Yaşam Nasıl Oluştu?

DemoKratos

Vl ☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
9,098
Çözümler
1
Tepki puanı
6,092
Düşünce
Ateist
Nufüs artışı konusunda insanlar bilinçlendirilmeli. O zaman sıkıntılar azabilir belki.

Dünyanın tüm sorunları nüfus kaynaklı. Fakat çelişki şu ki, otomasyon endüstrisinin kesintisiz çalışması için kalabalık tüketici gerekiyor. Seri üretim bantlarının durmaması gerekiyor. Kalabalık tüketici olmazsa seri üretim ne işe yarar?
 

DemoKratos

Vl ☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
9,098
Çözümler
1
Tepki puanı
6,092
Düşünce
Ateist
Yani şimdi şöyle bir gerçek var: Uzak bir güneş sistemine bir sonda gönderebilsek ve sonda bir gezegenin yörüngesine girse, iniş yapmasa. Topladığı bilgiler gezegenin yüzeyinde denizler bulunduğunu, yağmur yağdığını, rüzgar estiğini, pamuk yığını bulutların masmavi gökyüzünde süzüldüğünü belirlese, ne düşünürüz?

Rüya gibi değil mi? Bu gezegende hayat ne yapar eder var olur deriz öyle değil mi? Hayat böyle bir şey. Ne yapar eder bir yolunu bulur. Bu nasıl bir mucizedir, ilk nasıl ortaya çıktı bilmiyoruz. Dünyamız korkunç bir siyah boşlukta parlayan küçücük mavi bir inci gibi, eşsiz görünüyor. Ama evrendeki konumu çok sıradan. Kozmik adresimiz hiç öyle büyük bir metropolün en popüler semti gibi değil.

Bu bizi büyük çelişkilere sürüklüyor. Hayat var da sanki ne oluyor, canlıların birbirini öldürmediği saniyenin kesiri bile yok. Bu hayat şimdi yegane mi?

Çok da fazla kafaya takmamaya çalışmaktan başka çare yok. Küçükken hep bunlar kötü bir rüya, benim tatlı güzel kedim bir fareyi yakalayıp kemiklerini çatır çatır kırarak yemedi, bu rüyadan bir gün uyanacağız diye düşünürdüm. O zavallı küçük farenin kemiklerinin kırılma sesi kulaklarımdan gitmezdi. Bir suçu yoktu, gözlerini açıp kendini fare olarak bulmuştu! Yiyeceklerimizi çalarak yaşamak zorunda olmayı o seçmemişti! Kedim ise fare yakalamadığı zaman o kadar masum görünüyordu ki onu sevmemek istemiyordum!

Bizler kendimizi apartman dairelerine boşuna hapsetmedik. Doğanın gerçekleri ile yüzleşmemek için yapıyoruz bunu. Apartmanlarımızda fare yok ve kedilerimizi mama ile besliyoruz. O mamaların da hayvanların kalıntıları olduğunu düşünmemeye çalışıyoruz. Tıpkı tabağımızdaki şeyin bir hayvanın kalıntıları olduğunu düşünmemeye çalıştığımız gibi...
 

DemoKratos

Vl ☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
9,098
Çözümler
1
Tepki puanı
6,092
Düşünce
Ateist
22.15 te Mars'a iniş var!!! Saat de ilerlemiyor sanki ha! Şu anda Perseverance saatte 20 000 kilometre hızla Mars'ın dibinde. Sekiz aydır yoldaydı, nihayet vardı. Kızıl gezegen, bize iyi davran, kucak aç. Bize hışmını gösterme Jüpiter aşkına âmen. 😄
 

bilgelikyolunda

ll ☆☆
Yazar
Mesajlar
16,882
Tepki puanı
1,422
Düşünce
Sünni
Tanrı yarattı diyen kişi psikolojik olarak aciz durumdadır ve bilimsel gerçeklere sırtını dönmüştür.
Bilinemez belki tesadüf belki yaratılış kesin bir şey bilemeyiz, fakat bilimsel gerçeklere de sırt dönmemek gerekiyor.
Bakalım bilimsel gerçekler ne diyor?
İlk oluşan canlı var olan besini enzim olmadan nasıl parçalayıp enerji üretti? Enzim olmadan bu mekanizmadaki bir çok reaksiyondan sadece biri 300 yıl sürer. 300 yıl boyunca canlı nasıl hayatta kaldı? Bu enerji üretim mekanizmasını nereden öğrendi?

İlk oluşan hücrede savunma sistemleri tesadüfen ve bir anda mı oluştu? Bir anda oluşmadıysa oluşana kadar hücre ölürdü. Makroevrimcilerin iddia ettiği gibi, bu savunma sisteminin milyonlarca yılda geliştirildiğini kabul etsek, hücrenin hayatta kalmasına ve kendini nesilden nesile sağlam bir şekilde aktarabilmesine ne ile hükmedeceğiz? Çok kısa bir ömrü olan bir varlık her gün on bin defa gerçekleşen saldırılardan kendini nasıl ve ne ile koruyabildi? Bir mu’cize mi gerçekleşti? Yoksa bu savunma sistemleri ile beraber mi varlık sahasına çıkarıldı?
http://yaratiliskongresi.dpu.edu.tr/eng/assests/images/2.pdf

Sonuç olarak mevcut bilimsel verilere göre Yaratıcı olmadan ilk canlının oluşması ve hayatını devam ettirmesi imkansız.

İlkel atmosferde protein yapıtaşları olan aminoasitlerin elektrik deşarjları ile sentezlendiğini Miller deneyi kanıtladı.
Yazmıştık:
Canlıların ortaya çıkması gibi geçmişte meydana gelmiş hâdiseleri gözlemleyemeyeceğimiz için, elbette hipotez doğrudan test edilemez; ancak olabilecek hâdise hakkında hipotetik senaryolar yazılabilir ve lâboratuvar deneyleri düzenlenebilir.

Bu deneyler, canlıların ortaya çıkışına dâir doğrudan bir müşahede imkânı veremez. Sadece canlılar ortaya çıkmadan önce Dünya üzerinde ne gibi bileşiklerin oluşmuş olabileceği ve bu bileşiklerin biyolojik açıdan önemli bileşikler olup olmayacağı konusunda bir fikir verebilir.

Ortamda oksijen olmadığı sürece, basit yapıtaşları olan aminoasitleri üreten reaksiyonlar, lâboratuvarda kolaylıkla meydana gelir; ancak bunlardan proteinler ve DNA'nın meydana gelmesi için gerekli olan reaksiyonlar lâboratuvarda meydana gelmez. Aslında, bu makromoleküller, şimdiye kadar yapılan hiçbir deneyde üretilmemiştir. Buna ek olarak, ilkel olduğu iddia edilen atmosferi temsil eden deneylerin temelinde yatan faraziyelerin problemli olduğu da ispatlanmıştır. Bu tarz deneylerin en önemli hususiyetinin "hayat öncesi şartlarını gerçekçi" olarak tekrarlaması olmalıdır; ancak birçok deney bu konuda başarısızdır.

Dünya'nın ilk zamanlarında nasıl atmosferler olabileceğine dâir hazırlanan bütün deneylerde, çözünmüş veya gaz hâlindeki serbest oksijen deneylere dâhil edilmemiştir. Bunun sebebi, oksijenin, aktif olarak kimyevî reaksiyonların organik bileşikler üretmesine engel olmasıdır. Organik bileşikler oluşmuş olsa bile, serbest oksijen onları, oksidasyon denilen bir süreç içinde derhal parçalar.

Ancak, bilim adamları şu anda, en erken zamanlarından bu yana, Dünya'nın atmosferinde önemli miktarda oksijen bulunduğuna dâir güçlü jeolojik delilere sahiptirler. ( Carver, J. H. : Prebiotic Atmospheric Oxygen Levels, Nature 292: 136—38; Kasting, J. E.: Earth's Early Atmosphere, Science 259: 920-26. )

Meselâ, oksijenle reaksiyona girmiş birçok mineral (demirin paslanması gibi) ve bunların meydana getirdiği oksitler, canlılığın başlangıcından daha eski kayaların içinde bulunmuştur.

Dünya'nın ilk atmosferinin hidrojen açısından zengin olduğu iddiası da zayıftır. 1960'larda jeokimyacılar, Dünya'nın ilkel atmosferinin volkanlardan çıkan gazlarla meydana geldiği ve temel olarak su buharı, karbondioksit, azot ve eser miktarda da hidrojen ihtiva ettiği neticesine varmışlardır. Çünkü Dünya'nın yerçekimi hafif olan hidrojen gazını atmosferde tutmak açısından çok zayıf olduğu için, volkanik hidrojenlerin çoğunluğu uzaya kaçacaktır. Karbondioksitle ve azotla reaksiyona girecek hiçbir hidrojen olmazsa, methan ve amonyak da ilkel atmosferin temel elementlerinden biri olamaz.

Jeofizikçi Philip Abelson, Dünya üzerindeki ilk methan-amonyak atmosferine ait hiçbir delil olmadığını, aksine ise çok delil olduğunu söylemektedir. ( Abelson, P. H.: Chemical Events on the Primitive Earth. Proceedings ofthe National Academy of Sciences USA 55: 1365-1372.)

Belçikalı biyokimyacı Marcel Florkin, 1975'te; "indirgeyici ilkel atmosfer kavramından vazgeçildiğini" ve Miller-Urey deneyinin "artık jeolojik olarak yeterli olmadığının düşünüldüğünü'' duyurmuştur. ( Florkin, M. (1975): Ideas and Experimente in the Field of Prebiological Chemical Evolution. Comprehensive Biochemistry 29B: 241-242. )

Sidney Fox ve Klaus Dose, 1977 yılında, indirgeyen atmosferin "jeolojik açıdan gerçekçi gibi durmadığını çünkü serbest hidrojenin çoğunluğunun uzaya kaçıp yok olduğunu ve methan ve amonyaktan geriye kalanların da okside olduğunu gösterdiğini" kabul etmişlerdir. ( Fox, S. W. And Dose, K. (1977): Molecular Evolution and the Origin of Life, rev. ed. (New York: Marcel Dekker), 43, 74-76. )

Bu görüş jeokimyacılar arasında nerdeyse bir konsensüs meydana getirmiştir. 1995 yılında Science dergisinde Jon Cohen'in yazdığı gibi, birçok araştırmacıya göre; "İlkel atmosfer, Miller-Urey senaryosundakine hiç benzememektedir." ( Cohen, J.(1995): Novel Center Seeks to Add Spark to Origins of Life. Science 270: 1925-1926. )

Peki ya Miller-Urey deneyi daha gerçekçi olan su buharı, karbondioksit ve azot karışımı ile tekrarlansa ne olur? 1977 yılında Fox ve Dose, böyle bir karışıma kıvılcım verilmesiyle hiçbir aminoasit üretilmediğini rapor etmiş, Heinrich Holland da, 1984'te bu neticeyi tekrarlamıştır. ( Holland, H. D.(1984): The Chemical Evolution of the Atmosphere and Oceans. (Princeton: Princeton University Press), 99-100. )

Miller de kabul etmiştir ki, methan olmadığı sürece elde edilebilecek şey en fazla glysindir. John Horgan 1991 yılında bu araştırmanın durumunu Scientific American dergisi için şöyle özetlemiştir: "Karbondioksit, azot ve su buharından meydana gelen bir atmosfer, aminoasitlerin sentezine sebep olacak bir atmosfer değildir." ( Horgan, J. (1991): "In the Beginning . . .Scientific American (February): 116—126. )
Tabii ki işlerin nasıl yürüdüğünü bilmek olanaksız. Bunlar olasılıklar ve tahminlerden öteye geçemez. Neler olduğunu anlamamız çok zor.
Abiyogenezin bilimsel kanıtlanmış bir gerçek değil hayali VARSAYIM olduğunu biz söyleyince karşı çıkanlar bu yazılanları beğeniyor. :)

Neyse Yaratıcının olmadığını iddia edenlerin elinde hiçbir bilimsel ve mantıksal kanıt olmadığı, bu iddialarını dogmatik olarak savundukları bir kez daha ortaya çıktı.
 

Son konular

Üst