Santral Dogma

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
5,018
Tepki puanı
2,287
Düşünce
Ateist
Konu Sahibi
1958 yılında Francis Crick DNA nın yapısını açıklayınca ortaya büyük bir iddia attı:

Tüm canlılar bu genetik mekanizmaya dayalıydı. Dört bazlı şifrelemeye dayalı bu genetik mekanizma tüm canlılarda ortaktı. Başka bir genetik mekanizmaya sahip hiç bir canlı yoktu! Buna santral dogma adı verildi.

Bu bir meydan okumaydı ve işleri dogma yıkmak olan bilimciler üzerinde araştırmaları kamçılama etkisi yapacak bir faktördü. Etkisini de gösterdi ve biyologlar en sıra dışı ortamları araştırıp farklı bir canlı bulmak için derin deniz diplerini, en acayip bileşimli gölleri, uzaydan gelen meteorları, derin toprak katmanlarını ve mağaraları, orman tabanlarını araştırdılar.

Farklı enerji üretme yöntemleri olan canlılar buldular ama dört bazlı şifreleme tekniği dışında genetik sistem bulamadılar. Santral dogma halen yıkılamadı! Ama bazı gelişmeler oldu. Farklı enerji üretme yöntemleri bulma dışında önemli bir buluş da epigenetiğin keşfi oldu.

Tek bilgi aktarma mekanizması dört bazlı şifreleme değildi! Bu molekül dizimlerinin katlanma şekli de önemliydi. Molekül zincirleri belli noktalardan belli açılarla katlanıyor ve böyle istif ediliyorlardı. Katlanma yanlışlıkları yanlış protein üretimine yol açarak deli dana hastalığı gibi bazı hastalıklara yol açıyorlardı! Üstelik bu katlanma biçimi, sadece proteinlerin fiziksel temasıyla, RNA DNA olmaksızın da bulaşıyordu!!!

Yani yanlış katlanmış proteinlerle temas halinde sentezlenen proteinler, dört bazlı genetik kodlamada hiç bir hata olmasa da yanlış katlanarak yanlış protein oluşturuyorlardı! RNA ve DNA bu olayda etkisiz kalıyordu! Böylece epigenetik kavramı doğdu. Santral dogma meydan okuması ürününü vermişti!

Bugün Santral Dogma'yı uzaylı bir türün keşfinin yıkması umuluyor. Nasa yaptığı araştırmalar sonucunda dört bazlı şifreleme dışında bir molekül dizisi oluşturarak bunun mümkün olduğunu kanıtladı.

Santral dogma yıkma çabaları bir şeyi daha açığa çıkardı, bu da önemli: RNA proteini kodladığı gibi, bazen ender olarak protein RNA ya geri besleme yaparak DNA ya ulaşan genetik şifre değişikliklerine yol açabiliyor. Bu önemli keşif "ne yersen osun" faraziyesini doğrulayabilir mi acaba? Koyun yiyen koyun gibi, domuz yiyen domuz gibi oluyor olabilir mi?
 

Minik Kuş

Üye
Mesajlar
690
Tepki puanı
48
Düşünce
Sünni
francis crick ve james dewey watson; rosalind elsia franklin'in keşfini çalan iki bilim insanıdır.

ilk dna'nın fotosunu çeken ve bu keşfi yapan dna'nın karanlık leydisi rosalind'dir.yıllarca x ışınlarıyla çalıştı,yüksek radyasyon sonucu kansere yakalandı öldü.
 

Minik Kuş

Üye
Mesajlar
690
Tepki puanı
48
Düşünce
Sünni
Bu önemli keşif "ne yersen osun" faraziyesini doğrulayabilir mi acaba? Koyun yiyen koyun gibi, domuz yiyen domuz gibi oluyor olabilir mi?
olamaz.cok fantastik bir söylem.sonuçta bu canlıların hepsi periyodik cetveldeki elementlerden oluşuyor.başka bişey değil.ve bunların hücreleri,kemik dokuları ölüp, çürüyüp,bozunup atom,molekül ve elementlerine ayrışınca toprağa karışıyor.sonra tekrar topraktan bitkiler bu elementleri,mineralleri,vitaminleri çekiyor.sonra biz onları yiyoruz,sonra biz çürüyünce onlar bizi...kısaca birbirimizi yiyoruz bu minvalde xD doğanın adaleti böyle.

döngü var.ne yersek o deiliz.almamiz gereken elementler var hepsi o.

20191215_124647.jpg
 

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
5,018
Tepki puanı
2,287
Düşünce
Ateist
Konu Sahibi
Deli dana hastalığı bulunan hayvanın eti yendiği zaman prion denen protein parçaları RNA aracılığı olmaksızın doğrudan devreye girip, sentezlenen proteinin yapısını bozarak deli dana hastalığı insana bulaşıyor.

Koyunu yediğimiz zaman koyun DNA ve RNA sı sindirimde parçalanır. Genetik geçiş çok zor. Bunlar dayanıklı moleküller değiller. Ama proteinler parçalansa da protein parçaları uzun dayanır. Zaten konu da bu. Genetik değil epigenetik. Koyun genetiği hücrelerimize geçemez. Ama epigenetik aktarımlar deli dana prionları örneğindeki gibi geçebilir.

Vücudumuza elementleri alıyoruz demek vücudumuza proton, nötron ve elektronları alıyoruz demek gibi geçersiz bir söylem. Element yiyerek hayatta kalamayız. Organik moleküller almamız gerekiyor. Proteini oluşturan atomları almakla protein almış olmayız. Öyle olsa besin hapları çoktan çıkmış olurdu. Günde üç hap ve yemek yok! Öyle yaşayabilirdik!

Canlılar onları oluşturan elementlerin toplamından fazla şeylerdir. Tıpkı bir bilgisayar çipinin silisyum atomları toplamından fazla bir şey olması gibi.
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

Minik Kuş

Üye
Mesajlar
690
Tepki puanı
48
Düşünce
Sünni
Deli dana hastalığı bulunan hayvanın eti yendiği zaman prion denen protein parçaları RNA aracılığı olmaksızın doğrudan devreye girip, sentezlenen proteinin yapısını bozarak deli dana hastalığı insana bulaşıyor.

Koyunu yediğimiz zaman koyun DNA ve RNA sı sindirimde parçalanır. Genetik geçiş çok zor. Bunlar dayanıklı moleküller değiller. Ama proteinler parçalansa da protein parçaları uzun dayanır. Zaten konu da bu. Genetik değil epigenetik. Koyun genetiği hücrelerimize geçemez. Ama epigenetik aktarımlar deli dana prionları örneğindeki gibi geçebilir.

Vücudumuza elementleri alıyoruz demek vücudumuza proton, nötron ve elektronları alıyoruz demek gibi geçersiz bir söylem. Element yiyerek hayatta kalamayız. Organik moleküller almamız gerekiyor. Proteini oluşturan atomları almakla protein almış olmayız. Öyle olsa besin hapları çoktan çıkmış olurdu. Günde üç hap ve yemek yok! Öyle yaşayabilirdik!

Canlılar onları oluşturan elementlerin toplamından fazla şeylerdir. Tıpkı bir bilgisayar çipinin silisyum atomları toplamından fazla bir şey olması gibi.
atom ile element aynı şey deil.senin protein dediğin organik bileşikte birkaç elementten oluşuyor.başka bişeyden mi oluşuyor?

zaten hap şeklinde alamayız onun için sindirim sistemi diye bişey var.protein katmanı burda aminoasitlerine parçalanıp sindirilir.hap şeklinde elementleri tutamazsın tepkimeye girerler.elektron alır verirler nasıl hap şeklinde yapacaksın.ağzan attın mı ağzındaki elementlerle tepkimeye girer ağız dokunu bozar, başka bişeye çevirir.

sonra, günde 400 muz yesen; potasyum zehirlenmesinden gidersin.veya vucuttaki klorla bağ yapıp potasyum klorüre dönüşüp ani kalp durmasından gidersin.böbrekler bu kanda ki fazla potasyumun bir kısmını idrar yolu ile atmaya çalışır filan ama yuksek dozda ise atamadan ölürsün.

vücut bir kimya fabrikası gibi çalışır.ne yeyip içtiğini bilir.hatta geçmişte atalarımız büyük açlık sorunu çekmişse bunu bile bilir ve elindeki malzemeyi ona göre kullanır.tüm bunlar bir programcının olduğunun ve sürekli gözünün bu program üstünde olduğunun da kanıtı.sonra tasarım yok diye gezin ortalıkta :kggy:
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

Minik Kuş

Üye
Mesajlar
690
Tepki puanı
48
Düşünce
Sünni
aminoasitletden oluşan ufak bir proteinin katlanabileceği 3000 küsür farklı şekil vardır. proteinlerin deneme yanılma yoluyla böyle farklı şekillere tek tek katlanması en hızlı durumda bile evrenin hesap edilen yaşından daha uzun sürer. gerçekte ise bir protein mikro-mili saniye aralığında genellikle tek bir şekle katlanır.bu elbetteki bir tasarımcının varlığını gösterir.
 
Üst