Nesih mensuh

FİLEozof

Üye
Mesajlar
67
Tepki puanı
21
Düşünce
Deist
Merhaba arkadaşlar,
Bugün bir sorum var hadis inkarcılarına yönelik.
Bildiğiniz gibi Kur'an'da nesih mensuh olayı vardır. Bizzat ayetle desteklenmiştir. (Ayetle desteklenmesi çok önemli)
Nesih mensuh ise bir hükmün diğer bir hükmü yürürlükten kaldirmasidir.
Peki hadis inkarcıları birbirine zıt iki ayetin hangisinin yürürlükten kaldırıldığını nereden biliyorlar?

Bir söz vardır: Hadissiz Kur'an tek tekerlekli bisiklete benzer. Sahibi akrobasi hareketlerini düzgün yapamazsa yere düşer. ;)
 

bertol

Üye
Mesajlar
1
Tepki puanı
0
Düşünce
Muvahhid
hangi ayetle destekleniyor, ona göre inceleyip cevap yazayım
 

fameraft

☆☆
Üye
Mesajlar
334
Tepki puanı
54
Düşünce
Muvahhid
Merhaba arkadaşlar,
Bugün bir sorum var hadis inkarcılarına yönelik.
Bildiğiniz gibi Kur'an'da nesih mensuh olayı vardır. Bizzat ayetle desteklenmiştir. (Ayetle desteklenmesi çok önemli)
Nesih mensuh ise bir hükmün diğer bir hükmü yürürlükten kaldirmasidir.
Peki hadis inkarcıları birbirine zıt iki ayetin hangisinin yürürlükten kaldırıldığını nereden biliyorlar?

Bir söz vardır: Hadissiz Kur'an tek tekerlekli bisiklete benzer. Sahibi akrobasi hareketlerini düzgün yapamazsa yere düşer. ;)
Ayet ile desteklendiği felan yok, kafana göre ayet uydurma. Eskilerin yasasından bahsediliyor. Kuran'ı baştan sona bir kere okursan ne olduğunu anlarsun; diğer kitaplardaki yasaların bir kısmında değişiklik yapılmış, gerekçesini de koymuş Allah.

Mesela müslümanlara sadece leş,kan,domuz eti ve Allah'tan başkası adına kesilenler haramken Yahudilere hayvanların iç yağları da haramdı. Allah eski hükmünü kaldırdı. Yenisini getirdi. Kuran'da bunu bahane ederek "Al işte bak, bize gelen kitapta bunlarda haramdı, bu aynı Allah'tan olamaz" gibi bir argüman getiriliyor ve Allah cevap veriyor ;

Tevrat indirilmeden önce İsrail kendisine haram kılıncaya kadar İsrailoğullarına tüm yiyecekler helal idi. "Doğru sözlülerseniz Tevrat'ı getirip okuyun," de. (3:93)

Allah bir sürü elçi gönderdi. Bir kısmına Kitap verdi. Tevratı açıp bakarsan kaç tane kitaptan oluşuyor görürsün. Mesela Kuran'a göre Tevratta olmayan kitaplarda var, zira İbrahim'e de kitap verdiğini söylüyor. Oysa Tevrat'ın kitapları Musa'dan başlar. Yani Allah İbrahim'e verdiğini Musa'ya verdiği ile değiştirmiş ve yerine daha iyisini getirmiş.
 

fameraft

☆☆
Üye
Mesajlar
334
Tepki puanı
54
Düşünce
Muvahhid
Bir söz vardır: Hadissiz Kur'an tek tekerlekli bisiklete benzer. Sahibi akrobasi hareketlerini düzgün yapamazsa yere düşer.
Bu söz din düşmanları için o kadar aydınlatıcı ki :) Siz yalan sözlere sığınmadan Allah'ın kitabına karşı tek bir mantıklı argüman getiremezsiniz. Lafın özü; siz o iftira sözlere sığınmadan var olamazsınız. İftiralara sığınmaya devam edin bakalım, hesap günü herkes aklını kullanmaktan hesaba çekilecek.
 

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
3,952
Tepki puanı
1,579
Düşünce
Ateist
Açık konuşmak gerekirse, ben de müslümken en son sadece Kurancı takılmıştım ve hadislerden hiç hoşlanmazdım ammaaaa...

İşin bir de ammaaaası var Eşofmanlı Şevket hocamızın dediği gibi. Ayten kızımııııızzzzzzz... :kay: Bir yerlerdeeee... :D "Hadisler de noolcekmiş zaten din neymiş ki" diyoooor, nur yüzlü hocaaaaa, Nihat hocaaaa, hüngür hüngür aaağlıyo!"

-"Ühüüüü ühüüüü, Nihat hoca kiiiim?"

-"Sen de amma cahilsin, hatıbın oğlu işte!" (:D

Neyse dalga geçmeyi bırakırsak...

İslamın bir kurgusu, bir hikayesi vardır ve İslam bu kurgu, bu hikaye olmaksızın var olamaz. Bu kurgu ve bu hikaye ise Kuran'da değil, hadislerdedir. Bu apaçık bir gerçek. Bunun reddi olanaksız. Ben ateist olduğum için konunun dışındayım tabii bu muslimlerin iç sorunu ama... Dışardan bakan tarafsız bir gözlemci için durum bu, bu konumda konuşuyorum.
 

fameraft

☆☆
Üye
Mesajlar
334
Tepki puanı
54
Düşünce
Muvahhid
Kafadan Allah yok diyen adam ne zamandır dışardan bakan tarafsız gözlemci oldu. Kendinizi "her şeyi bilen" konumunda görmeyi ne kadar da çok seviyorsunuz.
 

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
3,952
Tepki puanı
1,579
Düşünce
Ateist
Dine dışarıdan, tarafsız bakacak tek kişi ateisttir. Başka kimse tarafsız bakamaz.
 

Pic@rd

Üye
Mesajlar
108
Tepki puanı
15
Düşünce
Deist
Merhaba arkadaşlar,
Bugün bir sorum var hadis inkarcılarına yönelik.
Bildiğiniz gibi Kur'an'da nesih mensuh olayı vardır. Bizzat ayetle desteklenmiştir. (Ayetle desteklenmesi çok önemli)
Nesih mensuh ise bir hükmün diğer bir hükmü yürürlükten kaldirmasidir.
Peki hadis inkarcıları birbirine zıt iki ayetin hangisinin yürürlükten kaldırıldığını nereden biliyorlar?

Bir söz vardır: Hadissiz Kur'an tek tekerlekli bisiklete benzer. Sahibi akrobasi hareketlerini düzgün yapamazsa yere düşer. ;)
mesele bu kadar basit.
 

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
3,952
Tepki puanı
1,579
Düşünce
Ateist
Sadece Kuran diyenler Eyyüp kime bir demet sap ile vuracak da hangi yemini yerine gelecek açıklasınlar Kuran ile de göreyim bakalım! Hodri meydan!

Bu işin saçmalığı konunun başka yönü. Bir çubukla tekrarla dokunmak çok mu zor, kolu mu yorulur da saçma sapan bir demet sap filan alıyor eline yahu? Yani şimdi şöyle bir saçmalık var mı? Siz bunun neresinde ne mucize görmeyi başarıyorsunuz, bir şey içmeden bu iş olmaz! Kesin bir şey içip öyle okuyorsunuz siz bu Kuran'ı.
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

Kuran Mucizeler

☆☆☆
Üye
Mesajlar
554
Tepki puanı
131
Düşünce
Muvahhid
Ya @Burcuva,

Sen eskiden hadislerin çok etkisinde kalmışsın. Şimdi ateist olsan da uydurulmuş hikâyelerin etkilerinden kurtulamıyorsun.

Kitabı Mukaddesteki bozulmuş hikâyeleri de duya duya kulağın paslanmış.

Uydurulmuş nüzul sebepleri dolayısı ile ayeti net anlamak mümkün olmuyor.

Yok, Eyyüp peygamber karısını dövmeye yemin etmiş. 100 sopa vuracakmış da, daha sonra pişman olmuş da, sonra Allah onlara bir üçkâğıt göstermiş de (haşa), 100 tane çöp almış da onu vurmuş. Yalan dolan işler.

Biz işte bu nedenle sadece Kuran diyoruz.

Kuran’da Eyyüp peygamberin durumu o kadar güzel anlatılıyor ki; Kuran iyi okunduğunda aslına hiç bunlardan bahsetmiyor.

Hakkı Yılmaz gibi sadece Kuran diyen insanlar ayeti normal okuduklarında bak ne oluyor;

38:41-44 ayetlerinde Yüce Allah şu şekilde buyuruyor.


41.Kulumuz Eyyûb’u da hatırla! Bir zaman o, Rabbine seslenmişti: “Şeytân bana acı ve dert, tasa sıkıntı dokundurdu.”

-“42.Hemen, hızlıca, yaya olarak oradan uzaklaş! İşte yıkanılacak bir yer, soğuk içecek!”–

43.Ve Biz o’na, ailesini ve onlarla birlikte olanların bir mislini daha tarafımızdan bir rahmet ve kavrama yeteneği olanlar için bir ibret olarak bahşettik.

“44.Ve eline bir tutam ot mesabesinde ki sermayeni/baharatçılık için nane, fesleğen demeti al, onunla hemen, rızık aramak için sefere çık ve kararsız olma, doğrudan sapma, günah işleme.” Gerçekten Biz o’nu sabırlı biri olarak bulduk. O, ne güzel kuldu! Şüphesiz o, Rabbine çokça dönendir.

Evet. Aşağıda tam metni veriyorum.

Burada kelime kelime Arapçaları ile bu ayetlerin detaylı tevilini görürsün.

Selametle,
 

Kuran Mucizeler

☆☆☆
Üye
Mesajlar
554
Tepki puanı
131
Düşünce
Muvahhid
Eyyüp peygamberin başına gelenler: Gerçek anlatımla
Gerçeği merak edenler aşağıdaki linki okusun.


Selametle,

 

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
3,952
Tepki puanı
1,579
Düşünce
Ateist
“44.Ve eline bir tutam ot mesabesinde ki sermayeni/baharatçılık için nane, fesleğen demeti al, onunla hemen, rızık aramak için sefere çık ve kararsız olma, doğrudan sapma, günah işleme.” Gerçekten Biz o’nu sabırlı biri olarak bulduk. O, ne güzel kuldu! Şüphesiz o, Rabbine çokça dönendir.
Kuran'da hiç bu kafadan atıp uydurduğun zırvalar yazmıyor!? Ne sermayesi, ne baharatı, ne nanesi, ne fesleğeni, şaşırdın mı, salak filan mısın? Bunları kafandan değilse nerenden uyduruyorsun yahu?

Sizin şimdi yok esbabı nüzül, yok hadis yok bilmem ne zırva uyduran sünnilerden ne farkınız kaldı? Onlar da bir taraflarından Kuran'da yazmayan bir şeyler uyduruyor, siz de! Ne farkınız var? Ne fesleğeni ne nanesi be, bunlar Kuran'da nerde yazıyor şaşırdın mı aptal mısın!?

Bu kadar uydurukçuluğa artık ben ne diyeyim! Sizi salaklığınız ve dogmatik saplantınız ile baş başa bırakmaktan başka yapacak iş yok. Dogma bataklığınızda afiyetle boğulun. Salak olunca, kafada akıl olmayınca yapacak bir şey yok.
 

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
3,952
Tepki puanı
1,579
Düşünce
Ateist
Hayır yani şimdi "muhakkak biz Eyyub'a şifalı bitkilerin ilmini verdik" filan gibi bir şey yazar da bari bir şeyleri işkembeden uydurmamış olursun yahu! Sahtekarlığın yalancılığın bu derecesi sünnilerde bile yok! Onlar bile bu kadar uydurukçu, yalancı, sahtekar değiller!

Bunların uydurukçuluğu artık akıl değil ahlak sınırlarını aşmış! Apaçık insanın gözünün içine baka baka Kuran'da hiç yazmayan saçma sapan uydurma zırvaları yazıyor diye göstermeye utanmıyor bu ahlaksız yalancılar!

Daha da diyecek laf bulamıyorum, bulursam çok daha ağır olur çünkü.
 

Kuran Mucizeler

☆☆☆
Üye
Mesajlar
554
Tepki puanı
131
Düşünce
Muvahhid
Ya @Burcuva,

Kendin çok ileri zekâlısın değil mi? Sahtekârlık yapan birisi varsa o da sensin. Sen çok iyi bilirsin sahtekârlık yapmayı. Benden çok daha iyi bilirsin. Ben hayatımda hiçbir zaman sahtekârlık yapmadım.

Ayetteki kelimeleri tek tek oku.

İleri zekâlı sahtekâr, aklı olup fikri olmayan sahtekâr, günahkâr perçemli; Eyyüp’ün karısına 100 sopa ile vurduğunu nereden çıkardın ayetten?

Yüce Allah Eyyüp’e topukla; hızlıca çık git diyor. Ortaya sermayeni koy veya ağaç gibi olmayan ot benzeri bitkileri al (baharat bitkileri) ve onları sulak başka yere götür ve orada artır diyor.
Önce ayeti adam gibi oku.
Senin gibi aklı olup fikri olmayanlar için yazdım o bitki tiplerini.
İllaki o bitkiler değildir belki. Ona benzer bitkilerdir.
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

Kuran Mucizeler

☆☆☆
Üye
Mesajlar
554
Tepki puanı
131
Düşünce
Muvahhid
Senin için değil bu yazdıklarım.
Senin aklın olsa da fikrin olmadığı için aşağıdaki linki anlamazsın.
Okuyucular için veriyorum.

EYYÛB KISSASI-1

Rivâyet olunduğuna göre İblis’in yedinci kat semâda bir makamı vardı., Rabbine bir soru sorarak, “Kulların arasında, beni kendisine musallat etmen durumunda, benden kaçınacak ve bana yaklaşmayacak kimseler var mıdır?” der. Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk da, “Evet, kulum Eyyûb!” cevabını verir. Derken şeytân, Eyyûb’a (a.s) vesvese vermeye başlar. Eyyûb (a.s) ise, İblis’i bizzat görür ama ona iltifat etmez.

Bunun üzerine İblis, “Yâ Rabbi! O benden kaçınıp bana iltifat etmedi; beni, o’nun malına musallat et” dedi. Ve Eyyûb’a (a.s) gelerek, “Malından, şunlar şunlar yok oldu gitti” dedi. Bunun üzerine Eyyûb (a.s), “Allah verdi; Allah aldı” dedi ve Allah’a hamd ü senada bulundu.

Derken, şeytân, “Yâ Rabbi! Eyyûb, malına da aldırış etmedi. Beni o’nun çocuklarına musallat et” dedi. Ve, gelerek, Eyyûb’un (a.s) evini yıktı. Bunun üzerine de, Eyyûb’un (a.s) çocuklarının tamamı öldü. Peşinden de gelerek, durumu Eyyûb’a (a.s) bildirdi, ama o, buna da aldırmadı.

Derken şeytân, “Yâ Rabbi! O malına ve çocuklarına aldırış etmedi. Beni, o’nun bedenine musallat kıl” dedi. Cenâb-ı Hakk da buna müsaade etti. O da, Eyyûb’un (a.s) derisine üfledi, bunun üzerine Eyyûb’da (a.s) şiddetli hastalıklar ve yoğun acılar meydana geldi. Eyyûb (a.s), bu belâ ve sıkıntı içinde yıllarca kaldı. Ve, o şehir halkının kendisinden tiksineceği bir hâle geldi.

Bunun üzerine, tenhâ bir yere götürüldü ve artık kendisine hiç kimse de yaklaşmadı. Derken şeytân, Eyyûb’un (a.s) hanımına gelerek, “Şâyet kocan, benden yardım isterse, o’nu bu sıkıntıdan kurtarırım” dedi. Hanımı bu hususu kocasına anlatınca, Eyyûb (a.s), Allah’ın kendisine sıhhat ve âfiyet vermesi hâlinde, hanımına yüz değnek vuracağına yemin etti. İşte o zaman Eyyûb (a.s), Gerçekten, şeytân beni, yorgunluğa ve azaba uğrattı dedi. Bunun üzerine Allah, duasına icabet ederek, o’na, Ayağınla vur diye vahyetti. Bunun üzerine Allah, o’nun ayağının altından soğuk ve güzel bir su fışkırttı. Derken, Eyyûb (a.s) o suyla yıkandı. Bunun üzerine Allah Teâlâ da, o’nun içindeki ve dışındaki bütün hastalıkları o’ndan giderdi; ailesini ve malını o’na yeniden verdi.
[58]

ŞEYTÂN EYYÛB PEYGAMBERİ NASIL ETKİLEMİŞ?

1) Onun hastalığı, son derece acı veren bir hastalık idi. Bu hastalığın zamanı uzayıp insanlar o’ndan tiksinip, o’na yaklaşmaktan iğrenip, mal namına hiçbir şeyi kalmayıp; hanımı insanlara hizmet etmek sûretiyle o’nun için bir miktar azık elde edip, insanların o’ndan nefret ve iğrenmesi de, hanımını kendi yanına girmekten ve kendilerine hizmetten men edecek dereceye ulaşıp, bu arada şeytân da, kendisine, içinde bulunduğu önceki nimetlerle şimdi içinde bulunduğu sıkıntıları hatırlatıp, Eyyûb (a.s) da, bu vesveseleri def etme çabasına düşüp ve bu vesveseler o’nun kalbinde gittikçe kuvvet kazanınca, Eyyûb (a.s) korktu ve Allah’a yalvarıp yakararak, Gerçekten şeytân beni, yorgunluğa ve azaba uğrattı demiştir. Çünkü, bu tür düşünceler her ne zaman ileri safhaya varırsa, onun bunlardan ötürü kalbinin elemi de o nisbette artardı.

2) Eyyûb’un (a.s) hastalığının süresi uzayınca, şeytân o’na geldi, o’nu, Rabbi konusunda ümitsizliğe düşürmeye çalıştı ve sabırsızlanmayı o’na süslemeye başladı. İşte bu sebeple de, Eyyûb (a.s), kalbinde, ümitsizliğe düşme vehminin kuvvet kazanacağından endişelendi de, bunun üzerine Allah’a yalvararak, Gerçekten, şeytân beni, yorgunluğa ve azaba uğrattı dedi.

3) Denildiğine göre şeytân, Hz. Eyyûb’un (a.s) hanımına, “Şâyet kocan bana itaat eder, benim sözümü dinlerse, o’ndaki bu âfetleri gideririm” deyip, hanımı da bunu o’na anlatınca, şeytânın, dinine şaşacağı hususunu zann-ı galible anladı ve bu husus kendisine son derece ağır geldi de Allah’a yalvarıp yakararak, Gerçekten şeytân beni, yorgunluğa ve azaba uğratti dedi.

4) Rivâyet olunduğuna göre Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Eyyûb (a.s), on sekiz yıl, bu belâ içinde kaldı. Öyle ki, iki kişi hariç, yakını ve uzağı, herkes o’nu terk etti. Daha sonra da, bu iki kişiden biri diğerine, “And olsun ki, Eyyûb (a.s), bu âlemde, hiç kimsenin işlemediği bir günah işlemiştir. Şâyet o böylesi bir günah işlemeseydi, bu tür sıkıntılara düşmezdi” dedi. Ve onlar bunu, Eyyûb’a (a.s) açtılar. Bunun üzerine Eyyûb (a.s), “Sizin ne dediğinizi bilmem, ama şu var ki, Allah Teâlâ, benim münâkaşa eden ve bu arada Allah’ı zikreden iki kişiye uğrayıp, evime döndüğümde, onların, hakk olan şeyler dışında Allah’ı anmalarını kerih gördüğümden dolayı onlardan nefret etmiş olduğumu bilir” dedi.
 

Kuran Mucizeler

☆☆☆
Üye
Mesajlar
554
Tepki puanı
131
Düşünce
Muvahhid
EYYÛB KISSASI-2
5) Denildiğine göre, Eyyûb’un (a.s) hanımı, insanların yanında çalışıyor, onlardan azık miktarı kadar ücret alıyor ve azığı da Eyyûb’a (a.s) getiriyordu. Derken, insanlar, onu artık hiçbir zaman çalıştırmayacakları hususunda anlaştılar. Bunun üzerine kadınlardan birisi, kendisine bir miktar azık vermek mukabilinde, iki örüğünden birisini kesmesini istedi. O da, bunu yaptı. Daha sonra, ikinci günde de aynı şeyi yaptı. Derken kendisinin hiçbir örüğü kalmadı. Eyyûb (a.s) yatağında yan dönmek istediğinde, o örüklere tutunurdu. Eyyûb (a.s) örükleri bulamayınca, kalbine, kendisine eziyet veren düşünceler yerleşti, gitgide kederi arttı da, işte bunun üzerine, Gerçekten, şeytân beni yorgunluğa ve azaba uğrattı dedi.

6) Eyyûb (a.s), zaman zaman, “Yâ Rabbî! Andolsun ki, üzerimde, iki şeyin birleştiğini biliyorum. Sen bana, o malı verdiğinde, ben, muhtaçlar için dayanak, yolcular için yardımcı, yetimler için de baba oldum” dedi. Bunun üzerine, bir buluttan, “Ey Eyyûb! Bu muvaffakiyet kimden?” diye kendisine nida edildi de, bunun üzerine Eyyûb (a.s), yerden toprak aldı, başına saçarak, “Senden yâ Rabbî!” dedi.

Daha sonra da, kalbine gelen ilk düşüncenin yeniden geleceğinden endişelenerek ve bundan korkarak, Gerçekten, şeytân beni, yorgunluğa ve azaba uğrattı dedi. Alimler, daha değişik görüşler de ileri sürmüştür. Allah, durumun iç yüzünü en iyi bilendir.[59]

Şeytân bu dar günlerinde Hz. Eyyûb’a vefakâr kalan bir avuç dostları –ki bu dostlarından biri de eşiydi– aracılığıyla bir takım kötü telkinlerde bulundu. “Eğer yüce Allah Hz. Eyyûb’u sevseydi, o’nun başına bunca belayı yağdırmazdı” şeklindeki sözler ile şüphe yaymaya çalıştı. Hz. Eyyûb’un dostları da bu sözleri o’nunla konuşuyorlardı. Bu ise Hz. Eyyûb’u uğradığı sıkıntı ve belalardan daha fazla üzüyor, rahatsız ediyordu.

Bu şeytânî telkinlerden bazılarını eşi kendisiyle konuşurken dile getirince Hz. Eyyûb, eğer Allah’ın izniyle sağlığına kavuşursa bu eşine –bir söylentiye göre sayısı yüz diye bilinen– belli sayıda dayak atacağına yemin etti.

Bu sırada Hz. Eyyûb şeytânın eziyetlerine ve dostlarını kandırarak onları etkisi altına alışına karşı uğradığı sıkıntıları Rabbine şikâyet etti.[60]


Kitab-ı Mukaddes’te Eyûb bölümü vardır. Dileyenlerin efsaneleri oradan okuması önerilir.

EYYÛB KISSASIYLA İLGİLİ ÂYETLERİN TAHLİLİ:

41. Kulumuz Eyyûb’u da hatırla! Bir zaman o, Rabbine seslenmişti: “Meşakkat ve acı ile bana şeytân dokundu” [şeytân bana acı ve meşakkat dokundurdu].


نصب [nusb] sözcüğü, “meşakkat, bedende zahmet” ve عذاب[azâb] sözcüğü de, “acı, mal ve evlât acısı” demektir.[61]

Dâvûd ve Süleymân peygamberler gibi fitnelerden, belâlardan geçirilmiş ve böylece saflaştırılarak arı-duru hâle getirilmiş olan Eyyûb peygamber, âyetten anlaşıldığına görenusb ve azâb ile fitnelendirilmiştir. Nusb ve azâb sözcüklerinin anlamları, bu fitnelenmenin [sınanmanın] Eyyûb’un (a.s) bütün malını, ailesini ve sağlığını aynı dönemde yitirmesi şeklinde olduğunu göstermektedir. Fakat o, bütün bunlara rağmen Rabbi ile bağını gevşetmemiş, Rabbine olan güveninden hiç bir şey kaybetmemiş ve hep sabırlı olmuştur.
 

Kuran Mucizeler

☆☆☆
Üye
Mesajlar
554
Tepki puanı
131
Düşünce
Muvahhid
EYYÛB KISSASI-3

EYYÛB PEYGAMBERE MUSALLAT OLAN ŞEYTÂN:
Kur’ân’da, şeytân‘ın her türlü kötülüğün sembolü olarak tanıtıldığı ve her kötü kişi ve güce şeytân dendiği unutulmamalıdır. Fakat ne yazık ki, şeytân, genellikle halk kültüründeki o malûm yaratık olarak algılanmakta ve âyette bildirilen işkencelerin de Eyyûb peygambere o şeytân tarafından yapıldığı kabul edilmektedir. Hâlbuki Kur’ân’da birçok yerde şeytânın insan üzerinde zorlayıcı bir gücünün bulunmadığı bildirilmiştir. Bu açık Kur’ân bildirisine rağmen, insanların pek çoğu, ölümün, hayatın, sağlık ve hastalığın şeytân tarafından meydana getirildiğini kabul etmekte, ama böyle bir kabulün bu konularda Allah’ı devre dışı bırakmak anlamına geldiğini hiç düşünmemektedirler. Düşünülmeyen bir diğer şey ise, zannedilen güçlere sahip olan şeytânın, bu güçlerini kullanarak neden peygamberleri saf dışı bırakamadığı veya neden Allah rızası için mücadele edenleri yoldan çıkaramadığıdır.

Biz, yukarıda Süleymân peygamberin kıssasında değindiğimiz “şeytân” anlayışıyla, Eyyûb peygamberi bu durumlara getirenin ya yakın çevresinden biri (özellikle de iş ortağı), ya da Eyyûb peygamberin kendi şeytânı (yani, İblis) olduğu kanaatindeyiz. Bu kabule göre, Eyyûb peygamberin başına bu dertleri bir yakını, iş ortağı veya kendi düşüncesizliği açmıştır. O da uğradığı kayıplar karşısında hırsa kapılarak tekâsür peşinde koşarken, muhtemelen işleri iyice ters dönmüş, iflâs etmiş, elinde avucunda bir şey kalmamıştır. Bu durumun sonucu olarak yakınları çevresinden uzaklaşmış ve kendisi de düştüğü bunalımlar neticesinde fiziksel ve zihinsel hastalıklara yakalanmıştır.

42.“Ayağın ile topukla” [yere vur, mahmuzla, yaya olarak hemen oradan uzaklaş]!

Âyette geçen ركض[rakz] sözcüğü, “topuklamak [atı mahmuzlamak], kanat çırpmak” anlamına gelir. Sözcük burada mecâzen “acele etmeyi, çabuk gitmeyi” ifade etmektedir.[62] Çünkü atın mahmuzlanması, onu hızlandırmak için yapılan bir harekettir ve kanat çırpmak da bulunulan yerden süratle uzaklaşmayı ifade eder.

Nitekim, konumuz olan âyetten başka Enbiyâ/12-13′de geçen rakz sözcüğü, orada da bu âyetteki gibi “kaçmak, çabucak uzaklaşmak” olarak mecâz anlamıyla yer almış ve genellikle tüm meal ve tefsirciler o âyetlere bu manaları vermişlerdir:

12.Öyle ki onlar azabımızın şiddetini hissettikleri zaman ondan hızla uzaklaşıp kaçıyorlardı.–13Hızla uzaklaşıp kaçmayın, sorgulanmanız için, içinde şımarıp azdığınız şeylere ve evlerinize dönün.–

(Enbiyâ/12-13)

Konumuz olan Eyyûb kıssasındaki ürkuz sözcüğünün, “ayağını yere vur” anlamına alınması sûretiyle, Allah’ın emriyle ayağını yere vurduğunda oradan su fışkırdığı ve Eyyûb peygamberin o sudan içtikten ve banyo yaptıktan sonra hastalığının geçtiği, muhtemelen de Eyyûb peygamberin bir cilt hastalığına yakalanmış olduğu yolunda yapılan açıklamalar tamamen mesnetsiz, hayalî yakıştırmalardır. Bunlar, Kitab-ı Mukaddes’te yer alan ve Müslümanların ölçüp tartmadan, sağlama yapmadan kabul ettikleri, Eyyûb peygamberin vücudunun baştan aşağı sivilcelerle dolu olduğu yolundaki ifadelerden kaynaklanmaktadır.

Âyetteki ayağın ile ifadesi, bize göre Eyyûb peygamberin yaya olarak gitmekten başka çaresinin kalmadığını göstermektedir. Çünkü pasajdaki anlatıma göre, Eyyûb peygamber tüm mal varlığını, sağlığını, çevresini ve ailesini kaybetmiş, mahmuzlayacak ne atı ne de devesi kalmıştır. Kanatlanacak imkânı da olmadığı için âyette “ayağın ile” ifadesi yer almıştır.

İşte yıkanılacak bir yer, soğuk içecek!”

Bu ifade genellikle “ayağını yere vurmasıyla yerden bir pınarın fışkırıverdiği ve Eyyûb peygamberin de ondan içtiği ve onunla yıkandığı, sonunda da dertlerinden kurtulduğu” şeklinde yorumlanmıştır. Bize göre ise bu ifade, Eyyûb peygambere istikâmet vermekte, kaçıp gideceği yerlerdeki imkânlara işaret etmektedir. Yani, Eyyûb peygamber bulunduğu, yaşadığı yerden ayrılarak “sulak, bitek ve serin bir bölgeye, yaylaya” gidecek, böylece o’nu sarmış olan sıkıntılardan kurtulup selâmete erecektir.

43.Ve Biz o’na, ailesini ve onlarla birlikte olanların bir mislini daha tarafımızdan bir rahmet ve tüm akıl sahipleri için bir ibret olarak bahşettik.

Bu âyet, Allah’tan gelen belâ ve musibetlere karşı sabırlı olanların nail olacakları nimetlere dikkat çekmekte ve belâlanma sonucunda sabredenlere, kaybettiklerinin kat kat fazlasının ikram edildiğini bildirmektedir.
 

Kuran Mucizeler

☆☆☆
Üye
Mesajlar
554
Tepki puanı
131
Düşünce
Muvahhid
EYYÛB KISSASI-4

Bu ikramlar, –sûrenin sonundaki “Fitne” başlıklı yazımızda da belirttiğimiz gibi– Bakara/155-156′da “müjde” olarak nitelendirilmiştir:

155,156.Ve de kesinlikle Biz, korkudan, açlıktan bir şeylerle ve mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile sizi zayıf düşüreceğiz/ imtihan edeceğiz. Kendilerine bir musibet geldiği zaman, “Biz şüphesiz Allah’a aidiz ve yalnız O’na döneceğiz” diyen şu sabredenlere de müjdele!

157.İşte onlar; Rablerinden, birtakım destekler ve rahmet kendilerinedir. İşte onlar, kılavuzlandıkları doğru yolu bulanların da ta kendisidir.

(Bakara/155-157)

43. âyetle ilgili olarak bazı rivâyetlerde, “Allah o’nun önceki çocuklarını diriltti ve onlar kadar daha verdi”[63] şeklinde aşırı abartmalar yapılmıştır. Hâlbuki âyetin açık anlatımında Yüce Allah’ın Eyyûb peygamberin çocuklarını öldürdüğüne ve sonra ölen çocuklarını dirilttiğine dair hiçbir ifade yoktur.

Burada anlatılan olay şudur: Eyyûb peygamber, Allah’tan gelen ve 44. âyette dile getirilen,Hemen oradan uzaklaş, eline bir demet bitki al ve onunla rızık aramak için sulak ve serin yere sefere çık, sakın günah da işleme! emrini alınca gereğini yapmış ve Rabbimiz de o’na hem sağlığını geri vermiş, hem de maddî yönlerden geniş imkânlar bahşetmiştir. Allah’ın bu bağışları sonucu herkes o’nun etrafında kümelenmiş ve Eyyûb peygamberin çevresi eskisine nazaran kat be kat artmıştır.

43. âyet aslında anlam olarak Eyyûb kıssasının son âyetidir. Cümlelerin başında bulunan “atıf vav’ı” [‘ve’ bağlacı] cümleye takip ve sıra anlamı değil, cem anlamı, yani birliktelik anlamı kattığı için, ve eline bir demet ot al ibaresi ile başlayan 44. âyet, çabuk uzaklaşemrinin verildiği 42. âyetin devamıdır.

Buna göre pasajın normal takdiri şöyledir:

Kulumuz Eyyûb’u da hatırla! Bir zaman o, Rabbine nida etmişti: “Meşakkat ve acı ile bana şeytân dokundu” [şeytân bana acı ve meşakkat dokundurdu].

“Ayağın ile topukla [yere vur, mahmuzla, yaya olarak hemen oradan uzaklaş]! İşte yıkanılacak bir yer, soğuk içecek! Ve eline bir tutam bitki al, onunla hemen, rızık aramak için sefere çık ve hânis olma” [kararsız olma, doğrudan sapma, günah işleme]. Gerçekten Biz o’nu sabredici bulduk. O ne güzel kuldu! Şüphesiz o çokça dönendir.

Ve Biz o’na, ailesini ve onlarla birlikte olanların bir mislini daha tarafımızdan bir rahmet ve tüm akıl sahipleri [kavrama yeteneği olanlar] için bir ibret olarak bahşettik.


Bu ve bağlacının bir başka örneği de abdestin emredildiği Mâide/6′da görülmektedir. Abdest alma esnasında, normal olarak önce ellerin sonra yüzün yıkanması söz konusu iken, bu âyette yüzün yıkanması elin yıkanmasından önce zikredilmiştir. Buna rağmen bu âyetten evvelâ yüzün yıkanacağı anlaşılmamış, abdestin tamamlanması için âyette sayılan dört eylemin gerçekleştirilmesi yeterli görülmüştür. Yani âyetten, abdest alımında sıranın önemli olmadığı ve organların tersten yıkanmasında da bir sakınca bulunmadığı anlaşılmıştır. Söz konusu âyete yüklenen bu anlam, cümledeki ve bağlacının cem için olmasından kaynaklanmaktadır.

44. âyetin, anlam olarak 42. âyetin devamı olması ve 43. âyetten önce gelmesi, bu sûredeki kıssaların sunuşlarındaki anlam sıralamasına da uygun düşmektedir. Yüce Allah bu kıssalarda, fitnelendirdiği, sınavdan geçirdiği kullarına, sabrettikleri ve O’nun hükmüne gönülden razı oldukları takdirde çok büyük lütuflarda bulunduğu/bulunacağı mesajını vermektedir. Dolayısıyla, –yukarıda pasajın takdirinde yaptığımız gibi– Eyyûb peygamberin sabredici ve evvâb olduğunu bildiren 44. âyetin, Allah’ın kendisine bağışta bulunduğunu bildiren 43. âyetin önüne alınması, kıssalardaki “önce kulun sabrı, sonra Allah’ın bağışı” sıralamasına daha uygun düşmektedir.

Âyetteki, tarafımızdan bir rahmet ve tüm akıl sahipleri [kavrama yeteneği olanlar] için bir ibret olarak bahşettik ifadesi, Allah’ın verdiği nimetlerin herhangi bir zorunluluktan değil, bir lütuf, bir bağış olarak verildiğini anlatmaktadır.

Yine bu ifadeden anlaşılıyor ki, bu kıssada her akıl sahibi [kavrama yeteneği olan] için bir ibret, bir ders vardır. Akıl sahibi her insan, hangi hâlde olursa olsun, Allah’a isyan etmemeli, O’ndan ümidini kesmemeli ve ümit ettiğini sadece Allah’tan beklemelidir. Çünkü iyilik de, kötülük de sadece Kendisinden başka ilâh olmayan Allah’ın elindedir. O, dilediğini iyi bir durumdan kötü bir duruma düşürür, dilediğini de kötü bir durumdan iyi duruma çıkarır.

44. “Ve eline bir tutam bitki al, onunla hemen rızık aramak için sefere çık ve hânis olma” [kararsız olma, doğrudan sapma]. Gerçekten Biz o’nu sabredici bulduk. O, ne güzel kuldu! Şüphesiz o çokça dönendir.

Eyyûb peygamber ile ilgili gerçekleri kavrayabilmek için bu âyette geçen bazı sözcükleri iyi anlamak zorunludur. Zira bu âyetteki bazı ifadeler, asılsız hikâyelerin üretiminde kullanılmak üzere çarpıtılmıştır.

Bu âyetten; önce, hanımını sopayla dövmek üzere yemin eden Eyyûb peygamberin sopa yerine bir demet otla vurarak bu yeminini yerine getirdiği ve bu yolun da kendisine bizzat Allah tarafından öğretildiği yalanları üretilmiş, daha sonra da bu yalanlardan, adına “Eyyûb ruhsatı” da denilen “hile-i şer’iyye” ortaya çıkarılmıştır.
 

Kuran Mucizeler

☆☆☆
Üye
Mesajlar
554
Tepki puanı
131
Düşünce
Muvahhid
EYYÛB KISSASI-5

Âyetin nasıl çarpıtıldığını gözler önüne serebilmek için, Eyyûb peygamberin yemini ve hanımını dövmesi ile ilgili hikâyeyi ve bu gerçek dışı hikâyeden çıkarılan fetvaları okuyucuların dikkatine sunuyoruz:

Bil ki bu söz, daha evvel, Hz. Eyyûb’dan (a.s) bir yeminin sâdır olduğuna delâlet etmektedir. Bir hadiste, o’nun hanımına karşı yemin ettiği bildirilmiştir. Alimler, o’nun, hangi sebepten ötürü hanımına karşı yemin ettiği hususunda ihtilaf etmişlerdir: Bu yeminin, o kadının, Hz. Eyyûb’u (a.s) şeytâna taate meylettirme gayretinden dolayı olduğunu söylemek uzak bir ihtimal olduğu gibi, yine saç örüğünü kesip vermesinden ötürü olduğunu söylemek de akıldan uzaktır. Çünkü yiyecek almaya mecbur olan birisinin böylesi bir harekette bulunması mübahtır. Doğruya en yakın olan, hanımının, Hz. Eyyûb’a (a.s), bazı işlerinde muhalefet etmesinden ötürü bu yeminin olmasıdır. Çünkü o kadın, bazı işlerini görmeye gidiyor, bu yüzden gecikiyordu. Hz. Eyyûb (a.s), iyileştiğinde ona yüz sopa vuracağına dair hasta iken yemin etti. O kadın, o’na çok güzel hizmet ettiği gibi, Cenâb-ı Hakk, Hz. Eyyûb’un (a.s) yeminini, hem kendine hem hanımına kolay olan en basit yolla çözdü. Bu ruhsat, devam etmektedir. Hz. Peygamber’e (s.a.v), bir câriyeyle zina eden sakat, sıska biri getirildi. Hz. Peygamber (s.a.v), “İçinde yüz çöpü bulunan bir hurma salkımı alıp, ona onunla bir kere vurun”buyurdu.[64]

Hz. Eyyûb’un eşine dayak atma yeminine gelince; yüce Allah o’na ve o’nu korumaya çalışan, göğüsledikleri sınamaya sabreden eşine merhametinden dolayı kolay bir çözüm göstermiştir. Hz. Eyyûb’un yemin ederken belirlediği sayıdaki sopaları birleştirerek onların hepsiyle bir kere vurmasını emretmiştir. Böylece Hz. Eyyûb, yemininin gereğini yapmış ve onu çiğnememiş olacaktı
.[65]

Rivâyetlere göre, Hz. Eyyûb’un dışında herkes, hatta çocukları bile kendisinden uzaklaşmışlardır. Bu yüzden, “Biz o’na şifa verdiğimizde ailesi o’na döndü. Ondan sonra Biz kendisine eskisinden daha fazla mal ve evlat verdik” denilmiştir.[66]

Bu cümle üzerinde biraz durmak gerekir. Hz. Eyyûb hasta iken, bir miktar sopa vurarak hanımını döveceğine yemin etmiştir. Ancak sağlığına kavuştuğunda, günahsız hanımını dövmek üzere ettiği yeminden pişmanlık duymuştur. Dövmese yemin etmiş olduğu için günaha girecektir, dövse masum ve vefakâr eşine boşuna hakksızlık edecektir. Allah bu sorunu şöyle halletmiştir: “Kaç adet sopa vuracaksan eline o kadar çöp al ve bir demet yap, sonra da o demetle eşine bir kez vur. Böylece hem yeminin yerine gelmiş olur, hem de eşin boş yere eziyet görmez.” Bazı fakihler böyle bir yöntemin sadece Hz. Eyyûb’a mahsus olduğunu söylerlerken, bazıları da, başka kimselerin de bu fırsattan yararlanabileceklerini savunmuşlardır. İlk görüşü İbn-i Asâkir, İbn-i Abbâs’dan, el-Cessas ise Mücâhid’den nakletmişlerdir. İbn-i Mâlik de aynı görüştedir.[67]

Diğer görüş ise İmâm Ebû Hanife, İmâm Yûsuf, İmâm Muhammed, İmâm Züfer ve İmâm Şâfiî tarafından öne sürülmüştür. Onlara göre sözgelimi bir kimse hizmetçisine 10 sopa vurmaya yemin ettiğinde, 10 sopayı birleştirerek ona vursa yemini yerine gelmiş olur. Ancak 10 sopanın hepsinin de hizmetçinin vücuduna değmiş olması gerekir. Nitekim. Hz. Peygamber’den (s.a) rivâyet edilen bir hadisde, o, hasta bir zaniye böyle ceza vermiştir. Çünkü zina eden şahıs o derece hasta idi ki 100 sopaya dayanması mümkün değildi. el-Cessas’ın Sa‘d b. Ubâde’den rivâyet ettiğine göre, “Benî Sa‘d kabilesinden bir şahıs zina etmişti. Ancak o kadar hastaydı ki bu şahıs, bir deri bir kemik kalmıştı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a) bu zaniye, 100 çöpü olan bir hurma dalıyla bir kez vurulmasını emretmişti. (Ahkâmu’l-Kur’ân, ayrıca bu hadis, Müsned-i Ahmed’de, Ebû Dâvûd, Neseî, İbn-i Mâce, Taberânî, Abdurrezzak’ın kitaplarında ve daha birçok hadis kitabında kayıtlıdır.) Hz. Peygamber (s.a) hasta ve zayıf olan biri üzerinde hadd cezasını bu şekilde tatbik etmiştir. Ayrıca fukaha, bu tür bir ceza için çeşitli şartlar öne sürmüştür. Örneğin her çöpün suçlunun vücuduna dokunması ve ayrıca da eziyet vermesi gibi.[68]

Bazı alimler, bu âyeti hile-i şer’iyyeye delil kabul etmişlerdir. Bunun Allah Teâlâ’nın Hz. Eyyûb’a gösterdiği bir çözüm olduğundan da bir şüphe yoktur. Fakat bu, sorumluluktan [farzdan] kurtulmak için gösterilen bir yol değil, sadece bir kötülükten kaçınmak içindi.[69]

Dolayısıyla İslâm hukukunda bile, ancak kişinin kendisine veya bir başkasına yapacağı zulüm, günah ve kötülüğü bertaraf etmesi şartıyla caizdir. Aksi takdirde haramı helâl kılmak, farzdan kaçınmak ve iyiliği terk etmek için yapılan hile günah üstüne günahtır, hatta son tahlilde küfre bile girebilir insan. Çünkü art niyetle hile yapmaya çalışan bir kimse, güya Allah’ı kandırmaya çalışıyordur. Sözgelimi bir kimse zekât vermemek için, yılın bitiminden önce malını başkasına devrederse, sadece farzı terk etmiş olmaz, aynı zamanda farzdan kurtulduğunu da sanarak Allah’ı aldatmaya çalışmış olur. Bazı fakihlerin bu gibi hilelere eserlerinde yer vermiş olmaları, şer’i hükümlerden nasıl kaçınılacağını göstermek için değildir. Bilakis hile-i şer’iyeye başvuran bir adamın davasına bakarken hâkimin zâhire göre hükmedip, sonucu Allah’a bırakması için yapılan hileyi bilmesini sağlamaktır.[70]
 

Kuran Mucizeler

☆☆☆
Üye
Mesajlar
554
Tepki puanı
131
Düşünce
Muvahhid
EYYÛB KISSASI-6

Kurtubî’ye göre Eyyûb’un yemini:

Eyyûb hastalığı esnasında hanımına yüz sopa vurmaya yemin etmişti. Bu yeminine neyin sebep olduğu hususunda dört ayrı görüş vardır:

1) İbn-i Abbâs’ın rivâyet ettiğine göre, Eyyûb’un hanımı doktor sûretinde karşılaştığı İblis’i Eyyûb’u tedavi etmek için çağırmış. İblis, “Şu şartla o’nu tedavi ederim” demiş, “iyileşecek olursa, ‘Sen beni iyileştirdin’ diyecek, bunun dışında o’ndan hiçbir karşılık istemiyorum.” Hanımı, “Peki” demiş ve Eyyûb’a böyle demesini öğütlemiş. Bunun üzerine Eyyûb, hanımını döveceğine yemin etmiş ve, “Yazık sana, o dediğin kişi şeytândır” demişti.

2) Sa‘îd b. el Müseyyeb’in dediğine göre önceden Eyyûb’a getirdiği ekmekten daha fazlasını getirmiş. O hıyanet edeceğinden korkunca, mutlaka onu dövecek diye yemin etmiş.

3) Yahyâ b. Selâm ve başkalarının naklettiğine göre de şeytân Eyyûb’un hanımını Eyyûb’u kendisine kurban olarak bir keçi kesmeye mecbur etmesini ve bunun sonucunda da iyileşeceğini belirterek telkinde bulunmuş. Hanımı bundan Eyyûb’a söz edince iyileştiği takdirde ona yüz sopa vuracağına dair yemin etmiş.

4) Denildiğine göre hanımı saç örüklerini iki ekmek karşılığında satmış. Çünkü Eyyûb’a yemek üzere götürecek hiçbir şey bulamamıştı. Eyyûb ise ayağa kalkmak istedi mi ona, yani örüklere tutunurdu. İşte onu dövmeye yemin etmesinin sebebi bu olmuştu.[71]

Bu gerçek dışı hikâyelerden sonra Kur’ân’ın gerçeklerine dönüyoruz:


“Ve eline bir tutam bitki al,

ضغث [dığs] sözcüğü, “ot, fesleğen ve benzeri şeylerden küçük bir demet” manasınadır.[72]Âyetteki, Ve eline bir tutam bitki al ifadesi, 42. âyetteki Ayağın ile topukla [yere vur, mahmuzla, yaya olarak hemen oradan uzaklaş]! ifadesine bağlanmıştır.

Âyette konu edilen demetin ne demeti olduğu açıkça belirtilmediği için, bu ifade hakkında daha geniş anlamlar düşünülebilir. Meselâ bu ifade ile Eyyûb peygamberden, yaşadığı bölgedeki bazı bitkileri alıp işaret edilen sulak ve serin bölgeye götürmesi istenmiş olabileceği gibi, artık çevresinde nitelikli kimse kalmadığı için elinin altında kalan “bir tutam ot” mesabesindeki niteliksiz kimseleri alıp onlarla sulak ve serin bölgede bir topluluk oluşturması da istenmiş olabilir.

onunla hemen rızık aramak için sefere çık

DARB: الضّرب[darb] sözcüğü, iyi bir müteşâbih sözcük örneği olup, Lisânü’l-Arab ve Tâcü’l-Arûs‘un beyanlarına göre yüzlerce farklı anlamda kullanılmaktadır.

Darb sözcüğünün hakikî manası, “bir şeyin üzerinde bir şey oluşturmak” demektir. Bir şey üzerinde bir şey oluşturmanın ise doğal olarak birçok yolu ve yöntemi olduğu için sözcük de mecâzen pek çok anlamda kullanılabilmektedir. Meselâ, herhangi bir nesne üzerinde el, sopa, kılıç gibi birçok şey vasıtasıyla bir şeyler oluşturmak mümkündür. Bir nesne üzerinde el ile oluşturulan şey “dövmek” veya “çarpmak” sözleriyle, sopa ile oluşturulan şey “kırmak” veya “devirmek” sözleriyle, kılıç ile oluşturulan şey “kesmek”, “yaralamak” veya “çizmek” sözcükleriyle ifade edilen eylemler olabilir. İşte, tüm bu eylemler darbsözcüğünün anlamı kapsamındadır. Başka bir örnek olarak, herhangi bir metal parçası üzerinde yapılacak oyma veya kabartma eylemi de darb sözcüğüyle ifade edilir. Nitekim metal para basımına darb, para basılan yere de darbhâne adı verilmiştir. Osmanlı paralarının üstünde yazılı olan ضرب فى قسطنطنيّه [duribe fî kostantıniyye] ibaresi de, “Kostantıniye’de [İstanbul’da] basılmıştır” anlamına gelmektedir. Yine başka bir örnek olarak, yollarda ayakla iz oluşturmak ve bu anlam ekseninde rızık, ticaret veya savaş için yola gitmek de darb sözcüğüyle ifade edilir. Ayrıca Araplar misafire ضارب[dârib=yol tepen] derler. Mecâz anlamları arasında “dövmek” ve “çarpmak” anlamlarıyla meşhur olan darbsözcüğü; yağmurun topraktaki izi, Mûsâ peygamberin İsrâîloğulları’na denizde asasıyla yol açması, tuvalete def-i hacet için hızlı gitmek, çiş yapmak, bir yere bir şey dikmek, erkek hayvanın dişisinin üstüne çıkması, bir şeyi bir şeye çarpmak, karıştırmak, koyun boyamak, suda yüzmek, akrep sokması, kalp atışı, nabız vuruşu, bir şeyi kaldırmak, el ile işaret, sıkı tutmak, kavgadan-belâdan kaçmak, bir yere varıp dikilmek, örnek vermek ve daha birçok anlamlarda kullanılır.[73]

Darb sözcüğünün değişik anlamlarıyla ilgili Kur’ân’da birçok örnek mevcut olduğundan, Kur’ân üzerinde çalışanların bu sözcüğün geçtiği pasajdaki anlamı yakalayabilmeleri için sözcük üzerinde iyi düşünmeleri gerekmektedir.

Görüldüğü üzere darb sözcüğü, müteşâbih anlamlı bir sözcüktür. Bu sebeple sözcük, yer aldığı cümledeki veya bulunduğu pasajdaki söz ve anlam akışı dikkate alınarak te’vîl edilmeli, yani sözcüğün değişik anlamlarından birisi tercih edilmelidir.

Bu pasajdaki konu akışı dikkate alındığında, bize göre darb sözcüğü için en uygun anlam (emir kipi olarak), “Rızık aramak için yola çık, hicret et, bulunduğun yerden ayrıl!” anlamıdır. Kitab-ı Mukaddes’teki, “Eyyûb, dostları için dua ettikten sonra, Eyyûb’un sürgününü Rabb döndürdü. Ve Rabb o’nu eski gönencine kavuşturup o’na önceki varlığının iki katını verdi”[74] ifadesi de, Eyyûb peygamberin memleketinden ayrıldığını, gurbette çok geniş imkânlara ve lütuflara mahzar olduğunu ve sonra memleketine geri döndüğünü anlatmakta, dolayısıyla bizim önerdiğimiz anlam uygun düşmektedir.

ve hânis olma [kararsız olma, doğrudan sapma]
 
Üst