir tarafta kafirlere karşı savaşan haşmonayim/makkabi Matatyahu,diğer taraftan kafirlere karşı savaşan haşimi/mekkeli Muhammed..

Tesadüf mü yoksa kopyala,düzelt yapıştır mı?🧐
 

Ahlaksız

lll ☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
1,746
Tepki puanı
1,400
Düşünce
Ateist
2005’te Christoph Luxenberg, erken dönem Hıristiyanlık çalışan Alman tarihçi Karl-Heinz Ohlig’in editörlüğünü yaptığı (şimdiye dek yayımlanmış) iki neşirden ilkine bir yazı yazdı. Bu yazıda Luxenberg şu iddiada bulunmaktadır: Kudüs’teki, 690’ların başında Halife Abdülmelik’in emriyle inşa edilen Kubbetü’s-Sahra’nın iç tarafındaki ilk kitabe “Muhammed onun kulu ve elçisidir” şeklinde okunmamalıdır. Aksine, buradaki “Muhammed” kelimesi “övülmüş” manasındaki lafzi anlamıyla ve Arap peygamberinden değil de [Hz.] İsa’dan bahseder şekilde anlaşılmalıdır.
Bu sebeple o ifadeyi şöyle okumalıyız: “Övülmüş onun Kulu ve Elçisi olsun.”
Kaynak;İslâm’ın Menşei Hakkında Yeni Oryantalist İddialar-Karel Steenbrink
Muhammed konusunda yapılmış en rasyonel açıklama bu gibi ama başka bir şey de olabilir..Mesela yahudiler için çok önemli birisi olan Musa bin Meymun,Musa peygamberi bir ''kanun koyucu'' olarak lanse etmiş..
İbranice ''kanun koyucu'' anlamına gelen kelime de MEHOGEG..

Muhammed kelimesine benzemiyor mu?
Bu ibranice kelime üzerinden işlem yapılmış olamaz mı?
Muhammed'de sonuçta Musa gibi bir kanun koyucu değil mi?
 

Ahlaksız

lll ☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
1,746
Tepki puanı
1,400
Düşünce
Ateist
Apokrif Nikodemus incili 1.bölümde çarmıhtan bahsediliyor..
4.ayette yahudiler şöyle bağırmışlar;
''Hosanna membrone baruhamma adonay''
Pilatus,ibranice bu sözleri çevirin bakayım demiş..Şöyle çevirmişler;
''Yüksekte olan bize yardım et!Övgü,Allah'ın adıyla gelene olsun''

Ben burada geçen ''hamma'' ifadesinin ''övgü'' anlamına geldiğini düşünüyorum..Hani oryantalistler ''muhammed'' kelimesini ''övülmüş'' diye anlıyorlar ya,buradan yola çıkarak böyle bir şey düşünüyorum..
İsa ya da beklenen mesih için (Allah'ın adıyla gelene diyor ya..!) ''övgü'' kelimesinin kullanılması,sonrasında sikkeler veya Kubbetüs Sahra üzerinde ''muhammed'' ifadesinin İsa için kullanılması,uyumlu/tutarlı gözüküyor..
Muhammed kelimesi ''hamd'' kökenli değil de,bu apokrif incilde kullanıldığı gibi ibranice ''hamma'' kelimesinden kaynaklanıyor gibi..
 

Ahlaksız

lll ☆☆☆☆
Yazar
Mesajlar
1,746
Tepki puanı
1,400
Düşünce
Ateist
Muhammed kelimesi hakkında,çok önemli bir alıntı yapacağım;

Yahudilere göre ise, ilk Yahudi-Hıristiyanlar başta olmak üzere İsa'ya tabi olan herkes minim idi. Yahudi rabbani literatüründe bu terimden türetilmiş olan birkat ha-minim ifadesi 'rafizilere lanet olsun' anlamında sinagoglardaki ibadetlerde M. 80'lerden
önce bile kullanılmaya başlanmıştı.Yahudi rabbani geleneğe göre, M.70'te Yeruşalim'in Romalıların eline geçtiği dönemde,bazı Yahudi liderleri ve Ferisiler, Yavneh'de toplanıp, Yahudiliğe ait olmadığını düşündükleri hususları dışlayarak Yahudiliğin inanç esaslarını tekrar tanımlamaya çalışmışlardır. Bu toplantı sonunda ortaya daha sonraları "Onsekiz Dua" ( eighteen benedictions) denilen bir liste çıkmıştı. Bu toplantıdaki kararların en önemlisi, hiç bir rafızi grubun sinagog ibadetine kabul edilmemesini belirleyen bir düzenlemeydi. Bu husus, Yavneh konsilinde karara bağlanmıştı.Bu onsekiz duadan bir tanesi de birkat ha-minim ifadesiydi.Rafıziler için kullanılan minim kelimesi yanında sinagog ibadetinde kullanılan bir diğer terim de meshummad kelimesidir ki genellikle İslami literatürde mürted kavramına karşılık gelir. Bu kavram günümüzde Yahudiler tarafından Musevi Hıristiyanları için kullanılmaktadır.
Kaynak;İLK RAFIZİ HIRİSTİYAN KİLİSESİ MARKUNİLİK-BÜLENT ŞENAY

Şöyle açıklayayım;
Yahudiler,yahudi oldukları halde hristiyan olanlara,yahudilik/musevilik dinini terk ettikleri için MESHUMMAD demişler..İslam dinini terk edenlere,müslümanlar ''mürtet'' diyor ya,yahudilik dinini terk edenlere de MESHUMMAD denmiş işte..

Müslüman kelimesinin ''dönmek'' ya da ''terk etmek'' manasına geldiğini açıklamıştım;
Ne ilginçtir ki,müslüman kelimesine verilen anlamla,meshummad kelimesine verilen anlam aynı..
İsa'nın da yahudilik dinini terk eden birisi olduğunu hatırladığımızda,İsa'nın da bir meshummad olduğu ortaya çıkar..
 

Son konular

Son mesajlar

Üst