Sizce bu tesadüf mü?

Mithmain

Üye
Mesajlar
102
Tepki puanı
43
Düşünce
Ateist
Konu Sahibi
Bildiğiniz gibi canlıların elenmesinin sebebi diğerlerinin onlardan üstün olmaları. Yani onları hayatta tutacak şeyleri diğerlerinden daha iyi yapmaları veya daha çok yapmaları.
Mesela ben iki tane canlı buldum, birinde acı sinirleri var, diğerinde yok. Hangisi evrimsel olarak üstün? Tabiki acı çeken. Acı çekmeyen kendisini bilip bilmeden öldürmeye çok daha yatkın.

İki tane daha canlı buldum, birisi yemek yiyince hiç bir şey hissetmiyor, diğeri yemek yiyince bir tat hissediyor. Hangisi evrimsel olarak daha üstün? Yemek yiyince tat hisseden. Diğeri yemek yemenin kendisi için gerekli olduğunun bile farkında değil, karnı da acıkmıyor. Diğeri ise yemek hakkında içgüdüleri tarafından yönlendiriliyor.

İki tane daha canlı buldum, birisi ürerken cinsel organında hiç bir şey hissetmiyor, diğeri hissediyor. Hangisi evrimsel olarak daha üstün? Cinsel organında bir şeyler hisseden, yoksa diğeri üremeyi nereden bilecek, içgüdüleri onu yönlendirmese.

Şansa bakın ki, insanlar yemek yiyince tat alır, cinsel bir şeyler yaparsa bir şeyler hisseder, bir yerini bir yerine vurursa da canı yanar. Sizce evrimin amaçlarının insana bu kadar iyi işlenmiş olması bir tesadüf mü? Allah neden yemek yemeyi yaratmış olabilir ki? Yoksa biz o yemek yemekten tat almaya başlayan canlının, her yemek yemekten biraz daha zevk alan mutasyonundan gelen canlılar mıyız? Bu bir tesadüf mü?
 

Kuran Mucizeler

☆☆
Üye
Mesajlar
864
Tepki puanı
204
Düşünce
Muvahhid
Sizce evrimin amaçlarının insana bu kadar iyi işlenmiş olması bir tesadüf mü?
Çok güzel yazmışsınız. Kesinlikle tesadüf değil. Entropi ile tesadüf olmadığı ispatlanabilir.

Evrende entropi (maddelerin, atomların, her şeyin zamanla dağılma eğilimi) sürekli artmaktadır. Demek ki evrendeki başlangıç anında çok düşük entropili bir başlangıcın olması gerektiği anlamını taşır. Bu hassas ayar olmasaydı evrendeki düzensizlik hayata olanak tanımazdı. Dünyanın en ünlü matematikçilerinden ve astrofizikçilerinden biri olan Oxford Üniversitesi’nden Roger Penrose, kendisinin hesapladığı evrenin başlangıç entropisinin hassas ayarını gösteren matematiksel betimlemeye, fizik biliminde bildiği hiçbir verinin yaklaşamayacağını söyler. Evrenin başlangıcındaki entropinin hassas ayarı, evrenin muhtemel sonunun entropisinden yola çıkılarak hesaplanır. Evrenin başlangıç entropisindeki hassas ayarı hesaplayan Penrose, sonucu şöyle değerlendirmektedir: “Yaratanın ne kadar isabetle hedefini belirlediği görülüyor, yani doğruluk oranı şöyledir: 10 üssü 10 üssü 123’te 1. Bu sayıyı üssüz olarak yazmak için evrendeki proton, nötron, elektron ve foton gibi tüm parçacıkların (ki bu parçacıkların sayısı 10 üzeri 90 kadardır) her birinin üstüne katrilyon (10 üzeri 15) tane sıfır yazsaydık bile; ancak 10 üzeri 105 tane sıfır yazabilirdik. Oysa 10 üzeri 123 tane sıfır yazabilmek için bu evrenimiz gibi milyon kere trilyon daha fazla evrene sahip olmamız ve o evrenlerin proton, nötron ve fotonlarını katrilyonlarca sıfır yazılabilen defterler olarak kullanmamız gerekirdi ki ancak evrenin başlangıç entropisinin hassas ayarını ifade eden, bahsedilen sayıyı üssüz olarak yazmayı başarabilelim. Başlangıç entropisiyle ilgili bu olağanüstü düzenleme, tek başına, evrende canlıların varlığını mümkün kılacak şekilde çok hassas ayarların olduğunu göstermeye yetecek bir veridir.
Selametle,
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

Mithmain

Üye
Mesajlar
102
Tepki puanı
43
Düşünce
Ateist
Konu Sahibi
Sanırım yanlış anlamışsınız, bu yazdıklarımı evrim yanlış ise bunlar tesadüf mü diye yazmıştım. Yani evrime destekleyici olarak.

Evrim gerçek değilse nasıl oluyor da evrimin, hücreler şu canlılara dönüşecek ki o canlılar kendilerinin daha çok üremesini sağlayacak ve daha çok yemek yiyicekler.

Yani evrim teorisinin iki temel amacı, yemek ye ve üre kısmını beynimiz bize içgüdüsel olarak yap diyor. Beynimiz sanki bu iş için optimize edilmiş gibi. Vücudumuzdaki neredeyse her şey bu iki şeyi daha fazla yapabilmemiz için bize verilmiş.

Elma yemek için beynimiz bize onun tatlı olduğunu bildiriyor, biz de içgüdüsel olarak yiyoruz. Yani evrim gerçek değilse, neden bize zevk veren şeyler evrimin istediği şeyler, zevk acaba beynimizin sadece bunu yap demesi gibi bir şey mi? Olmasaydı yemek yemezdik, çünkü elma yemekte bir kazanç göremezdik. Sonra da ölürdük. Evrimsel sürecin istediği şeyler bize güzel gelecek şekilde, istemediği şeyler (ölmek) acı verecek şekilde ayarlanmış.

Yani evrimin amaçları ve içgüdülerimiz bu kadar benzerse nasıl oluyorda evrim yalan oluyor? Bu isteklerin ve isteksizliklerin kaynağının Allah yerine evrim olması daha mantıklı değil mi? Allah neden elmayı veya onu bunu yarattığını söylemiyor ama evrim söylüyor.

Edit : Yani tesadüf olmadığını ben de biliyorum, evrimin gerçek olduğunu söylemeye çalışıyorum ondan öyle yazdım.
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

Kuran Mucizeler

☆☆
Üye
Mesajlar
864
Tepki puanı
204
Düşünce
Muvahhid
Yanlış anlamadım. Çok güzel yazmışsınız. Katılıyorum. Evrim süreci Kuran’da çok net bir şekilde anlatılıyor. Harika bir şekilde. Ama sadece Kuran diyenler anlayabiliyor ayetleri. Kuran’ın yanına bir şeyler koyanlar ise evrime karşı çıkmak zorunda kalırlar, akılsızlıkları nedeni ile Allah pislik yağdırır üstlerine. Evrime karşı çıkacağız diye bilimle çelişirler.
Ama terkedilmiş olarak tuttukları Kuran’ı anlayarak okuyabilseler gerçeği görecekler.
Selametle,
 

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
4,683
Tepki puanı
2,050
Düşünce
Ateist
Kuran evrim ile direk kafadan çelişkilidir, çünkü allahın ilk insanı çamurdan yarattığını iddia eder. Evrimde böyle bir zırva söz konusu bile edilemez.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
10,427
Tepki puanı
755
Düşünce
Sünni
Sanırım yanlış anlamışsınız, bu yazdıklarımı evrim yanlış ise bunlar tesadüf mü diye yazmıştım. Yani evrime destekleyici olarak.

Evrim gerçek değilse nasıl oluyor da evrimin, hücreler şu canlılara dönüşecek ki o canlılar kendilerinin daha çok üremesini sağlayacak ve daha çok yemek yiyicekler.

Yani evrim teorisinin iki temel amacı, yemek ye ve üre kısmını beynimiz bize içgüdüsel olarak yap diyor. Beynimiz sanki bu iş için optimize edilmiş gibi. Vücudumuzdaki neredeyse her şey bu iki şeyi daha fazla yapabilmemiz için bize verilmiş.

Elma yemek için beynimiz bize onun tatlı olduğunu bildiriyor, biz de içgüdüsel olarak yiyoruz. Yani evrim gerçek değilse, neden bize zevk veren şeyler evrimin istediği şeyler, zevk acaba beynimizin sadece bunu yap demesi gibi bir şey mi? Olmasaydı yemek yemezdik, çünkü elma yemekte bir kazanç göremezdik. Sonra da ölürdük. Evrimsel sürecin istediği şeyler bize güzel gelecek şekilde, istemediği şeyler (ölmek) acı verecek şekilde ayarlanmış.

Yani evrimin amaçları ve içgüdülerimiz bu kadar benzerse nasıl oluyorda evrim yalan oluyor? Bu isteklerin ve isteksizliklerin kaynağının Allah yerine evrim olması daha mantıklı değil mi? Allah neden elmayı veya onu bunu yarattığını söylemiyor ama evrim söylüyor.

Edit : Yani tesadüf olmadığını ben de biliyorum, evrimin gerçek olduğunu söylemeye çalışıyorum ondan öyle yazdım.
Öncelikle evrim kavramı üzerinde duralım:

Değişim anlamındaki evrim doğrudur ve bilimsel bir gerçektir. İslamla çelişen de hiçbir yanı yoktur.

Bilimsel olarak doğruluğu %100 olan mikroevrim denilen küçük değişimlerdir. Mikroevrimin birikerek makroevrimi netice vereceği VARSAYIMından hareketle dinozorun kuşa dönüşmesi ölçüsünde büyük makroevrimlerin olduğu iddia edilmiştir ama bunu doğrulayan ilgili hiçbir bilimsel gözlem ve deney yoktur.

Bir şeyin bilimsel olarak doğru kabul edilebilmesi için gözlemlenebilmesi ve her seferinde deneylerin aynı sonucu vermesi gerekir.

Gözlem olarak canlılardaki fizyolojik vs benzerliği gösteriyorlar. Oysaki bu benzerliklerin yaratılışta da mantıklı açıklaması var. Tek açıklama ortak atadan gelme olmadığı için benzerlik delil olarak kabul edilemez. Hem de fiziksel benzerliğe göre yapılan sınıflandırmanın yanlış olduğunu bugün bilimsel olarak biliyoruz. Demek ki benzerlik yakın akrabalık göstergesi değil.

Gözlem olarak canlılar arasında genetik benzerlik delil olarak gösteriliyor. Oysaki iki sölekant türü arasındaki genetik benzerlik şempanze ve insan arasındakinden daha az. Bilimsel olarak iki sölekant türünün daha yakın akraba olduğu kesin. Sölekant gibi başka canlılar da var. Bilimsel kanıtın temel özelliği olan her seferinde aynı sonucu verme özelliği kanıt olarak gösterilen genetik benzerlik için geçerli değil. Demek ki genetik benzerlik de kanıt olarak kabul edilemez; çünkü yanıltıcı sonuçlar da verebiliyor.

Ellerinde bir tek mikroevrimi doğrulayan deney ve gözlemler kaldığı için büyük bir sahtekarlık ve demagoji örneği olarak mikroevrim kanıtlarını makroevrime de kanıtmış gibi sunmak kalıyor. Buna gerekçe olarak da mikroevrimlerin birikerek kaçınılmaz olarak makroevrimi netice vereceği VARSAYIMını gösteriyorlar. Oysaki iki sölekant türünde mikroevrimler şempanze ile insandan daha fazla birikmiş ama makroevrimi netice vermemiş. Bakteriler 20 dakikada yeni nesil veriyor. Buna rağmen onlarca yıldır laboratuvarda bakterilerin genetik yapıları değiştirilip mikroevrim biriktirilmesine rağmen makroevrim olmuyor. Mikroevrimlerin birikerek makroevrimi netice vermediğini gösteren bu kadar çok deney ve gözlem varken makroevrimi netice veren tek bir deney ve gözlem yok. Demek ki mikroevrimlerin birikerek makroevrimi netice vermesi hayali VARSAYIMI yanlış.

Son olarak bu kadar bilim adamının makroevrimi savunduğunu iddia ederek kendileriyle çelişiyorlar. Müslümanları olaylara dogmatik değil bilimsel bakmaya davet edenler, kendi akıllarını makroevrimi savunan bilim insanlarına kiraya verip onları tartışılmaz dogma haline getiriyorlar. Bir şeyi sırf birileri öyle diyor diye doğru kabul etmek apaçık dogmatik bir bakış açısıdır.

Daha detaylı bilgi için linke tıklayabilirsiniz.

Evrimin yemek yeme ve üreme amacı olduğunu iddia ediyorsunuz. Evrim sadece değişim demektir ve doğaya Allahın koyduğu kanunlardan biridir. Yer çekimi kanununun bir amacından bahsedilemeyeceği gibi evrimin de amacından bahsedilemez. Çünkü şuursuz kanunların amacı olmaz.

Hiç düşündünüz mü zevk alma haricinde üremenin canlıya ne faydası var? Evrim yönlendirme yapmaz; çünkü şuursuzdur. Allahın yönlendirmesi olmadan canlıların zevk alma haricinde üremesini gerektiren, üreyen canlıya ait somut fayda var mı? Kendi öldükten sonra nesli devam etmiş etmemiş şuursuz hayvan, bitki ya da bakterinin niye umurunda olsun ki?

Peki yavruları için kendini feda eden anneleri hangi evrimsel mekanizma ile izah edeceğiz? Yavru ölürse ölsün, canlının amacı hayatta kalmaksa niye hayatını feda ediyor bu şuursuz canlılar?
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

Tiglath

☆☆
Üye
Mesajlar
779
Tepki puanı
271
Düşünce
Ateist
Bildiğiniz gibi canlıların elenmesinin sebebi diğerlerinin onlardan üstün olmaları. Yani onları hayatta tutacak şeyleri diğerlerinden daha iyi yapmaları veya daha çok yapmaları.
Mesela ben iki tane canlı buldum, birinde acı sinirleri var, diğerinde yok. Hangisi evrimsel olarak üstün? Tabiki acı çeken. Acı çekmeyen kendisini bilip bilmeden öldürmeye çok daha yatkın.

İki tane daha canlı buldum, birisi yemek yiyince hiç bir şey hissetmiyor, diğeri yemek yiyince bir tat hissediyor. Hangisi evrimsel olarak daha üstün? Yemek yiyince tat hisseden. Diğeri yemek yemenin kendisi için gerekli olduğunun bile farkında değil, karnı da acıkmıyor. Diğeri ise yemek hakkında içgüdüleri tarafından yönlendiriliyor.

İki tane daha canlı buldum, birisi ürerken cinsel organında hiç bir şey hissetmiyor, diğeri hissediyor. Hangisi evrimsel olarak daha üstün? Cinsel organında bir şeyler hisseden, yoksa diğeri üremeyi nereden bilecek, içgüdüleri onu yönlendirmese.

Şansa bakın ki, insanlar yemek yiyince tat alır, cinsel bir şeyler yaparsa bir şeyler hisseder, bir yerini bir yerine vurursa da canı yanar. Sizce evrimin amaçlarının insana bu kadar iyi işlenmiş olması bir tesadüf mü? Allah neden yemek yemeyi yaratmış olabilir ki? Yoksa biz o yemek yemekten tat almaya başlayan canlının, her yemek yemekten biraz daha zevk alan mutasyonundan gelen canlılar mıyız? Bu bir tesadüf mü?
Söylediklerin tarafsız değil, tat, acı duygusu, üremeden zevk alma vb. evrimsel açıdan avantaj olamaz. Sinek bir yumurtlamada binlerce sinek doğurabilir, İnsan zavallısı ise ömrü boyunca ancak 3-5 yavru verebilir.
Gelişmiş beynine rağmen insan nüfusu tüm böcek nüfusunun kat kat altındadır.
Gelişmiş beyin de dezavantajdır. Bir hayvan doğar doğmaz hayata adapte olabilirken insan yavrusunun tek başına hayatta kalabilme yeteneği seneler sonra gelir. Vahşi doğa da kolayca elimine olur. İnsana, beynin tek faydası kollektif yaşamayı öğretmesi ve taklit yoluyla hayatta kalabilmeyi öğretebilmesidir. Yoksa insan vahşi doğada, tek başına bir hiçtir.
 

Pic@rd

Üye
Mesajlar
382
Tepki puanı
61
Düşünce
Agnostik
Kuran evrim ile direk kafadan çelişkilidir, çünkü allahın ilk insanı çamurdan yarattığını iddia eder. Evrimde böyle bir zırva söz konusu bile edilemez.
çok ayıp linkini verdiğim ali demirsoy' u hiç dinlememişsin. çamurdan et-kemik formuna geçmiş işte buna magic evrimi denebilir.:)

evrimleşme hayatta her an vardır. 2 sn sonra yalmış düşünceni değiştirebilmen bile bir evrimleşmedir. sadece genetiksel, fiziksel gelişme değildir evrim.
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

Mithmain

Üye
Mesajlar
102
Tepki puanı
43
Düşünce
Ateist
Konu Sahibi
Söylediklerin tarafsız değil, tat, acı duygusu, üremeden zevk alma vb. evrimsel açıdan avantaj olamaz. Sinek bir yumurtlamada binlerce sinek doğurabilir, İnsan zavallısı ise ömrü boyunca ancak 3-5 yavru verebilir.
Gelişmiş beynine rağmen insan nüfusu tüm böcek nüfusunun kat kat altındadır.
Gelişmiş beyin de dezavantajdır. Bir hayvan doğar doğmaz hayata adapte olabilirken insan yavrusunun tek başına hayatta kalabilme yeteneği seneler sonra gelir. Vahşi doğa da kolayca elimine olur. İnsana, beynin tek faydası kollektif yaşamayı öğretmesi ve taklit yoluyla hayatta kalabilmeyi öğretebilmesidir. Yoksa insan vahşi doğada, tek başına bir hiçtir.
Öncelikle tat alma ve acı çekmenin evrim açısından avantajlı olduğu doğru, fakat sinek ve insan arasındaki fark sineğin cüssesinden dolayıdır. Sinek küçücük olduğu ve çok karmaşık olmadığı için, sinek çok fazla üreyebilir, karmaşık olan insan tek seferde o kadar çok çoğalamaz.

Fakat bu acı çekme ve tat almanın avantajsız olduğu anlamına gelmez. Eğer insanlar vahşi hayvanlar olsaydılar ve her doğan bebeğin yarısı tat alma ve acı çekme olayına sahip olmasaydı onlar hayatta kalamazdı. Bu vahşi hayvanlar için de geçerlidir. Hiç bir hayvan yavrusuna dikene gidersen ölürsün yemek yemezsen ölürsün üremelisin üremek için şöyle yapmalısın demez. Hayvan yemek yemesi gerektiğini karnından beynine giden sinyalle algılar, bu da bir çeşit acıdır. Yoksa ki hayvan hayatta üreyemez, yaşayamaz. Kendi kendine bir elmayı yemesi de imkansızdır, içgüdüleri ona o elmayı ye derken ne oluyor sanıyorusunuz? Siz bir elmayı yerken içinize doğdu diye mi elmayı yersiniz? O elmanın tadını bilirsiniz, yediğiniz zaman karnınızdaki o ağrının gideceğini bilirsiniz. Yani iyi hissetmek için ve kötü hissiyattan kaçmak için yersiniz. İçgüdü budur. Hayvan karnı acıkmasa nasıl yiyecek? Acı çekmemek vahşi doğada çok büyük bir dezavantaj.

Cinsellikten zevk almayan hayvan üremesi gerektiğini nasıl bilecek? İçine böyle bir fikir mi doğuyor sanıyorsunuz? İçgüdü dediğiniz hissiyatla olur. Beyni ona üremeyi, bu şekilde anlatır. Tıpkı susuz kaldığımızı acı çekerek anlamamız gibi. Üremekten zevk almayan hayvan, üremeyi bilemez. Beyni zevk verecek şeylere yöneldiği için ürer. Hayvanlar yoksa niye üresin?

Karmaşık beyin doğada elimine olmaz, çünkü karmaşık beyne sahip canlının ataları da karmaşık beyne sahiptir, ve karmaşık beyne sahip ebeveynleri olan canlılar kolay kolay ölmezler. Eğitim alırlar. Eğitim alamasalardı evrim karmaşık olmayan beyinli canlıların avantajlı olduğu bir konuma gelirdi, ve karmaşık beyinli insanlar elenirdi. Karmaşık beyinli insanlar evet uzun süreler bir iş yapamaz, fakat yıllar boyunca hiç bir şey yapmasa bile ailesi ona bakacağı için bu işe yaramaz canlılar elenmez. Annelerimiz bize sadece 3 yıl bakabilseydi, 3 yılda yemek yemeyi, üremeyi ve diğer şeyleri öğrenen canlılar olurduk. Tabi bu şimdi olmaz, vahşi doğa için konuşuyorum.

İnsanın şimdiye kadar varolmasının sebebi, karmaşıklığının adım adım gerçekleşmiş olması. Diğer insanlarla beraber yaşadıkları için ölmediler.
 

Mithmain

Üye
Mesajlar
102
Tepki puanı
43
Düşünce
Ateist
Konu Sahibi
Öncelikle evrim kavramı üzerinde duralım:

Değişim anlamındaki evrim doğrudur ve bilimsel bir gerçektir. İslamla çelişen de hiçbir yanı yoktur.

Bilimsel olarak doğruluğu %100 olan mikroevrim denilen küçük değişimlerdir. Mikroevrimin birikerek makroevrimi netice vereceği VARSAYIMından hareketle dinozorun kuşa dönüşmesi ölçüsünde büyük makroevrimlerin olduğu iddia edilmiştir ama bunu doğrulayan ilgili hiçbir bilimsel gözlem ve deney yoktur.

Bir şeyin bilimsel olarak doğru kabul edilebilmesi için gözlemlenebilmesi ve her seferinde deneylerin aynı sonucu vermesi gerekir.

Gözlem olarak canlılardaki fizyolojik vs benzerliği gösteriyorlar. Oysaki bu benzerliklerin yaratılışta da mantıklı açıklaması var. Tek açıklama ortak atadan gelme olmadığı için benzerlik delil olarak kabul edilemez. Hem de fiziksel benzerliğe göre yapılan sınıflandırmanın yanlış olduğunu bugün bilimsel olarak biliyoruz. Demek ki benzerlik yakın akrabalık göstergesi değil.

Gözlem olarak canlılar arasında genetik benzerlik delil olarak gösteriliyor. Oysaki iki sölekant türü arasındaki genetik benzerlik şempanze ve insan arasındakinden daha az. Bilimsel olarak iki sölekant türünün daha yakın akraba olduğu kesin. Sölekant gibi başka canlılar da var. Bilimsel kanıtın temel özelliği olan her seferinde aynı sonucu verme özelliği kanıt olarak gösterilen genetik benzerlik için geçerli değil. Demek ki genetik benzerlik de kanıt olarak kabul edilemez; çünkü yanıltıcı sonuçlar da verebiliyor.

Ellerinde bir tek mikroevrimi doğrulayan deney ve gözlemler kaldığı için büyük bir sahtekarlık ve demagoji örneği olarak mikroevrim kanıtlarını makroevrime de kanıtmış gibi sunmak kalıyor. Buna gerekçe olarak da mikroevrimlerin birikerek kaçınılmaz olarak makroevrimi netice vereceği VARSAYIMını gösteriyorlar. Oysaki iki sölekant türünde mikroevrimler şempanze ile insandan daha fazla birikmiş ama makroevrimi netice vermemiş. Bakteriler 20 dakikada yeni nesil veriyor. Buna rağmen onlarca yıldır laboratuvarda bakterilerin genetik yapıları değiştirilip mikroevrim biriktirilmesine rağmen makroevrim olmuyor. Mikroevrimlerin birikerek makroevrimi netice vermediğini gösteren bu kadar çok deney ve gözlem varken makroevrimi netice veren tek bir deney ve gözlem yok. Demek ki mikroevrimlerin birikerek makroevrimi netice vermesi hayali VARSAYIMI yanlış.

Son olarak bu kadar bilim adamının makroevrimi savunduğunu iddia ederek kendileriyle çelişiyorlar. Müslümanları olaylara dogmatik değil bilimsel bakmaya davet edenler, kendi akıllarını makroevrimi savunan bilim insanlarına kiraya verip onları tartışılmaz dogma haline getiriyorlar. Bir şeyi sırf birileri öyle diyor diye doğru kabul etmek apaçık dogmatik bir bakış açısıdır.

Daha detaylı bilgi için linke tıklayabilirsiniz.

Evrimin yemek yeme ve üreme amacı olduğunu iddia ediyorsunuz. Evrim sadece değişim demektir ve doğaya Allahın koyduğu kanunlardan biridir. Yer çekimi kanununun bir amacından bahsedilemeyeceği gibi evrimin de amacından bahsedilemez. Çünkü şuursuz kanunların amacı olmaz.

Hiç düşündünüz mü zevk alma haricinde üremenin canlıya ne faydası var? Evrim yönlendirme yapmaz; çünkü şuursuzdur. Allahın yönlendirmesi olmadan canlıların zevk alma haricinde üremesini gerektiren, üreyen canlıya ait somut fayda var mı? Kendi öldükten sonra nesli devam etmiş etmemiş şuursuz hayvan, bitki ya da bakterinin niye umurunda olsun ki?

Peki yavruları için kendini feda eden anneleri hangi evrimsel mekanizma ile izah edeceğiz? Yavru ölürse ölsün, canlının amacı hayatta kalmaksa niye hayatını feda ediyor bu şuursuz canlılar?
Evrimin amacı derken aslında doğru, evrimin amacı olmaz. Evrim bir varlık değildir çünkü. Anlatmak istediğim evrim denen olayın canlılarda bulunması istediği özelliklerin bizimkilerine uyması, ve bu uyuşmanın içgüdü ve zevk ve acı ile ilişkili olmasıydı.

Annelerin çocuklarını korumasını şu şekilde açıklayabiliriz. Doğal seçilimle canlılar elenirken ve evrim gerçekleşirken bakılan tek faktör canlının kendisinin hayatta kalması ve üremesi değil, ayrıca bunun çocuklarına ne kadar iyi aktarılması da bu faktörler arasındadır. Çocuklarının hayatta kalmasını sağlayamayan ebeveynler, çocukları yaşayamadıkları için nesilleri devam etmez ve çocuklarını koruma özelliği olmayanlar elenmiş olur.

Bunun en güzel örneği Konrad Lorenz'in insanların neden bir şeyleri "tatlı" buldukları ile alakalı olan çalışmasıdır. İnsanlar yavru köpekler, bebekler gibi şeyleri tatlı bulur ve Konrad, insanların tatlı buldukları şeylerin bütün özelliklerinin bir insan bebeğinde de bulunduğunu söylemiştir. İnsanlar bebeklerini tatlı bulup, onları sebepsiz yere sevmek üzere evrimleşmiştirler. Eğer bebekleri sevmeleri için bir sebep olmasaydı, bebeklere bakmazlar ve bebekler de savunmasız bir şekilde nesillerini devam ettiremezlerdi. Bu yüzden anneler ve babalar çocuklarını doğurdukları anda sebepsiz bir yere sevmektedir ve insanlar bebekleri tatlı bulmaktadır. Çocuklarını koruyamayan canlılar da otomatik olarak elenmiş olur. Çünkü çocukları yaşamazsa, türleri de yaşamaz.

Kanıt olarak bir şey ortada olmadığı doğru olabilir, fakat bu yazdıklarım belki doğru olma olasılığını %50'nin üzerine çıkarabilir. Kesin kanıt değil, fakat arada kalmış bir kişi evrime inansa daha iyi olur diye düşünüyorum. En azından evrimin bunlara karşı bir cevabı var, fakat Kuran'ı Kerim'de yemeklerin bize tat vermesinin sebebi, Allah onları size nimet diye verdi iken, evrimde onları beğenmeseydin yemezdin sonra da elenirdin daha mantıklı geliyor.
 

fameraft

☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
800
Tepki puanı
203
Düşünce
Muvahhid
Evrimin amacı derken aslında doğru, evrimin amacı olmaz. Evrim bir varlık değildir çünkü. Anlatmak istediğim evrim denen olayın canlılarda bulunması istediği özelliklerin bizimkilerine uyması, ve bu uyuşmanın içgüdü ve zevk ve acı ile ilişkili olmasıydı.

Annelerin çocuklarını korumasını şu şekilde açıklayabiliriz. Doğal seçilimle canlılar elenirken ve evrim gerçekleşirken bakılan tek faktör canlının kendisinin hayatta kalması ve üremesi değil, ayrıca bunun çocuklarına ne kadar iyi aktarılması da bu faktörler arasındadır. Çocuklarının hayatta kalmasını sağlayamayan ebeveynler, çocukları yaşayamadıkları için nesilleri devam etmez ve çocuklarını koruma özelliği olmayanlar elenmiş olur.

Bunun en güzel örneği Konrad Lorenz'in insanların neden bir şeyleri "tatlı" buldukları ile alakalı olan çalışmasıdır. İnsanlar yavru köpekler, bebekler gibi şeyleri tatlı bulur ve Konrad, insanların tatlı buldukları şeylerin bütün özelliklerinin bir insan bebeğinde de bulunduğunu söylemiştir. İnsanlar bebeklerini tatlı bulup, onları sebepsiz yere sevmek üzere evrimleşmiştirler. Eğer bebekleri sevmeleri için bir sebep olmasaydı, bebeklere bakmazlar ve bebekler de savunmasız bir şekilde nesillerini devam ettiremezlerdi. Bu yüzden anneler ve babalar çocuklarını doğurdukları anda sebepsiz bir yere sevmektedir ve insanlar bebekleri tatlı bulmaktadır. Çocuklarını koruyamayan canlılar da otomatik olarak elenmiş olur. Çünkü çocukları yaşamazsa, türleri de yaşamaz.

Kanıt olarak bir şey ortada olmadığı doğru olabilir, fakat bu yazdıklarım belki doğru olma olasılığını %50'nin üzerine çıkarabilir. Kesin kanıt değil, fakat arada kalmış bir kişi evrime inansa daha iyi olur diye düşünüyorum. En azından evrimin bunlara karşı bir cevabı var, fakat Kuran'ı Kerim'de yemeklerin bize tat vermesinin sebebi, Allah onları size nimet diye verdi iken, evrimde onları beğenmeseydin yemezdin sonra da elenirdin daha mantıklı geliyor.
Evrilerek var olma dediğimiz şey tamamen yasalar be bir düzen çerçevesinde olmuştur. Aksini iddia eden yasaları ihlal eden bir duru olduğunu söyler ve bunu açıklamakla mükellefdir.

Yasaları Allah'ın varedişinden bağımsız, ikinci bir tanrı olarak algılarsanız o zaman Allah diye bir şeye atıf yapmanızın pek anlamı yok. Stephan Hawking'in dediği "Allah var mı yok mu bilmiyoruz ancak Allah'sız da var olmamız mümkün" sözü doğrulanır. Oysa Kuran'da yapılan Allah'ın yaratması şöyledir ki:

Yağmuru yağdıran O'dur.
Anne karnında aşamalar içinde bizi yaratan O'dur.
İnsanı çamurdan var eden O'dur.(bkz: çamur ve insan yapısındaki maddeler)

Allah'ın yağmuru yağdırması dediğinde hiç bir Müslüman zeusun kızıp şimşek çaktırması miti gibi gökteki insansı bir varlığının kovayla yeryüzüne su döktüğünü düşünmez. Tam tersine bütün oluşu kontrol edenin O olduğunu düşünür.

Bizim "yasa" diye tabir ettiğimiz şey bizzati Allah'ın var edişidir. Önceki toplumların da tanrı algısı böyleydi. Hatta ilginç bir bilgi olarak çok tanrıcı dinlerin özünde maddeyi ve var edişi kavrayamamaları yatmaktadır. Şöyle ki, atom teorisini bilmeyen bir insan su ve toprağın yapısının ve özünün farklı olduğunu birinin sert ve kuru diğerinin ıslak ve akışkan olduğunu gördüğünden bunun tek bir varlık tarafından kontrol edilemeyeceğini aksi halde farklı özellikler göstermemesi gerektiğini düşünürdü. Oysa Kuran bu oluşların hepsinin tek bir ilah tarafından kontrol edildiğini. Hepsinin özünün kontrolünün O'na ait olduğunu söyler.

Kimse itiraf etmese de tüm bilm adamların yasaların her yerde aynı olduğu görüşü hakimdir. Çünkü aksi hiç görülmemiş ve her çalışmada bu doğrulanmıştır. Öyle ki, artık bu soru hiç sorulmaz, öyle olması ZORUNLUYMUŞ gibi algılanır. Bir insanın yasaların bugüne kadar değişmemesinden yarın değişmeyeecğini çıkarsaması ve bunu ZORUNLU atfetmesi için hiç bir geçerli sebep yoktur. Ancak hakim bir ilah her şeyin üzerinde tasarruf sahibi ve mükemmelse(değişime ihtiyacı yok) o zaman bu beklenebilir. Ayrıca her yerde aynı yasaların hakim olmas, hakim gücün bir tek olduğuna güçlü bir delildir.
 

vostok

Üye
Mesajlar
31
Tepki puanı
29
Düşünce
Ateist
Ancak hakim bir ilah her şeyin üzerinde tasarruf sahibi ve mükemmelse(değişime ihtiyacı yok) o zaman bu beklenebilir. Ayrıca her yerde aynı yasaların hakim olmas, hakim gücün bir tek olduğuna güçlü bir delildir.
Aynı anda hem tanrı adına, hem de evrenler adına atıp tutmak diye ben buna derim işte.
 

fameraft

☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
800
Tepki puanı
203
Düşünce
Muvahhid
Aynı anda hem tanrı adına, hem de evrenler adına atıp tutmak diye ben buna derim işte.
Neye dayanarak evrenin değişmez ve yasaların sabit olduğunu iddia edebilirsin. Bu zorunluluk nereden geliyor? Açıklasana biraz.
 

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
4,683
Tepki puanı
2,050
Düşünce
Ateist
Öncelikle tat alma ve acı çekmenin evrim açısından avantajlı olduğu doğru,
Düşüncelerin yerinde. Evrim konusunda düşünmek her zaman zihin ve ufuk açıcıdır. İnsanlığı "bu neden böyle oluyor?" sorusu geliştirmiştir. Bu soruyu sormasaydık bilim olmazdı.

Örneğin İsaac Newton ışığı küçük bir delikten geçirip bir perdeye düşürdüğünde dairesel bir ışık noktası beklerken eliptik bir ışık noktası elde edince bu neden böyle oldu sorusunu sordu. Işığın saf olmadığı düşüncesinden hareketle ünlü deneyler dizisine girişti ve Optik kitabını yazdı. Işığın doğası hakkındaki modern bilgileri temellendirdi.
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
10,427
Tepki puanı
755
Düşünce
Sünni
Annelerin çocuklarını korumasını şu şekilde açıklayabiliriz. Doğal seçilimle canlılar elenirken ve evrim gerçekleşirken bakılan tek faktör canlının kendisinin hayatta kalması ve üremesi değil, ayrıca bunun çocuklarına ne kadar iyi aktarılması da bu faktörler arasındadır. Çocuklarının hayatta kalmasını sağlayamayan ebeveynler, çocukları yaşayamadıkları için nesilleri devam etmez ve çocuklarını koruma özelliği olmayanlar elenmiş olur.
Bir canlı, türünün devamını neden düşünsün ki? Kendi ölüp gittikten sonra türünün devam etmesinin kendine hiçbir faydası yok. Türün devam etmesi amacı olan başka bir şuurlu Varlık, türün devam etmesi için canlının içine bu tarz duygular koymuş olmalı.

Amacı olmadığını kabul ettiğiniz evrimin canlılarda bulunmasını istediği bir şey de olamaz. Çünkü evrim bir şeyi isteyebilecek bir varlık değil. Yer çekimi kanununun bir şey istemesinden bahsedilemeyeceği gibi evrimin de bir şey istemesinden bahsedilemez.

Ya evrime bir şuur verip kendi istedikleri doğrultusunda varlıkları yönlendirdiğini iddia edeceksiniz ya da Yaratıcı gibi şuurlu bir varlığın evrimi de kullanarak bunu yaptığını kabul edeceksiniz. Üçüncü bir seçenek var mı?

Tat alma nimetini şuurlu olan Yaratıcıya değil de şuursuz evrimin öyle istemesine vermek size daha mantıklı geliyorsa, sizin tercihinizdir.
 
Yazarı tarafından düzenlendi:

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
10,427
Tepki puanı
755
Düşünce
Sünni
Örneğin İsaac Newton ışığı küçük bir delikten geçirip bir perdeye düşürdüğünde dairesel bir ışık noktası beklerken eliptik bir ışık noktası elde edince bu neden böyle oldu sorusunu sordu. Işığın saf olmadığı düşüncesinden hareketle ünlü deneyler dizisine girişti ve Optik kitabını yazdı. Işığın doğası hakkındaki modern bilgileri temellendirdi.
Ayın yüzeyinde 32 km çapında ve 2 km derinlikte bir krater var. Adı “Alhazen” krateri var.

O kratere neden Alhazen ismi verilmiş biliyor musunuz? Çünkü bundan 1000 yıl önce Irak’ın Basra kentinden Al-Hasan diye biri de tıpkı sizin gibi kafasını kaldırıp Ay’a bakmış. Bakmakla kalmamış görmeye çalışmış. Görme kavramı üzerine düşünmeye başlamış. Nasıl oluyor da Ay’ı görebiliyoruz? Işık nasıl hareket ediyor?

O zamanki insanlar çok daha eskiden bu konuları düşünen Yunan filozoflarının yazdıklarını, söylediklerini aynen kabul ediyormuş. Platon, Öklid, Batlamyus gibi kişiler pek çok konuda doğru tespitler yapmışlar. Ama bu onların her konuda haklı olduğunu göstermez. Mesela onlar gözümüzden çıkan ışınlar sayesinde görebildiğimizi söylüyordu. Gülmeyin Bin yıldan uzun bir süre bu görüş kabul edildi. Ama o Hasan var ya, onun her şeyi sorgulayan bir karakteri vardı. Soru sorma ustasıydı. İnanın bazı soruları sormak, cevapları bulmaktan daha zordur. Ama bir kez sorgulamaya başlarsanız çok büyük şeyler bulma yolunda önemli bir adım atmış olursunuz. Basra’lı Al-Hasan bunu yaptı. Işık ve görme kavramlarını ilk kez matematik ve geometriyle açıklamaya çalıştı. Mesela şu soruyu sordu: Gözlerimizden ışın yayıyorsak nasıl oluyor da parlak güneşe baktığımızda gözlerimiz acıyor ama bir mum ışığına bakınca acımıyor? Ya da geceleri Ay’a baktığımızda gerçekten de gözümüzden çıkan ışınlar o kadar uzağa gidebilir mi? Sonra ışığın geometrik kurallara uygun bir şekilde düz çizgiler halinde ilerleyebileceğini düşündü. Fakat ışık gözümüzden çıkmıyor tam aksine düz çizgiler halinde gözümüzün içine geliyor. Böylece fiziğin matematikselleştirilmesi konusunda ilk adımı atmış oldu. Geometri dünyasını gerçek dünyaya uyguladı. Yani önce soru sordu, sonra araştırdı ve bir hipotez ortaya koydu. Sonra ne yaptı biliyor musunuz? Burası çok önemli. Bunu doğrulamak için bir deney düzenledi. Görüntünün gözde nasıl oluştuğunu anlamak için büyük bir göz modeli yaptı. Karanlık bir oda. Duvarına küçücük bir delik açtı. Odanın dışındaki aydınlık bir nesnenin odanın içindeki karanlık duvarda ters bir yansıma oluşturduğunu gördü. Latince’de bu küçük delikli karanlık oda modeline camera obscura deniyor. Daha sonra fotoğraf makinelerinin ve kameraların görüntüyü yakalaması konusundaki teknolojilere de öncüllük yapan bu deneylerinde ışığın davranışını analiz etti.

Bulgularını bir rapor, bir sunum şekline soktu. Yani bir kitap yazdı: Kitab el-Manazir. Optik kitabı. Araştırmalarını ve bunu destekleyen deneylerini tüm detaylarıyla orada yazdı. Böylece başkaları da bu deneyleri yaparak onu doğrulayabilecek ya da yanlışlayabilecekti. Sadece ışık ve görme değil, aynalar, mercekler hakkında pek çok bilgiyi bu kitapla yazılı hale getirdi. Mikroskoplarla mikro dünyaların, teleskoplarla makro dünyaların incelenebilmesi için önemli bir yol açtı.

Bir bardak suya kalem daldırdığınızda neden kalemin kırılmış gibi gözüktüğünü açıkladı. Bu ne işe yaradı biliyor musunuz? Benim gibi gözü bozuk olanların daha iyi bakabilmesini sağladı. Ama Al-Hasan’ın en büyük başarısı bilimsel görebilmeyi sağlamak. Çünkü gözü bozuk olmayıp da göremeyen çok insan var. Bize baktığımız şeyler hakkında soru sormayı ve deneylerle görmeyi öğretti. Buna bilimsel metod diyoruz. Basra’lı Al-Hasan bugünkü anlamda bilimsel metodu kullanan ilk kişidir. Siz onun adını İbn-i Heysem olarak da duymuş olabilirsiniz.

İbn-i Heysem, tarihte bilimin kurallarını oluşturan ilk kişiydi. Bir hata düzeltme mekanizması, düşünüşümüzdeki yanlış fikirleri ayıklamak için sistematik bir yol yarattı. Modern bilimsel metodu geliştiren ve ilk kez kullanan kişi olduğu için de “dünyanın ilk gerçek bilim insanı” olarak kabul edilir. Bu yöntemle yazılan ilk kitap tam 1000 yıl önce İbn-i Heysem tarafından Kitab el-Manazir adıyla 7 cilt olarak yayımlanmış oldu. Bir anlamda ilk bilimsel yayın yapılmış oldu.

İbn-i Heysem’in çalışmaları hakkında Türkçe kaynak

 

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
4,683
Tepki puanı
2,050
Düşünce
Ateist
Eliptik sözcüğü yanlış olmuş düzeltiyorum. Oval olacaktı. Eliptik ovalden ayrı bir şey. Karıştırmamam gerekirdi ama olmuş. Oval masaları bilirsinizdir, oval o. Elips ise iki merkezli daire. Ovalde düz kenarlar bulunur, elipste bulunmaz.

Doğada oval şekle rastlanmaz ama yok değil. Işık örneğinden başka örneği de belki de yoktur. Newton'ın görür görmez dikkatini çekmiş bu yüzden. Bu nasıl oluyor diye hemen meraka düşmüş.
 

Mithmain

Üye
Mesajlar
102
Tepki puanı
43
Düşünce
Ateist
Konu Sahibi
Soruya hala cevap verebilen çıkmadı.
 

Talha

Üye
Mesajlar
167
Tepki puanı
71
Düşünce
Ateist
Bildiğiniz gibi canlıların elenmesinin sebebi diğerlerinin onlardan üstün olmaları. Yani onları hayatta tutacak şeyleri diğerlerinden daha iyi yapmaları veya daha çok yapmaları.
Mesela ben iki tane canlı buldum, birinde acı sinirleri var, diğerinde yok. Hangisi evrimsel olarak üstün? Tabiki acı çeken. Acı çekmeyen kendisini bilip bilmeden öldürmeye çok daha yatkın.

İki tane daha canlı buldum, birisi yemek yiyince hiç bir şey hissetmiyor, diğeri yemek yiyince bir tat hissediyor. Hangisi evrimsel olarak daha üstün? Yemek yiyince tat hisseden. Diğeri yemek yemenin kendisi için gerekli olduğunun bile farkında değil, karnı da acıkmıyor. Diğeri ise yemek hakkında içgüdüleri tarafından yönlendiriliyor.

İki tane daha canlı buldum, birisi ürerken cinsel organında hiç bir şey hissetmiyor, diğeri hissediyor. Hangisi evrimsel olarak daha üstün? Cinsel organında bir şeyler hisseden, yoksa diğeri üremeyi nereden bilecek, içgüdüleri onu yönlendirmese.

Şansa bakın ki, insanlar yemek yiyince tat alır, cinsel bir şeyler yaparsa bir şeyler hisseder, bir yerini bir yerine vurursa da canı yanar. Sizce evrimin amaçlarının insana bu kadar iyi işlenmiş olması bir tesadüf mü? Allah neden yemek yemeyi yaratmış olabilir ki? Yoksa biz o yemek yemekten tat almaya başlayan canlının, her yemek yemekten biraz daha zevk alan mutasyonundan gelen canlılar mıyız? Bu bir tesadüf mü?
Tesadüflük bakış açısıyla ilgili. Antropik ilkeye tesadüf diyen birisi buna tesadüf der fakat antropik ilkeye tesadüf gözüyle bakmayan biri (gerçeği bu) Tesadüf demez antropik ilke der.
 

Talha

Üye
Mesajlar
167
Tepki puanı
71
Düşünce
Ateist
Soruya hala cevap verebilen çıkmadı.
Richard Dawkins Tanrı Yanılgısında okuduğum kadarıyla antropik ilke: atıyorum 100 toptan 1 tanesi ilerideki delikten girecektir ihtimal 1%'dir ama hangi atışın gireceğini bilemeyiz 1.de olabilir 50.de elinde sonunda bu olay gerçekleşeceği için tesadüf değildir ama ne zaman gerçekleşeceği tesadüftür.
 
Üst