Tanrıya İnanmamak İçin 10 Neden - 8. Bölüm

Ersin

Üye
Mesajlar
54
Tepki puanı
34
Düşünce
Ateist
Dini ve spiritüel inançların kaypaklığı

Burada “kaypak” kelimesine takılmadan açıklamayı okumanızı rica ediyorum.

Dini iddialar, öyle ya da böyle kazanan iddialardır. Daha önce dua’dan bahsederken söylediğim gibi, dini iddiaların kaybetmesi, yanlışlanması neredeyse imkansızdır. Şöyle ki :

Eğer işler kişinin beklentisine göre gidiyorsa, Tanrı’nın cömertliği ve yardımı sayesindedir. Eğer işler kişinin beklentisinin tam tersine gidiyorsa, bu sefer Tanrı’nın bilgeliği ve insanlar için neyin en iyi olduğunu bilmesi, her işte bir hayır olması sebebiyledir. Gördüğünüz gibi Tanrı’nın kaybetmesi imkansız.

Bilimsel teoriler, gelecek herhangi bir yeni kanıtla çürütülebilecek şeyler değilse, hiç bir faydası olmayan teorilerdir. Bu ne demek biraz açalım. Eğer bilimsel teorinin yanlışlanabilirliği yoksa, o teori ne geçmişte meydana gelmiş bir olayı açıklayabilir, ne de ileride olacak bir olayı öngörebilir.

Örnekle açıklayalım : Yerçekimi teorisi, Dünya’da, boşluğa bırakılan şeylerin dünyanın merkezine (daha basit bir deyimle yere) doğru düşeceğini söyler. Bu teoriyi yanlışlamanın yolu, boşluğa bırakılan şeylerin yere düşmek yerine havaya doğru uçmasıyla olabilir. Yer çekimi teorisi, geçmişte boşluğa bırakılan şeylerin de yere düştüğünü söylediği gibi, bundan sonra boşluğa bırakılacak şeylerin de düşeceğini öngörür. Eğer yerçekimi teorisi “boşluğa bırakılan şeyler yere düşer” yerine “boşluğa bırakılan şeyler yere düşerse bu dünyanın çekimini gösterir, düşmezlerse bu dünyanın ittiğini gösterir” şeklinde bir öngörüde bulunsaydı, ne geçmişte boşluğa atılan şeylerin yere düştüğünü bize net olarak söylemiş olurdu, ne de bundan sonrakiler için yere düşeceklerini söyleyebilmiş olurdu.

Eğer Tanrı’nın varlığına dair (bilimsel) teoriniz her iki durumda da doğrulanıyorsa, o zaman o teori, bilimsel açıdan değersizdir. Zira ne geçmişte olan şeyleri açıklayabilir ne de gelecekte olan şeyleri öngörebilir.

Buna benzer başka bir şey, dinlere inananların, inançlarını savunurken de aynı yola başvurmalarıdır. İşlerine geldiği zaman kutsal kitaplarda yazan şeyler “kelime anlamı”yla anlaşılmalıdır, ancak işlerine gelmezse ya “sembolik bir anlatım”dır ya da “bizim anlayamadığımız bir hikmet” sözkonusudur. Dinleri ve Tanrı’yı savunanlar, binlerce yıldır aynı argümanları öne sürdükleri yetmiyormuş gibi (antropik ilke, ilk hareket, tasarımdan doğan ispat, topluluktan doğan ispat vs) bir de bu argümanlara makul ve akla yatan cevaplar verildiği zaman başka mantıksal safsatalara (döngüsel düşünme, cehaletten doğan ispat, ya da diğer “ispat”ların değişik versiyonları) başvurarak tartışmayı imkansızlaştırıyorlar veya çıkar yol bulamayınca “bunlar hakkında soru sormak, sorgulamak eleştirmek hakarettir, günahtır vs” gibi argümanlarla tartışmaya nokta koyuyorlar.

Dini argümanların bu denli “tartışmaya kapalı” ya da “aksi ispatlanamaz” olmalarının sebebi, argümanların aslında zayıf olmalarından ve incelenip sınanmaya dayanıksız olmalarındandır.

Giriş Bölümü - Tanrıya inanmamak için 10 neden
1. Bölüm - Doğaüstü açıklamaların yerini sürekli olarak doğal nedensel açıklamaların alması
2. Bölüm - Dünya dinlerinin tutarsızlığı
3. Bölüm - Dini argümanların ve açıklamaların zayıflığı
4. Bölüm - Dua’nın hiç bir işe yaramaması
5. Bölüm - İnancın aile yadigarı olması
6. Bölüm - Ruh olarak bildiğimiz şeyin fikizsel sebepleri
7. Bölüm - Doğaüstü olayların hepsinin bilimsel araştırma ve deneyler sonucunda yalanlanmaları
9. Bölüm - Dinlerin zamana ayak uyduramaması
10. Bölüm - Tanrı’nın varlığına dair sağlam kanıtların yokluğu

Kaynak: Şüpheci Melek
 
Üst