Neden agnostik ateistim

_____

Süresiz Yasaklı
Mesajlar
11
Tepki puanı
3
Düşünce
Agnostik
Öncelikle eğer bir tanrı varsada evrene müdahale edemez çünkü kuantum fizigi evrene dışarıdan müdahale edilemeyeceğini kanıtladı ( bununla ilgili kaynak atcam yazmam uzun sürer) eğer varsa ancak evrenin başlangıcına sebep olmuş olabilir ki onda bile tanrı olmamış olabilir çünkü kuantum dalgalanma tanrı olmadan evren oluşturabilir tabi Bü tanrınin net olmadığı anlamına gelmez belki birsuru evren bazıları kuantum dalgalanmaya oldu bazılarını tanrı yarattı yada kuantum dalgalanma olabilir ama tanrı yarattı vb gibi şeylerde mümkün çünkü evrenin sadece yüzde 5 ini biliyoruz bukadar bilgiyle tanrınin varlığıyla ilgili kesin fikir sahibi olamazsınız dinlere gelirsek evrenin yaratilsa bile tasarlanamayacagi için din mümkün değildir ve dinlere baktığımızda zaten koskoca evreni yaratanın trilyonlarca gezegen içinden birinde ki bir canlı ya din göndermesi hiçbir kanıt göstermemesi ve inanmayani cehennemde yakması zaten mantık dışı tabi eğer tanrı ya kesin vardır ya kesin yoktur demek zorunda olsaydım yoktur u seçerdim çünkü tanrınin kanıtı yok ama kuantum dalgalanma in kanıtı var Bü durumda tanrı vardır cilarin tek savunması ya belki kuantum dalgalanma olabiliyor fakat tanrı evreni yarattiysa çok evren varsa bazıları dalgalanmaya bazıları tanrıyla oldu diyebilir fakat Bü agnostizm e girer fakat kesin vardır veya kesin yoktur demek zorunda olsaydık şeklinde dediğim için buda mümkün olamazdı ve teizm iman a dayanır Bü iman etmek olmadığı için arkadaş agnostik deist fakat bunu farketmeyen biri olmuş oluyor ( iman şüphesiz kabul etmek demektir) bazıları dicek ki kuantum dalgalanmaya neden olan nedir : siz ilk sebep kesin bir şekilde tanrı dır diyorsunuz ateistler ise hayır ilk sebep kesin bir şekilde kuantum dalgalanma yani iki tarafta kendi fikrindeki ilk sebep in ezeli olduğunu savunuyor şimdi ateistler dicek ki ozaman sen neden Ateist değil agnostik ateistsin çünkü yüzkere dediğim gibi evrenin sadece yüzde 5 ini biliyoruz buyuzden tanrı hakkında kesin karar vermek saçma ayrıca kuantum dalgalanmaya olabilir ama az bir ihtimal tanriylada olabilir yada çok evren vardır bazıları dalgalanmayla bazıları tanrıyla oluşmuştur bunu bilemeyiz ama tanrınin olmaması olmasından daha mantıklı iman birseye şüphesiz inanmak demektir ama benim deyimimle bir düşünceyi şüphesiz savunmak ben ne imanli ateistim ne imanli deistim nede imanli teistim ben agnostik ateistim ilk canlılara gelirsek dünyadaki ilk canlılar oparin haldane kuram ina göre kendi kendine olabilir miller deneyi kendi kendine aminoasit katalik gürültü deneyi ise kendi kendine protein ve canlı ( not tamamını okumayan ve tüm kaynaklara bakmayan müslümanlar yazmasın) kaynak : https://www.google.com/amp/s/evrimagaci.org/millerurey-deneyi-nedir-ne-degildir-85/amp
https://groups.google.com/forum/m/#!topic/turancatli/d7laPWdVqjo https://www.google.com/amp/s/evrima...el-tarihi-dunyada-yasam-nasil-basladi-457/amp https://khosann.com/insan-ve-dogada-evrimi-gosteren-5-kanit/ https://www.google.com/amp/s/evrima...ti-var-mi-evrimin-kanitlari-nelerdir-3180/amp
https://www.google.com/amp/s/evrimagaci.org/millerurey-deneyi-nedir-ne-degildir-85/amp
 

bilgelikyolunda

lll ☆
Yazar
Mesajlar
14,453
Tepki puanı
1,107
Düşünce
Sünni
Öncelikle eğer bir tanrı varsada evrene müdahale edemez çünkü kuantum fizigi evrene dışarıdan müdahale edilemeyeceğini kanıtladı ( bununla ilgili kaynak atcam yazmam uzun sürer)
Kaynağınızı nedir?
eğer varsa ancak evrenin başlangıcına sebep olmuş olabilir ki onda bile tanrı olmamış olabilir çünkü kuantum dalgalanma tanrı olmadan evren oluşturabilir
İlk sebep kuantum dalgalanma olamaz; çünkü evrenin oluşması için kuantum dalgalanmaya etki edecek farklı ortam koşulları olmalı. Kuantum dalgalanma ile oluşan şeyler normalde tekrar yok olur. İlk sebep kuantum dalgalanma olsaydı kuantum dalgalanmadan başka hiçbir şey var olamazdı. Demek ki kuantum dalgalanma ilk sebep değil, yani ezeli yaratıcı kuantum dalgalanma olamaz. İşte kuantum dalgalanma haricinde ne olduğunu bilmediğimiz ve tanımlayamadığımız ilk sebep neyse ezeli olan, madde olmayan Yaratıcı odur.

Linki incelerseniz aynen şöyle yazıyor:

"Kuantum Fiziği dahilinde Kuantum Dalgalanma (veya Kuantum Çalkalanma, İng: "Quantum Fluctuation"), uzayın belli bir noktasında, Werner Heisenberg'ün tanımladığı Belirsizlik İlkesi dahilinde, enerji miktarındaki geçici değişmedir. Bu olay, enerji korunumu ilkesinin ihlal edilebileceğini göstermektedir. Ancak bu ihlal; sadece çok küçük zaman aralıklarında olabilmektedir.

Buna rağmen fizikçiler, bu ihlalin yapıldığı anda var olan koşullara bağlı olarak sürenin uzatılabileceğini ve hatta, Evren'i yaratabilecek bir baloncuğun yoktan oluşup genişleyebileceğini ileri sürmektedir." diyor. Normalde çok küçük zaman aralığında olan şeyin süresini uzatan sebep nedir? Bu değişim dışarıdan bir müdahale ile olduysa demek ki kuantum dalgalanmaları haricinde bu dalgalanmalara etki eden bir sebep var, öyle değil mi?
Aşağıdaki linkte konu edilen bilimsel makalede aynen şöyle diyor:

"Özet olarak, bu makalede evrenin hiçlikten, kendi kendine (spontane olarak) yaratılabileceğinin matematiksel bir kanıtını sunduk. Küçük bir gerçek vakum balonu, metadengeli sahte vakumda meydana gelen bir kuantum dalgalanmayla yaratıldığında, eğer ki düzenleme faktörü p, -2'ye ya da 4'e eşitse eksponansiyel olarak (giderek hızlanan biçimde) genişleyebilir. Bu sayede, erken evren geri döndürülemez biçimde var olur. Burada, kuantum potansiyelinin, baloncuğun eksponansiyel olarak büyümesi için gereken gücü verdiğini gösterdik. Dolayısıyla, erken evrenin doğumu, tamamen kuantum mekanizmaları tarafından belirlenmektedir.

Kişi; zaman, uzay ve maddenin erken evren içinde hiçlikten nasıl var olduğunu sorabilir. Baloncuğun eksponansiyel genişlemesiyle, uzay ve zamanın oluşacağı şüphesizdir. Heisenberg'ün Belirsizlik İlkesi'ne göre, kuantum dalgalanmaları sonucu sanal parçacıklar oluşacaktır. Genel olarak konuşacak olursak, sanal bir parçacık, doğumundan hemen sonra yok olacaktır. Ancak tek bir çifte ait 2 sanal parçacık, yok oluşlarından hemen önce, baloncuğun eksponansiyel genişlemesi nedeniyle ayrılabilir. Bu nedenle, vakum balonu eksponansiyel olarak genişlerken büyük miktarda gerçek parçacık oluşur. Baloncuğun eksponansiyel genişlemesiyle oluşan parçacık yaratılışının karmaşık matematiksel hesaplamalarını, ilerleyen çalışmalarımızda göstereceğiz"


Şimdi soru şu:

Normalde düzenleme faktörü p, -2'ye ya da 4'e eşit olmadığı için sanal parçacıklar doğumlarından hemen sonra yok olmaktadır. Peki ne oldu da düzenleme faktörü -2 ya da 4 oldu ve sonuç olarak evren oluştu?

Buna sebep Yaratıcıdır deyip kestirip atmıyorum. Kuantum dalgalanma haricinde ortamda başka şey/şeylerin de mevcudiyetini gösterdiği için kuantum dalgalanmaya ezeli ilk sebep diyemeyeceğimizi gösteriyorum.
Sebepler sonsuza kadar geri götürülemez. Çünkü bu durumda en sondaki sonucun oluşması için sonsuz sebebin gerçekleşmesi gerekirdi. Bu da hiçbir zaman mümkün olmayacağı için en sondaki sonuç hiçbir zaman ortaya çıkamazdı. Demek ki sebepler sonsuza kadar geri götürülemez, bir ilk sebep olmalı. Bunda yanlış var mı?

İlk sebep varsa o ilk sebebin bir sebebi yok, o ilk sebebin varlığı kendinden ve o ilk sebebin öncesi yok yani ezeli. Bunda yanlış var mı?

İşte o ilk sebep neyse Yaratıcı odur ve buradan anlıyoruz ki Yaratıcının varlığı kendindendir, Yaratıcı ezelidir ve madde termodinamiğin ikinci yasasına göre madde ezeli olamayacağı için Yaratıcı madde ötesidir. Bunda yanlış var mı?

Gördünüz mü mevcut bilimsel veriler ışığında işletilen mantık kuralları bize Yaratıcının kesin var olduğunu söylüyor.
evrenin yaratilsa bile tasarlanamayacagi için din mümkün değildir
Sonsuz ilim sahibi bir Yaratıcı evreni şuandaki halinde olacak şekilde tasarlayabilir ama dinin evrenin tasarlanıp tasarlanmamasıyla alakası yok. Bir Yaratıcı varsa evreni ve bizi neden yarattığını, bizden ne istediğini söyleyebilir. İşte buna din denir.
 

bilgelikyolunda

lll ☆
Yazar
Mesajlar
14,453
Tepki puanı
1,107
Düşünce
Sünni
ilk canlılar oparin haldane kuram ina göre kendi kendine olabilir
Canlıların ortaya çıkması gibi geçmişte meydana gelmiş hâdiseleri gözlemleyemeyeceğimiz için, elbette hipotez doğrudan test edilemez; ancak olabilecek hâdise hakkında hipotetik senaryolar yazılabilir ve lâboratuvar deneyleri düzenlenebilir.

Bu deneyler, canlıların ortaya çıkışına dâir doğrudan bir müşahede imkânı veremez. Sadece canlılar ortaya çıkmadan önce Dünya üzerinde ne gibi bileşiklerin oluşmuş olabileceği ve bu bileşiklerin biyolojik açıdan önemli bileşikler olup olmayacağı konusunda bir fikir verebilir.

Ortamda oksijen olmadığı sürece, basit yapıtaşları olan aminoasitleri üreten reaksiyonlar, lâboratuvarda kolaylıkla meydana gelir; ancak bunlardan proteinler ve DNA'nın meydana gelmesi için gerekli olan reaksiyonlar lâboratuvarda meydana gelmez. Aslında, bu makromoleküller, şimdiye kadar yapılan hiçbir deneyde üretilmemiştir. Buna ek olarak, ilkel olduğu iddia edilen atmosferi temsil eden deneylerin temelinde yatan faraziyelerin problemli olduğu da ispatlanmıştır. Bu tarz deneylerin en önemli hususiyetinin "hayat öncesi şartlarını gerçekçi" olarak tekrarlaması olmalıdır; ancak birçok deney bu konuda başarısızdır.

Dünya'nın ilk zamanlarında nasıl atmosferler olabileceğine dâir hazırlanan bütün deneylerde, çözünmüş veya gaz hâlindeki serbest oksijen deneylere dâhil edilmemiştir. Bunun sebebi, oksijenin, aktif olarak kimyevî reaksiyonların organik bileşikler üretmesine engel olmasıdır. Organik bileşikler oluşmuş olsa bile, serbest oksijen onları, oksidasyon denilen bir süreç içinde derhal parçalar.

Ancak, bilim adamları şu anda, en erken zamanlarından bu yana, Dünya'nın atmosferinde önemli miktarda oksijen bulunduğuna dâir güçlü jeolojik delilere sahiptirler. ( Carver, J. H. : Prebiotic Atmospheric Oxygen Levels, Nature 292: 136—38; Kasting, J. E.: Earth's Early Atmosphere, Science 259: 920-26. )

Meselâ, oksijenle reaksiyona girmiş birçok mineral (demirin paslanması gibi) ve bunların meydana getirdiği oksitler, canlılığın başlangıcından daha eski kayaların içinde bulunmuştur.

Dünya'nın ilk atmosferinin hidrojen açısından zengin olduğu iddiası da zayıftır. 1960'larda jeokimyacılar, Dünya'nın ilkel atmosferinin volkanlardan çıkan gazlarla meydana geldiği ve temel olarak su buharı, karbondioksit, azot ve eser miktarda da hidrojen ihtiva ettiği neticesine varmışlardır. Çünkü Dünya'nın yerçekimi hafif olan hidrojen gazını atmosferde tutmak açısından çok zayıf olduğu için, volkanik hidrojenlerin çoğunluğu uzaya kaçacaktır. Karbondioksitle ve azotla reaksiyona girecek hiçbir hidrojen olmazsa, methan ve amonyak da ilkel atmosferin temel elementlerinden biri olamaz.

Jeofizikçi Philip Abelson, Dünya üzerindeki ilk methan-amonyak atmosferine ait hiçbir delil olmadığını, aksine ise çok delil olduğunu söylemektedir. ( Abelson, P. H.: Chemical Events on the Primitive Earth. Proceedings ofthe National Academy of Sciences USA 55: 1365-1372.)

Belçikalı biyokimyacı Marcel Florkin, 1975'te; "indirgeyici ilkel atmosfer kavramından vazgeçildiğini" ve Miller-Urey deneyinin "artık jeolojik olarak yeterli olmadığının düşünüldüğünü'' duyurmuştur. ( Florkin, M. (1975): Ideas and Experimente in the Field of Prebiological Chemical Evolution. Comprehensive Biochemistry 29B: 241-242. )

Sidney Fox ve Klaus Dose, 1977 yılında, indirgeyen atmosferin "jeolojik açıdan gerçekçi gibi durmadığını çünkü serbest hidrojenin çoğunluğunun uzaya kaçıp yok olduğunu ve methan ve amonyaktan geriye kalanların da okside olduğunu gösterdiğini" kabul etmişlerdir. ( Fox, S. W. And Dose, K. (1977): Molecular Evolution and the Origin of Life, rev. ed. (New York: Marcel Dekker), 43, 74-76. )

Bu görüş jeokimyacılar arasında nerdeyse bir konsensüs meydana getirmiştir. 1995 yılında Science dergisinde Jon Cohen'in yazdığı gibi, birçok araştırmacıya göre; "İlkel atmosfer, Miller-Urey senaryosundakine hiç benzememektedir." ( Cohen, J.(1995): Novel Center Seeks to Add Spark to Origins of Life. Science 270: 1925-1926. )

Peki ya Miller-Urey deneyi daha gerçekçi olan su buharı, karbondioksit ve azot karışımı ile tekrarlansa ne olur? 1977 yılında Fox ve Dose, böyle bir karışıma kıvılcım verilmesiyle hiçbir aminoasit üretilmediğini rapor etmiş, Heinrich Holland da, 1984'te bu neticeyi tekrarlamıştır. ( Holland, H. D.(1984): The Chemical Evolution of the Atmosphere and Oceans. (Princeton: Princeton University Press), 99-100. )

Miller de kabul etmiştir ki, methan olmadığı sürece elde edilebilecek şey en fazla glysindir. John Horgan 1991 yılında bu araştırmanın durumunu Scientific American dergisi için şöyle özetlemiştir: "Karbondioksit, azot ve su buharından meydana gelen bir atmosfer, aminoasitlerin sentezine sebep olacak bir atmosfer değildir." ( Horgan, J. (1991): "In the Beginning . . .Scientific American (February): 116—126. )
 

Son konular

Üst