• AntiDogmatik
    Sorgulamaktan korkmayanlar için özgür düşünce platformu.
  • Din toplumun afyonudur.
    Karl Marx
  • Din; sıradan insanlar için gerçek, aydınlar için yalan, iktidarlar içinse kullanışlıdır.
    Lucius Annaeus Seneca
  • Din, sıradan insanları pasif ve sessiz tutmak için bulunmaz bir kaynaktır.
    Napoléon Bonaparte
  • Sorgulamayan insan cahildir, sorgulatmayansa zalim!
    Mustafa Kemal Atatürk
  • Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir.
    Carl Sagan
  • Aptal bir şeyi 50 milyon kişi de söylese, o hala aptal bir şeydir.
    Anatole France
  • Aydınlanma; kişinin kendi aklını kullanmaya cüret etmesidir.
    Immanuel Kant
  • Dünyada iki çeşit insan var: Aklı olan ve dini olmayanlar, dini olan ve aklı olmayanlar.
    Ebu Ala el Maarri
  • İnsanı yaratmak mı tanrının büyük hatası, tanrıyı yaratmak mı insanın büyük hatası?
    Friedrich Nietzsche
  • İmana sarılmak, aklı terk etmektir.
    George Smith
  • İnsanlar gerçek olmasını diledikleri şeylere inanırlar.
    Julius Caesar
  • En tehlikeli insan tipi az anlayan, çok inanandır.
    Anton Chekhov

Öldürmeyi ve Şiddeti Emreden Ayetler

Oğuz Han

Üye
Mesajlar
46
Tepki puanı
57
Düşünce
Ateist
Bakara suresi 178. ayet: Ey inananlar! öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı: hür ile hür insan, köle ile köle ve kadın ile kadın. öldüren, ölenin kardeşi tarafından bağışlanmışsa, kendisine örfe uymak ve bağışlayana güzellikle diyet ödemek gerekir. bu, rabbiniz’den bir hafifletme ve rahmettir. bundan sonra tecavüzde bulunana elem verici azab vardır.

Bakara suresi 191. ayet: Onları bulduğunuz yerde öldürün. sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha kötüdür. mescidi haram’ın yanında, onlar savaşmadıkça siz de onlarla savaşmayın. sizinle savaşırlarsa onları öldürün. inkar edenlerin cezası böyledir.

Bakara Suresi 216. Ayet: Savaş size farz kılındı, gerçi o size hoş gelmez. Olabilir ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa ki o sizin için bir hayırdır. Yine olabilir ki, siz bir şeyi seversiniz, oysaki o sizin için bir kötülüktür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

Âl-i İmrân Suresi 13. Ayet: Hiç şüphesiz karşı karşıya gelen iki toplulukta size bir âyet, bir işaret ve ibret vardır. Onlardan biri Allah yolunda savaşıyordu, öbürü de kâfirdi ve karşılarındakini göz kararıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da gönderdiği yardımla dilediğini destekliyordu. Gören gözleri olanlar için elbette bunda apaçık bir ibret vardır.

Âl-i İmrân Suresi 121. Ayet: Hani sen sabah erkenden müminleri savaş mevzilerine yerleştirmek için ailenden ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işiten ve bilendir.

oldurmeyi-ve-siddeti-emreden-ayetler.jpg

Nisa suresi 15. ayet: kadınlarınızdan zina edenlere, bunu isbat edecek aranızdan dört şahid getirin, şehadet ederlerse, ölünceye veya allah onlara bir yol açana kadar evlerde tutun.

Nisa Suresi 16. Ayet: Eşcinselliği içinizden iki erkek yaparsa onlara eziyet edin.

Nisa Suresi 34. ayet: Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve dövün.

Nisâ Suresi 74. Ayet: O halde geçici dünya hayatını, ebedî ahiret hayatı karşılığında satacak olanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, her iki durumda da biz ona yarın pek büyük bir mükafat vereceğiz.

Nisâ Suresi 75. Ayet: Hem size ne oluyor ki, Allah yolunda: “Ey Rabbimiz! bizleri bu halkı zâlim olan memleketten çıkar, tarafından bizi iyi idare edecek bir sahip ve bize katından bir kurtarıcı gönder” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların kurtarılması uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?

Nisâ Suresi 84. Ayet: (Ey Muhammed) Allah yolunda savaş! Sen ancak kendi yaptığından sorumlusun. Müminleri de savaşa teşvik et. Umulur ki, Allah kâfirlerin gücünü kırar. Hiç şüphesiz ki Allah kuvvet ve kudretçe çok daha güçlü, ve cezası daha çetindir.

Nisa suresi 89. ayet: onlar kendileri inkar ettikleri gibi, keşki siz de inkar etseniz de eşit olsanız isterler. allah yolunda hicret etmedikçe onlardan dost edinmeyin. eğer yüz çevirirlerse onları tutun, bulduğunuz yerde öldürün. onlardan dost ve yardımcı edinmeyin.

Maide suresi 33. ayet: Allah ve peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa uğraşanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da yerlerinden sürülmektir. bu onlara dünyada bir rezilliktir. onlara ahirette büyük azab vardır.

Maide Suresi 35. Ayet: Ey Inananlar! Allah’tan sakinin, O’na ulasmaya yol arayin, yolunda cihad edin ki kurtulasiniz.

Maide suresi 38. ayet: erkek hırsız ve kadın hırsızın, yaptıklarından ötürü allah tarafından ibret verici bir ceza olarak, ellerini kesin. allah güçlü’dür, hakim’dir.

Enfâl Suresi 5. Ayet: Nitekim Rabbin seni, hak uğruna savaşmak için evinden çıkarmıştı. Oysa müslümanların bir kısmı o zaman bundan hoşlanmamışlardı.

Enfal suresi 12. ayet: rabbin meleklere, “ben sizinleyim, inananları destekleyin” diye vahyetti. “ben inkar edenlerin kalblerine korku salacağım, artık vurun onların boyunları üstüne, vurun her parmağına” dedi.

Enfâl Suresi 39. Ayet: Ortalıkta fitne kalmayıp, din tamamıyla Allah’ın dini oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse muhakkak ki, Allah yaptıklarını görür.

Enfâl Suresi 58. Ayet: Eğer bir kavmin, sözleşmeye aykırı bir hainlik yapmasından korkarsan, savaştan önce aynı şekilde antlaşmayı bozduğunu kendilerine bildir. Çünkü Allah hainleri sevmez.

Enfâl Suresi 75. Ayet: Daha sonradan hicret edip sizinle beraber savaşa katılanlar da sizdendirler. Bir de akraba olanlar, Allah’ın kitabına göre, birbirlerine daha yakındırlar. Şüphe yok ki, Allah her şeyi bilir.

Tevbe suresi 5. ayet: Hürmetli aylar çıkınca, puta tapanları bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayıp hapsedin; her gözetleme yerinde onları bekleyin. eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse yollarını serbest bırakın. doğrusu allah bağışlar ve merhamet eder.

Tevbe Suresi 14. Ayet: Onlarla savaşın ki Allah, sizin ellerinizle onların cezasını versin ve … onları rezil ve rüsvay etsin, yardımıyla sizi onlara muzaffer kılsın. Ve mümin bir kavmin yüreklerini ferahlandırsın.

Tevbe Suresi 29. Ayet: Kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde ne Allah’a, ne ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Resulünün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini din edinmeyen kimselere alçalmış oldukları halde elden cizye verecekleri hale gelinceye kadar savaş yapın.

Tevbe Suresi 73. Ayet: Ey Peygamber! Kâfirlerle cihad et; onlara karsi sert davran. Varacaklari yer cehennemdir, ne kotu donustur.

Nur Suresi 2. ayet: zina eden kadın ve erkeğin her birine yüzer değnek vurun. allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, allah’ın dini konusunda o ikisine acımayın. onların ceza görmesine, inananlardan bir topluluk da şahit olsun.

Nur Suresi 4. ayet: iffetli kadınlara zina isnat edip de, sonra dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun; ebediyen onların şahidliğini kabul etmeyin. işte onlar yoldan çıkmış kimselerdir.

Muhammed suresi 4. ayet: savaşta inkar edenlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurun; sonunda onlara üstün geldiğinizde onları esir alın; savaş sona erince onları ya karşılıksız, ya da fidye ile salıverin; allah dilemiş olsaydı, onlardan başka türlü öç alabilirdi, bunun böyle olması, kiminizi kiminizle denemek içindir. allah, kendi yolunda öldürülenlerin işlerini boşa çıkarmaz.

Tahrim 9. Ayet: Ey Peygamber! Kâfirlerle cihad et; onlara karsi sert davran. Onlarin varacaklari yer cehennemdir, ne kotu donustur!…
 
Moderatör tarafından düzenlendi:

Kemal

☆☆☆☆
Disiplin Kurulu Başkanı
Mesajlar
434
Tepki puanı
272
Düşünce
Agnostik
işid in islamla alakası yok diyenler okusun bakalım
 

Ra's Al Ghul

☆☆☆
Üye
Mesajlar
1,338
Tepki puanı
119
Düşünce
Sünni
Siz kimsiniz ki Allah'ın kitabını sigaya çekiyorsunuz. Haddinizi bilin, bilmezseniz Allah bildirir. Sonunuz çok kötü olur, sakın bu söylediklerimi yabana atmayın. Perişan olursunuz..
 
Mesajlar
16
Tepki puanı
0
Düşünce
Muvahhid
KISAS, İNSANLARIN CAN GÜVENLİĞİNİ SAĞLAMAK İÇİN GEREKLİDİR!

Bakara-178

178-Ey imân edenler,cinayetlerde,öldürülenlere karşılık katillere kısas uygulanması,size (bir kanun halinde) yazılmıştır.Hür öldürdüğü hür kimse yerine;köle,öldürdüğü köle yerine; kadın,öldürdüğü kadın yerine kısas olunur.Fakat (öldüren) o kimse lehinde,kardeşi (mektulün velisi) tarafından bir şey affedilirse,(kısasın uygulanması istenmezse,) aklın ve dinin gereklerine uygun yol izlemek ve güzellikle diyet ödemek gerekir.İşte bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir.Artık kim bundan sonra haddi aşarsa (saldırıya kalkarsa) o zaman onun için elîm bir azap vardır.( Bakara-178)

Bu ayetin bu şekildeki sebebi nüzulü ve konuyla ilgili iki rivayet vardır.

1-Cahiliye devrinde kabilelerden bazıları kendi insanlarını daha üstün ve şerefli gördükleri için karşı tarafa‘’ Biz daha şerefliyiz,bizim öldürülen kadınlarımıza karşılık sizin erkeğiniz, bizim kölelerimize karşılık sizin hür bir erkeğiniz kısas olacaktır ‘’ diyordular..!!!

2-İslâm'dan kısa bir müddet önce câhiliye devrinde iki kabile savaşmış ve birbirlerini yaralayıp öldürmüşlerdi, öyle ki köleler ve kadınlar öldürülmüş ve birbirlerinden intikam almadan müslüman olmuşlardı.Bu iki kabile çatışıyordu. Ve kendilerinden köleye mukabil bir hürr'ün, kadına mukabil bir erkeğin öldürülmesi halinde anlaşmayı kabul edebileceklerine and içtiler.Bunun üzerine yukarıdaki âyet-i kerîme olayın şekil ve durumuna göre ifadeler kullanarak nazil olmuştur. (Beğavî, Cessas, Zemahşeri, İbn Kesir,ilgili yer)

Ayrıca Nüzul sebebi olan olayda hür,kadın,köle söz konusu olduğu için o kayıtlara yer verilmiştir. Daha sonra kısas konusunda genel hükmü ifade eden “Cana can..”(Maide: 45) ayeti inmiştir. (bk. Taberi, ilgili yer)

Yani katil ve maktulün cinsiyetleine ve toplumdaki statülerine bakılmaksızın KATİL KİM İSE,KISAS ONA UYGULANIR,BAŞKASINA DEĞİL !!!

Yani Bakara-178.ayetle,kısastaki eşit ve adil olmayan söz konusu yanlış hükme son veriliyor!

Bakara-179: O hâlde ey derin kavrayış sâhibleri,(bilin ki) sizin için kısasta (umumi) bir hayat vardır. Tâ ki siz (bu sâyede bir başkasını haksız yere öldürmekten) sakınasınız.

(Yani kısas hükmü uygulandığında kimse kimseyi öldürmeye cesaret edemez ve dolayısıyla herkesin can güvenliği sağlanmış olur.Böylece topluma huzur ve güven ortamı hakim olur.)

Kısas nedir?

Kastan, bilerek haksız yere başkasının yaşamına son veren, başkasını öldüren cani ve katile aynı cezayı vermektir.

Kısas, hayat hakkının ve canı korumanın gereğidir. Kısasın meşru oluşunda akıl sahibi olan insanlar için, birey ve toplum için büyük bir hayat vardır. Affın kıymeti de buna bağlıdır. Gerçi kısasın kendisi, katil ve caninin hayatını yok etmektir ama, aynı zamanda haksız yere bir hayatı yok etmeye karşı, hayatın zıddı olan kısasın meşru oluşu da hayatın ve yaşama hakkının en büyük müeyyidesidir. Şöyle ki:

1. Önce bu, hem katil ve cani olmak isteyecek kimse, hem de öldürülmesi istenen kimse hakkında kuvvetle hayatı korumaya sevketmektedir. Çünkü katil ve cani olmak isteyen kimse, öldürürse ve öldürdüğünde kendisinin de öldürülmeyi hak edeceğini bilirse akıl gereği olarak, öldürmekten vazgeçer. Böylece hem kendisi hayatta kalır, hem de karşısındaki.

2. Bunda, ikisinden başka genel toplumun yaşama hakkını da güvenceye alma vardır. Çünkü bu şekilde öldürmenin, cinayetlerin önüne geçilmesi, bu ikisinden başka, bunlarla uzaktan yakından ilgili olması düşünülen insanların da hayatlarının devamına ve güvenliğine bir garantidir. Zira bir öldürme olayı, öldürenle öldürülenin yakınları arasında düşmanlık ve fitneye, bu da büyük çarpışmalara (kan davalarına) sebep olabilir.

Akıl sahipleri için, bu öldürmeye engel olacak olan haklı kısasın meşruluğu, bütün bu fitnelerin ve heyecanların önüne geçeceği için, toplumun yaşamasına sebep ve yaşama hakkına garanti olur. Bu faydalar ise, haklı bir kısas şeklinde olmayan saldırgan öldürmelerde ve affın mecburiyeti takdirinde mevcud değildir.

İşte kısasın meşruluğu, bu kadar önemli bir yaşama sebebi olduğu gibi, bu "Kısasta büyük bir hayat vardır." vecizesi de belağatın en yüksek derecesine ulaşmış, özlü bir îcâz ve îcâz kanunudur.Allah’ın verdiği canı haksız yere öldüren bir insan cezasız kalamaz. En adil cezalandırma yöntemi İslamda mevcuttur. İslam sonsuz adalet sahibi olan Allah’ın dinidir.

İslâm’ın öğretisinde kısas, temel insan haklarının çekirdeğini oluşturan ve diğer hakların kullanılması kendisine bağlı olan hayat hakkını güvence altına almaya yönelik bir müeyyidedir. Haksız yere ve kasten adam öldürme ve yaralamalar kısasla cezalandırılarak hem insan hayatına ve vücut bütünlüğüne yönelik haksız tecavüzler önlenmiş, hem de suçlu işlediği suça denk bir ceza görerek adalet sağlanmış olur. Katile ceza vermemek, bir başkasının hakkına saldırıdır. Aynı zamanda ölenin varislerinin intikam duygularını kabartır. Nitekim bir çok yerde, katillere,canilere hak ettiği ceza verilmediği için ölünün yakınları ceza vermeye kalkıyorlar ve kan davaları sürüp gidiyor.

Öldüren katilin yaşama hakkı öleninkinden daha kutsal değildir.

Kısasta insanlar için hayat vardır. Hem ahlâk yönünden, hem sosyal barış yönünden, hem caydırıcılık yönünden, hem de merhamet yönünden en tutarlı yoldur. Allah, insanları bu konuda akıllı davranmaya çağırıyor.

Bakara-179.ayette genel bir ifadeyle şöyle deniliyor !

‘’ ve leküm fil kısası hayatün ya ulül elbab! ‘’

‘’ Ey akıl ve derin kavrayış sahipleri! Sizin için kısasta (katilden maktulün hakkını almanızda) hayat vardır ! (Bakara-179)

Yani haksız yere insanları öldüren canilere kısas uygulanırsa,kimse kimseyi öldürmeye cesaret edemez ve dolayısıyla can güvenliği ve toplumun huzur ve düzeni de sağlanmış olur.

Adam öldürmenin cezası olan kısas cezasının uygulanma için gereken bazı şartlar:

1. Öldüren kişi akıllı ve ergenlik çağına ulaşmış olmalıdır. Deli veya çocuğun öldürmesi ile deli ve çocuğa kısas cezası verilmez.

2. Öldürme fiili kasten işlenmelidir. İstemeden, yanlışlıkla veya kazaen yapılan öldürmelerde kısas cezası uygulanmaz.

3. Katil, öldürme fiilini kendi iradesi ile yapmalıdır.

4. Öldüren kişi öldürme fiilini meşru müdafaa halinde iken yaparsa kısas uygulanmaz çünkü öldüren kişi maruz kaldığı saldırıyı başka türlü men etme imkanı bulamamış olabilir.

6. Öldürülen kişinin velisi katili affederse kısas uygulanmaz. Öldürülenin velilerinden bir kısmı katili affeder, bir kısmı katili affetmezse yine kısas uygulanmaz.

8. Şahıslar kısas cezasını uygulayamazlar. Bu kısas cezası maktulün varisleri tarafından istendiği takdirde söz konusu katile ve caniye bu cezayı ancak devlet verir.

--------------

Kur’ân-ı Kerîm’in konunun temeline ışık tutan şu ifadesi ise bu itirazlara toplu bir cevap niteliğindedir: “Yeryüzünde fesat çıkarıp bozgunculuk yapmaya veya bir cana karşılık olmaksızın birini öldüren kimse bütün insanları öldürmüş gibidir, bir canı yaşatan ise bütün insanlara hayat vermiş gibidir” (Mâide 5/32).

Hiçbir fark gözetmeksizin yaşama hakkını tanıyan ve önemini vurgulayan bu âyete göre cana kıymayı, iki kişi arasında veya bir ferde yönelik bir mesele, bir suç, bir eylem olarak düşünmek yanlıştır. Ya cana kıyma önlenir, bütün insanlığın hayat hakkı garanti altına alınır yahut da yaşama hakkı devamlı olarak tehlikeye mâruz kalır. Toplum denilen yapı fertlerden oluşur, asıl ve hakikat olan fertlerdir. Ferdin hayatını korumak mümkün olmazsa fertlerden oluşan toplumun hayatını korumak da mümkün olmaz.

Yukarıda sıralanan itirazları tek tek cevaplamak üzere de şunları söylemek mümkündür: a) Hemen her insan kendini öldürmek isteyen, buna teşebbüs eden insanı, onu öldürme pahasına da olsa engeller. Nitekim bütün hukuk sistemleri nefsi müdafaayı hukuka uygunluk hallerinden saymışlardır. Toplumlar da ülkelerine, hayatlarına, hayatî menfaatlerine göz diken, saldıran toplumlara karşı savaş ilân edip fiilen savaşırlar. Bu iki vâkıa, hayatı ve gereklerini korumak söz konusu olduğunda insanların öldürülmesinin, insan tabiat ve vicdanına aykırı bulunmadığını göstermektedir. b) Bir toplumda eğitim başarılı olur, insanlar ağır cezalar söz konusu olmadan da adam öldürme suçunu işlemez hale gelirler, bu durum bilimsel verilere dayalı olarak tesbit edilirse nâdir hale gelen öldürme suçu için farklı cezalar ve tedbirler düşünülebilir. İslâm, maktulün yakınlarına kısas talebinden vazgeçme ve diyet isteme hakkı vererek bu kapıyı açmıştır. Yine eğitimin etkisiyle toplumda, intikam duygu ve talebinin yerini “affın şerefli ve büyüklüğe yakışan davranış olduğu” şuuru ve anlayışı alırsa veliler kısas yerine affı tercih edeceklerdir. Bilimsel olarak kısas dışındaki önlem ve yaptırımların adam öldürme suçunu önlediği veya çok nâdir hale getirdiği belirleninceye kadar ise kısas cezası seçeneksiz olma özelliğini koruyacaktır. c) Merhamet ve şefkat güzel duygular olmakla beraber yerinde kullanılmaz; zulme, hakların çiğnenmesine, insanların can güvenliğinin ortadan kalkmasına sebep olur, maktulü unutturur, hep katil lehine işletilirse makbul olmaktan çıkar, zaaf olarak değerlendirilir. d) Suçun kendi cinsinden bir fiille cezalandırılması eğilimi şahsî ve nefsânî bir duygu olmaktan çıkar, adalet ve hakkaniyetin gerçekleşmesine yönelirse, bir eğitim ve suçu önleme aracı olarak değerlendirilirse, ona kötü gözle bakılamaz. e) Cinayeti akıl ve ruh hastalığına bağlamak ve cânileri hapishanelere ve idam sehpalarına değil, hastahanelere göndermeyi önermek aslında cinayeti teşvik etmenin ötesinde bir sonuç getirmez. Nitekim bugün uzmanların çoğunluğu bu kanaate katılmamış, cinayeti bir hastalık değil, ceza gerektiren suç saymışlardır. f) Günümüzde pek çok ülkenin kanunlarında idam cezası vardır. Bu kanunları koyanlar önemli gördükleri cinayetlerde –suçluyu hapishanede çalıştırarak ondan istifade etmek yerine– idam etmeyi uygun bulmuş, yaşama hakkını korumak için zaruri bulmuşlardır. Katilin ekonomik katkısı, insan hayatını korumaktan (dolayısıyla kısas sayesinde korunacak olan insan hayatından) daha önemli ve faydalı olamaz.

Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 270-272

Bakara-179: وَلَكُمْ فِي الْقِصَاصِ حَيٰوةٌ يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُون

Bakara-179: O hâlde ey derin kavrayış sâhipleri, (bilin ki) sizin için kısasta (umumi) bir hayat vardır. Tâ ki siz (bu sâyede bir başkasını haksız yere öldürmekten) sakınasınız.

(Yani kısas hükmü uygulandığında kimse kimseyi öldürmeye cesaret edemez ve dolayısıyla herkesin can güvenliği sağlanmış olur. Böylece topluma huzur ve güven ortamı hakim olur.)

Kısas, öldürücü mikropları/canileri yok etmek ve insanların can güvenliğini sağlamaktır.

Devam edecek,

Saygılarımla
 
Mesajlar
16
Tepki puanı
0
Düşünce
Muvahhid
YUKARIDAKİ İDDİALARA CEVAPLAR!

Buradaki başlık ‘’Öldürmeyi emreden ayetler ‘’değil de ’’Nefsi Müdafaayı bir hak olarak tanıyan.’’Ayetler şeklinde olsaydı o zaman doğru bir başlık olurdu!

Çünkü söz konusu ayetler tamamen savunmaya yönelik olup,ilgili ayetlerin meallerinde de bir sürü çeviri hatası,yanlışlar ve eksiklikler vardır. Şimdi bu ayetlerin açıklamalı doğru meallerini aşağıya alıyorum, Ayrıca bir ayetin vereceği mesajı doğru anlayabilmek için onun sibak ve siyakına da,yani önceki ve hatta sonraki ayetlere de bakmamız gerekir.

Örneğin, bu ayetleri buraya yazan arkadaş Bakara 190.Ayeti görmezden gelip, hemen Bakara-191. ayeti sanki cımbızla alıp buraya yerleştirmiştir. İşte ayetleri bibirinden koparırsanız,verilen mesajı da yanlış algılarsınız. Bu nedenle önce Bakara-190.ayete baktıktan sonra hemen 191.ayete bakacağız.

BAKARA-190-192.ayetlerin doğru mealleri.

BAKARA-190: Size karşı savaş açanlara,(size saldıranlara) siz de (kendinizi savunmanız için) Allah yolunda savaşın. Ama (savunma amacınızı aşıp) saldırganlık yapmayın; Doğrusu Allah saldırganları asla sevmez.

BAKARA-191: Onları (o size karşı savaş açanları sizinle savaş halinde iken) nerede yakalarsanız/siz de öldürün.Sizi sürgün ettikleri yerden siz de onları sürgün edin. İnanca (düşünceye ve insan haklarına) yönelik zulüm ve baskı ölümden beterdir.Mescidi-i Haram civarında onlar size savaş açmadıkça siz de onlara savaş açmayın.Eğer onlar size savaş açarlarsa/sizi öldürmek için saldırırlarsa siz de onları öldürün! İşte (barış anlaşmasını bozup saldıran) inkarcıların cezası böyledir.

BAKARA-192-Eğer onlar,(savaşa, saldırıya) son verirlerse (siz de son verin) :Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, esirgeyendir.

BAKARA-216. Ayetin doğru meali.

BAKARA-216: (Ey inananlar,tab'an) sizin hoşunuza gitmese bile ( kendinizi savunmak için size saldıranlarla) savaşmak (bir hak olarak) üzerinize yazılmıştır.Bazen hoşunuza gitmeyen bir şey hakkınızda hayırlı olabilir, buna karşılık hoşunuza giden bir şey de hakkınızda kötü olabilir.Allah bilir,fakat siz bilmezsiniz .

Aşağıdaki tefsir metinlerinde de burada yine savunma savaşına vurgu yapıldığı anlatılmaktadır,Yani burarda bir hak olarak yazılan savaş, SAVUNMAYA yönelik olandır.

كتب أي: فرض: عليكم القتال أي: قتال المتعرضين لقتالكم، كما قال: وقاتلوا في سبيل الله الذين يقاتلونكم ولا تعتدوا المراد بقتالهم الجهاد فيهم بما يبيدهم أو يقهرهم ويخذلهم ويضعف قوتهم.

تفسير القاسمي) )

، وهو أن نقاتل المشركين إذا قاتلونا ، فيكون حينئذ كلاما مبنيا على معهود قد علم حكمه مكرر ذكره تأكيدا ، وإن لم يكن راجعا إلى معهود فهو لا محالة مجمل مفتقر إلى البيان ، وذلك أنه معلوم عند وروده أنه لم يأمرنا بقتال الناس كلهم فلا يصح اعتقاد العموم فيه ، وما لا يصح اعتقاد العموم فيه فهو مجمل مفتقر إلى البيان

(أحكام القرآن للجصاص)

ALİ İMRAN-33.Ayetin doğru meali.

ALİ İMRAN-13: Şüphesiz karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için bir ibret vardır.Onlardan (inananlardan) bir gurup(saldırıya uğrayan,ezilen,yutlarından sürülen ve her türlü baskı, şiddet ve zulme maruz kalanların uğruna saldırganlarla) Allah yolunda savaşırken diğeri de (gerçekleri) inkâr ediyordu.İnkar edenler (sayıca az olan bu inanan topluluğu) göz bakışıyla kendilerini iki misli görüyordu.İşte Allah da (bu şekilde saldıran ve inkara şartlanmış olanların manevi güç ve moralini bozarak) dilediğini (hak edeni, bu manevi) yardımıyla destekliyordu. Muhakkak bunda, (hakikat) gözü açık olanlar için (alınacak) bir ders vardır.

ALİ İMRAN-121.Ayetin doğru meali.

ALİ İMRAN-121: (Ey Resûlüm),Hani bir vakit sen (Medin’ye saldıran Mekkeli müşriklere karşı kendinizi ve Medine’yi savunmak amacıyla) inananları (Uhud’da saldırganlara karşı) savaş düzenine sokmak için sabah erkenden evinden çıkmıştın. Allah ise (her şeyi hakkıyla) işiten ve (hakkıyla) bilendir.

Mekkeli Müslümanlar,müşriklerin zulüm,şiddet ve baskılarına dayanamayarak evlerini, yurtlarını bırakıp, gizlice Mekke den 450 km,mesafede bulunan Medine’ye iltica etmek zorunda kalmışlardı. Buna rağmen Mekkeli müşrikler Medine’ye iltica eden hz.peygamber ve inananları yok etmek için Medine’ye büyük bir saldırı düzenliyorlar. İşte bu saldırının haberini alan hz.peygamber ve Müslümanlar da hem kendilerini, hem de iltica ettikleri Medine’yi savunmak amacıyla Medine’nin yakınında bulunan Uhud’da savunma pozisyona geçiyorlar.Yani 450 km.uzaktan gelip saldıranlar Mekkeli müşriklerdi,Müslümanlar ise sadece bulundukları yerde kendilerini savunuyordular.

İşte ALİ İMRAN-121.ayet hz.peygamberin ve inananların buradaki savunma durumlarına vurgu yapıyor.

Şimdi soruyorum, 450 km.uzakta bulunan Mekke den üç bin kişilik bir orduyla Medine’ye saldırıya geçen müşrikleri mağdur görüp,,Medine de saldırıya uğrayanları ise,saldırgan gibi göstermek vicdanla,insanlıkla bağdaştırılabilir mi???

İşte buradaki bütün ayetler savunma savaşına vurgu yapıyor.Ayrıca Bakara-190.ayetinin de belirttiği gibi saldırı yapan taraf kim olursa olsun Allah onları sevmez ve saldırganlığı da şiddetle yasaklar.

NİSA-15.Ayetin doğru meali.

Nisa-15: Kadınlarınızdan fahişelik/sevicilik yapacaklara gelince,aranızdan onların işlediği suça şahit olan dört kişi çağırın,bunlar ona şahitlik yaparlarsa,fahişelik/sevicilik yapan kadınları (bu iğrenç işten vazgeçmemeleri halinde) ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara (tövbe etmeleri suretiyle) bir kapı açıncaya kadar,evlerinde (gözetim altında) tutun.’’ şeklindedir.

Bunun dört şahitle ispat edilmesi zaten çok zor olup neredeyse mümkün değil,ama bu çirkin işi alenen yaparlarsa o zaman ispat edilebilir.Bunlar bu çirkin işi adet edinip yapmaya devam ederlerse, süresiz bir gözetim altında tutulurlar,tevbe edip vazgeçerlerse, onların gözetim altında tutulmalarına son verilecektir.İşte ayet bu mesajı veriyor,bunlar kendi evlerinde göz altında tutulurlar, yani bu işi yaptıkları yere gitmelerine engel olunacaktır.

NİSA-16.Ayetin meali,

NİSA-16-İçinizden iki erkek (aralarında) çirkin işi (eşcinselliği) yaparsa onlara da eziyet edin.Eğer bu ikisi tövbe eder,durumlarını düzeltirlerse onlara eziyetten vazgeçin.Çünkü Allah, tövbeleri kabul edendir,merhamet sahibidir.

Sizce bu iğrenç işi yapanlara ceza verilmemeli mi? kadın kadınla,erkek erkele yaptıklarI bu iğrenç ve çirkin iş sizce normal bir durum mu? Bu kötü işin toplum içinde yayılmasına müsaade mi edilsin?

NİSA-34.AYETİN AÇIKLAMALI DOĞRU ŞÖYLEDİR.

NİSA-34 ‘’ ……. Nüşüzünden (gözleri dışarda olmalarından) endişe ettiğiniz kadınlara gelince, (yuvanızın yıkılmaması için) onlara (önce güzel sözlerle) nasihat ediniz,(bu edepsizlik ve sadakatsızlıklarına son vermezlerse,) onları yattıkları yatakta yalnız bırakınız; yine de buna son vermezlerse ( bu defa) onları (yattığınız yerden de) uzaklaştırın.Eğer (edepsizlikten vazgeçip sizinle) uyumlu olurlarsa,(size karşı sadakat gösterirlerse,) onlara karşı başka bir yol aramayın (boşanmaya kalkmayın).Allah gerçekten yücedir; büyüktür..

Ayrıca bu ayetteki kadının nüşüzüden maksat, erkeğine sadakatsızlık gösterip gözü dışarda olma durumu olduğuna dair ayete geçen ( حَافِظَاتٌ لِّلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّهُ) Allah’ın korunmasını buyurduğu mahremiyeti (iffet ve namusu) koruyan, (eşlerine karşı) sadık olanlardır.’’ Bu nedenle gerekçe ne olursa olsun, hafif de olsa hiçbir şekilde kadının dövülmesi meşru ve caiz olamaz.’الله اعلم ‘’ Yani doğru meale göre dövme emri yok.

İşte doğru meale göre hiçbir surette dövmek yoktur.

والرسول الأعظم أكَّد قائلاً:

1- لا تضربوا إماء الله .

2- النساء شقائق الرجال

3- وأكَّدَ في خطبة الوداع :

فاتقوا الله في النساء، فإنكم أخذتموهنّ بأمان الله، واستحللتم فروجهن بكلمة الله…

Hz.Muhammed bunu tekit ederek buyuruyor ki:

والرسول الأعظم أكَّد قائلاً:

1- لا تضربوا إماء الله . ‘’ Sakın ha,Allah’ın kadın kullarını dövmeyiniz! ‘’

2- النساء شقائق الرجال ‘’ Kadınlar her konuda erkeklerin dengi ve eşidirler ! ‘’

İşte görüldüğü üzere hz.peygamber de kadınların dövülmesini şiddetle yasaklıyor.Peki bu ayette‘’dövme’’ emri olsaydı,hz.peygamber,’’hiçbir surette kadınları dövmeyin!’’ der midi?’’ böyle bir durumda ona inananlar da, inanmayanlar da ‘’senin tebliğ ettiğin kur’an onları dövün’’ diyor, siz ise dövmeyin diyorsunuz,bu ne çelişkidir,demeyecekler midi.Yani hz.peygamberin yüce Allah’tan almış olduğu vahyın/kur’an’ın mesajlarına aykırı bir şey söylemesi mümkün değildir. Demek ki,bir çok anlamlara gelen buradaki ( فاضربوهن – أي ابعدوهن واتركوهن ) ‘’fadribuhunne,ey eb’iduhunne vetrukühünne…’’anlamı,‘’Onları kendilerinizden uzak tutun/ odalarını da ayırın…’’şeklinde olur. (الله اعلم ) ‘’En doğrusunu Allah bilir.’’

Aşağıdaki Arapça metninde de aynen böyle deniliyor.

وقد تعني ( أبعدوهن )-كما ذكرناه في البداية عن معاني الضرب - ..أي أبعدوهن عنكم بعدم التعامل معهن مع بقاء المرأة في بيت الزوجية و لا يجوز طردها لأنها لا تطرد أثناء الطلاق فما بالك بدون ذلك.. !

(بيان معنى كلمة( الضرب ) ومفهوم (القِوامة) في القرآن- الحوار المتمدن-العدد: 4742 - 2015 / 3 / 8 - 23:14

Ayrıca kur’an’ı kerim de ‘’DÖVMEK’’ anlamında gelen (ضرب ) ‘’DARB’’ kelimesinin yanında hep vurulacak yer belirtilmektedir.Örneğin ( يضربون وجوههم وادبارهم) ‘’yedrıbune vucühehum ve edbarehum... (50- سورة الأنفال ,Enfal-50),( فَاضْرِبُوا فَوْقَ الْأَعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ) ‘’Fadrubu fevkal a’nak,vadrıbu minhum külle benan…’’ (Enfal-12) ve (فضرب الرقاب ) ‘’fe darberrikab…’’ (Muhammed suresi-4.) ayetlerinde olduğu bu kelimenin yanında dâime‘’İnsandan dövülecek, vurulacak aza/yer zikredilmiştir.Ama Nisa-34.ayete hem vurulacak yer,hem de ne ile dövülecek hiç belirtilmemiştir. Dem ek (ضرب ) ‘’darb’’ kelimesiyle vurulacak aza ve kendisiyle vurulacak nesne belirtilmemişse,burada bunun dövmekten başka anlamlarda da olabilir.

İşte Nisa-34.ayetin doğru mealine göre hiçbir konuda erkekler kadınlardan üstün olmadıkları gibi, NÜŞÜZ/ SADAKATSIZLIK halinde bile dövülmeleri caiz ve meşru değildir.!!!.

NİSA-74.Ayetin meali.

NİSA-74: Öyleyse,bu dünya hayatını ahiret ile takas etmek isteyenler,Allah yolunda (Allah’ın izin verdiği durumlarda saldırganlara karşı) savaşsınlar.Ve kim Allah yolunda,(Allah’ın izin verdiği durumlarda saldırganlara karşı) savaşır da öldürülür veya galip gelirse, Biz ona büyük bir ödül vereceğiz.

NİSA-75.ayetin meali.

NİSA- 75: Size ne oluyor ki,Allah yolunda ve “Ey Rabbimiz! Bizi halkı zâlim olan bu topraklardan kurtar(ıp özgürlüğe kavuştur) ve rahmetinle bizim için bir koruyucu ve destek olarak bir yardımcı gönder” diye yalvaran çaresiz erkekler,kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmış ezilenler adına (saldırganlarla) savaşmıyorsunuz?

Yine bu iki ayette de vurgusu yapılan insanları ezen,sömüren,zulmeden ve öldüren saldırganlara karşı yapılan bir mukavemettir.

NİSA-84: Ayetin doğru meali.

NASA-84: Artık Allah yolunda (saldırganlara karşı) savaş; sen ancak kendinden sorumlusun, (bu konuda) inananları da teşvik et; Böylece bakarsın ki Allah inkarcıların zulüm,şiddet ve baskınını önler.Allah’ın gücü ise daha çetin,(saldırgan,zalim ve kötü insanlara) cezası da daha şiddetlidir.

Nisa-89. Ayetin açıklamalı doğru meali.

NİSA-89:Onlar,kendilerinin inkar ettiği gibi,(her türlü zulmü ve işkenceyi reva görüp,baskı ve şiddeti uygulayanlarla birlikte) sizin de/hakikati/ inkar etmenizi isterlerdi ki siz de onlar gibi olasınız.O halde Allah yolunda (baskı,şiddet,işkence ve zulüm diyarından) göç etmedikleri sürece onları kendinize veli/yönetici,idareci,temsilci edinmeyin.Eğer bundan yüz çevirip,düşmanlığa yönelirlerse (ve sizi öldürmek için fırsat kollarlarsa),siz de onları (saldırı anında) bulduğunuz yerde yakalayın ve (tevbe edip bu tutumlarından vazgeçmezlerse) öldürün.Bir daha da onlardan ne veli/yönetici edinin ne de yardımcı.

MAİDE-33. Ayetin açıklamalı doğru meali.

MAİDE-33: Allah’a ve ve elçisine (Allah’ın kullarına,halka ve onun meşru hak düzenine) karşı savaşıp katliam yapanların ve yeryüzünde bozgunculuğu yaymak için çalışanların cezası, (çatışma anında) ancak öldürülmeleri ya da (adam öldürmüşlerse yakalanmaları halinde) asılmaları (kısas hükmü gereğince asılarak idam edilmeleri) veya (halka karşı) muhalefet ettiklerinden dolayı (silahlanmış olup,korkutarak sadece mal gasp etmişlerse),el ve ayaklarının/tüm güçlerinin kesilmesi,yahut (silahla korkutmaktan başka bir suç işlememişlerse) bulunduklarıı yerden sürülmeleridir.Bu,(cezalar) onların dünyada uğradıkları zillettir, ahirette ise onlar için büyük bir azap vardır.
devamı gelecek.
 
Mesajlar
16
Tepki puanı
0
Düşünce
Muvahhid
Allah ve Resulüne savaş açmak ne demektir?

Allah’a ve resulüne karşı savaş açmak demek, Kuran lisanında, halka karşı savaş açmak demektir. Mesela, gidip şehirleri işgâl etmek, köyleri ele geçirmeye kalkmak, silahlı güçler oluşturup, oralara yürümek, ellerine silah alıp, dağlara çıkıp, köyleri kasabaları basıp, oradaki kadınları cariye yapıp, erkeleri öldürüp, yoldan geçen kervanların önünü kesip, orada ne var ne yok el koymaya Kur’an lisanında, Allah’a ve resulüne savaş açmak demektir. Allah’a nasıl savaş açacak, gökyüzüne ok mu fırlatacak, resulü de ölmüş. Allah’a ve resulüne savaş açmak şimdi ne anlama geliyor? Halka karşı savaş açmak, köyleri kasabaları ele geçirmeye kalkmak, insanları esir etmek, köle etmek, eşyalarına el koymak, paralarını çalmak, budur Allah’a ve resulüne savaş açmak.

Yani Harb'in burada asıl anlamı; katliam,soygun,talan,gasp,yol kesmek,silahlı soygun,insanların seyahat etme,mal ve can güvenliğine yönelik saldırı ve tehditler,yeryüzünde fesat/bozgunculuk yapmak,huzur ve düzeni bozmak olarak değerlendirilir.Zira fesadın/anarşinin hakim olduğu ülkede can ve mal güvenliği olmaz.Halkın canına ve malına yapılan her saldırı Allah'la,elçisiyle/yani halka karşı katliam yapmak ve onun meşrü hak düzeniyle savaş olarak değerlendirilir…..)

MAİDE-35.Ayetin doğru meali.

35-Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının,O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad/gayret ediniz ki kurtuluşa eresiniz.

Cihad ne demektir?

Cihad, Allah yolunda çabalamak ve gayret göstermektir, bunun savaşla bir alakası yoktur. Çünkü kur’an lisaniyle savaşın anlamı ( القتال ) ‘’kıtal’’dır.

Maide-38.ayetin meali.

MAİDA-38:Hırsız erkek ile hırsız kadının (maddi yönden zor durumda olmadığı halde sürekli hırsızlık yapan, kendine meslek edinen veya dolandıran erkek ile kadının) irtikâb ettikleri suça bir karşılık ve Allah’tan insanlara caydırıcı bir ceza olmak üzere (onları hapsetmek suretiyle) ellerini ( bu suçtan) kesiniz. Allâh dâimâ üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.

ENFAL-5.Ayetin doğru meali,

ENFAL-5: Nitekim,Rabbin seni hak uğruna,evinden/Mekke den Medine’ye hicret için ) çıkardığı zaman da, müminlerden bir grup buna isteksizdi.’’şeklindedir.

Yani bu ayetin savaşla bir alakası yok,aşağıdaki tefsir metinlerinde de böyle anlatılıyor.

: المراد بهذا الإخراج هو إخراجه من مكة إلى المدينة ، أي : كما أمرك ربك بالخروج من بيتك إلى المدينة بالحق بالوحي ( وإن فريقا من المؤمنين ) منهم ، ( لكارهون ) (تفسير البغوي )

وإن فريقا من المؤمنين لكارهون أي لكارهون ترك مكة وترك أموالهم وديارهم

(القرطبي )

ENFAL-12.Ayetin doğru meali.

ENFAL-12: Hani,Rabbin (saldırganlara karşı inananlara ulaştırılmak üzere) meleklere:"Mutlaka sizinle beraberim!" mesajını) vahyediyordu.(Ve meleklere): "İnananları (benim şu sözlerimle) yüreklendirin: (saldırgan) inkarcıların kalplerine korku salacağım; öyleyse (ey inananlar) siz de vurun boyunlarının üstüne/lider kesimine ve vurun bütün parmak uçlarına/silah kullananlarına.

Yine burada saldırganlara karşı yapılması istenen savunma savaşına vurgu yapılmıştır.

(Not: Ayetten anlaşılan odur ki,melekler görünmeksizin iman edenlere Allah’ın emriyle sadece yardım ve zafer ilham ederek kalplerine sebat ve cesaret vermeye,yani manevi bir yardım yapmaya çalışmışlardır.)

MELEKLERİN YARDIMI MADDİ DEĞİL,MANEVİDİR !

Kur'ân'ın hiçbir yerinde,meleklerin maddi anlamda, savaşa katılıp bilfiil savaştıklarına delalet eden bir tek ayet bulunmamaktadır.İlgili ayetler,meleklerin yardım ettiğini mücerret/soyut olarak ifade etmektedir. Bu yardımın nasıl gerçekleştiği de yine aynı ayetlerin devamında ifade edilmiştir. Enfal Suresi'nin 12. ayetinde açıkça ifade edildiği gibi bu yardım,tesiri ruhlar üzerinde görülen ilahî bir takviyedir: "melek yardımının bilfiil değil,belki manevi telkinlerle müminlerin yüreklerine,cesaret ve güç katmalarıdır.

Aşağıdaki tefsir metninde de onların yardımları bu şekilde anlatılıyor. (bkz: Tefsirul Meraği)

وظاهر الآية يدل على أنّ لإنزال الملائكة وإمداد المسلمين بهم فائدة معنوية، فهو يؤثّر في القلوب فيزيدها قوة وإن لم يكونوا محاربين، (تفسير المراغي )

فثبتوا الذين امنوا أي بشروهم بالنصر أو القتال معهم أو الحضور معهم من غير قتال =

وقيل: المراد بالبنان الأداني وبفوق الأعناق الأعالي، والمعنى: فاضربوا الصناديد والسفلة، وتكرير الأمر بالضرب لمزيد التشديد والاعتناء بأمره، و (تفسير أبي السعود )

ENFAL-39.Ayetin açıklamalı doğru meali.

ENFAL-39: Ve artık fitne (temel hak ve özgürlüklere yapılan tecavüz,size uygulanan baskı, yapılan zulüm ve işkence) kalmayıncaya ve din (sizin kulca yönelişleriniz başkalara değil) yalnızca Allah’a has oluncaya kadar onlarla (o saldırganlarla)siz de savaşın.Ama eğer (bu tür tutum ve davranışlarından) vazgeçerlerse,(onlara karşılık vermeyin ve bilin ki) Allah zaten onların yaptıklarını hakkıyla görmektedir. ‘’ şeklindedir.

İşte burada yine,temel hak ve özgürlüklere yapılan tecavüz,insanlara uygulanan baskı,şiddet ve yapılan zulüm ve saldırılar söz konusudur.Yani bu ayetin mesajı tamamı savunmaya yöneliktir

ENFAL-58.Ayetin doğru meali şöyledir.

ENFAL-58: Ve eğer (seninle anlaşma yapmış) bir toplululuğu anlaşmaya aykırı davrandıklarını ortaya koyan bir ihaneti tesbit edersen,onlara karşı bir tutum belirlemeden önce anlaşmanın artık geçersiz olduğunu resmen kendilerine bildir ki,iki taraf da durumdan tam haberdar olsun.Doğrusu Allah,hainleri asla sevmez.

ENFAL-75.Ayetin doğru meali.

ENFAL-75-Sonradan iman eden ve hicret edip de sizinle beraber (Allah için ) çaba sarf edenler de sizdendir.Fakat Allah'ın Kitabı'na göre yakın akrabalar birbirlerine (vâris olmağa) daha uygundur. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

Burada savaştan hiç söz edilmiyor,savaş diye yorum yapan meal ise,yanlıştır.

Tevbe-5.ayetin açıklamalı doğru meali aşağıdadır:

TEVBE-5-Haram aylar bitince; (barış antlaşmasına ihanet eden ve öldürmek niyetiyle size saldıran) müşrikleri (savaşta) kıstırdığınız yerde siz de katledin.Esir olarak (yakalayabildiklerinizi) yakalayın ve hapsedin. Her gözetleme yerinde onları bekleyin. Eğer (zorlanmadan gönülden) tevbe edip, namaz kılar ve zekât verirlerse kendilerini serbest bırakın.Çünkü Allah bağışlayandır,çok merhamet edendir.

Tevbe 5.-ayette ‘’الله اعلم ‘’ şöyle bir mesaj veriliyor.'' Onlardan (esir aldıklarınzdan) tevbe ederek, namaz kılıp,zekat verenler olursa serbest bırakın.‘‘deniliyor. yani onlara güvenin,onlar korkularından dolayı veya serbest bırakılsınlar diye böyle yapıyorlar demeyin.! Çünkü bu ayette böyle hüküm bildirilmemiş olsaydı,esirlerden tevbe edenlerin tevbeleri müslümanlar tarafından ciddiye belki alınmayacaktı,bunlar korkularından dolayı veya serbest bırakılmaları için böyle yapıyorlar veya serbest kaldıklarında bunlar tekrar müminlere saldıran müşriklere iltihak edecekler diye düşünülebilirdi. İşte bu ayetle tevbe eden müşriklerin tevbelerinin ciddiye alınıp serbest bırakmaları isteniyor. Yani tevbe edenler olursa savaşın bitmesini beklemeden serbest bırakılmaları isteniyor, tevbe etmeyenler ise,savaş bitmeyene kadar serbest bırakılmayacaklardı. Ayrıca bu ayet onları tevbe etmeye,namaz kılmaya veya zekat vermeye de zorlamıyor.Bunlar kendi rızalarıyla tevbe edenlerdir..

TEVBE-6.ayete bakıyoruz ki,müslümanlara sığınan,saldırmayan müşriklerinden iman etmeyenlerin de güvence altına alınmaları ve sonra güven içinde evlerine,memleketlerine gönderilmeleri isteniyor. Demek ki,bu savaş inanmadıkları için değil,barış anlatşmasını bozdukları ve müslümanlara saldırdıkları içindir.. Zaten söz konusu 5. ayetin hükmü de sadece müslümanlara saldıran müşriklere yöneliktir…

a) TEVBE- 5.Ayetin hükmü de genel olmayıp,sadece barış antlaşmasını bozan,saldıran ve bu sözleşmeye ihanet eden guruba yöneliktir...b) Saldırmaktan vazgeçip sığınma talebinde bulunanlara hiç dokunulmayacak ve bunlara güvence verilecektir. c) İnançlarına asla baskı yapılmayacaktır… d) Gönül rızasıyla islamı beğenmeyenlerin kendilerini güvenlikte hissedecekleri yere (evine,vatınana) gönderilecektir. e) Antlaşmayı bozup saldıranlara yönelik bu hüküm,inançlarını değiştirmek veya onları müslümanlığa zorlamak için değildir

TEVBE-14-15.Ayetlerin doğru meali.

TEVBE-14-15-Onlarla (size saldıranlarla) siz de savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın, onları rüsvay etsin; onlara karşı size yardım ve zafer ihsan buyursun ve (baskı ve zulüm altındaki) mü’min toplulukların gönüllerini ferahlatsın.Bir de Allah (insanların iyi niyet ve amellerine göre) dilediğinin tevbesini kabul eder.Allah her şeyi hakkıyla bilendir,hüküm ve hikmet sahibidir.

TEVBE-29.Ayetin meali.

TEVBE-29-Kendilerine (daha) önceden kitap verilen (barış antlaşmalarına uymayıp size savaş açmış) zümreden Allah'a da ahiret gününe de (gerçek anlamda) inanmayan,Allah ve O'nun Elçisi'nin haram kıldığını (saldırganlık,tecavüz vb.) haram saymayan ve hak dini din edinmeyen (o saldırgan) kimselerle/islamı hükümlere baş eğmişlik içinde himaye/güvenlik vergisini kendi elleri (kudretleri) ile verinceye dek siz de savaşın. ‘’

Yine burada bütün kitap ehli değil,belki barış anlatlamasını bozan ve müşriklerle birlikte olup Müslümanlara her fırsatta saldırı yapan sadece bir zümredir. Zaten ayete bulunan (من )’’min’’ kitap ehlinden sadece saldırgan bir zümreyi ifade ediyor,bütün kitap ehli değil.Yani saldırana karşılık verilir.Aşağıdaki tefsir metni de bunu bu şekilde anlatıyor.

لا نجد في كتاب الله العزيز آية واحدة تجيز الاعتداء على أحد، وفي هذه الآية تحديداً (التوبة 29) اُمرنا بالقتال المشروع، وهو الدفاع عن النفس والدين. لقد جاء الأمر بقتال الذين أعتدوا من أهل الكتاب فقط وليس أهل الكتاب كافَة،

ثم تنزع الآيات القداسة عن فئة من أهل الكتاب، تلك التي مالأت وناصرت المشركين ولم تلتزم بتعاليم كتابها الحق الخ ،

TEVBE-73.Ayetin meali.

TEVBE-73- Ey Peygamber! (Antlaşmalarına uymayan saldırgan) inkarcı ve iki yüzlülerle (hakikatleri anlatmak için) mucahede et/çabala ve (bu hususta) onlara karşı kararlı ve dayanaklı ol,ki (pişman olup tevbe etmezlerse) varacakları yer cehennemdir; ne kötü bir duraktır.

NUR-2.Ayetin doğru meali,

NUR-2: (Dört kişinin şahitliğiyle ispatlandığı takdirde) Zina/fuhuş yapan kadın ve zina yapan erkek,hemen her birini/deriden imal edilmiş yüz kamçı ile vurun ve eğer Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanıyorsanız, onlara karşı duyduğunuz acıma,sizi Allah'ın bu yasasını uygulamaktan alıkoymasın; ve inananlardan bir topluluk da onların cezalandırılmalarına şahit olsun.

İşte burada da fuhuş yapanların bu iğrenç işleri dört şahitle ispatlandığı takdirde,canlarını fazla acıtmamak için deriden imal edilmiş yüz kamçıyla vurulur. Bu da çok hafif bir cezadır. Ayete derinden imla edilen kamçıdan söz ediliyor,bu nedenle sert bir şeyle vurulmamaları gerekir,yoksa kur’an’ın öngördüğü ceza şekline aykırı olur.

. فاجلدوا أي فاضربوا وإن كان أصله ضرب الجلد بالسوط الذي هو جلد

واتفق فقهاء الأمصار على أن ضرب الجلد بالسوط . أي : بسير من جلد . والسوط : هو ما يضرب به الراكب الفرس وهو جلد مضفور (

نظم الدرر في تناسب الآيات والسور ) )

NUR-4-5: Ayetlerin doğru mealleri.

NUR-4: İffetli kadınları (fuhuşla) suçlayıp sonra da (bu suçlamayı doğrulayıcı yönde) dört şahit getiremeyenlere gelince, (iftira yapan) böyleleri seksen kamçıyla vurun; bundan böyle hiçbir zaman onların şahitliğini kabul etmeyin, çünkü bunlar gerçekten (iftira etmekle) yoldan çıkmış kimselerdir!

NUR-5-Ancak, bundan sonra (yaptığından ötürü) tevbe edip kendini düzeltenler (bu kısıtlamanın dışındadır); çünkü Allah çok acıyıp esirgeyen gerçek bağışlayıcıdır.

MUHAMMED-4.Ayetin doğru meali.

4:“Ne zaman (size saldıran) inkarcılarla (savaş anında) karşı karşıya gelirseniz ilkin, kontrol merkezlerini vurun/etkisiz hale getirin. Güçlerini kırıp üstünlük sağladığınızda, bağı sıkı tutun. Savaş sona erince ister karşılıksız, ister fidye/esir takası karşılığında (mutlaka o esirleri) serbest bırakın.” (Muhammed 4)

Ayet, savunma savaşını anlatıyor. Ordu oluşturulmuş, sana saldırılıyor, ne yapacaksın? Onların diyor, kontrol merkezlerini vurun, onları etkisiz hale getirin. Güçlerini kırıp, onlara üstün gelince, onları sıkıca bağlayın, savaş sona erince de, karşılıklı, yani bir tazminat alarak veya tazminatsız salıverin diyor. Nerede şimdi bu ayette boynunu vurma? “Yakaladığınız yerde boynunu vurun” üstelik de saldıranları, seni yurdundan etmeye gelenleri de değil, inanmayanların boynunu vurun diyor. Yani şurada adam kendi halinde bir Gayrimüslim, Yahudi, Hıristiyan, inanmayanın gidecekmişiz de boynunu vuracakmışız. Neden? “İnanmadığı için.” Bunun ne alakası var. Olay tamamen saldırıyla savaşmakla ilgilidir. (alıntı)

TAHRİM-9.Ayetin meali.

TAHRİM- 9: Ey Peygamber! (Antlaşmalarına uymayan saldırgan) inkarcı ve iki yüzlülerle (hakikatleri anlatmak için) mucahede et/çabala ve (bu hususta) onlara karşı kararlı ve dayanaklı ol,ki (pişman olup tevbe etmezlerse) varacakları yer cehennemdir; ne kötü bir duraktır.''şeklindedir.

İşte bu ayetlerin doğru meallerinde görüldüğü gibi ihanet edip barış anlaşmasını bozan ve her fırsatta Müslümanlara saldırılar düzenleyen guruplara karşı Müslümanların da kendilerini savunmaları gerektiğini bildiren mesajlar olduğunu görüyoruz. Yani bu ayetlerin hiçbirinde saldırı emri yok,bilakis saldırıya uğrayanlara savunma hakkı ve emri vardır.Bu da bir hak olup herkes için geçerlidir. …..’’

Saygılarımla.
 

NoTThingLosE

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
2,048
Tepki puanı
394
Düşünce
Muvahhid
O ayetlerini alıp yalanladığınız surelerin tamamını okuyun da azıcıkta olsa şurda milleti kandırmaktan utanın.
 

NoTThingLosE

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
2,048
Tepki puanı
394
Düşünce
Muvahhid
Böyle genel cevaplarla bişey anlatamazsın. Neresi yalan, neresi kandırma onu açıkla lütfen.
Ateist ve Hıristiyanların İslam’ı eleştirirken Bakara 191 ve Tevbe 5 ayetlerini delil göstererek Müslümanları şiddet eğilimli olmakla eleştirirler. Bu ayetleri de şu formatta sunarlar: “Onları yakaladığınız yerde öldürün” (Bakara 191) ve “müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün” (Tevbe 5). Ayetlerin bu parçalarını kullanarak Müslümanları terörist olmakla, Müslüman olmayanların hepsinin düşmanı olmakla suçlarlar. Halbuki bu Mantıkta “Straw Man Fallacy” olarak bilinen mantık yanılgısıdır, ve genel olarak ahlak dışı bir saldırı olarak kabul edilir. Zira verilen ayet kısımları bağlamından çıkarılıp sunulmaktadır. Kur’an ayetlerini izole edip bakarsak, yanlış anlamlar çıkarırız. Kur’an bütünlük halinde bakılması gereken bir kitaptır. Bakalım verilen ayetler ne söylüyor. Önce Bakara süresi, ayetin öncesi ve sonrasına bakalım:
2: 190 Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın. Saldırgan olmayın. Allah saldırganları sevmez.
2: 191 Onları yakaladığınız yerde öldürün ve sizi çıkardıkları yerden onları çıkarın; zulüm ve işkence öldürmekten beterdir. Kutsal Mescid’in yanında sizinle savaşmadıkça onlarla savaşmayın. Size saldırırlarsa siz de onlara saldırın. İnkarcıların cezası böyledir.
2: 192 Son verirlerse, Allah Bağışlayandır, Rahimdir.
2: 193 Zulüm ve işkence ortadan kalkıncaya ve din Allah için oluncaya kadar onlarla savaşın. Son verirlerse, artık zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.
2: 194 Kutsal ay ancak iki taraflı gözetilebilir. Ateşkese uymak karşılıklıdır. Size saldırırlarsa onlara aynen saldırın. Allah’ı dinleyin ve bilin ki Allah erdemlilerin yanındadır.

Yukarıdaki ayetleri okuduğumuz zaman açıkça görüyoruz ki öldürme emri onlara savaş açan düşmanlaradır. O dönemde Müslümanlar ciddi işkenceler görmüşler, bulundukları yerlerde öldürülmüşler, Mekke’den sürülmüş, işkencelere maruz kalmışlardır. Buna cevaptır bu ayetler, sizde cevap verin demektir. Yoksa savaşı müşriklerin kesmesi halinde Müslümanların devam ettirmesi de, başlatması da yasaktır. Bunu yukarıdaki ayetlerden açıkça görürsünüz.
Nitekim bu emir de çok normaldir. Bunu şöyle bir analoji ile basitçe anlayabiliriz. Normal şartlar altında bir ülkenin ordusu kendi vatandaşına savaş açmaz. Ancak vatandaşlardan bir kısmı organize olup orduya savaş açarsa, ordu tabi ki bu saldırılara cevap verir. Ordunun cevap vermesi, orduyu ne zalim yapar ne terörist. Müslümanların yaptığı da budur. Bu müdafaadır ve can güvenliği için şarttır.
Diğer ayet de bundan farklı bir şey demez… Bakalım: (Tevbe süresi):
1: Antlaşma yaptığınız müşriklere, Allah ve Elçisi tarafından yapılan ilişkiyi kesme duyurusudur
2: Bu topraklarda dört ay daha dolaşın Bilin ki, Allah’ı çaresiz bırakamazsınız Ama Allah, görmezlikten gelenleri (kâfirleri) rezil eder
3: Bu büyük hac gününde Allah ve Elçisi tarafından bütün insanlara bildirilen şudur: Allah’ın o müşriklere desteği yoktur; Elçisinin de öyle Ey müşrikler, tevbe ederseniz hayrınıza olur Sırt çevirirseniz bilin ki, siz Allah’ı çaresiz bırakamazsınız Görmezlikten gelenlere (kâfirlere) acıklı bir azabı müjdele
4: Bu duyuru, sizinle antlaşma yapmış ve daha sonra bir kusur işlememiş, size karşı kimseye destek vermemiş müşrikleri kapsamaz Onlara karşı olan andınızı süresinin sonuna kadar tam yerine getirin Allah korunanları sever
5: (Dört) yasak ayı çıkınca o müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün Onları yakalayın, onları kuşatın, onlar için her gözetleme yerinde oturun Ama tevbe ederler, namaz kılarlar, zekât verirlerse yollarını açın Allah’ın bağışlaması çok, ikramı boldur”

Öldürün denilen müşrikler; antlaşmayı bozan müşriklerdir. Ayetleri dikkatle okursak bunu çok kolay anlarız, birinci ayette açıkça bu bildirilmiştir: “anlaşma yaptığınız müşriklere ilişkiyi kesme duyurusudur” . Buradan anladığımız da bu ölüm emrinin tüm müşrikleri kapsamadığıdır.
4 ayette de “antlaşmayı bozmayanların ve Müslümanların aleyhine çalışmayan müşriklerin hariç tutulduğu” söyleniyor. Demek ki bu ayetteki ilişkiyi kesme duyurusu, anlaşma yapılan her müşrikle ilgili değildir. Dolayısı ile ölüm emri anlaşma yapan her müşriki kapsamaz, sadece bozanları kapsar. O müşrikler diye belirtilmesi buna açıkça işaret eder. Ayetin Arapçasında el-müşrikün geçiyor yani “o müşrikler”, bunu anlamından kaydırıp tüm müşrikler yapmak sahtekarlıktır. Maalesef çoğu ateist bu sahtekarlığa bilerek ya da bilmeyerek alet olmaktadır.
Nitekim çekilecek, tövbe edecek ve anlaşmayı bozmayan müşriklere dokunulmayacaktır…
Aslında bakara süresinde de denildiği gibi Müslümanların tek düşmanları zalimlerdir ve sadece bunlarla savaş olur. Zalimler kimdir peki, Mumtehine suresi 8-9 ayetlerde bu da bildirilmiştir, bunlar üç grup insandır:
1. Müslüman olduğumuz için bizi öldürmek isteyenler
2. Bizi yaşadığımız topraklardan kovmak isteyenler
3. Bizi yaşadığımız topraklardan kovmak isteyenlere yardımcı olanlar.
Bu üç grupta olanlarla savaşırız, gerektiğinde öldürürüz. Bunun haricinde kimseyi düşman edinmemiz yasaklanmıştır. Tevbe süresi ve Bakaradaki kişiler bu üç gruba birden dâhildirler. Ve bu üç gruptaki insanları öldürmek de nefsi müdafaadır, ahlaksızca değildir bir haktır.
Diğer taraftan bu ayetlerin inmesi de çok normaldir. Zira “onları öldürün” ifadesi olmazsa, Müslümanlar normal şartlarda geçerli olan İnsan öldürme yasağının savaş şartlarında da geçerli olup olmadığı konusunda şüpheye düşebilirlerdi.

Diğer ayetleri araştıramadım zamanım yoktu. Emin ol onlarda burda yaptığım açıklamadaki gibidir.
 

Mete Turan

☆☆☆☆☆
Divan Kurulu Başkanı
Mesajlar
1,789
Tepki puanı
1,050
Düşünce
Agnostik
Diğer ayetleri araştıramadım zamanım yoktu. Emin ol onlarda burda yaptığım açıklamadaki gibidir.
Öncelikle ayetlerin önünü arkasını okumadan, bizi ayetelerin önünü arkasını okumamakla suçlaman enteresan. :)

İddia ettiğin gibi, bir ayetin önündeki veya arkasındaki ayetler o ayeti paklamıyor maalesef. Örneğin "Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün" cümlesi çok sorunlu bir cümledir. Önüne arkasına hangi ayetleri koyarsan koy sorun çözülmüyor. Çünkü müşrik diye damgaladığın kişi bir insan. Müşrik demek benim dinime inanmıyor demek. Senin dinine inanmayan neden ölmeyi hak etsin ki? Öncelikle buna cevap vermelisin.

İslam ve Muhammed sanıldığının aksine çok fazla insana zulüm etmiştir. İşte ayetler ve hadisler ortada. Sadece iki ayete cevap vermeye çalışmışsın, ya diğer ayetler... Ayrıca verdiğin cevaplar yeterli değil. Önüne sonuna eklediğin o ayetler "öldürün" kelimesini iptal etmiyor sonuçta.
 

NoTThingLosE

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
2,048
Tepki puanı
394
Düşünce
Muvahhid
Öncelikle ayetlerin önünü arkasını okumadan, bizi ayetelerin önünü arkasını okumamakla suçlaman enteresan. :)

İddia ettiğin gibi, bir ayetin önündeki veya arkasındaki ayetler o ayeti paklamıyor maalesef. Örneğin "Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün" cümlesi çok sorunlu bir cümledir. Önüne arkasına hangi ayetleri koyarsan koy sorun çözülmüyor. Çünkü müşrik diye damgaladığın kişi bir insan. Müşrik demek benim dinime inanmıyor demek. Senin dinine inanmayan neden ölmeyi hak etsin ki? Öncelikle buna cevap vermelisin.

İslam ve Muhammed sanıldığının aksine çok fazla insana zulüm etmiştir. İşte ayetler ve hadisler ortada. Sadece iki ayete cevap vermeye çalışmışsın, ya diğer ayetler... Ayrıca verdiğin cevaplar yeterli değil. Önüne sonuna eklediğin o ayetler "öldürün" kelimesini iptal etmiyor sonuçta.
Öldürün kelimesini iptal etmiyor. “Onları bulduğunuz yerde öldürün. Sizi yurtlarınızdan çıkardıkları gibi siz de onları çıkarın. Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür…" (Bakara, 2/191) İslam durduk yere kimseye savaş açmaz kimseye zulüm etmez. “Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın. Fakat haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.” (Bakara, 2/190) Hatta savaşın aksine barışı emreder! Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah’a tevekkül et. Çünkü o hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (Enfal, 61). Ve iman etmeleri için onları zorlamayan bir dinin müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün demesi? “Dinde ikrah (zorlama) yoktur. Doğruluk sapıklıktan cidden ayrıldı…” (Bakara, 2/256), “Eğer Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın?” (Yûnus, 10/99) Sana da biraz saçma gelmiyor mu? Sen bir savaşta mecburen öldüreceksin ki İslam barışı emreder. Ancak sizinle aralarında andlaşma bulunan bir kavme sığınanlar ya da hem sizinle, hem kendi kavimleriyle savaşmak (istemeyip bun)dan göğüslerini sıkıntı basıp size gelenler (dokunulmazdır.) Allah dileseydi, onları üstünüze saldırtır, böylece sizinle çarpışırlardı. Eğer sizden uzak durur (geri çekilir), sizinle savaşmaz ve barış (şartların)ı size bırakırlarsa, artık Allah, sizin için onların aleyhinde bir yol kılmamıştır. (Nisa, 90). Artık düşünmek sana kalmış, aklın hala sadece "öldürün" kelimesine takılıyor ise daha ben bir şey diyemem.
 
Üst