Nasil Agnostik Oldum?

Turanizhm

Süresiz Yasaklı
Mesajlar
109
Tepki puanı
71
Düşünce
Bağımsız
Merhaba, bu gün Nasıl Agnostik Olduğumdan bahsedeceğim.

Öncelikle, Cinleri reddettim, çünkü bu cinleri ne görebilirim, ne hissedebilirim, ne kanıtlayabilirim.
Sonrasında Cinleri reddediyorsam ve Cinlerle ilgili bilgi Kur'an yazıyorsa, Kur'anda başka şeylerde yanlış olabilir mi? Diye düşündüm. Ve Kur'an da Okyanusların karışmadığından bahsedilmektedir. Bilmeyenler Rahman 19 ve 20 ve Furkan 53'e bakabilir.

Ve bunun yalan olduğuna vardım. Bu sitede ispatı bulunmakta.

Sonrasındaysa dinleri reddettim. Çünkü islamda inanılan kitabın, gerçek olmadığına varmıştım. Zaten hristiyanlıkta incilin değiştirildiğinden eminim. Satanizmde ise Şeytana tapmak tamamen saçma geldi.

Ve ben Deistim dedim. Sonrasında dedimki, Tanrıyı ispatlayabilir miyim? Ama ispatlayamıyacağımı düşündüm. Peki, yokluğunu ispatlayabilir miyim? Gine hayır.
Bilgisizlikten olabilceğini düşündüm uzunca bir araştırma yaptım. Ve en sonunda anladım ki, 1000 yılda geçse, evrenin her şeyini bilsek bile, kesin bir sonuca varamayacağımızı fark ettim.

Benim Agnostik olma serüvenim böyleydi, herkes fikrini belirtirse sevinirim :)
 

Retrospective

lll ☆
Geliştirici
Mesajlar
4,347
Tepki puanı
3,423
Düşünce
Ateist
Her şey bu kadar mıydı? Tanrı olgusu ve anlayışı üzerine hiç düşündün mü? Tanrı olsaydı ne olurdu, sınırlı veya sınırsız güçte olsa ne gibi şeyler gerçekleşirdi gibi şeyler mesela.

Sadece ispat yönlü bakmamak lazım. İşin eğlencesi orada değil.
 

Yoh Asakura18

☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
1,264
Tepki puanı
841
Düşünce
Agnostik
Öncelikle foruma hoş geldiniz.Ve Agnostik felsefi akımı bana da mantıklı geliyor.Tanrının varlığı yokluğu bilimsel olarak bilemeyiz.Ve sizin gibi dinleri,inançları sorgulayan kişileri de bu forumda görmek çok güzel.
 

AhmedKrm

Çaylak
Mesajlar
29
Tepki puanı
18
Düşünce
Sünni
Merhaba, bu gün Nasıl Agnostik Olduğumdan bahsedeceğim.

Öncelikle, Cinleri reddettim, çünkü bu cinleri ne görebilirim, ne hissedebilirim, ne kanıtlayabilirim.
Sonrasında Cinleri reddediyorsam ve Cinlerle ilgili bilgi Kur'an yazıyorsa, Kur'anda başka şeylerde yanlış olabilir mi? Diye düşündüm. Ve Kur'an da Okyanusların karışmadığından bahsedilmektedir. Bilmeyenler Rahman 19 ve 20 ve Furkan 53'e bakabilir.

Ve bunun yalan olduğuna vardım. Bu sitede ispatı bulunmakta.

Sonrasındaysa dinleri reddettim. Çünkü islamda inanılan kitabın, gerçek olmadığına varmıştım. Zaten hristiyanlıkta incilin değiştirildiğinden eminim. Satanizmde ise Şeytana tapmak tamamen saçma geldi.

Ve ben Deistim dedim. Sonrasında dedimki, Tanrıyı ispatlayabilir miyim? Ama ispatlayamıyacağımı düşündüm. Peki, yokluğunu ispatlayabilir miyim? Gine hayır.
Bilgisizlikten olabilceğini düşündüm uzunca bir araştırma yaptım. Ve en sonunda anladım ki, 1000 yılda geçse, evrenin her şeyini bilsek bile, kesin bir sonuca varamayacağımızı fark ettim.

Benim Agnostik olma serüvenim böyleydi, herkes fikrini belirtirse sevinirim :)
Aga seni görmuyorum sadece yazmışsin birşeyler sen o zaman robotsun veya yoksun.o denizlerin karışmama ayeti sanırım Hz. Musa'nın kızıldenizi ikiye yardığında oraların karışmaması idi pek hatırlamıyorum.En kısa sürede İslam'ı seçmen dileğiyle.
 

Turanizhm

Süresiz Yasaklı
Mesajlar
109
Tepki puanı
71
Düşünce
Bağımsız
Her şey bu kadar mıydı? Tanrı olgusu ve anlayışı üzerine hiç düşündün mü? Tanrı olsaydı ne olurdu, sınırlı veya sınırsız güçte olsa ne gibi şeyler gerçekleşirdi gibi şeyler mesela.

Sadece ispat yönlü bakmamak lazım. İşin eğlencesi orada değil.
Evet ancak bence asla kesin bir sonuca ulaşılamaz, ispat yönlü bakmazsakta sonucun kesin olmayacağını düşünüyorum, Cevabınız için teşekkürler :)
 

llemar

Çaylak
Mesajlar
90
Tepki puanı
91
Düşünce
Ateist
Aga seni görmuyorum sadece yazmışsin birşeyler sen o zaman robotsun veya yoksun.o denizlerin karışmama ayeti sanırım Hz. Musa'nın kızıldenizi ikiye yardığında oraların karışmaması idi pek hatırlamıyorum.En kısa sürede İslam'ı seçmen dileğiyle.
Dininle ilgili bir bok bildiğin yok. Daha ayetleri tam bilmiyorsun yorum yapıp milletin kafasını bari bocalama. Allahın kızar sana bak haaaa!!
 

AhmedKrm

Çaylak
Mesajlar
29
Tepki puanı
18
Düşünce
Sünni
İspatlarsın. Çünkü tanrı olanaksızdır. Olanaksız bir şeyin olması olasılığı bulunmaz. Bu şekilde ispatlanır.
Ee, sen niye Ateist'sin o zaman? Tanrının var olduğunun ve tanrıdan gönderilmiş denilenlere bakarsak çok daha fazla; yani senin mantığınla tanrı var.Tanrı'dan gönderilmişlere bakacak olursak hepsi tutarlı.Ateist argümanlara bakacak olursakda yoktur.Yani Ateist kitabı diye birşey yok.Ateistliğin sırtı bilimsellik ve mantık'dan geçer değil mi? Ve bilimsellikte arada-bir kendiyle çarpışır. Veya geçmişte yanlış bilinen birşey ileride doğru olduğu ortaya çıkar.Müslümanlık'ta ise 1 kere gelip bitmiş (Kuran'dan bahsediyorum) ve hiçbiri birbiriyle çarpışmıyor.Aksine örtüşüyor.(Sözde çelişkilerde genellikle ya yanlış çevrimden, yada özne verilmediği için yanlış algılanıyor)
 

DemoKratos

V ☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
7,607
Çözümler
1
Tepki puanı
4,947
Düşünce
Ateist
Ee, sen niye Ateist'sin o zaman?

Kusura kalma, ne dediğin anlaşılmadığı ve anlaşılan kadarı son derece saçma olduğu, yok Kuran'da çelişki yokmuş da filan gibi temelsiz uydurmalara dayalı olduğu için yanıt verecek bir durum göremedim.

Siz nasıl bu kadar safsınız? Siz saf olduğunuz için mi inanıyorsunuz yoksa inanç mı beyninizi uyuşturuyor? Bana ikisi birden doğru geliyor.
 

bilgelikyolunda

ll ☆
Yazar
Mesajlar
15,828
Tepki puanı
1,239
Düşünce
Sünni
Öncelikle, Cinleri reddettim, çünkü bu cinleri ne görebilirim, ne hissedebilirim, ne kanıtlayabilirim.
Öncelikle foruma hoşgeldiniz.

Bilimsel olarak kainatın %95i hakkında hiçbir fikrimiz olmadığı ortadayken cinlerin yokluğuna kesin olarak ulaşamazsınız.
Kur'an da Okyanusların karışmadığından bahsedilmektedir. Bilmeyenler Rahman 19 ve 20 ve Furkan 53'e bakabilir.

Ve bunun yalan olduğuna vardım. Bu sitede ispatı bulunmakta.
"Yüzey gerilimi" adı verilen fiziksel bir kuvvet nedeniyle, komşu denizlerin sularının karışmadığı ortaya çıkmıştır. Denizlerin farklı yoğunluklarından kaynaklanan yüzey gerilimi, âdeta bir duvar gibi sularının birbirine karışmasını engeller. (Richard A. Davis, Principles of Oceanography, Addison-Wesley Publishing Company, Don Mills, Ontario, ss. 92-93)

Fırat ve Dicle gibi büyük tatlı suların Fars Denizi’ne döküldüğü ve dökülen tatlı suların, deniz suyu ile uzun süre karışmadığı belirtilen Basra Körfezi’ndeki, Şattü’l-Arap mevkii ve Nil’in, Akdeniz’e döküldüğü yer de örnek verilebilir. Missisipi ve Yang-Çe gibi yüksek debili nehirler de aynı özelliği gösterirler. Onların tatlı suyu ile denizin tuzlu suyunun karışması bâzen deniz kıyısından çok içeride meydana gelir.

Eğer farklı tuzlu denizler birbirine karışsaydı, şuan dünyadaki açık denizlerin büyük çoğunluğu eş tuzluluk oranına sahip olurdu zira dünya öyle 10-20 yıllık bir yapı değil, milyar yıllık bir yapı. Çoktan stabil seviyeye gelmeliydi.

Ayrıca, kutuplardan ekvatora uzanan ve binlerce su altı canlısının yaşamasına neden olan akıntılar da bu fenomen ile açıklanmaktadır. Yani iyi ki karışmıyor!
Tanrıyı ispatlayabilir miyim? Ama ispatlayamıyacağımı düşündüm. Peki, yokluğunu ispatlayabilir miyim? Gine hayır.
Bilgisizlikten olabilceğini düşündüm uzunca bir araştırma yaptım. Ve en sonunda anladım ki, 1000 yılda geçse, evrenin her şeyini bilsek bile, kesin bir sonuca varamayacağımızı fark ettim.
Sebepler sonsuza kadar geri götürülemez. Çünkü bu durumda en sondaki sonucun oluşması için sonsuz sebebin gerçekleşmesi gerekirdi. Bu da hiçbir zaman mümkün olmayacağı için en sondaki sonuç hiçbir zaman ortaya çıkamazdı. Demek ki sebepler sonsuza kadar geri götürülemez, bir ilk sebep olmalı.

İlk sebep varsa o ilk sebebin bir sebebi yok, o ilk sebebin varlığı kendinden ve o ilk sebebin öncesi yok yani ezeli.

İşte o ilk sebep neyse Yaratıcı odur ve buradan anlıyoruz ki Yaratıcının varlığı kendindendir, Yaratıcı ezelidir ve madde termodinamiğin ikinci yasasına göre madde ezeli olamayacağı için Yaratıcı madde ötesidir.

Gördünüz mü mevcut bilimsel veriler ışığında işletilen mantık kuralları bize Yaratıcının kesin var olduğunu söylüyor.

Yaratıcı irade sahibi olmasaydı kendini etkileyip bir şey yaratmasına sebep olacak hiçbir şey olmadığı için hiçbir şey var olmazdı. Bir şeyler var. Öyleyse Yaratıcı irade sahibi yani Tanrı.
 

Entropyy

lll ☆☆☆☆
Denetmen
Mesajlar
3,748
Tepki puanı
2,832
Düşünce
Ateist
Sebepler sonsuza kadar geri götürülemez. Çünkü bu durumda en sondaki sonucun oluşması için sonsuz sebebin gerçekleşmesi gerekirdi. Bu da hiçbir zaman mümkün olmayacağı için en sondaki sonuç hiçbir zaman ortaya çıkamazdı. Demek ki sebepler sonsuza kadar geri götürülemez, bir ilk sebep olmalı.

İlk sebep varsa o ilk sebebin bir sebebi yok, o ilk sebebin varlığı kendinden ve o ilk sebebin öncesi yok yani ezeli.

İşte o ilk sebep neyse Yaratıcı odur ve buradan anlıyoruz ki Yaratıcının varlığı kendindendir, Yaratıcı ezelidir ve madde termodinamiğin ikinci yasasına göre madde ezeli olamayacağı için Yaratıcı madde ötesidir.

Gördünüz mü mevcut bilimsel veriler ışığında işletilen mantık kuralları bize Yaratıcının kesin var olduğunu söylüyor.

Yaratıcı irade sahibi olmasaydı kendini etkileyip bir şey yaratmasına sebep olacak hiçbir şey olmadığı için hiçbir şey var olmazdı. Bir şeyler var. Öyleyse Yaratıcı irade sahibi yani Tanrı.

Yazmıştık:

Sebep sonuç ilişkisi insan deneyimine dayalıdır bunda yanlış var mı?

Sebep sonuç ilişkisi bildiğimiz varoluş kümesi olan, fizik kanunlarına uygun olarak devinen 3 uzay, 1 zaman boyutu içinde yer alan madde ve enerji için geçerlidir bunda yanlış var mı?

İnsan deneyimine dayalı sebep sonuç ilişkisine dayanarak, ilk sebep olmalı dersen o ilk sebebi varoluş kümesi içinde tanımlamış olursun bunda yanlış var mı?

Bu durumda ilk sebep bu kümenin kurallarına uygun olacak bir nedene sahip olmalıdır bunda yanlış var mı?

İlk sebep bu kümenin dışındadır dersen, bu durumda bu kümenin dışını tanımlaman ve sebep sonuç ilişkisini orada da ortaya koyman gerekecek bunda yanlış var mı?

Gördün mü mevcut bilimsel veriler ışığında işletilen mantık kuralları bize yaratıcıyı bulmak için sebepleri şeyinin keyfine göre organize edemeyeceğini gösteriyor. :)
 

PastayıSeven

Çaylak
Mesajlar
528
Tepki puanı
106
Düşünce
Bağımsız
Merhaba, bu gün Nasıl Agnostik Olduğumdan bahsedeceğim.
Yazdıklarınla beraber 7000 harfi geçtiğinden alıntı yaptığım yerleri sildim. Yine de sığmadığından diğer yorumlarda bölerek anlatacağım.
Bir zamanlar ben de cinler hakkında şüphe duymuştum. Lâkin Kur'an'da yazdığını görünce ve Kur'an'da da tonlarca mucize olduğunu görünce şüphem gitti. Okyanusların karışmaması konusunda da şuna bakabilirsin :
“Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir berzah/engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler.” (Rahman, 55/19-20)

Öncelikle şunu ifade edelim ki, Kur'an’ın her bir kelamı ve ayetinde üç hüküm sürekli olarak bulunur. Bu üç hükümü kabul etmek noktasında zorunluluk ölçüleri değişir ve itikatta hüküm buna göre şekillenir.

Birinci Hüküm: "Kur'an’ın içindeki kelam ve ayetler gerçekten Allah’ın ayeti ve kelamı mıdır?" diye bir önerme vardır. Burada ihtilaf ve ayrılık söz konusu değildir. Yani bütün tefsir alimleri Kur'an içindeki ayet ve kelamların Allah’ın olduğunda müttefiktir. Burası zaruriyattandır, herkes Kur'an’ın Allah kelamı olduğunu kabul etmek zorundadır. Bu hükümde ihtilaf caiz değil küfürdür.

İkinci Hüküm: Kur'an’ı Allah’ın kelamı olduğunu kabul ettikten sonra ikinci bir hüküm devreye girer. Bu da acaba "Allah’ın bu kelam ve ayette kast ettiği mana ve murat doğru ve hak mı dır?" Yani -haşa- "Allah acaba burada yanılmış olamaz mı?" diye bir soru sorulamaz. Sonsuz ilim sahibi ve hata ve kusurdan münezzeh olan bir Allah’ın yanılması ve batıl bir şey kast etmesi düşünülemez. Allah’ın bu kelamında kast ettiği bütün manalar hak ve doğru demek imanın bir gereğidir.

Üçüncü Hüküm: "Acaba Allah bu ayet ve kelamında hangi manayı kast ediyor?" Şayet bu kelamını başka bir kelamında izah ediyor isei onu kabul etmek zaruridir. Mesela, falanca surenin beşinci ayeti falanca surenin ikinci ayetinde izah ediliyor, o zaman biz bu ayeti kendi keyfimize göre yorumlayamayız, izah edilen ayetteki hüküm ve manayı kabul etmek farz olur. Ya da manası izah gerektirmeyecek kadar açıksa, aynen kabul etmek yine bize farz olur.

Ancak ayetin manası açık değilse, bir başka ayet ve hadiste de izahı yapılmamış ise, işte burada alim ve müfessirler kendi anlayış ve ilmine göre yorum yapabilirler. Tabi yapılan yorum ve tefsirler yine Arapça dil kurallarına ve tefsir usulune uygun olmak şartı ile makbul ve geçerlidir. Yani kimse keyfi olarak tefsir yapamaz. İşte bu kurallar ve usul içinde yapılan bütün birbirine zıt tefsirler caiz olarak kabul edilmiştir. Bir tefsirin diğer tefsire zıt olması günah da sayılmaz. Burada ihtilaf ve farklılık caizdir. Tarihte üç yüz bine yakın farklı tefsirin olması ve hepsinin de makbul alimlerce yazılması konuya ışık tutar. Müfessirlerin ihtilafının sınırları ve ölçüleri bunlardır.

Bu nedenle, başta mealini verdiğimiz ayete de birden çok anlam verilmiştir. Bilinen anlamıyla "iki denizin karışmadığı" anlamı ise bunlardan sadece biridir.

Buna göre, tefsir alimlerinin ayete verilen farklı manalar birer yorumdur. Eğer yapılan yorumlar doğruysa, ayetin manaları içine girer. Bir mucize olur. Eğer yorumlar henüz doğrulanmamışsa, iki ihtimal vardır:

- Ya henüz ilim o seviyeye gelmemiştir. İlimlerin gelişmesiyle bunlar tasdik edilecektir.

- Ya da bu kanaatler, bu yorumları yapanlara aittir. Kur’an ile ilgisi yoktur.

Öyleyse, bir alimin ayetle ilgili bir yorumuna bakarak hemen ayete itiraz etmek, hem ilmi araştırmaya hem de hak ve hakkaniyete uymaz.

Soruya gelince:

Birbirine açılan, fakat suları kesinlikle birbiriyle karışmayan denizlerin bu özelliği, okyanus bilimciler tarafından çok yakın bir zaman önce keşfedilmiştir. "Yüzey gerilimi" adı verilen fiziksel bir kuvvet nedeniyle, komşu denizlerin sularının karışmadığı ortaya çıkmıştır. Denizlerin farklı yoğunluklarından kaynaklanan yüzey gerilimi, âdeta bir duvar gibi sularının birbirine karışmasını engeller. (Richard A. Davis, Principles of Oceanography, Addison-Wesley Publishing Company, Don Mills, Ontario, ss. 92-93)

Elbette ki insanların, fizikten, yüzey geriliminden, okyanus biliminden haberdar olmadıkları bir devirde bu gerçeğin Kur'an'da bildirilmiş olması son derece dikkat çekici bir durumdur.

Ancak bu ve benzeri ayetlerde geçen "iki deniz" ifadesinden neyin kasdedildiği konusunda bir değil bir çok fikir ileri sürülmüştür:

Hasan-ı Basri ve Katade Hazeratına göre Akdeniz ile Basra Körfezi arası kasdedilmiştir... Bunu İmam-ı Taberî rivayet eder... Onlara göre engel dağ, taş, kara veya herhangi bir şey olabilir. Katade'ye göre bir denizin taşarak diğerine boşalmamasıdır.

Said bin Cübeyr ve Abdullah bin Abbas'a göre, göklerdeki deniz ile yerdeki denizdir. İmam-ı Taberî'nin tercihe şayan bulduğu görüş budur. Açıklaması aşağıda Elmalılı tarafından yapılacaktır kısaca.

Elmalılı merhum burada bazı tefsirlerden yaptığımız açıklamaları toplu şekilde izah etmektedir:

Evet iki denizi mercetti (salıverdi). Burada merc müteaddidir, salıverdi demektir. Bu da esas itibariye karıştırmak mânâsına gelirse de, bu ayrı bir kullanmadır. Bu iki deniz hakkında misal olmak üzere çeşitli yorumlar yapılmıştır.

Birincisi, Furkan Sûresi'nde geçen,
"O, iki denizi birbirine salmıştır. Bu, tatlı ve susuzluğu giderici; şu tuzlu ve acıdır. Ve ikisinin arasına birbirine kavuşmalarına engel olan bir perde koymuştur."(Furkân, 25/53)
âyetine mutabık olmak üzere biri tatlı diğeri acı iki derya denilmiş. Mesela Şap denizine Nil, Basra Körfezi'ne Dicle dökülmüş olduğu gibi, diplerindeki suların birbirlerine kavuşması ile beraber birden bire diğeri ile karışmaksızın bir hayli mesafeleri uzayıp giden büyük sularla temsil edilmiştir. Buradaki iltikâ (karşılaşma) fiilî olarak birbirine temas mânâsına gelmektedir. İltikâ, temas edecek şekilde yakınlık ve komşuluk olarak da yorumlanabilir. Bu, acı denizin altında veya yakınında yer alan su hazineleri şeklindeki düşünceye de uygun olabilir.

İkincisi, her ikisinin suyu da acı olmak üzere bir zamanlar Faris Denizi adı verilen Hint Okyanusu ile Rûm denizi denilen Akdeniz ile temsil edilmiştir ve aralarındaki engel Arabistan yarımadası veya karşılaşmak üzere bulundukları Süveyş engelidir. Buna göre: "O iki deniz, birleşeceklerdir." mânâsına da yorumlanabilir ki, bu da Süveyş kanalının ileride açılacağını göstermektedir.

"İkisinden de inci ve mercan çıkar." (Rahmân, 55/22)
âyeti de bu ikinci mânâya daha yakın bir anlam ifade etmektedir. Zira tatlı sudan inci ve mercan çıkması, biraz tevile dayalıdır.
 

PastayıSeven

Çaylak
Mesajlar
528
Tepki puanı
106
Düşünce
Bağımsız
Yazdıklarınla beraber 7000 harfi geçtiğinden alıntı yaptığım yerleri sildim. Yine de sığmadığından diğer yorumlarda bölerek anlatacağım.
Üçüncüsü, gök denizi ve arz denizi denilmiştir ki denizlerle, bulutlar veya daha geniş bir mânâ kasdedilmiş olabilir.

Dördüncüsü, yeri etrafından kuşatan dış denizle yerin kıtaları arasındaki iç deniz ki, bu iki deniz birbirine kavuşurlar. Yer, aralarında bir engel halinde kalır, böylece taşıp da o yeri istilâ edemezler.

Beşincisi, "maşrikayn ve mağribeyn" (iki doğu ve iki batı)(Rahman, 55/17) de geçtiği üzere acı, tatlı, iç dış, semavî ve arzî hatta hakikat ve mecaz her iki neviyle deniz de demek olabilir ki en genel anlamı budur. Bu suretle işarî mânâ olarak cismanî (maddi) âlem ile ruhanî (manevî) âlem anlamı da bulunabilir ki, aralarında mevcut olan berzah da hayal ve gölge alemi olmuş olur.

Ayette geçen berzah, esasen iki şey arasında bulunan engel ve ayırıcı sınır demektir. Coğrafya ıstılahında bilindiği gibi iki deniz arasında bulunan karaya denir. Berzah, burada ya bu anlamı ifade etmektedir ya da kudretten herhangi bir sınır mânâsınadır. Aralarında bir berzah bulunduğundan dolayı o iki deniz birbirine geçmezler. O berzahı, o haddi aşıp da diğerinin yerini işgal edecek, özelliğini ortadan kaldıracak bir zulüm ve tecavüz yapmazlar, yapmaya meydan bulmazlar. (Elmalılı Hamdi, Hak Dini, Rahman 19-20. ayetlerin tefsiri)
 

Science

☆☆☆☆
Ayrıldı
Mesajlar
1,677
Tepki puanı
836
Düşünce
Ateist

Son konular

Üst