Zürafa Anatomisindeki Akılsız Tasarım

NoTThingLosE

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
1,762
Tepki puanı
337
Düşünce
Sünni
Akılsız tasarım demek çok ahmakça ve cahilce. O hayvanın nasıl özelliklerinin olduğunu, neler yapabildiğini biliyoruz. Bir damarın uzun yoldan gitmesiyle nasıl oluyorda akılsız tasarım diyebiliyorsunuz?

Evrim evrim diyorsunuz bu hayvan yanlış mı evrilmiş o zaman? Yoksa evrim hatalar zinciri mi böyle?
 

bilgelikyolunda

Üye
Mesajlar
1,635
Tepki puanı
142
Düşünce
Sünni
Bu, Vagus sinirinin kalbe ulaştıktan sonra devam eden uzantısıdır. Vagus siniri ilk olarak beyin-sapından çıkar çıkmaz önce üst-laringeal sinire ayrılır ve dal verir. Bu sinir gırtlağın üst kısmına yukarıdan direkt ulaşır ve gırtlağın üst kısmını kontrol eder. Gırtlağın alt tarafını ise vagus sinirinin devamı olan reküran-laringeal sinir aşağı taraftan ulaşarak etkiler. (http://ift.tt/2koZsaz) Ayrıca yapılan bir çalışmada sinirin anatomik şeklinin etrafındaki yumuşak dokular tarafından korunmasını sağlayacak şekilde oluştuğu ve her iki taraftaki sinirlerin birbirlerine göre zarar görme açısından bir üstünlüğü ya da eksikliği bulunmadığı açıkça gösterilmiştir.

Embriyolojik gelişim safhaları ve büyüme dinamikleri incelendiğinde bu sinirin bir plan dahilinde böylesine özel bir yol izlediği anlaşılmaktadır.

1. Canlı embriyo aşamasında iken bir boyun yoktur; beyin, kalp ve sindirim sistemi birbirlerine yapışık durumdadır. Bu sinir ilk oluştuğunda beyin sapından hedef organlara direkt bir yol izler. Ancak anne karnında haftalar ve aylar içinde gelişmekte olan kalp ve aort aşağı doğru inerken doğal olarak Vagus sinirini de beraberlerinde aşağı çekerler. Buna bağlı olarak rekürren laringeal sinir de aşağı uzamak durumunda kalır. Ayrıca, sol Reküran-Laringeal sinirin duktus arteriozusun etrafından yani onu saracak şekilde dolanmasının, düzgün gelişmesine ve delik kalp hastalığının önlenmesine yardımcı olduğu düşünülmektedir. (Doğumdan önce, bebeklerde vücuda kan götüren ana damar olan aorta ile akciğerlere kan götüren ana damar olan pulmoner arter arasında bulunan bir kan damarıdır ve bu açıklık sıklıkla doğumdan sonra kapanır. Bunun kapanmaması delik kalp hastalığına yol açar).

2. Bu embriyolojik gelişim dört ayaklı hayvanlarda da (tetrapod) benzer şekilde yaşanır. Zürafaların boynu yaklaşık 2,4 metre uzunluktadır. Bu yüzden Vagus siniri ile beraber rekürren laringeal sinir toplam 5 metreye kadar uzamak durumunda kalır. Tek bir organa değil, pek çok doku ve organa uzanan bu sinirin canlının boyu ile orantılı uzaması oldukça doğaldır. Evrimciler bu sinirin sadece gırtlak ile bağlantısı olduğunu iddia etseler de, bu durum hem gırtlağa hem de kalbe dallar veren bir nöron hücresinin (akson) gerektiğinde metrelerce uzayabileceğini gösteren harika bir durumdur. Sağ ve sol Reküran-Laringeal Sinirler zürafalarda da tam olmaları gereken uzunlukta ve sayıda dallara sahiptir.

Açıkça görüldüğü gibi sinir dokuların ihtiyaçları unutulmadan ve atlanmadan mükemmel bir plan ve program dahilinde hiç yoktan üretilmekte ve mükemmel bir şekilde işlev görmektedir. Buna rağmen “Bu sinirin neden bu kadar uzun olduğu?’ sorusunun cevabı ise söz konusu yapıdaki mükemmelliği göstermektedir. Bu arada gırtlağın üst dokularını besleyen superior-laringeal sinir zaten vardır. Alt taraftaki gırtlak dokusunu besleyen sinir de embriyolojik safhalarla şekillenmiş, bir nöronun nasıl metrelerce uzayabileceği de gösterilmiştir.

Hangi nöronun hangi dokuya neden ulaşması gerektiği, his ve motora dair ayrı elektrik sinyallerini birbirine karışmadan, hangi mili-volt değerlerinde, nereden nereye, nasıl ve niye taşıdığı ancak her şeyi bilen bir akıl ve bilinç ile açıklanabilir. Tüm canlı bedenlerinde açık şekilde görülen bu şuur ve bilinç bizleri en güzel şekilde yaratan Allah’ın varlığının göstergelerindendir.

Tek bir proteini ya da yağ molekülünü tesadüflerle açıklayamayan Darwinist felsefenin, her canlıda en mükemmel haliyle işlemekte olan sinir sistemi hakkında söyleyecek tek bir sözü yoktur. Sinir sistemi, tesadüf değil üstün bir aklın ürünüdür. 100 milyar nöron hücresinin meydana getirdiği bu mükemmel organizasyon her şeyi bilen Allah’ın takdir edilmesi gereken muhteşem bir yaratmasıdır.
 

bilgelikyolunda

Üye
Mesajlar
1,635
Tepki puanı
142
Düşünce
Sünni
Mikroevrim tabi ki vardır ama makroevrimde ciddi çelişkiler var, örneğin:
Kuşun kanadı tam evrimleşene kadar koldaki fazlalıklar yüzünden kolun işlevselliği azalır, çünkü pençe azalmıştır. Bu yüzden evrimleşme sürecine giren canlı dezavantajlı duruma düşer, bu da doğal seleksiyonda elenmesine neden olur. Avantajlı olanın baskın olması beklenirken dezavantajlı durumdakinin baskın olduğunu iddia etmek çelişki değil mi?
D20D7F27-1EEF-4C5C-80C6-7DF8D835D89D.png
 

Entropyy22

☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
867
Tepki puanı
224
Düşünce
Ateist
Organizmaların tasarımını bir yaratıcıya atfetmekle ilgili güçlüklerden biri, canlılar dünyasına nüfuz etmiş kusurlardır.
İnsan çenesini ele alalım. Çenemizin büyüklüğüne göre çok fazla dişimiz vardır, bu yüzden yirmilik dişin çekilmesi gerekir. Bu kusur yüzünden Tanrı'yı suçlamak ister miyiz? İnsan bir mühendis daha iyisini yapabilirdi. Evrim bu kusura dair iyi bir sebep ortaya koyar. Beynin büyüklüğü atalarımızda zaman içinde artmıştır; kafatasımızın geniş bir beyne uyacak şekilde değişmesi, çenenin küçülmesine yol açmıştır, böylece yeni doğan bir bebeğin başı, annesinin doğum kanalından geçmesini engellemeyecek bir şekil almıştır.
İnsan gözünü düşünelim. Gözdeki görsel lifler birleşerek optik siniri oluşturur, bu da retinayı aşarak beyne ulaşır ve böylece kör bir nokta oluşur, bu küçük bir kusurdur, ama yine de tasarım kusurudur; ahtapotlarda ve mürekkep balıklarında bu kusur yoktur. Çünkü gözün evrimi suda başlamıştır. Tanrı ahtapotları insanlardan daha mı çok seviyordu da onların gözlerini tasarlarken bizimkinden daha fazla özen gösterdi?
Akıllı tasarım açısından daha rahatsız edici bir durum da; insanlarda fark edilen tüm hamileliklerin yaklaşık yüzde 20'si, hamileliğin ilk iki ayında kendiliğinden düşükle son bulur. Bu talihsizlik bugün dünyanın her yerinde her yıl 20 milyonu aşkın kendiliğinden kürtajla sonuçlanmaktadır. Hamilelik sürecindeki kusurlar yüzünden tanrıyı suçlamak ister miyiz? Yoksa Allah kürtaj yapanların en hayırlısı mıdır? Bu durumu tanrının beceriksizliğinden çok, evrimin sakarlığıyla açıklayabiliriz.
Organizmalar dünyası, tuhaflıkların yanı sıra zalimlik denebilecek niteliklerle de doludur. Avcıların avlarını canlıyken ısırarak parçalaması, parazitlerin işlevsel organlara zarar vermesi, bazı türlerde çiftleşme sonrası dişinin erkeği yemesi veya öldürmesi gibi zalimce davranışlar. Filozof David Hume bu sorunu özlü bir biçimde şöyle ifade etmiştir; '' Tanrı kötülüğü engellemeyi istiyor da engelleyemiyor mu? o zaman güçsüz demektir. Engelleyebilir de istemiyor mu? o zaman kötü niyetlidir. Hem engelleyebilir hem istemiyor mu? o zaman bu neden kötülüktür?''
Francisco J. Ayala - Evrim sayfa 211-212
 

Entropyy22

☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
867
Tepki puanı
224
Düşünce
Ateist
Müslümanlar Allah'ın yarattığında kusur göremezsin derler, kusurları gösterince de onlar ibret almak için derler vah vah vah biraz çirkeflik var..

kusur 2.jpg
kusur1.jpg
kusur 3.jpg
kusur4.jpg
kusur5.jpg
kusur 6.jpg
kusur 7.jpg
 

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
974
Tepki puanı
355
Düşünce
Ateist
Zürafadaki bu bulgu evrimin kesin bir kanıtı. Akılsız tasarım sözü tabii ki akıllı tasarım sözüne nazire olarak söyleniyor. Aslı yaratılış veya tasarım yok evrim var şeklinde olmalı. Yani nazire yapmadan söylesek böyle söyleyebiliriz.

Bir tür tasarlanarak yaratılmıyor, evrim sonucunda başka bir türden türüyor. Örneğin aslan ve kaplan ayrı türlerdir. Aynı türün birinin orman, birinin savana ortamında evrimleşmesiyle bir türden iki türe ayrışmışlardır. Ama türleşmelerini tam kesinleştirememişlerdir henüz. Aynı at ile eşek gibi. Bunlar da iki türe ayrışmış ama bu ayrışma tam kesinleşmemiş. Ama kurbağa ile balık kesinlikle artık iki ayrı türe ayrışmışlardır.

Evrim çok uzun sürede çok yavaş işleyen bir süreç. Türleşme üstel sayıların artışı gibi önce çok az farklı ürün verirken giderek üstel biçimde artan sayıda tür üreten bir süreç. Bunun en açıklayıcı örneği sultanı mat eden çoban hikayesi ile anlatılır. Sultan çoban matı olunca çobanın zekasına hayran olur ve dile ne dilersen der. Çoban satranç tahtasının ilk karesine bir buğday tanesi koyup sultandan ikinci kareye iki, üçüncüye dört, beşinciye sekiz ve böyle katlayarak buğday koymasını ister. Sultan çok basit bir istekte bulundun, getirin bir çuval buğday der. Fakat kısa sürede anlaşılır ki bu yerine getirilmesi olanaksız bir istektir. Çünkü son kareye o günkü değil bu günkü dünya buğday rekoltesi bile yetmez!

Bir türün on milyon yılda iki türe ayrıştığını kabul etsek, ki bu bazen daha kısa sürede gerçekleşebilir, insan ile şempanze bile sekiz milyon yılda ayrışmıştır. Sadece tek bir türün olduğunu kabul ettiğimiz 3 milyar yıl öncesinden türleşmeyi başlatırsak 3 milyarda on milyon 300 kere var. 2 üzeri 300 eder ki bu çok korkunç bir sayıdır. Bu sayıya havsala yetmez. Satrançta 64 kare var hatırlatırım. Bu kadar sayıda tür üretme potansiyeli var evrimin.

Bugün yaşayan türler bu havsalamızın almayacağı sürecin sonunda elemeden geçmiş olan türler. O yüzden böyle yaşadıkları ortama uygun tasarlanmış izlenimi veriyorlar. Yoksa tasarım filan olduğundan değil.

Bilgi notu olarak 2 üzeri 300 doksan basamaklı bir sayı eder. 2000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000 gibi. Basitleştirmek için sıfırlarla yazdım.
 

bilgelikyolunda

Üye
Mesajlar
1,635
Tepki puanı
142
Düşünce
Sünni
Beynin büyüklüğü atalarımızda zaman içinde artmıştır; kafatasımızın geniş bir beyne uyacak şekilde değişmesi, çenenin küçülmesine yol açmıştır, böylece yeni doğan bir bebeğin başı, annesinin doğum kanalından geçmesini engellemeyecek bir şekil almıştır.
İ
Yani böyle olana kadar milyonlarca yıl bebekler doğamayıp içerde mi kaldı :) Doğabilen çocuklar böyle bir ihtiyaç olduğunu nerden bildi de buna göre evrimleşti? Ya da böyle bir ihtiyaç için üreme hücrelerinde genetik değişim olması şartı nasıl meydana geldi. Üreme hücrelerindeki genler ya bizim kafa büyük oldu şu çeneyi küçültelim deyip değişmeye mi karar verdi?
Mikroevrim tabi ki vardır ama makroevrimde ciddi çelişkiler var, örneğin:
Kuşun kanadı tam evrimleşene kadar koldaki fazlalıklar yüzünden kolun işlevselliği azalır, çünkü pençe azalmıştır. Bu yüzden evrimleşme sürecine giren canlı dezavantajlı duruma düşer, bu da doğal seleksiyonda elenmesine neden olur. Avantajlı olanın baskın olması beklenirken dezavantajlı durumdakinin baskın olduğunu iddia etmek çelişki değil mi? Bu çelişkiye cevap vermeden diğer iddialarınıza geçmeyeceğim; çünkü çürüttüğüm iddialarınızı da tekrarlıyorsunuz.
 

bilgelikyolunda

Üye
Mesajlar
1,635
Tepki puanı
142
Düşünce
Sünni
Mikroevrim tabi ki vardır ama makroevrimde ciddi çelişkiler var, örneğin:
Kuşun kanadı tam evrimleşene kadar koldaki fazlalıklar yüzünden kolun işlevselliği azalır, çünkü pençe azalmıştır. Bu yüzden evrimleşme sürecine giren canlı dezavantajlı duruma düşer, bu da doğal seleksiyonda elenmesine neden olur. Avantajlı olanın baskın olması beklenirken dezavantajlı durumdakinin baskın olduğunu iddia etmek çelişki değil mi? Siz önce bu çelişkiyi izah edin
 

bilgelikyolunda

Üye
Mesajlar
1,635
Tepki puanı
142
Düşünce
Sünni
Zürafadaki bu bulgu evrimin kesin bir kanıtı. Akılsız tasarım sözü tabii ki akıllı tasarım sözüne nazire olarak söyleniyor. Aslı yaratılış veya tasarım yok evrim var şeklinde olmalı. Yani nazire yapmadan söylesek böyle söyleyebiliriz.

Bir tür tasarlanarak yaratılmıyor, evrim sonucunda başka bir türden türüyor. Örneğin aslan ve kaplan ayrı türlerdir. Aynı türün birinin orman, birinin savana ortamında evrimleşmesiyle bir türden iki türe ayrışmışlardır. Ama türleşmelerini tam kesinleştirememişlerdir henüz. Aynı at ile eşek gibi. Bunlar da iki türe ayrışmış ama bu ayrışma tam kesinleşmemiş. Ama kurbağa ile balık kesinlikle artık iki ayrı türe ayrışmışlardır.

Evrim çok uzun sürede çok yavaş işleyen bir süreç. Türleşme üstel sayıların artışı gibi önce çok az farklı ürün verirken giderek üstel biçimde artan sayıda tür üreten bir süreç. Bunun en açıklayıcı örneği sultanı mat eden çoban hikayesi ile anlatılır. Sultan çoban matı olunca çobanın zekasına hayran olur ve dile ne dilersen der. Çoban satranç tahtasının ilk karesine bir buğday tanesi koyup sultandan ikinci kareye iki, üçüncüye dört, beşinciye sekiz ve böyle katlayarak buğday koymasını ister. Sultan çok basit bir istekte bulundun, getirin bir çuval buğday der. Fakat kısa sürede anlaşılır ki bu yerine getirilmesi olanaksız bir istektir. Çünkü son kareye o günkü değil bu günkü dünya buğday rekoltesi bile yetmez!

Bir türün on milyon yılda iki türe ayrıştığını kabul etsek, ki bu bazen daha kısa sürede gerçekleşebilir, insan ile şempanze bile sekiz milyon yılda ayrışmıştır. Sadece tek bir türün olduğunu kabul ettiğimiz 3 milyar yıl öncesinden türleşmeyi başlatırsak 3 milyarda on milyon 300 kere var. 2 üzeri 300 eder ki bu çok korkunç bir sayıdır. Bu sayıya havsala yetmez. Satrançta 64 kare var hatırlatırım. Bu kadar sayıda tür üretme potansiyeli var evrimin.

Bugün yaşayan türler bu havsalamızın almayacağı sürecin sonunda elemeden geçmiş olan türler. O yüzden böyle yaşadıkları ortama uygun tasarlanmış izlenimi veriyorlar. Yoksa tasarım filan olduğundan değil.

Bilgi notu olarak 2 üzeri 300 doksan basamaklı bir sayı eder. 2000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000 gibi. Basitleştirmek için sıfırlarla yazdım.
Mikroevrim tabi ki vardır ama makroevrimde ciddi çelişkiler var, örneğin:
Kuşun kanadı tam evrimleşene kadar koldaki fazlalıklar yüzünden kolun işlevselliği azalır, çünkü pençe azalmıştır. Bu yüzden evrimleşme sürecine giren canlı dezavantajlı duruma düşer, bu da doğal seleksiyonda elenmesine neden olur. Avantajlı olanın baskın olması beklenirken dezavantajlı durumdakinin baskın olduğunu iddia etmek çelişki değil mi? Bu çelişkiye halen cevap veremediniz
 

Burcuva

☆☆☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
974
Tepki puanı
355
Düşünce
Ateist
Yine mi bu bayatı çıkmış soru? Bilader sende unutkanlık olmasın? Bunu bir kez daha sorduğuna ben inanamıyorum, sen inanabiliyor musun? Yeter artık, CD takıldıysa git CD çaları değiştirt!
 

bilgelikyolunda

Üye
Mesajlar
1,635
Tepki puanı
142
Düşünce
Sünni
Yine mi bu bayatı çıkmış soru? Bilader sende unutkanlık olmasın? Bunu bir kez daha sorduğuna ben inanamıyorum, sen inanabiliyor musun? Yeter artık, CD takıldıysa git CD çaları değiştirt!
Diğer pençeli hayvanlar da koşarken dengesini sağlayabiliyor. Dengesini sağlayabilen iki canlı var. Bunlardan birinin oldukça güçlü pençeleri varken diğerinin pençeleri kanada dönüşmeye başlamış. Bu durumda kanada dönüşmeye başlayan canlı dezavantajlı duruma düşer. Evet çelişki halen devam ediyor. Buyrun karşı argümanınızı sunun ya da medeni insanlar gibi yanıldığınızı kabul edin
 

Entropyy22

☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
867
Tepki puanı
224
Düşünce
Ateist
Yani böyle olana kadar milyonlarca yıl bebekler doğamayıp içerde mi kaldı :) Doğabilen çocuklar böyle bir ihtiyaç olduğunu nerden bildi de buna göre evrimleşti? Ya da böyle bir ihtiyaç için üreme hücrelerinde genetik değişim olması şartı nasıl meydana geldi. Üreme hücrelerindeki genler ya bizim kafa büyük oldu şu çeneyi küçültelim deyip değişmeye mi karar verdi?
Yaw arkadaş sen ne boş adamsın bunu nasıl çıkardın o yazıdan "fransisco j. ayala, ırvine, california üniversitesi'nde biyoloji ve felsefe profesörü.

Sen bu adamı bitirdin tebrik ederim evrim çürüdü nobeli hakettin. Adnan oktardan daha iyi yapıyorsun bu işi.

Bu arada makroevrim ile ilgili sana bilimsel makale atttım git oku. Bu temcid pilavı gibi ısıtıp getirdiğin sorunun cevabını orda bulursun.
 

bilgelikyolunda

Üye
Mesajlar
1,635
Tepki puanı
142
Düşünce
Sünni
Yaw arkadaş sen ne boş adamsın bunu nasıl çıkardın o yazıdan "fransisco j. ayala, ırvine, california üniversitesi'nde biyoloji ve felsefe profesörü.

Sen bu adamı bitirdin tebrik ederim evrim çürüdü nobeli hakettin. Adnan oktardan daha iyi yapıyorsun bu işi.

Bu arada makroevrim ile ilgili sana bilimsel makale atttım git oku. Bu temcid pilavı gibi ısıtıp getirdiğin sorunun cevabını orda bulursun.
Niye cevabı makaleye atıyorsunuz, buraya yazın herkes görsün. Profesörün söylediği akıl ve bilime aykırıysa dağdaki çobanın akıl ve bilime uygun söylediği tercih edilir. Evet çelişki ortada buyrun karşı argümanınızı sunun. Karşı argümanınız ama evrimi falan kişi savunuyor gibi akıl ve bilimsellikten uzak olmasın. Karşı argümanınız varsa buyrun aksi takdirde medeni insanlar gibi yanıldığınızı kabul edin
 

Entropyy22

☆☆☆
Genel Kurul Üyesi
Mesajlar
867
Tepki puanı
224
Düşünce
Ateist
Niye cevabı makaleye atıyorsunuz, buraya yazın herkes görsün. Profesörün söylediği akıl ve bilime aykırıysa dağdaki çobanın akıl ve bilime uygun söylediği tercih edilir. Evet çelişki ortada buyrun karşı argümanınızı sunun. Karşı argümanınız ama evrimi falan kişi savunuyor gibi akıl ve bilimsellikten uzak olmasın. Karşı argümanınız varsa buyrun aksi takdirde medeni insanlar gibi yanıldığınızı kabul edin
Sen ve çobanın bilimi ne kadar biliyorsunuzda prof. bilime ve akla aykırı söylüyor diyorsun. Cin şeytan melek diyorsun akıl ve bilim diyorsun hiç utanmıyorsun dimi. Hem gideceksin akıl dışı dogmalarından bahsedeceksin sonra çıkıp bilim akla uygun olacak deyip ukalalık yapacaksın.

Bizde bu kafaya evrim anlatacağız öylemi makaleyi bir daha atıyorum ister oku ister okuma keyfin bilir. Ama ukalalık yapma.


https://www.pnas.org/content/109/5/1595
 

bilgelikyolunda

Üye
Mesajlar
1,635
Tepki puanı
142
Düşünce
Sünni
Sen ve çobanın bilimi ne kadar biliyorsunuzda prof. bilime ve akla aykırı söylüyor diyorsun. Cin şeytan melek diyorsun akıl ve bilim diyorsun hiç utanmıyorsun dimi. Hem gideceksin akıl dışı dogmalarından bahsedeceksin sonra çıkıp bilim akla uygun olacak deyip ukalalık yapacaksın.

Bizde bu kafaya evrim anlatacağız öylemi makaleyi bir daha atıyorum ister oku ister okuma keyfin bilir. Ama ukalalık yapma.


https://www.pnas.org/content/109/5/1595
Makalede çelişkinin cevabı yok. Ya çelişkinin cevabını buraya yazın herkes görsün ya da medeni insanlar gibi yanıldığınızı kabul edin
 
Üst