Yeryüzü Eczahanesi

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
11,175
Tepki puanı
806
Düşünce
Sünni
Konu Sahibi
1586351982670.png


Aspirinin kökeni söğüt ağacının kabuğu, kanser tedavisinde kullanılan Taxol’ün (etken maddesi paclitaxelin) kaynağı porsuk ağacı. Antibiyotiklerden kolesterol düşürücülere kadar birçok ilacın kaynağı doğa. Kullandığımız ilaçların birçoğunun temelinde bitkilerden elde edilen kimyasal bileşikler var. Madagaskar’da yetişen pervane çiçeğinden elde edilen vincristine ve vinblastine adlı kanser ilaçlarının bitkilerde nasıl sentezlendiklerini araştıran Michigan Eyalet Üniversitesi’nden Prof. Dean DellaPenna, “çok sayıda bitki ya doğrudan ilaç olarak kullandığımız, ya da çok az değiştirip ilaç haline getirdiğimiz bileşikler yapıyor.” diyor.


Dünya Sağlık Örgütü’nün 2019 yılında neşrettiği sağlık sistemleri için en gerekli ilaçlar listesinde bulunan vincristine ve vinblastine, bitkilerde çok rastlanan alkaloit denilen doğal kimyasal bileşiklerden. Morfin, kafein, kinin ve daha birçoğu gibi. Rubiaceae ailesinden bazı ağaç türlerinin kabuğundan elde edilen kinin, uzun yıllardan beri sıtma ilacı olarak kullanılıyor. Covid-19 semptomlarına etkisiyle bugünlerde çok gündeme gelen ve yeni araştırmalara konu olan chloroquine de, kininin yapısı temel alınarak geliştirilmiş bir sıtma ilacı. (Uzmanlar kininin yapısının chloroquinenin yapısından farklı olduğunu, ikisinin de ciddi yan etkileri olabileceğini, doktor kontrolü olmadan kullanılmamaları gerektiğini söylüyor.)

Bitkilerde ve başka canlılarda kimyasal bileşikler basamak basamak sentezleniyor. Mesela şiddetli ağrıları dindirmek için kullanılan, haşhaş bitkisinden elde edilen morfin 15-20 basamaklı karmaşık bir süreç sonunda ortaya çıkıyor. Her basamakta özel bir enzim görev alıyor. 2020’nin başında Forschungsverbund Berlin Enstitüsü’nden yapılan açıklamada, doğal bileşiklerden yararlanabilmek için kimyagerlerin önce moleküllerin yapılarını ve stereokimyalarını, yani üç boyutlu tasarımlarını belirlemeleri gerektiği dile getirildi. Aksi takdirde, kimyagerlerin molekülleri sentezleyip ilaç geliştiremeyeceği belirtiliyor.

Amerika Birleşik Devletleri'nin Ulusal Kanser Enstitüsü’nden bilim insanlarının Journal of Natural Products’da yayımlanan çalışmaları, 1981’den 2006 yılı ortasına kadar piyasaya sunulan, kritik öneme sahip ilaçların yaklaşık yüzde 70’inin doğadan geldiğini göstermişti. Ancak, doğadaki bileşiklerin kompleks olması, bazı ilaç firmalarının bu maddelerle çalışmak istememesine neden olabiliyor. Ticari ilaç üretimi için yeterli miktarda doğal etken madde elde edilemiyorsa ve keşfedilen etken madde yapay olarak da üretilemiyorsa ilaç araştırma programı sona erebiliyor. Ulusal Kanser Enstitüsü’nden Dr. David Newman, doğadaki araştırmaların çoğaltılması gerektiğini savunanlardan. Newman şöyle söylüyor: “Bir kimyager Taxol’ü görmedikçe, onu yapmaya asla akıl erdiremezdi.”

1586352386425.png


Yeni ilaçlar araştıran bilim insanları deniz canlılarını da araştırıyor. Avustralya’nın önde gelen deniz kimyası uzmanlarından Dr. Chris Battershill, en küçük deniz canlısının bile çok kompleks olduğunu belirtiyor ve şöyle diyor: “Biyosentezledikleri kimyasallar bakımından akıl almaz karmaşıklar.” Deniz süngerlerinden artrite, deri hastalıklarına karşı kullanılabilinecek kimyasallar, antibakteriyeller, antikanser maddeler gibi birçok potansiyel ilaç maddesi elde edildi. Bir etken maddenin keşfedilmesinden piyasaya sürülmesine kadar geçen süre on beş yılı bulabildiği için henüz sadece birkaç tanesi klinik deneyleri tamamlanarak piyasaya sürüldü. (Göğüs kanseri ilacı Halaven ve enflamasyon azaltıcı Inflazyme gibi.) Koni kabuklu deniz salyangozu (Conidae) türlerinin zehirleri de ilaç araştırmalarına konu oluyor. Yavaş hareket eden bu hayvanlar hızla etki eden zehirlerini enjekte ederek balıkları avlayabiliyor. Utah Üniversitesi’nden Prof. Michael McIntosh’un keşfettiği deniz salyangozu zehirindeki yüz ayrı bileşikten biri olan, balıkları felç eden kimyasalın morfinden bin kat daha kuvvetli ağrı kesici özelliği olduğu anlaşılmıştı. Uzun yıllar süren çalışmalar sonunda, bileşiğin sentetik formunun (Prialt) çok şiddetli kronik ağrıların tedavisi için kullanılması onaylandı. Prialt hastaların omuriliklerine enjekte ediliyor.

1586352574005.png


Hayvan zehirleriyle ilgili çalışmaların neticesinde, kalp krizleri için eptifibatide ve tirofiban, yüksek tansiyon için captopril, diyabet için exenadite ve daha birçok ilaç geliştirildi. Bazı zehir bileşenlerinden beyin tümörlerine, kalp yetmezliğine ve bağışıklık sistemi hastalıklarına karşı ilaç geliştirilmesi çalışmalarında da klinik deneyler aşamasına ulaşıldı. İncelenen zehirler arasında çok sayıda bileşene sahip kompleks karışımlar olan yılan zehirleri de var. Brezilya’nın muz bahçelerinde çalışırken bir tür çıngıraklı yılan tarafından sokulan işçilerin neden ani tansiyon düşmesiyle bayıldıklarının araştırılması, milyonlarca yüksek tansiyon hastasının tedavisinde kullanılan yeni bir tür ilaç sınıfını doğurmuştu. Yılan zehirinin içinden tansiyon düşürücü molekülün ayrılıp, sentetik versiyonunun yapılmasının ardından captopril adlı ilaç piyasaya sürüldü. Daha sonraki yıllarda ise, Echis carinatus türü yılanların zehirinden tirofiban ve Sistrurus miliarius türü yılanların zehirinden eptifibatide adlı kalp ilaçları geliştirildi.

Birkaç sene evvel Rice Üniversitesi, Güney Amerika çıngıraklı yılanının (Bothrops atrox) zehrinde mevcut olan batroxobin isimli maddeyi içeren jelin yaraların üstüne sürülmesiyle saniyeler içinde kanamayı durdurduğunu açıkladı. Rice Üniversitesi’nden Prof. Jeffrey Hartgerink ve meslektaşlarının ACS Biomaterials Science and Engineering adlı akademik dergide yayımlanan makalelerine göre, jel özellikle kanın pıhtılaşmasını önleyen ilaçlar kullanan hastaların ameliyatlarında çok işe yarayabilir. Malezya çıngıraklı yılanının zehirinden de kanın pıhtılaşmasını önleyen ancrod adlı bir molekül elde edildi ve felç geçiren hastaların tedavisinde kullanılabilmesi amacıyla klinik deneylere başlandı.

"Hastalara şifa veren yüce Hakîm, büyük eczanesi yeryüzünde her derde bir deva saklamış. 635 O devalar, dertleri gerektirir. Evet, Allah her derde bir derman yaratmıştır. Tedavi için ilaç almak, kullanmak meşrudur. Fakat tesiri ve şifayı Cenâb-ı Hak’tan bilmek gerekir. Dermanı O verdiği gibi, şifayı da O verir." (Risale-i Nur Külliyatı, 25. Lem’a)
 

bilgelikyolunda

☆☆☆☆☆
Üye
Mesajlar
11,175
Tepki puanı
806
Düşünce
Sünni
Konu Sahibi
"Mesela, bir eczanede çok çeşitli maddelerle dolu yüzlerce cam kavanoz bulunuyor. Onların içindeki maddelerden hayat sahibi bir macun hazırlanması istendi. Hayat veren, harika bir ilaç yapılması gerekti. Biz de geldik, eczanede o canlı macunun, hayat veren ilacın çok sayıdaki unsurlarını, maddelerini gördük. O macunların her birini inceledik. Anladık ki, o cam kavanozların hepsinden hususi bir ölçüyle, bir-iki damla bundan, üç dört damla ötekinden, altı-yedi damla başkasından ve bunun gibi çeşitli miktarlarda örnekler alınmış. Eğer birinden bir damla eksik veya fazla alınsa o macun canlı olmaz, hususiyetini kaybeder. O hayat veren ilacı da inceledik. Her bir kavanozdan hususi bir ölçüyle birer madde alınmış, zerre kadar eksik veya fazla olsa ilaçlık hususiyeti kalmaz. Elliden fazla kavanozun her birinden ayrı bir ölçüyle farklı miktarlarda maddeler alınmış.
Acaba o şişelerden alınan farklı miktarların, garip bir tesadüf veya fırtınalı bir havanın şişeleri devirmesi neticesinde bir araya gelmesine hiçbir şekilde imkân ve ihtimal var mı? Her birinden yalnızca alınan miktar kadar akması, o maddelerin toplanıp o macunu meydana getirmesi hiç mümkün mü? Acaba bundan daha hurafe, akıl dışı, bâtıl bir şey olabilir mi? Eşek katmerli bir eşekliğe girse, sonra insan olsa “Bu fikri kabul etmem!” deyip kaçacaktır. İşte bu misaldeki gibi her bir canlı, elbette hayat sahibi bir macundur ve her bir bitki, hayat veren bir ilaç gibidir. Onlar çok çeşitli ve gayet hassas bir ölçüyle alınan maddelerden yapılmıştır. Eğer sebeplere, toprak, hava, su gibi unsurlara dayandırılsa ve “Şu canlıyı sebepler yarattı.” dense, bu, aynen eczanedeki macunun şişelerin devrilmesiyle meydana geldiğini söylemek gibi, yüz derece akıldan uzak, imkânsız ve bâtıl bir iddia olur. Kısacası: Şu büyük âlem eczanesinde Hakîm-i Ezelî’nin kaza ve kader ölçüsüyle alınan, hayat için gerekli maddeler sonsuz bir hikmet, ilim ve her şeyi kuşatan bir irade ile meydana gelebilir. “Bunlar kör, sağır, sınırsız, sel gibi akan, her yerde bulunan unsurların, tabiatın ve sebeplerin işidir.” diyen bedbaht, “O hayret verici ilaç, şişelerin devrilmesiyle kendi kendine olmuştur.” diye akılsızca, saçma sapan konuşan sarhoş bir ahmaktan daha ahmaktır. Evet, bu küfür ahmakça, sarhoşça, divanece bir hezeyandır." (Risale-i Nur Külliyatı, 23. Lem’a)
 
Üst