Yahudi bir seyyahın gözünden Bağdat ve Abbasi halifesi

Ahlaksız

ll ☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
1,409
Tepki puanı
1,046
Düşünce
Ateist
Yahudi bir seyyah,12.yüzyılın başında Bağdat'a gidiyor ve oradaki hayattan bahsediyor..Kurduğu cümleler önemli..Özellikle yahudilerle ilgili söylediği şeyler çok önemli..İslam dininin doğum yerinde yahudilerin bu kadar etkin/etkili olması,erken islam tarihini araştıran herkesi düşündürmeli..
Seyyah anlatmaya başlıyor;

Ukbera'dan iki günlük bir yolculukla Abbasiler'in başkenti olan Bağdad şehrine ulaşılır. Halife Emirü'l-Mü'minin, Muhammed dinine inananların (müslümanlar) başıdır. Bütün İslam melikleri ona itaat ederler. Halifenin müslümanlar yanındaki konumu papanın Hıristiyanlar nezdindeki konumu gibidir..Halifenin Bağdad'ta üç mil genişliğinde bir sarayı vardır.Sarayında çok çeşitli ağaç, meyve ve hayvanların bulunduğu bir bahçesi bulunmaktadır. Bahçe duvarlarla çevrilmiş olup içinde, suyu Dicle nehrinden temin edilen küçük bir gölet yer almaktadır.

Halife eğlenmek ve felekten bir gün çalmak istediğinde hizmetçileri çeşitli kuş, hayvan ve balıklarla mükellef bir sofra hazırlayarak halifeyi davet ederler. Halife de yardımcı ve veliahtlarıyla saraya gider. Abbasi halifesi (Hafız) mahkemesini (Mezalim) sarayında kurar. Halife İsrailoğulları'na karşı çok merhametlidir. Emrinde pek çok İsrailoğlu çalışmaktadır. Bütün dilleri bilen halifenin İsrail kanunu hakkında da hayli malumatı vardır. Kutsal dili (İbranice) hem okur hem de yazar.Kendi el emeği ile kazanmadıkça hiçbir şeye asla ortak olmaz.Kenarlarına mühürlerini iliştirdiği işlemeli yatak örtüleri hazırlar. Saraydaki görevliler onu pazarlarda satarlar. Büyük toprak sahipleri de bunları satın alırlar. Bu gelirlerle onun geçimi de sağlanmış olur. Halife, çok doğru ve güvenilir bir insandır.Herkese selam verir.

Müslümanlar onu senede sadece bir kere görebilir. Çeşitli yerlerden, Yemen topraklarındaki Mekke'ye hac yapmaya giderken Bağdad'a da uğrayan hacılar onu görebilmek için can atarlar. Sarayının önünde toplanarak "Efendimiz!, İslam'ın Aydınlığı!, Şeriatımızın Medar-ı iftiharı! Göster bize nur cemalini!" şeklinde tezahüratta bulunmalarına rağmen, o onlarla hiç ilgilenmez. Sonra onun işlerini tekeffül etmiş olan veziri halifeye: "Efendim ülkenin dört bir yanından gelmiş, gölgenizde yaşamaya can atan şu kimselere selamınızı gönderiniz", demesi üzerine halife ortaya çıkar ve cübbesinin eteğini pencereden sarkıtır. Hacılar da gelerek onun eteğini öperler.Vezir daha sonra kalabalığa: "Selametle gidiniz; zira efendimiz hazretleri size selam eder", diye seslenir. Halife halkı tarafından (Peygamber) Muhammed gibi kabul edilir. Halk vezirin kendilerine sağladığı, halifenin selamına mazhar olma ve eteğini öpme şerefine nail olmanın verdiği bir huzurla evlerine/memleketlerine dönerler.

Halifenin kardeşleri ve ailesinin diğer üyeleri kendilerine ait saraylarda ikamet ederler. Ancak onların hepsi altın kafesdeki bülbül misalidir. Halifeye isyan edebilir endişesi ile köşklerinin önünde bekleyen muhafızlar vardır. Çünkü bir zamanlar halifenin seleflerinden birinin başına böyle bir olay gelmiş, kardeşleri isyan ederek kendilerinin de halife olduklarını iddia etmişler. Bu olaydan sonra halife ailesinden herhangi birinin bir isyanıyla karşılaşmamak için, ailenin bütün fertlerini sıkı kontrol altında tutmaya karar vermiş. Aile fertleri özel köşklerinde şaşaalı bir şekilde yaşarlar. Her birinin kendilerine ait köy ve kasabaları vardır. Hizmetlileri (iktâ) gelirlerini köşklerine ayaklarına kadar getirirler. Bütün hayatları boyunca yer-içer ve bahşiş dağıtırlar.

Halifenin sarayının müştemilatında mermerden yapılmış büyük binalar, altından ve gümüşten yapılmış sütunlar, heykeller ve duvarları süsleyen benzerine ender rastlanan kıymetli taşlar vardır. Yine halifenin sarayında altın dolu kuleler, ipek elbiseler ve değerli taşlardan oluşan muazzam bir servet bulunmaktadır. Halife bu emniyetli sarayından yılda bir kere, o da müslümanların İdü'r-Ramazan (El-id-bed Ramazan)dedikleri bayram günü çıkar. Ülkenin dört bir yanından,onu görmek için gelen kimseler vardır. Halife bir katırın üzerinde altın ve gümüşlerle süslü zarif ketenden yapılmış hilafet kaftanı içerisinde, başında paha biçilmez değerli taşlarla süslenmiş sarığı ve sarığın üzerinde tevazu alameti olarak siyah şaldan yapılmış, bütün ihtişamının bir gün gelip ölümün karanlığıyla biteceğini simgeleyen bir türban olduğu halde sarayından çıkar.

Etrafında atlarına binmiş, güzel elbiseler giyinmiş bir vaziyette müslümanların ileri gelenleri de ona eşlik ederler. Bunlar Arabistan, Togarma (Türk) , Deylem (Gilan), İran, Medya,Guz ve Bağdat'a üç aylık uzaklıktaki Tibet'ten gelen vali ve emirlerdir.Halife sarayından çıkar ve Basra kapısı yakınlarındaki büyük camiye doğru ilerler. Geçtiği yollar, ipek ve erguvanlarla süslenmiştir. Şehir sakinleri nağmeleri ile tezahüratta bulunarak ona olan sevinçlerini izhar ederler. Halife adı verdikleri bu kralın huzurunda dans gösterileri yaparlar. Yüksek sesle:

"Esselâ mü Aleyke İslamın nuru Efendimiz!" diyerek selamlayıp kendisine övgüler yağdırırlar. Halife de elbisesini öper ve eteklerini uzatarak halkını selamladıktan sonra cami avlusuna girer.
Caminin ahşap minberine çıkarak onlara kanunlarını/şeriatlarını anlatır. Daha sonra İslam alimleri öne çıkar ve ona hayır dua da bulunur, ihtiyaçlarını karşıladığı için onun yüceliğini ve nezaketini dile getirir, halife de onlardan razı olduğunu belirtir. Daha sonra halifenin kurban etmesi için bir deve getirilir. Bu onların Fısıh (Pesah) kurbanıdır. Kurban kesildikten sonra halife kurbanı emirlere, onlar da mukaddes halifenin kurbanının etinden tatmak için orada bulunanlara dağıtırlar. Halk da buna çok sevinir.

Törenden sonra camiden ayrılan halife Dicle boyundaki sahil yolundan sarayına yalnız olarak döner. Halife sarayına girinceye kadar, yüksek rütbeli görevliler nehirden sandallarla ona eşlik ederler. Halife sarayına gittiği yoldan değil, bir başka yoldan döner. Saraya dönerken kullandığı Dicle boyundaki yol, halifenin bastığı toprağa bir başkasının basmasına engel olmak için senenin bütün günü nöbetçilerle korunur. Artık halife ertesi sene aynı güne kadar bir daha sarayından dışarı çıkmaz. O cömert bir insandır. Halife nehrin diğer yakasında, nehrin kollarından birinin kıyısında -ki burası Bağdad şehrinin sınırıdır- fakir kimselerin tedavisi için bloklar halinde odalardan oluşan bir hastane ve bir imaret yaptırmıştır.

Bahsedilen Abbasi halifesi EL MÜSTENCİD;
https://tr.wikipedia.org/wiki/Müstencid

Kitabın devamında şunlar da yazar;

-Bağdad'ta 40.000 kadar Yahudi yaşamaktadır.Bunlar büyük halifenin himayesinde güvenli, itibarlı ve mutlu bir şekilde hayat sürmekteler.
-Bağdad'ta gerek şehrin içinde gerekse şehri ikiye bölen Dicle'nin diğer yakasındaki Kerh'te 28 kadar sinagog bulunmaktadır.

KAYNAK;Ortaçağda iki yahudi seyyahın İslam Dünya'sı gözlemleri-2009 baskısı-Nuh Arslantaş
 
Moderatör tarafından düzenlendi:

iksaruman

ll ☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
2,090
Tepki puanı
819
Düşünce
Kararsız
Metinin düzenlenmiş versiyonu;
Yahudi bir seyyah,12.yüzyılın başında Bağdat'a gidiyor ve oradaki hayattan bahsediyor..Kurduğu cümleler önemli..Özellikle yahudilerle ilgili söylediği şeyler çok önemli..İslam dininin doğum yerinde yahudilerin bu kadar etkin/etkili olması,erken islam tarihini araştıran herkesi düşündürmeli..
Seyyah anlatmaya başlıyor;

Ukbera'dan iki günlük bir yolculukla Abbasiler'in başkenti olan Bağdad şehrine ulaşılır.
Halife Emirü'l-Mü'minin, Muhammed dinine inananların (müslümanlar) başıdır
Bütün İslam melikleri ona itaat ederler. Halifenin müslümanlar yanındaki konumu papanın Hıristiyanlar nezdindeki konumu gibidir..
Halifenin Bağdad'ta üç mil genişliğinde bir sarayı vardır. Sarayında çok çeşitli ağaç, meyve ve hayvanların bulunduğu bir bahçesi bulunmaktadır. Bahçe duvarlarla çevrilmiş olup içinde, suyu Dicle nehrinden temin edilen küçük bir gölet yer almaktadır.

Halife eğlenmek ve felekten bir gün çalmak istediğinde hizmetçileri çeşitli kuş, hayvan ve balıklarla mükellef bir sofra hazırlayarak halifeyi davet ederler. Halife de yardımcı ve veliahtlarıyla saraya gider. Abbasi halifesi (Hafız) mahkemesini (Mezalim) sarayında kurar.
Halife İsrailoğulları'na karşı çok merhametlidir. Emrinde pek çok İsrailoğlu çalışmaktadır. Bütün dilleri bilen halifenin İsrail kanunu hakkında da hayli malumatı vardır. Kutsal dili (İbranice) hem okur hem de yazar.

Kendi el emeği ile kazanmadıkça hiçbir şeye asla ortak olmaz.Kenarlarına mühürlerini iliştirdiği işlemeli yatak örtüleri hazırlar.
araydaki görevliler onu pazarlarda satarlar. Büyük toprak sahipleri de bunları satın alırlar. Bu gelirlerle onun geçimi de sağlanmış olur.
Halife, çok doğru ve güvenilir bir insandır.Herkese selam verir. Müslümanlar onu senede sadece bir kere görebilir.
Çeşitli yerlerden, Yemen topraklarındaki Mekke'ye hac yapmaya giderken Bağdad'a da uğrayan hacılar onu görebilmek için can atarlar.
Sarayının önünde toplanarak "Efendimiz!, İslam'ın Aydınlığı!, Şeriatımızın Medar-ı iftiharı! Göster bize nur cemalini!" şeklinde tezahüratta bulunmalarına rağmen, o onlarla hiç ilgilenmez.

Sonra onun işlerini tekeffül etmiş olan veziri halifeye: "Efendim ülkenin dört bir yanından gelmiş, gölgenizde yaşamaya can atan şu kimselere selamınızı gönderiniz", demesi üzerine halife ortaya çıkar ve cübbesinin eteğini pencereden sarkıtır.
Hacılar da gelerek onun eteğini öperler.Vezir daha sonra kalabalığa: "Selametle gidiniz; zira efendimiz hazretleri size selam eder", diye seslenir.
Halife halkı tarafından (Peygamber) Muhammed gibi kabul edilir.

Halk vezirin kendilerine sağladığı, halifenin selamına mazhar olma ve eteğini öpme şerefine nail olmanın verdiği bir huzurla evlerine/memleketlerine dönerler.Halifenin kardeşleri ve ailesinin diğer üyeleri kendilerine ait saraylarda ikamet ederler.
Ancak onların hepsi altın kafesdeki bülbül misalidir. Halifeye isyan edebilir endişesi ile köşklerinin önünde bekleyen muhafızlar vardır.
Çünkü bir zamanlar halifenin seleflerinden birinin başına böyle bir olay gelmiş, kardeşleri isyan ederek kendilerinin de halife olduklarını iddia etmişler.

Bu olaydan sonra halife ailesinden herhangi birinin bir isyanıyla karşılaşmamak için, ailenin bütün fertlerini sıkı kontrol altında tutmaya karar vermiş. Aile fertleri özel köşklerinde şaşaalı bir şekilde yaşarlar. Her birinin kendilerine ait köy ve kasabaları vardır.
Hizmetlileri (iktâ) gelirlerini köşklerine ayaklarına kadar getirirler. Bütün hayatları boyunca yer-içer ve bahşiş dağıtırlar.Halifenin sarayının müştemilatında mermerden yapılmış büyük binalar, altından ve gümüşten yapılmış sütunlar, heykeller ve duvarları süsleyen benzerine ender rastlanan kıymetli taşlar vardır.

Yine halifenin sarayında altın dolu kuleler, ipek elbiseler ve değerli taşlardan oluşan muazzam bir servet bulunmaktadır.
Halife bu emniyetli sarayından yılda bir kere, o da müslümanların İdü'r-Ramazan (El-id-bed Ramazan)dedikleri bayram günü çıkar.
Ülkenin dört bir yanından,onu görmek için gelen kimseler vardır. Halife bir katırın üzerinde altın ve gümüşlerle süslü zarif ketenden yapılmış hilafet kaftanı içerisinde, başında paha biçilmez değerli taşlarla süslenmiş sarığı ve sarığın üzerinde tevazu alameti olarak siyah şaldan yapılmış, bütün ihtişamının bir gün gelip ölümün karanlığıyla biteceğini simgeleyen bir türban olduğu halde sarayından çıkar.
Etrafında atlarına binmiş, güzel elbiseler giyinmiş bir vaziyette müslümanların ileri gelenleri de ona eşlik ederler. Bunlar Arabistan, Togarma (Türk) , Deylem (Gilan), İran, Medya,Guz ve Bağdat'a üç aylık uzaklıktaki Tibet'ten gelen vali ve emirlerdir.

Halife sarayından çıkar ve Basra kapısı yakınlarındaki büyük camiye doğru ilerler. Geçtiği yollar, ipek ve erguvanlarla süslenmiştir. Şehir sakinleri nağmeleri ile tezahüratta bulunarak ona olan sevinçlerini izhar ederler. Halife adı verdikleri bu kralın huzurunda dans gösterileri yaparlar. Yüksek sesle:
"Esselâ mü Aleyke İslamın nuru Efendimiz!" diyerek selamlayıp kendisine övgüler yağdırırlar. Halife de elbisesini öper ve eteklerini uzatarak halkını selamladıktan sonra cami avlusuna girer.
Caminin ahşap minberine çıkarak onlara kanunlarını/şeriatlarını anlatır.

Daha sonra İslam alimleri öne çıkar ve ona hayır dua da bulunur, ihtiyaçlarını karşıladığı için onun yüceliğini ve nezaketini dile getirir, halife de onlardan razı olduğunu belirtir. Daha sonra halifenin kurban etmesi için bir deve getirilir. Bu onların Fısıh (Pesah) kurbanıdır
Kurban kesildikten sonra halife kurbanı emirlere, onlar da mukaddes halifenin kurbanının etinden tatmak için orada bulunanlara dağıtırlar.
Halk da buna çok sevinir.

Törenden sonra camiden ayrılan halife Dicle boyundaki sahil yolundan sarayına yalnız olarak döner.
Halife sarayına girinceye kadar, yüksek rütbeli görevliler nehirden sandallarla ona eşlik ederler.
Halife sarayına gittiği yoldan değil, bir başka yoldan döner.
Saraya dönerken kullandığı Dicle boyundaki yol, halifenin bastığı toprağa bir başkasının basmasına engel olmak için senenin bütün günü nöbetçilerle korunur.

Artık halife ertesi sene aynı güne kadar bir daha sarayından dışarı çıkmaz. O cömert bir insandır.
Halife nehrin diğer yakasında, nehrin kollarından birinin kıyısında -ki burası Bağdad şehrinin sınırıdır- fakir kimselerin tedavisi için bloklar halinde odalardan oluşan bir hastane ve bir imaret yaptırmıştır.

Bahsedilen Abbasi halifesi EL MÜSTENCİD;
https://tr.wikipedia.org/wiki/Müstencid

Kitabın devamında şunlar da yazar;

-Bağdad'ta 40.000 kadar Yahudi yaşamaktadır.Bunlar büyük halifenin himayesinde güvenli, itibarlı ve mutlu bir şekilde hayat sürmekteler.
-Bağdad'ta gerek şehrin içinde gerekse şehri ikiye bölen Dicle'nin diğer yakasındaki Kerh'te 28 kadar sinagog bulunmaktadır.

KAYNAK;Ortaçağda iki yahudi seyyahın İslam Dünya'sı gözlemleri-2009 baskısı-Nuh Arslantaş
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
12,526
Tepki puanı
934
Düşünce
Sünni
Yahudi bir seyyah,12.yüzyılın başında Bağdat'a gidiyor ve oradaki hayattan bahsediyor..Kurduğu cümleler önemli..Özellikle yahudilerle ilgili söylediği şeyler çok önemli..İslam dininin doğum yerinde yahudilerin bu kadar etkin/etkili olması,erken islam tarihini araştıran herkesi düşündürmeli..
Seyyah anlatmaya başlıyor;

Ukbera'dan iki günlük bir yolculukla Abbasiler'in başkenti olan Bağdad şehrine ulaşılır. Halife Emirü'l-Mü'minin, Muhammed dinine inananların (müslümanlar) başıdır. Bütün İslam melikleri ona itaat ederler. Halifenin müslümanlar yanındaki konumu papanın Hıristiyanlar nezdindeki konumu gibidir..Halifenin Bağdad'ta üç mil genişliğinde bir sarayı vardır.Sarayında çok çeşitli ağaç, meyve ve hayvanların bulunduğu bir bahçesi bulunmaktadır. Bahçe duvarlarla çevrilmiş olup içinde, suyu Dicle nehrinden temin edilen küçük bir gölet yer almaktadır. Halife eğlenmek ve felekten bir gün çalmak istediğinde hizmetçileri çeşitli kuş, hayvan ve balıklarla mükellef bir sofra hazırlayarak halifeyi davet ederler. Halife de yardımcı ve veliahtlarıyla saraya gider. Abbasi halifesi (Hafız) mahkemesini (Mezalim) sarayında kurar. Halife İsrailoğulları'na karşı çok merhametlidir. Emrinde pek çok İsrailoğlu çalışmaktadır. Bütün dilleri bilen halifenin İsrail kanunu hakkında da hayli malumatı vardır. Kutsal dili (İbranice) hem okur hem de yazar.Kendi el emeği ile kazanmadıkça hiçbir şeye asla ortak olmaz.Kenarlarına mühürlerini iliştirdiği işlemeli yatak örtüleri hazırlar. Saraydaki görevliler onu pazarlarda satarlar. Büyük toprak sahipleri de bunları satın alırlar. Bu gelirlerle onun geçimi de sağlanmış olur. Halife, çok doğru ve güvenilir bir insandır.Herkese selam verir. Ülkenin dört bir yanından,onu görmek için gelen kimseler vardır. Halife bir katırın üzerinde altın ve gümüşlerle süslü zarif ketenden yapılmış hilafet kaftanı içerisinde, başında paha biçilmez değerli taşlarla süslenmiş sarığı ve sarığın üzerinde tevazu alameti olarak siyah şaldan yapılmış, bütün ihtişamının bir gün gelip ölümün karanlığıyla biteceğini simgeleyen bir türban olduğu halde sarayından çıkar.Etrafında atlarına binmiş, güzel elbiseler giyinmiş bir vaziyette müslümanların ileri gelenleri de ona eşlik ederler. Bunlar Arabistan, Togarma (Türk) , Deylem (Gilan), İran, Medya,Guz ve Bağdat'a üç aylık uzaklıktaki Tibet'ten gelen vali ve emirlerdir.Halife sarayından çıkar ve Basra kapısı yakınlarındaki büyük camiye doğru ilerler. Geçtiği yollar, ipek ve erguvanlarla süslenmiştir. Şehir sakinleri nağmeleri ile tezahüratta bulunarak ona olan sevinçlerini izhar ederler. Halife adı verdikleri bu kralın huzurunda dans gösterileri yaparlar. Yüksek sesle:
"Esselâ mü Aleyke İslamın nuru Efendimiz!" diyerek selamlayıp kendisine övgüler yağdırırlar. Halife de elbisesini öper ve eteklerini uzatarak halkını selamladıktan sonra cami avlusuna girer.
Caminin ahşap minberine çıkarak onlara kanunlarını/şeriatlarını anlatır. Daha sonra İslam alimleri öne çıkar ve ona hayır dua da bulunur, ihtiyaçlarını karşıladığı için onun yüceliğini ve nezaketini dile getirir, halife de onlardan razı olduğunu belirtir. Daha sonra halifenin kurban etmesi için bir deve getirilir. Bu onların Fısıh (Pesah) kurbanıdır. Kurban kesildikten sonra halife kurbanı emirlere, onlar da mukaddes halifenin kurbanının etinden tatmak için orada bulunanlara dağıtırlar. Halk da buna çok sevinir.
Törenden sonra camiden ayrılan halife Dicle boyundaki sahil yolundan sarayına yalnız olarak döner. Halife sarayına girinceye kadar, yüksek rütbeli görevliler nehirden sandallarla ona eşlik ederler. Halife sarayına gittiği yoldan değil, bir başka yoldan döner. Saraya dönerken kullandığı Dicle boyundaki yol, halifenin bastığı toprağa bir başkasının basmasına engel olmak için senenin bütün günü nöbetçilerle korunur. Artık halife ertesi sene aynı güne kadar bir daha sarayından dışarı çıkmaz. O cömert bir insandır. Halife nehrin diğer yakasında, nehrin kollarından birinin kıyısında -ki burası Bağdad şehrinin sınırıdır- fakir kimselerin tedavisi için bloklar halinde odalardan oluşan bir hastane ve bir imaret yaptırmıştır.

Bahsedilen Abbasi halifesi EL MÜSTENCİD;
https://tr.wikipedia.org/wiki/Müstencid

Kitabın devamında şunlar da yazar;

-Bağdad'ta 40.000 kadar Yahudi yaşamaktadır.Bunlar büyük halifenin himayesinde güvenli, itibarlı ve mutlu bir şekilde hayat sürmekteler.
-Bağdad'ta gerek şehrin içinde gerekse şehri ikiye bölen Dicle'nin diğer yakasındaki Kerh'te 28 kadar sinagog bulunmaktadır.

KAYNAK;Ortaçağda iki yahudi seyyahın İslam Dünya'sı gözlemleri-2009 baskısı-Nuh Arslantaş
Yahudi seyyah birinci ağızdan İslamın din ve vicdan özgürlüğü konusundaki tutumunu yansıtan bir uygulamayı anlatmış.

Arzu edenler farklı örnekler için linki inceleyebilir
 

sirakuza

Üye
Mesajlar
49
Tepki puanı
25
Düşünce
Panenteist
Masal gibi geliyor kulağa. Masallardan neden nefret etmemiz gerektiğini bir kez daha anlamış olduk.
 

Son konular

Üst