Sofiye Allah Var mı?

yeniçeri

ll ☆
Yazar
Mesajlar
896
Tepki puanı
614
Düşünce
Ateist
Gençliğimde bir Bektaşi halife babasına şu soruyu sormuştum: Mademki Allah insana şah damarından daha yakındır. O halde her insanda Allah var mıdır? Baba fazla konuşmayı sevmezdi bana tek bir cevap verdi: "Hayır yoktur!" Ne demek istediğini anlayamamıştım ya da anladığımı sanmıştım. Sanmıştım ki vicdansız kötü insanların Allahı yoktur! Aradan seneler geçti bu sefer bir Kadiri mutasavvıfı ile tanıştım. Adamcağız şeyhlik filan yapmıyordu. Ufak bir elektrikçi dükkanında çalışıyordu. Onunla da Teoloji meselelerini konuşup tartışırdık. O da bir gün bana şunu söyledi: "Sofinin Allahı yoktur!" Yine çok şaşırmıştım. Demek ki Allahın insanda varlığının onun vicdanlı yada vicdansız olup olmamasıyla da bir ilgisi yoktu. O zaman gerçek sofileri yani mutasavvıfları tanımaya çalıştım. Çünkü Bektaşi halife babası da "Dini anlamak istiyorsan şayet sofiyi anlaman gerekir." demişti. Sofi denilen bu insanlar tarikat şeyhleri miydi? Ama onların büyük bir çoğunluğu kodaman çok zengin topladıkları paralarla ticaret yapan din tüccarı şahıslardı! Gerçekte kimdi bu sofi denilen insanlar? Bunun için sofiliğin tarihine kabaca da olsa bakmak gerekirdi.

Dinler ilk çağ dediğimiz çağlarda erkeğin savaşlarda gösterdiği başarılarla toplumlarında güçlenip ülkenin yönetiminde söz sahibi olduğu zamanlardı. Tabi ki bu çağlarda beyin kuvvetinin yanında fiziki kabiliyetlerin olduğu çağlardı. Yani silahşörlük ve biniciliğin çok iyi olması gerekirdi. Yani beyinle kasların tam bir uyum içinde olması şarttı. Son sürat giden bir atın üstünde oku, kargıyı fırlatıp hedefi vurabilme, kılıca bir keçeyi kesebilecek sürati ve ondan doğacak kuvveti ortaya çıkarabilmek için sadece tekniği kavramak yetmez! Beynimizin şuur altında en ufak bir tereddüdü neticesinde kaybedeceğimiz saniye değil saliselik bir zaman kaybı silahşörü başarısızlığa ittiği gibi hayatına da mal olabilirdi! İşte bunu yapabilecek olan insanlar toplumlarında istedikleri yerlere gelebiliyorlardı. Eski Türklerde bu başarılara sahip olamayanlara Ad dahi verilmiyordu! Daha da ilginci Yeniçeriler yapılan talimlere rağmen şayet kılıcıyla keçeyi vuruşlarında kesemiyorsa ya da bu başarılarında istikrar gösteremiyorlarsa doğru. Bektaşi tekkesinde derviş olmaya yani sofi olmaya gönderilirlerdi. Orada mutasavvıf olurlar savaşlarda yoldaşlarının naaşlarını gömerler, yaralılarının yaralarını tımar ederlerdi! Bu durum tabi ki bu İnsanlar için çok acı bir durumdu aynı zamanda. Başarılı olamadıkları için başarının nimetlerinden de yararlanamıyorlardı! Ne evleri ne de barkları olabiliyordu! Değil 4 kadın tek bir eşleri dahi olamıyordu! İşte bu devirlerin yöneticileri ve güçlüleri bu fakir insanlara yardım ediyorlardı. Onlara yerler veriyorlardı, tarlaları eki biçerlerdi, Türklerde; Şamanlar, Kamlar, Dedeler hep bu tür insanlardı. Keşkül yapıp dağıtırlar yazdıkları ilahileri şarkı şeklinde söyleyerek dilenirlerdi! Ve bu insanlarda güçlülerden farklı olarak şu soruyu sormak suretiyle bir husus ortaya çıktı: Bizler neden başarısısız?! Talimleri canla başla yapıyoruz! Yaptıkdıkta! Teknik varsa bu işlerin tekniğini de öğrendik! Ama bu gün kılıçla keçeyi kesebiliyorsam yarın oldu mu neden aynı işi yapamıyorum?! Kilom fazla değil hantal değilim tığ gibi atletik ve kaslıyım ama atın üstünde neden dönemiyorum? Ve şunu keşfettiler bütün bunlar beyinlerindeki şuuraltı tereddütlerinden yani vesveselerinden oluşuyordu! Yani Bedenlerinden değil özlerinden oluşuyordu. Bu sefer özlerini tanımaya çalıştılar. Ve kendi kendilerini dinlemeye başladılar. Misaller Yunus Emre adlı sofi: Bir benliğim vardır bende benden içeru! dedi.
Yine bunlardan Kul Himmet adındaki sofi bu yazdıklarıma en çarpıcı misal olarak bakın ne diyor:

Seyyah oldum şu âlemi gezerim
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Kendi efkârımca okur yazarım
Bir dost bulamadım gün akşam oldu

İki elim gitmez oldu yüzümden
Ah ettikçe yaşlar gelir gözümden
Kusurumu gördüm kendi özümden
Bir dost bulamadım gün akşam oldu

Bozuk şu dünyanın temeli bozuk
Tükendi daneler kalmadı yazık
Yazık şu geçen ömüre yazık
Bir dost bulamadım gün akşam oldu

Kul Himet üstadım ummana dalam
Gidenler gelmedi bir haber alam
Abdal oldum şal giyindim bir zaman
Bir dost bulamadım gün akşam oldu

Bu İnsanların kusurları kendi özlerinden geliyordu! Ve özlerini değiştirmekte onların elinden gelemezdi! O özde birliği şuuraltları sağladığında başarı oluşuyordu! İşte o birliğe Allah diyorlardı Arap sofileri. İsrail sofileri ise Rab diyorlardı! Eski ahitte kardeşi Habilin iç yağları adağı kabul olunan buna mukabil çiftçi Kabilin adağa sunduğu ürünler kabul olunmayınca: Rab Kahine şunları söyler: "Niçin öfkelendin? Niçin surat astın? Doğru olanı yapsan seni kabul etmez miyim? Ancak doğru olanı yapmazsan günah kapıda pusuya yatmış seni bekliyor. Ona egemen olmalısın." Yani hatalı davrandın. Kabil aslında Emekdi! kardeşi Habil ise Akıldı. Aklın hataları da iç yağlardı! hatalar görüldü. Ama emeklerde hebaya gittiler! Ancak hatalar bilmemezlikten değil şuur altındaki tereddütlerden oluşuyordu. İşte aklın bu haline yani ters çaba yapmasına da Şeytan dediler. Başarılı olanlarda Allah vardı ama Şeytan yoktu! Ve zamanla kendi hallerini kabullenip çok zorda olsa kendileriyle barışık olmayı da öğrendiler.
Güzel aşık cevrimizi çekemezsin demedim mi?
Bu bir rıza lokmasıdır yiyemezsin demedim mi?
Ve Arap sofisi Belkide dudaklarında acı bir tebessümle Dedi ki:
İlah yoktur! Allahtan başka (La ilahe illallah!)
Yani kainatı yaratan gözeten kollayan bir Tanrı yoktur!
Ama insanı başarıya götüren ondaki şuuraltı ve şuur üstü birliğini sağlayan ona hata yaptırmayan bir nefis birliğinden gayrı. İşte o birlikte sofiler de yoktu! Ama neden? Kim bilir belkide vere vere anca o kadar kalmıştı!
 
Moderatör tarafından düzenlendi:

Macit

Yazar
Mesajlar
120
Tepki puanı
83
Düşünce
Agnostik
İlgiyle okudum. Enteresan bi yazı olmuş. Her zaman meselenin çıkış noktasını araştırmak lazım. Bu yazıda buna teşvik ediyor.
 

yeniçeri

ll ☆
Yazar
Mesajlar
896
Tepki puanı
614
Düşünce
Ateist
Bu insanlar zamanla kendilerini olduğu gibi kabul etmeyi de öğrendiler, o zaman kendileriyle barıştılar, kendileriyle barıştıklarında toplumlarıyla da barıştılar, ve o vesveseli akıllarını silahşörlüğe değilde ilme ve adalete yönlendirdiklerinde bu sefer tekkelerden çok değerli askeri mühendisler tabipler ilim adamları, edebiyatçılar (İbni Sinalar, İbni Rüstler, Farabiler, Takiyüddinler, Ali Kuscular, Şeyh Bedrettinler) ortaya çıktılar. Kendi deyimleriyle "Şeytanlarını müslüman edebilmişlerdi!

"Ve öyle bir zaman geldi ki artık Silahşörlük değil ilim her alanda hakim oldu, bu insanlar bulundukları toplumunda kültürünün bel kemiği oldular, ve öyle bir zaman geldi ki artık askerlikte dahi fiziki kabiliyet ve çeviklikten çok düşünce gücü aranmaya başlandı, tekkelerle ilim birbirinden ayrıldı, her şey tersine döndü tekkelerde artık sofiler yoktu; ağzı iyi laf yapan göz bağcılar hakim oldular; onlar dilenmiyorlardı. Oluk oluk halkı sömürü parayı ve gücü elde ediyorlardı. Üstüne üstlük bu şarlatanlar yönetici güçle de birleşmişlerdi. Bir nevi mafya idiler. İşlerine gelmeyen sofileri de yok ediyorlardı. Öyle güçlendiler ki ilim adamlarını hatta askerleri dahi çekemez oldular! Ve koskoca bir Osmanlı İmparatorluğunu yok ettiler!
Bu gün hala sofiler için kullandığımız terimler vardır
- Allahlık Ali bey
- Kendi himmete muhtaç bir dede nerede kaldı başkasına yardım ede
- Beceriksizlere karşı eyyy be mübarek adam! :)
 
Moderatör tarafından düzenlendi:

yeniçeri

ll ☆
Yazar
Mesajlar
896
Tepki puanı
614
Düşünce
Ateist
Diğer taraftan bu insanlara verilen ya da aldıklara lakaplara bakalım:
Abdal Apdal P ile B arasındaki fark kadar B lisinde kafa işlesede p lisinden fazla bir farkı yok! :)
Virani
Hatayi
Harabi
Sersem
Fuzuli
 
Moderatör tarafından düzenlendi:

Yusuf İslam

Yazar
Mesajlar
140
Tepki puanı
44
Düşünce
Sünni
@yavuz yazdıklarından bişey anlamıyorum. Cümlelerin sonuna nokta koyacağına ardarda virgül koyyorsun. Ayrıca hangi dilde konuşuyorsun sen. Bence Türk değilsin sen. Ajan mısın nes
 

yeniçeri

ll ☆
Yazar
Mesajlar
896
Tepki puanı
614
Düşünce
Ateist
@yavuz yazdıklarından bişey anlamıyorum. Cümlelerin sonuna nokta koyacağına ardarda virgül koyyorsun. Ayrıca hangi dilde konuşuyorsun sen. Bence Türk değilsin sen. Ajan mısın nes
Simdi nokta ve virgülde haklısın (Yazıcım bazı harfleri ve noktaları basmıyor) ama ben tekrar tekrar okudum normal zekalı bir insan rahatlıkla okur vede anlar. Ajan mı? Haaa Haaa :D Hükumetten çaldığım askeri bilgileri bu sitede şifreleyip alıcılara göndermekle meşgulüm. :D
 
Moderatör tarafından düzenlendi:

Yusuf İslam

Yazar
Mesajlar
140
Tepki puanı
44
Düşünce
Sünni
Ne bileyim, İslama zarar vermek için ajanlar var... Tekrar soruyorum: Türk müsün?
 

yeniçeri

ll ☆
Yazar
Mesajlar
896
Tepki puanı
614
Düşünce
Ateist
Senin yobazlığın ve Arap uşaklığın kadar Türküm. Benim yazılarımla şayet İslam anlayış ve inancınız zarar görüyorsa vayy be! Neymişim ben. :)
 
Moderatör tarafından düzenlendi:

Yusuf İslam

Yazar
Mesajlar
140
Tepki puanı
44
Düşünce
Sünni
Hayır, ne senin yazılarınla ne de herhangi birinin yazılarıyla İslam zarar görmez. İslam her zaman için güneş gibi sapasağlam duruyor ve duracak!
 

Son konular

Son mesajlar

Üst